Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.161
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61440


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Bismillahirrahmanirrahim;



    • Derslerimize herkes katılabilir.
    • Soru sorabilir veya sorulan sorulara cevap verebilir.
    • Ders anlayışımız; "biz biliyoruz, öğretiyoruz" değil, "anladığımızı paylaşıyoruz." şeklindedir.
    • Açıklamalı dersler, birkaç yöneticinin kendi tekelinde gibi algılanmamalı.
    • Yöneticiler derslerin sadece takibini ve seri olarak açma vazifelerini üstlenmekteler.
    • Bunun dışında dersin gidişatı herkese açıktır.
    • Bundan dolayı bütün kardeşlerimizin derslere iştirak etmelerini arzu ediyoruz.





    Bilgi
    DÖRDÜNCÜ NÜKTE

    Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecede 1 büyütülmüş bir meseleye kısaca bir işaret edeceğiz. Mesele şudur:

    Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: “Hazret-i Ali Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür.Hazret-i Sıddık daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti.”2

    Şîalar derler ki: “Hak Hazret-i Ali’nin (r.a.) idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan enefdal Hazret-i Ali’dir (r.a.).” Dâvâlarına getirdikleri delillerin hülâsası: Derler ki,Hazret-i Ali (r.a.) hakkında vârid ehâdis-i Nebeviye3 ve Hazret-i Ali’nin (r.a.) “Şah-ı Velâyet” ünvanıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyanın ve tariklerin mercii ve ilim veşecaat ve ibadette harikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdalodur. Daima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasp edildi.

    Elcevap: Hazret-i Ali (r.a.) mükerreren, kendi ikrarı4 ve yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onların şeyhülislâmlığı makamında bulunması, Şîaların bu dâvâlarını cerh ediyor. Hem hulefâ-i selâsenin zaman-ı hilâfetlerinde fütuhat-ı İslâmiye ve mücahede-i a’dâ hadiseleri ve Hazret-i Ali’nin zamanındaki vakıalar, yine hilâfet-i İslâmiye noktasında Şîaların dâvâlarını cerh ediyor. Demek Ehl-i Sünnet ve Cemaatin dâvâsı haktır.

    Eğer denilse: Şîa ikidir. Biri Şîa-i Velâyettir, diğeri Şîa-i Hilâfettir. Haydi, bu ikinci kısım, garaz ve siyaset karıştırmasıyla haksız olsun. Fakat birinci kısımda garaz ve siyaset yok. Halbuki Şîa-i Velâyet, Şîa-i Hilâfete iltihak etmiş. Yani, ehl-i turuktaki evliyanın bir kısmı Hazret-i Ali’yi efdal görüyorlar, siyaset cihetinde olan Şîa-i Hilâfetin dâvâlarını tasdik ediyorlar.

    Elcevap: Hazret-i Ali’ye (r.a.) iki cihetle bakılmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsini temsil ettiği noktasındandır. Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir nevi mahiyetini gösteriyor.

    İşte, birinci nokta itibarıyla, Hazret-i Ali (r.a.) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’i (r.a.) takdim ediyorlar.5 Hizmet-i İslâmiyette ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler.

    İkinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte, Hazret-i Ali hakkında fevkalâde senâkârâne ehâdis-i Nebeviye6 bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (r.a.) neslidir.”7

    Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsı hakkında sair hulefâdan ziyade senâkârâne ehâdisin kesretle intişarının sırrı şudur ki: Emevîler ve Haricîler ona haksız hücum ve tenkis ettiklerine mukabil, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkında rivâyâtı çok neşrettiler. Sair Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmadıkları için, onlar hakkındaki ehâdisin intişarına ihtiyaç görülmedi.

    Hem istikbalde Hazret-i Ali (r.a.) elîm hâdisâta ve dahilî fitnelere maruz kalacağını nazar-ı nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali’yi (r.a.) meyusiyetten ve ümmetini onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için, 8 مَنْ كُنْتُ مَوْلاَهُ فَعَلِىٌّ مَوْلاَهُ gibi mühim hadislerle Ali’yi (r.a.) teselli ve ümmeti irşad etmiştir.

    Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı Şîa-i Velâyetin ifratkârâne muhabbetleri ve tarikat cihetinden gelen tafdilleri, kendilerini Şîa-i Hilâfet derecesinde mes’ul etmez. Çünkü,ehl-i velâyet, meslek itibarıyla, muhabbetle mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe’ni ifrattır.9 Mahbubunu makamından fazla görmek arzu ediyor. Ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşkınlıklarında ehl-i hal mâzur olabilirler. Fakat onların muhabbetten gelen tafdili, Hulefâ-i Râşidînin zemmine ve adâvetine gitmemek şartıyla ve usul-ü İslâmiyenin haricine çıkmamak kaydıyla mâzur olabilirler.

    Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar. Hattâ, 10 لاَ لِحُبِّ عَلِىٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer’in (r.a.) eliyle İran milliyeti ceriha aldığı için,11 intikamlarını hubb-u Ali suretinde gösterdikleri gibi, Amr ibnü’l-Âs’ın Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı hurucu ve Ömer ibni Sa’d’ın Hazret-i Hüseyin’e (r.a.) karşı feci muharebesi,12 Ömer ismine karşı şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.

    Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şîa-i Velâyetin hakkı yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkit etsin. Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. Fakat hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten13 çekiniyorlar. Hadisçe Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîası hakkındaki senâ-yı Nebevî,14 Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir.Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nesârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş.15

    Şîa-i Velâyet eğer dese ki: “Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık’ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor.”

    Elcevap: Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) şahsî kemâlâtıyla ve veraset-i nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilâfetteki kemâlâtıyla beraber bir mizanın kefesine; Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsî kemâlât-ı harikasıyla, hilâfet zamanındaki dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık’ın (r.a.) veyahut Fâruk’un (r.a.) veyahut Zinnureyn’in (r.a.) kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş.

    Hem, On İkinci ve Yirmi Dördüncü Sözlerde ispat edildiği gibi, nübüvvet, velâyete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki, nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velâyetin cilvesine müreccahtır. Bu nokta-i nazardan, Hazret-i Sıddık-ı Ekberin (r.a.) ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) veraset-i nübüvvet ve tesis‑i ahkâm-ı risalet noktasında16 hisseleri taraf-ı İlâhîden ziyade verildiğine, hilâfetleri zamanlarındaki muvaffakiyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemaate delil olmuş. Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı şahsiyesi, o veraset-i nübüvvetten gelen o ziyade hisseyi hükümde niskat edemediği için, Hazret-i Ali (r.a.), Şeyheyn-i Mükerremeynin zaman-ı hilâfetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali’yi (r.a.) seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali’nin (r.a.) sevdiği ve ciddî hürmet ettiği Şeyheyni nasıl sevmesin ve hürmet etmesin?

    Bu hakikati bir misalle izah edelim: Meselâ, gayet zengin bir zâtın irsiyetinden, evlâtlarının birine yirmi batman gümüş ile dört batman altın veriliyor. Diğerine beş batman gümüş ile beş batman altın veriliyor. Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman altın verilse, elbette âhirdeki ikisi çendan kemiyeten az alıyorlar, fakat keyfiyeten ziyade alıyorlar. İşte, bu misal gibi, Şeyheynin veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye altınından hisselerinin az bir fazlalığı, kemâlât-ı şahsiye ve velâyet cevherinden neş’et eden kurbiyet-i İlâhiyenin ve kemâlât-ı velâyetin ve kurbiyetin çoğuna galip gelir. Muvazenede bu noktaları nazara almak gerektir.17 Yoksa, şahsî şecaati ve ilmi ve velâyeti noktasında birbiriyle muvazene edilse, hakikatin sureti değişir.

    Hem Hazret-i Ali’nin (r.a.) zâtında temessül eden şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i mâneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) noktasında muvazene edilmez. Çünkü orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın sırr-ı azîmi var.

    Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı mahcubiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali’yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a.) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.”18 Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullah” ünvanını kazanan19 ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali(r.a.) teberrî eder.

