Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/2 İlkİlk 12
19 sonuçtan 11 ile 19 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 5850


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 7: Hz. Ali r.a.'a bakılması gereken iki cihet nedir? Ustad Bediüzzaman neden iki cihetle bakılması gerekir diyor?

    Nasıl ki bir ülkede bir padişah var. Bu padişaha iki pencereden bakılabilir; birincisi o ülkenin yöneticisi olma sıfatıyla, ikincisi ferd olarak. işte öylede Bediüzzaman r.a. Hz. Ali r.a.'ın ferd olarak ele alınamayacağını ancak iki sıfata haiz olduğundan Hz. Ali r.a.'ı ancak iki şekilde ele alabiliriz demekte. Birinci olarak Ehli Beytten olma hasebiyle ikincisi ise ferd olarak bakabiliriz.

    Çünkü madem mesele bir mukayeseden ileri geliyor öyle ise mukayese edilirken ne ile mukayese etmek gerektiğinin sınırları da çizilmelidir ki yapılan mukayesede haksızlık yapılmasın..

    Hz. Ali r.a. ferd olarak baktığımızda şahsı kemalatı dikkatimize gelir ancak şahsı manevi cihetiyle baktığımızda Ali Beyti temsil etmektedir. İşte böyle bir mukayesede Ali beytten olmayan zatlar ile Hz. Ali r.a.'ı mukayese edecek olursak öncelikle olarak bakılması gereken şahsı kemalatları olmalıdır.

    Bugün günümüzde bir şirkette çalışmak üzere iş başvurusunda bulunulduğunda öncelikli olarak o işe alınacak personel o iş üzerinde almış olduğu eğitim ve kariyer bilgisi referanslarından daha ziyade değil midir?

    Soru 8: Hz. Ali r.a.'ın diğer halifelerden daha çok öne çıkarılmasındaki asıl sebeb nedir?

    Hz Osman r.a. şehit edilmesinden sonra halifeliğe geçen Hz. Ali r.a.'a emeviler hariciler gibi kimseler haksız hücumlarına , tenkid ve tahkirlerine karşılık ehli sünnet vel cemaat onun şahsı ve manevi kemalatı hakkındaki görüşleri ve düşüncelere çok sık başvurmuşlar ve ifade etmişler. Ancak diğer ilk üç islam halifeleri hakkında böyle tenkid ve tahkirler ve hücumlar bu kadar dehşetli olmadığından onlar hakkındaki rivayetler pek gündeme getirilmemiş..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.161
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61440


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 9: "Muhabbetin şe’ni ifrattır" ve "ifrat-ı muhabbet" sözünü nasıl anlayabiliriz? Sakıncaları var mıdır?

    İslamiyet o kadar güzel bir dindir ki insanın bütün his ve duygularını tatmin edecek ihtiyacını karşılayarak lezzetlendirecek ölçüleri belirlemiş ve sınırlarını çizmiş. İnsandaki en şiddetli hissiyatlardan biri olan muhabbette ise elbette ona mukabil dusturlar olması gerekir.

    Risale-i Nurda Lemalar eserinde Ustad Bediüzzaman muhabbet hissiyatını ikiye ayırıyor : birincisi esbaba verilen muhabbet ki kişi esbabı sever ve bu muhabbetini Allah'ı sevmeye vesile yapar. ikincisi ise en evvel muhabbetini Allah'a verirse onun sevdiği herşeyi sever. Bu meseleyi aklımızın bir tarafına yazdıktan sonra şu meseleye bakmamız gerekir ki o da ifrad ve tefrid.

    Ustad Bediüzzaman r.a. ifrat ve tefridin hadisi sahih ile tehlikeli olduğunu ifade ederek "Her şeyin ifrat ve tefriti iyi değildir istikamet ise haddi vassattır." diyerek bu meseleyi özetlemektedir.

    İşte bu iki meseleyi dikkat ettikden sonra islamiyetin yine herşeyde olduğu gibi muhabbet meselesinde dahi bazı hususlara cevaz vermiş veyahut mazur görmüş.

    Ehli tarikatta çok veciz bir söz vardır "şeyh uçmaz murid uçurur" diye onun içindir ki ehli tarikatta bulunan kimselerin şeyhlerine gösterdikleri muhabbetteki ifratta başkalarına adavete ve islami kaideler dışına çıkmamak şartıyla müsaade edilmiş. Yani murid benim şeyhim çok büyük bir alim diyebilir ama sadece benim şeyhim büyük alimdir diğerleri alim bile değildir diyemez, o dahi içinde bulunduğu haleti ruhiyeden dolayı belki mazur olabilir yoksa tehlikeli olduğu bir kesindir.

    Soru 10: Şia-i Hilafetin Ömer ismine karşı şiddetli garaz ve adavetinin sebebi nedir? Haklılar mı?

    Hadis-i Şeriflerde peygamber efendimiz ileride olacak olaylardan haber verdiğini görüyoruz bunlardan biride o zamanın Bizansdan sonra ikinci büyük devleti olan ve azgınlıkları ve lüks hayatları ve insanları ezmeleri ve haksızlıkları ile olan İran devletidir. Zati tarihe baktığımızda Pers İmparatorluğu olarak gördüğümüz İran devletinin çok vahşi ve zorbalıklarını görüyoruz. Tabi bütün bunlar islamiyeti kabullerinden önceki tarihlerini içermekte. Hz. Ömer r.a. halife olmasından sonra islam devleti veya diğer dünyalık amaç ve gayeler için olmadığını İran Fethi için orduların başkomutanı tayin ettiği Sad Bin Ebi Vakkasa verdiği nasihatte görüyoruz.
    "Ey Sa’d, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dayisi ve onun sahabisi olman seni yaniltip Allah'tan uzaklastirmasin! Allah, kötülügü kötülükle degil, iyilikle yok eder. Allah ve insanlar arasinda, O’na itaatte baska hiç kimse yoktur. Allah katinda bütün insanlar esittir. Allah onlarin Rabbi, onlar da O'nun kullaridirlar. Onlara verilen hayat için, O'nu zikrederek, O'nun kanunlarina tabi olarak, O'na hamdederler. Resulullah (s.a.s.)’den gördügün gibi hareket et!.." ( Vakidî, Fütûhu's Sam, Misir, tarihsiz, I. 68.)

    Ancak İranın fethinden sonra ortaya çıkacak olan şiayı siyaset Hz. Ömer r.a.'a garaz ve öfkelerini Hz. Ali r.a. üzerinden ifade edeceklerdi. Amr İbnu As'ın hz. Ali r.a. halife olmasından sonra Muaviye tarafında yer alması ve Ömer İbni Sad'ın Kerbelada Hz. Hüseyin r.a. yaptıklarından sonra bu garazlarına iyice bahane olmuştur.

    Yukarıdaki açıklamalar ile beraber şunu da ifade etmek gerekir ki: Eğer Hz. Ömer r.a., Hz Ali r.a. kemalatını ve maneviyatını tasdik etmemiş olsaydı halifeliği boyunca onu devletin en mühim meselelerinde görevlendirmezdi. Demek ki her iki halifede birbirilerini tasdik ettikleri gibi birbirlerine her konuda ittifak ederek yardımlaşmışlardır.

    Ustad Bediüzzaman muhabbetin şeni ifrattır garaz olmazsa mazur olabilir sözü bu meselede onların ne kadar haksız ve mesul olacaklarını ispat etmekte.. Hem kendilerinden sadece Hz. Ömer r.a. davacı olmayacağı gibi Hz. Ali r.a. dahi davacı olacak hatta bu iki mubarek islam kahramanlarını seven ve öven ve övünen ehli sünnet vel cemaat dahi davacı olacaklar. Sadece bir kişinin hukukunu değil hukukuna kasd ve katl var. Elbette bunun muhim bir cezası olacaktır.
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 5850


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 11: Şia-i Velayet neden Ehli Sünnet ve Cemaati tenkid edemez?

    Ustad Bediüzzaman meselenin evveliyatında şiileri ikiye ayırmış hilafetin hakkı hz. Ali r.a.'ın diyen şiiler ve Hz. Ali r.a.'ın şahsı kemalatı ve manevi kemalatı ile alakadar olan şii velayet olarak. Şii hilafete ise siyaset ve garaz girdiğinden zati haksız olduklarını ifade etmekle beraber şii velayetin dahi bir kısmının şii hilafetin görüşlerini benimsediğini söylemekte.