    İşte, ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmez, sû‑i ahlâk ile itham etmez, öyle bir harika-i şecaate korkaklık isnad etmez ve derler ki: “Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Râşidîni hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki, onları haklı ve râcih gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş.”20

    Elhasıl: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, hadd-i vasattır ki,21 Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi altına Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyaset meftunları ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkit ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından, Alevîler Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar. Halbuki, Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas-ı mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmiyor, belki aksini ispat ediyorlar. Haricîlerin ve mülhidlerin tarafından gelen böyle fikirlerle Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali’nin (r.a.) taraftarıdırlar. Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali’yi (r.a.) lâyık olduğu senâ ile zikrediyorlar. Hususan, ekseriyet-i mutlaka ile Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, onu mürşid ve Şah-ı Velâyet biliyorlar.22 Alevîler, hem Alevîlerin, hem Ehl-i Sünnetin adâvetine istihkak kesb eden Haricîleri ve mülhidleri bırakıp ehl-i hakka karşı cephe almamalıdırlar. Hattâ bir kısım Alevîler, Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk ediyorlar. Her ne ise, bu meselede fazla söyledik; çünkü ulemanın beyninde ziyade medar-ı bahs olmuştur.

    Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.



    Dipnot-1
    bk. et-Teftazânî, Şerhü’l-Akâid (Terc: Süleyman Uludağ) s.321.
    Dipnot-2 bk. Ahmed İbni Hanbel, el-Âkîde: 1:123; İbni Ebi’l-İzz, Şerhu Akîdeti’t-Tahâviyye: 1:545, 548.
    Dipnot-3 Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 1:84, 118, 4:281.
    Dipnot-4 bk. Buhârî, Fezâilü Ashâb: 5; Ebû Dâvud, Sünne: 7; Müsned: 1:106.
    Dipnot-5 bk. el-Gazâlî, Kavâidü’l-Akâid: 1:228; el-Kelâbâzî, et-Taarruf li Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf: 1:57.
    Dipnot-6 Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 1:84, 118, 4:281.
    Dipnot-7 Taberânî, el-Mecmeu’l-Kebîr, no: 2630; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10:333; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, c.2, s. 223, no: 1717.
    Dipnot-8 “Ben kimin efendisiysem, Ali de onun efendisidir.” Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 1:84, 118, 119, 152, 331, 4:281, 368, 370, 382, 5:347, 366, 419; el-Kettânî, Nazmu’l-Mütenâsir fi’l-Ehâdîsi’l-Mütevâtir, s. 24; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 6:218; İbni Hibbân, Sahih, 9:42; Hâkim, el-Müstedrek, 2:130, 3:134.
    Dipnot-9 Ebû Dâvud, Edeb: 113; Müsned: 5:194, 6:450.
    Dipnot-10 Sebep, Hz. Ali’ye duyulan sevgi değil; Hz. Ömer’e duyulan kindir.
    Dipnot-11 bk. İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 6:12, 21; et-Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk: 3:283, 289.
    Dipnot-12 bk. et-Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk: 3:298; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye: 8:193.
    Dipnot-13 Müsned: 1:160; Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ: 5:137; el-Hâkim, el-Müstedrek: 3:132.
    Dipnot-14 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsad: 6:354, 355, 7:343.
    Dipnot-15 Buharî, Tarihü’l-Kebîr, 2:1:257; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, no: 1087, 1221, 1222; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:133; İbnü’l-Cevzî, el-İleli’l-Mütenâhiye, 1:223.
    Dipnot-16 bk. Buhârî, Fezâilü Ashâb: 6; Müslim, Fazâilü’s-Sahâbe: 15-16; Tirmizî, Rüya: 9.
    Dipnot-17 bk. Tirmizî, Rüya: 10; Ebû Dâvud, Sünnet: 8; Müsned: 5:44, 50.
    Dipnot-18 bk. er-Râzî, İ’tikâdâtü Firâki’l-Müslimîn ve’l-Müşrikîn: 1:60, 61: İbni Teymiyye, Minhâcü’s-Sünne: 6:320.
    Dipnot-19 bk. Ahmed bin Abdullah et-Taberî, er-Riyadu’n-Nâdıra: 1:245, Zehâiru’l-Ukbâ: 1:92.
    Dipnot-20 bk. İbni Ebi’l-Hadîd, Şerhu Nehci’l-Belâğa, 1:130-132.
    Dipnot-21 bk. el-Beyhâkî, Şuabü’l-Îmân: 3:402, 5:261; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 1:470.
    Dipnot-22 bk. İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât: 1:134 (251. Mektup).



    Dikkat

    Soru 1: Akaid-i imaniye ve esasat-ı imaniye ne demektir?

    Soru 2: Ehli sünnet ve cemaat nedemektir? Şia nedemektir?

    Soru 3: Akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye olmaması gereken ancak konu edilecek derecede ehemmiyet verilerek büyütülmüş olan mesele nedir? Bu meseleyi ehli sünnet ve cemaat nasıl izah ediyor? Şialar nasıl izah ediyor ve delilleri nelerdir?

    Soru 4: Hz. Ali r.a. sözleri ve davranışları şiaların delillerini nasıl çürütüyor?

    Soru 5: Şîa-i Velâyet ve Şîa-i Hilâfet ne demektir?

    Soru 6: Siyaset ve Garaz islam akaidinde yeri nedir? Sakıncaları nelerdir?

    Soru 7: Hz. Ali r.a.'a bakılması gereken iki cihet nedir? Ustad Bediüzzaman neden iki cihetle bakılması gerekir diyor?

    Soru 8: Hz. Ali r.a.'ın diğer halifelerden daha çok öne çıkarılmasındaki asıl sebeb nedir?

    Soru 9: "Muhabbetin şe’ni ifrattır" ve "ifrat-ı muhabbet" sözünü nasıl anlayabiliriz? Sakıncaları var mıdır?

    Soru 10: Şia-i Hilafetin Ömer ismine karşı şiddetli garaz ve adavetinin sebebi nedir? Haklılar mı?

    Soru 11: Şia-i Velayet neden Ehli Sünnet ve Cemaati tenkid edemez?

    Soru 12: “Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık’ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor.” iddiası doğrumudur?

    Soru 13: Hz. Ali r.a. ve hulefâ-i selâsenin muvazenesinde dikkat edilmesi gereken hususları açıklar mısınız?

    Soru 14: Birbirine çok zıt olan muhabbet ve tenkis konusunda Şia-i Hilafet Hz. Ali r.a. ifratkarane muhabbetleri olmasına rağmen Hz. Ali r.a.'ın teberri olduğu hangi konuda Hz. Ali r.a.'ı tenkis ve riyakar ve su-i ahlak ile itham ediyorlar?

    Soru 15: İfrat ve Tefrit nedir izah eder misiniz? İstikamet olan hadd-i vasat nedir?

    Soru 16: Ehli Sünnet ile Alevileri anlaşmazlığa düşüren kimlerdir? Ehli Sünnete ait sanılan Hz. Ali r.a.'ı tenkid eden fikirler nelerdir?

    Soru 17: Diğer inadi meselelere kıyas edecek olursak : Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk etmenin faydası var mıdır? Zararı nelerdir?