    Bu meselede ise şii velayetin ehli sünnet vel cemaati tenkid etmeye hakkı olamayacağını ifade ederken siyaset ve garazdan uzak olan Hz. Ali r.a.'ın şahsı ve manevi kemalatını benimseyen ve muhabbetlerinde ifrad edenler dahi ehli sünnet vel cemaati tenkid edemez.

    Çünkü bir meselede bir cemaati tenkid ve tahkir edebilmek için o cemaatin O mübarek zata muhalefet etmeleri onu eleştirmeleri gerekir. Ama ehli sünnet vel cemaat Hz. Ali r.a.'a ne muhalefet etmiş ne eleştirmişlerdir, hatta çok ciddi sevmek ve muhabbet ile beraber diğer halifelere nazaran Hz. Ali r.a. hakkında çok rivayetlerle beraber onu taklid etmişler ve sahabe-i kiram içinde ve hatta evliyalar içinde şah benimsemişler. Böyle bir cemaat elbette tenkid edilemez belki ona mukabil bir muhabbet ile teşekkür edilebilinir. Ancak bunca kemalatı olduğu halde hiçbir mümin muhabbetinde ifrat edemeyeceğini hadisi şerifde kesin olduğu için ehli sünnet vel cemaat muhabbetini kayıd altına almıştır.

    Soru 12: “Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık’ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor.” iddiası doğrumudur?

    Ustad Bediüzzaman r.a. burada çok ince bir tesbit ile evveliyata değil hali hazır zamanlarındaki icraatlarını mukayese ile ehli sünnet vel cemaatin Hz. Ebu Bekir r.a.'ın ilk halife olarak kabul etmesindeki isabeti böylelikle izah etmiş oluyor. Şöyle ki:

    Hz. Ebu Bekir r.a.'ın halife olduğu dönemindeki icraatlar ile Hz. Ali r.a. dönemindeki icraatlar tartılsa Hz. Ebu Bekir r.a. dönemindeki icraatların daha ağır geleceği kesin ve hiç şüphe yoktur. Şimdi hal böyle iken Hz. Ali r.a. ilk halife olsaydı islam devleti bu kadar inkişaf ederek İslamiyet bu kadar yayılır mıydı. İcraatlar ortada yer değiştirmiş olsaydı Hz. Ebu Bekir r.a. dördüncü halife olsaydı bu kadar karışık ve dağılmış ve taraf tutmuş Müslümanlar içinde birlik ve beraberlik sağlamakla uğraşmaktan o icraatları dahi yapamayacağı başka bir kesinliktir..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 5850


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 13:Hz. Ali r.a. ve hulefâ-i selâsenin muvazenesinde dikkat edilmesi gereken hususları açıklar mısınız?

    Bir mesele tartılırken meseleler aynı kulvarda olması gerekmektedir. Hz. Ali r.a. ile diğer ilk üç halifenin karşılaştırılmasında dikkat edilmesi gereken husus peygamberlik vazifesi ve velilik ise öncelikle bu iki hususu karşılaştırmak gerekir. Nasıl ki bir memlekette veya bir idari kurumda iki mevki varsa bu iki mevki elbette birbirinin aynı olamaz. İkisinden biri diğerinden daha ileri olması gerekir işte öylede Peygamber varisi olan bir mevki elbette velilik makamının daha üstünde ve daha geniş olacağı katidir.

    Hem bunu ispat eden bazı şii kaynaklarında dahi Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer r.a.'ın halife olacakları sırasında kendisini halife olarak hiç düşünmüyor çünkü onların bu makama daha layık olacağını ifade ediyor. İşte bu sırdan dolayıdır ki Hz. Ebu bekir ve Hz. Ömer r.a.'ın halifelik dönemlerinde onların emirlerine riayet etmiş hüküm ver dediklerinde hüküm vermiş savaş dediklerinde savaşmıştır. Ancak ta ki Hz. Osman r.a. halife olacağı dönemde kendisinin artık halife olabileceğini ve kendini bu makama layık olarak görmüş ancak halifeliğe adaylar arasında Hz. Osman r.a.'ı görünce kendiside hemfikir olarak adaylar arasında karar vererek Hz. Osman r.a.'ı halife seçmişlerdir.Bu meseleyi ehli sünnet vel cemaat kaynaklarından ziyade şii kaynaklarında da görmek mümkündür.