    Benzer Konular
    Risale-i Nur Soru Cevap 23 : Dördüncü Lem'a (Üçüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 23 : Dördüncü Lem'a (Üçüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim; Derslerimize herkes katılabilir. Soru sorabilir veya sorulan sorulara cevap verebilir. Ders anlayışımız; "biz biliyoruz, öğretiyoruz" değil, "anladığımızı paylaşıyoruz.&q
    Risale-i Nur Soru Cevap 21 : Dördüncü Lem'a (Birinci Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 21 : Dördüncü Lem'a (Birinci Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Beraber anlamak ümidiyle.. Dördüncü Lem’a “Minhâcü’s-Sünne” bu risaleye lâyık görülmüştür.
    Risale-i Nur Soru Cevap 22 : Dördüncü Lem'a (İkinci Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 22 : Dördüncü Lem'a (İkinci Bölüm) İKİNCİ NÜKTE Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küllî ve umumî vazife-i nübüvvet içinde bazı hususî, cüz’î maddelere karşı azîm bir şefkat göstermiştir. Zâhir hale göre o azîm şefkati o hususî, cüz’
    Risale-i Nur Soru Cevap 20 : Üçüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 20 : Üçüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Beraber anlamak ümidiyle kardeşlerimiz çekinmeden istifadelerini paylaşabilirler.. Anlaşılmayan hususlar sorulabilir. Madem her insan gayet şiddetli bir surette uzun bir ömür ister, bekàya
    Risale-i Nur Soru Cevap 14 : İkinci Lem'a (Dördüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 14 : İkinci Lem'a (Dördüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Kaldığımız yerden devam ediyoruz.. DÖRDÜNCÜ NÜKTE Yirmi Birinci Sözün Birinci Makamında beyan edildiği gibi, Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa, h
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 1: Akaid-i imaniye ve esasat-ı imaniye ne demektir?

    Cevap 1: Akaid-i imaniye, imanın altı şartı demektir.
    Esasat-ı imaniye ise imanın esasları yani temeli demektir.

    Doğru mu?
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 2: Ehli sünnet ve cemaat ne demektir? Şia ne demektir?

    Cevap 2: Ehli sünnet ve cemaat peygamber efendimizin sünnetlerine tam ittiba eden ve halifelerin hepsine tabii olanlardır.

    Şia ise Hazreti Aliy'e taraftar olan ve Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman'dan önce Hazreti Ali'nin halife olması gerektiğini ve Hazreti Alinin bu konuda hakkının yendiğini savunanlardır.

    Doğru mu?
    Yazar : Risale Forum
    Konu Nebizade tarafından (02-07-2013 Saat 14:59 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 3: Akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye olmaması gereken ancak konu edilecek derecede ehemmiyet verilerek büyütülmüş olan mesele nedir? Bu meseleyi ehli sünnet ve cemaat nasıl izah ediyor? Şialar nasıl izah ediyor ve delilleri nelerdir?

    Cevap 3: Akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye olmaması gereken ancak konu edilecek derecede ehemmiyet verilerek büyütülmüş olan mesele; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın hilafetlerinin Şialara göre haksız olması ve Hz. Ali'nin hepsinden önce Halife olması gerektiğidir.
    Bu meseleyi şialar şu şekilde açıklıyor; “Hak Hazret-i Ali’nin (r.a.) idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan enefdal Hazret-i Ali’dir (r.a.).” Dâvâlarına getirdikleri delillerin hülâsası: Derler ki,Hazret-i Ali (r.a.) hakkında vârid ehâdis-i Nebeviye3 ve Hazret-i Ali’nin (r.a.) “Şah-ı Velâyet” ünvanıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyanın ve tariklerin mercii ve ilim veşecaat ve ibadette harikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdalodur. Daima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasp edildi.

    Bu meseleyi ehli sünnet şu şekilde açıklıyor; Hazret-i Ali’yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a.) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.” Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullah” ünvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali(r.a.) teberrî eder.

    Doğru mu?
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 4: Hz. Ali r.a. sözleri ve davranışları şiaların delillerini nasıl çürütüyor?

    Cevap 4: Hazret-i Ali’yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a.) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.” Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullah” ünvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali(r.a.) teberrî eder.
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 5: Şîa-i Velâyet ve Şîa-i Hilâfet ne demektir?

    Cevap 5: Şîa-i Velâyet; Hazreti Ali'nin şahsi kemalatlarına ve Ehl-i Beytin temsilcisi olması hasebiyle muhabbet edenlerdir.

    Şîa-i Hilâfet; Hazreti Ali'den önceki Halifelere garaz beslemekten dolayı olan muhabbettir ve batıldır.
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 6: Siyaset ve Garaz islam akaidinde yeri nedir? Sakıncaları nelerdir?