    İşte O halife-i azamların zamanlarındaki icraatların pek inkişaf etmesi bu meseleleri doğrulamaktadır.

    Yani üç halifenin dönemindeki hizmetler ve dinin tesis vazifeleri, bütün ümmete şamil olmasından, ondan hasıl olan sevaplar Hazreti Ali (r.a)'in şahsi kemalatından daha ağır geliyor.

    Hazreti Ali (r.a) döneminde, hizmet ve tesisten çok dahili mücadeleler olmuştur. Bu da hizmet noktasından, diğer üç halifenin gerisinde kalmasına sebebiyet vermiştir. Bu yüzden Hazreti Ali (r.a), külli sevap ve fazilet noktasından diğer üç halifeye yetişemiyor.

    Bununla beraber yine Ustad Bediüzzaman r.a. şu ifadeyi belirterek meselenin tam anlaşılmasını sağlıyor : "Yoksa, şahsî şecaati ve ilmi ve velâyeti noktasında birbiriyle muvazene edilse, hakikatin sureti değişir." Çünkü hiçbir kimse Hz. Ali r.a. şahsi kemalatına erişemeyecektir.

    Yine eksik kalmaması hususunda böyle bir karşılaştırmada : "Hem Hazret-i Ali’nin (r.a.) zâtında temessül eden şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i mâneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) noktasında muvazene edilmez. Çünkü orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın sırr-ı azîmi var. "

    Soru 14: Birbirine çok zıt olan muhabbet ve tenkis konusunda Şia-i Hilafet Hz. Ali r.a. ifratkarane muhabbetleri olmasına rağmen Hz. Ali r.a.'ın teberri olduğu hangi konuda Hz. Ali r.a.'ı tenkis ve riyakar ve su-i ahlak ile itham ediyorlar?

    Şiiler, ehli sünnet vel cemaatin haklı olduklarını kabul etmemek için Hz. Ali r.a.'a o kadar muhabbet ve sevgi beslemelerine rağmen sırf ehli sünnet vel cemaatin haksız çıkması için o çok sevdikleri ve Onun için bir çok mücadelede bulundukları Hz. Ali r.a.'a kendi kaynaklarında asla korkak olamaz dedikleri ve çocuklarına onun bir adı olan Esadullah olmasından dolayı Esad isimini vermeleri ancak yine Hz. Ali r.a.'ın, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer r.a.'ı hoş gördüğünü takiyye yaptığını, ve korkaklıkla suçlamaktan bile çekinmiyorlar.

    Hem yine şii kaynaklarında bile geçen Hz. Ali r.a.'ın eğer Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer r.a.'ı kendimden daha ileri görmesem ve o makama en layık onları bilmesem kesinlikle itaat etmezdim demekte. Hatta Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer r.a.'a ilk biat eden kendisi olması bu meseleyi tasdik ediyor..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 114 + 5850


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 15: İfrat ve Tefrit nedir izah eder misiniz? İstikamet olan hadd-i vasat nedir?

    İfrat aşırılık olduğu gibi tefrit ise tam zıttı olan normalin altıdır. İslamiyet ise Hadis-i Şerif ve Ayeti Kerime ile sabit olarak her daim ve her işte ölçü ve dengeyi, orta yolu esas tutmaktadır.

    Kişi kendi nefsinin esiri olarak bu dustur ve ölçüler dışına çıkması her daim insana ve topluma zarar verdiği kazanç elde etmediği su götürmez bir gerçektir.

    Mesela yine Risale-i Nurda izahı geçen bu meselede islamiyetin düsturlarından olan istikamet için yani hergün Fatiha Süresi ile her namazda ve her rekatta söylediğimiz sıratal müstakim sırrını Fatiha Süresinin tefsirinden bakarak öğrenelim :
    Bilgi

    الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ: Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ü adalete işarettir. Şöyle ki:

    Tegayyür, inkılab ve felâketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiye-i gazabiye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.


    Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir hadd ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin herbirisi tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki; ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki; namusları ve ırzları payimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki; helâline şehveti var, harama yoktur.

    İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuddur.


    Ve keza kuvve-i gazabiyenin tefrit mertebesi cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki; hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru' olmayan şeylere karışmaz.

    İhtar: Bu kuvve-i gazabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.


    Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki; hakkı hak bilir imtisal eder, bâtılı bâtıl bilir içtinab eder.

    وَ مَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا



    İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi; füruatı da, o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ: Halk-ı ef'al mes'elesinde Cebr Mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal Mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet Mezhebi vasattır. Çünki bu mezheb beyne-beynedir ki; o fiillerin bidayetini irade-i cüz'iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor. Ve keza itikadda da ta'til ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır.

    İşarat-ül İ'caz ( 24 )




    Yine şualar eserinde bu meselenin izahı şu şekilde geçmektedir :

    Bilgi
    Hem ahlâk-ı insaniyede en rahat, en faydalı, en kısa, en selâmetli yol ise sırat-ı müstakimde, istikamettedir. Meselâ: Kuvve-i akliye,
    hadd-i vasat olan hikmeti ve kolay, faydalı istikameti kaybetse, ifrat veya tefritle muzır bir cerbezeye ve belalı bir belâhete düşer, uzun yollarında tehlikeleri çeker. Ve kuvve-i gazabiye, hadd-i istikamet olan şecaati takib etmezse; ifratla çok zararlı ve zulümlü tehevvüre ve tecebbüre ve tefritle çok zilletli ve elemli cebanet ve korkaklığa düşer.. istikameti kaybetmesinin, hatasının cezası olarak daimî, vicdanî bir azabı çeker. Ve insandaki kuvve-i şeheviye, selâmetli istikameti ve iffeti zayi' etse; ifratla musibetli, rezaletli fücura, fuhşa ve tefritle humuda, yani nimetlerdeki zevk ve lezzetten mahrum düşer ve o manevî hastalığın azabını çeker.

    Şualar ( 616 )


    Yani özetle diyebiliriz ki insanın ruhu için gereken ve temelinde üç özellik mevcuttur bunlar ise : Akıl, şeheviye ve gadabiyedir. İşte insandaki en önemli özelliklerinden bu üç tanesinde her daim sıratı müstakimde olması bir çok ayeti kerimede beyan edilmiştir. İnsanın bu hasletlerini ne aşırıda kullanabilir nede daha aşağısında kullanabilir ikiside zararlı sonuçlar doğurmaktadır. Hatta başka bir meselede bunları kullanmamazlık edilemeyeceğide ifade edilmekte..

    İşte bu zararlı sonuçlarından bir tanesi ise günümüzde dahi bir çok kapanması zor sorunlara neden olmaktadır. O ise Alevilerin Hz. Ali r.a.'a olan muhabbetlerinde aşırıya kaçmaları ve bazı ehli sünneti tatbik etmeyenlere bakarak onların Hz. Ali r.a.'ı kabiliyetsiz diye insafsızca değerlendirmelerini kaale alarak, ehli sünnete öfke etmelerini bir yana bırakalım sünneti seniyyeyi dahi terk ediyorlar.

    İşte akıl, şeheviye ve gadabiyenin nefsin elinde verilmesi neticesinde tarihde bakıyoruz bir çok savaşlar olmuş ehli iman olmalarına rağmen ve ayeti kerime ile kesin ve kesin olarak birbirlerini öldürmelerini yasaklanmasına rağmen o derece binler bağları terkedip bir kaç insafsızın ehli sünnet olmayanların ehli sünnet gibi görünmelerinin neticesi çok ağır olmuş. Bugün günümüzde Suriyede yaşananlar Şii ve Sunni çatışmasından başka bir şey değildir.