    Cevap 6: Siyaset taraftarlık gerektirir; siyaset muhailifinin elinde bir hak görse muhalifinin elinde olduğu için siyaseten ve garazdan dolayı kabul etmez Üstadımızın demesiyle; Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar. Hattâ, لاَ لِحُبِّ عَلِىٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer’in (r.a.) eliyle İran milliyeti ceriha aldığı için, intikamlarını hubb-u Ali suretinde gösterdikleri gibi, Amr ibnü’l-Âs’ın Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı hurucu ve Ömer ibni Sa’d’ın Hazret-i Hüseyin’e (r.a.) karşı feci muharebesi, Ömer ismine karşı şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 5850


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 1: Akaid-i imaniye ve esasat-ı imaniye ne demektir?
    Akaid-i imaniye ve esasat-ı imaniye aynı şeyler gibi görünebilir lakin esasat-ı imaniye imanın altı şartıdır ancak akaid-i imaniye daha geniştir. Akaid-i imaniye imana dair meseleleri konu alan bir ilimdir. Esasat-ı imaniye meselelerini açıkladığı gibi diğer imani meseleleri ve şubelerinide izah etmektedir.

    Soru 2: Ehli sünnet ve cemaat nedemektir? Şia nedemektir?
    Ehli sünnet vel cemaat; Peygamber efendimiz a.s.v hazretlerinin bütün hadis ve sünnetleri ışığı altında aydınlanan cemaati islamiyedir.

    Şia: Halk arasında şii ve şiilik olarak bilinir. Asıl ilk ortaya çıkışında ehli sünnet vel cemaat olan şiilik zaman ile ifrat ve tefride girerek. Ehl Sünnet vel cemaatin kaidelerinden ayrılarak Hz. Ali r.a. ve ehlibeyt çatısı altında kendilerini muhafaza ve müdafaa etmektedirler.

    Soru 3: Akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye olmaması gereken ancak konu edilecek derecede ehemmiyet verilerek büyütülmüş olan mesele nedir? Bu meseleyi ehli sünnet ve cemaat nasıl izah ediyor? Şialar nasıl izah ediyor ve delilleri nelerdir?
    Ustad Bediüzzaman r.a. malayani ve fuzuli bilgilerden ziyade bu bilgileri süzerek asıllarını ve menbaılarına inerek o meselelerde bilinmesi gereken hususları ifade ederek manen bizim bu meselede bunu bilmemiz yeterlidir, bunun dışında daha fazla bilgi hammalığa girer demektedir. Ve ancak imani meseleleri Risale-i Nur eserlerinde konu aldığından bu meselenin de o kadar çok konuşulmasından ve hatta akaid kitaplarına yer verilmesinden dolayı bu meseleyi izah etmenin hali zaman ve istikbaldeki şia ve ehli sünnete cevap vermiş olmaktadır.

    ehli sünnet ve cemaat diyor ki:

    Bildiğiniz gibi Peygamber efendimizin a.s.v kısa bir süre hastalığının akabinde ahirete intikal ettiği zaman ki islam alemi büyük bir burhana girmiş tabiri caizse aklını kaybetmiş hadiseye tamamen hissiyatları ile yaklaşmakta idi. Hz. Ali r.a. derin bir üzüntü içinde peygamber efendimizin a.s.v defin işleri meşgul ve hz. ömer r.a. ise bu meseleyi kabul edemiyordu. Aralarında bir tek Hz. Ebu Bekir r.a.'ın aklı başında idi ve islam alemine ilk uyandırıcı iğneyide o yapmıştır. O günü bir hatırlayalım :

    Hz. Ebubekir şöyle hitap etmişti: "Şehadet ederim ki, Allah birdir, O'ndan başka ilah yoktur, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve rasülüdür. Yine şehadet ederim ki, Kitap (Kur'an) nazil olduğu, din meşru kılındığı, Hadîs iradedildiği, söz söylendiği gibi mahfuzdur. Allah, apaçık bir hakikattır," sonra da şöyle dedi: Ey nâs! Muhammed'e kulluk eden var idiyse bilsin ki: Muhammed muhakkak ölmüştür; Allah'a tapanlara gelince, şüphesiz Allah diridir, ebediyyen bâkidir." Devamla şu manadaki ayetleri okudu:


    "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde
    geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiç bir ziyan veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.” Ve devam etti: "Allahu Teâlâ işini, size vasiyet etmiştir, onda ümitsizlik ve sabırsızlığa düşmeyiniz. Şüphesiz Allah, sizin yanınızdaki ve kendi yanındaki şeyleri Nebisi için seçmiştir. Onu, yarlığamasına çekip almış, Kitabını ve nebisinin sünnetini sizde bırakmıştır. Bu ikisine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan kimseler olunuz. Şeytan, Peygamberimizin ölümü sebebiyle sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanı aciz bırakacağınız şeyde, ondan acele davranınız. Size ulaşmasına fırsat vermeyiniz."

    Bu hadisenin akabinde Hz. Ebu Bekir r.a.'a ilk biatı Hz. Ömer r.a. yapmıştır. Ve akabinde Hz. Ali r.a. biat etmiştir ve Hz. Ebu Bekir r.a. ilk halife olmasına ümmeti muhammed içinde bir kişi dahi olsa ihtilafa düşmemiştir.

    Buharide rivayet edilen bir hadis-i şerifde: Peygamber efendimiz a.s.v hasta iken Hz. Ali r.a. yanına gelir. O esnada Hz. Abbas r.a. hz ali r.a elinden tutarak, Ben Abdulmuttaliboğullarının ölürken aldığı hali biliyorum vallahi üç güne kalmaz Resulullah a.s.v hastalığından vefat edeceğini görüyorum. Gel resulullah'a s.a.v gidip kendisinden sonra hilafetin kimde kalacağını soralım. Bizde kalacaksa bilmiş oluruz. Başkasından kalacaksa kendisiyle konuşuruz bizi tavsiye eder. demekte. Hz Ali r.a. Eğer biz onu sorarsa bunun üzerine hilafeti bize yasaklasa, halk ondan sonra onu asla bize vermez. Vallahi ben böyle birşey soramam demektedir.

    Şialar ise :

    Halifelik Hz. Ali r.a. hakkı onun velayetinin hepsinden daha üstün olduğunu bildirmekle beraber Hz. Ebu Bekir r.a. ve Hz. Ömer r.a. ve Hz. Osman r.a.'ın halifeliği Hz. Ali r.a. vermediklerini ondan gasb ettiklerini ileri sürmektedirler. Davalarına getirdikleri burhanlar ise Hz. Ali r.a.'ın velayeti ve Hz. Resulullah'ın Onun hakkında beyan ettiği sözleridir..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Nereden Yer
    Çorlu/Tekirdağ
    Mesajlar Mesajlar
    15
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 20 + 280


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 9: "Muhabbetin şe’ni ifrattır" ve "ifrat-ı muhabbet" sözünü nasıl anlayabiliriz? Sakıncaları var mıdır?

    Cevap 9: Muhabbet ifratı yani aşırılığı ister. İnsan muhabbet ettiği insanı kendi gözünde büyütür ve kendi gözünde büyüttüğüne muhabbet duyar. Şeyh uçmaz mürit uçurur diye boşuna dememiş atalarımız dimi.

    Sakıncaları olup olmadığına da gelince üstadımızdan da aldığımız derse binaen; ne ifrat etmeliyiz, nede tefrit, en iyisi vasattır yani sıratı müstakimdir. Olmayan özellikleri muhabbet ettiğimiz kişide varmış gibi düşünüp muhabbetimizi o olmayan hasiyet üzerine bina etmemiz temeli zayıf bir muhabbete sebep olur. O özelliğin muhabbet edilende yani mahbupta olmadığını gören muhabbet edenin muhabbeti gider belki de adavete dahi sebep olabilir...
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2013
    Mesajlar Mesajlar
    5
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 18 + 60


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    bunu paylaşmam yanlış mı değil mi bilmiyorum.. yanlışssa uyarırsınız sevgili din kardeşlerim.. ama faydalı olacağını düşündüm
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222