    Şiiler Hz. Ali r.a.'a muhabbet ediyorlar peki sunniler dedikleri ehli sünnet vel cemaat etmiyor mu? Belki onlardan daha çok hatta hakkı ile hadd-i vasat ile ediyorlar. Dualarında hz. ali r.a. kaynaklarında yine O esadullah r.a. ve hiçbir ehli sünnet vel cemaat alimi yoktur ki Hz. Ali r.a.'ı tenkid ve tahkir etsin. Madem hal böyledir o zaman bu anlaşmazlık niye? Ehli zındıkanın bu islam aleminde bizleri kendileri değilde birbirimize kırdırdıklarını görmüyor muyuz?
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar Mesajlar
    148
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 60 + 1460


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Soru 16: Ehli Sünnet ile Alevileri anlaşmazlığa düşüren kimlerdir? Ehli Sünnete ait sanılan Hz. Ali r.a.'ı tenkid eden fikirler nelerdir?

    Alevilerin tenkide maruz bırakan fikirlerin Ehli Sünnet Vel Cemaatten olmadığı anlaşıldığına göre elbette bu fikirler o kisveye girmiş ya hariciler gibi vehhabiler olabilir ya da dinsizlerin müslümanları ayrımcılığa atmak ve birbirileri arasında çatışmalar çıkartmak için olduğunu görmemek mümkün değildir. Mesela tenkide sebep olan fikirlerden biri olan "Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar." bunun böyle olmadığı hiçbir ehli sünnete ait kaynaklarda bulunmadığı gibi hiçbir ehli sünnete tabi alim ve evliyalarda dahi böyle bir düşünce söz konusu değildir. Bilakis ehli sünnet alevilerden daha çok Hz. Ali r.a.'ı dualarında yer almakta ve islamiyette gereken yerini Şahı Velayet olarak ayırmaktadır.

    Soru 17: Diğer inadi meselelere kıyas edecek olursak : Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk etmenin faydası var mıdır? Zararı nelerdir?

    Bu meselede inatlaşmanın gereksiz olduğunu daha önceki sorularda cevaplandığı için tekrar ifade etmek yersiz olacaktır. Fayda ve zarar kısmına bakarsak :

    Şu kısa tarîkın evradı: İttiba-ı sünnettir, feraizi işlemek, kebairi terketmektir. (Sözler)

    Demek islamiyette sünneti seniyye farzlar ile o kadar iç içe girmiş ki sünnet terk eden adam daha islamiyetin gereğini yerine getiremez.

    Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevî istersen ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalbetmeyi seversen, Sünnet-i Seniyeye ittiba et. Çünki bir muamele-i şer'iyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor. Bir nevi ibadet oluyor. Uhrevî çok meyveler veriyor. Meselâ: Birşeyi satın aldın. Îcab ve kabul-i şer'iyeyi tatbik ettiğin dakikada, o âdi alış-verişin bir ibadet hükmünü alır. O tahattur-u hükm-ü şer'î bir tasavvur-u vahy verir. O dahi, Şârii düşünmekle bir teveccüh-ü İlahî verir. O dahi, bir huzur verir. Demek Sünnet-i Seniyeye tatbik-i amel etmekle bu fâni ömür, bâki meyveler verecek ve bir hayat-ı ebediyeye medar olacak olan faideler elde edilir. فَآمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ الَّذِى يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ fermanını dinle. Şeriat ve Sünnet-i Seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esma-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi' olmağa çalış... (Sözler)
    Yazar : Risale Forum
    Çünki imansızlık başka şeylere benzemiyor.

    Zulümde, fıskta, kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir.

    Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok.

    Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azab içinde azabdır.

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2014
    Mesajlar Mesajlar
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 14 + 20


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Güzel olmus
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden Yer
    İzmir
    Mesajlar Mesajlar
    121
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 1522


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Negüzel risalenin satırlarından cevaplamışsın takip ediyoruz.
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2015
    Mesajlar Mesajlar
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 8 + 10


    Cevap: Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)

    Bundan kırk-elli sene evvel, büyük kardeşim Molla Abdullah (Rahmetullahi Aleyh) ile bir muhaveremi hikâye ediyorum:

    O merhum kardeşim, evliya-i azîmeden olan Hazret-i Ziyaeddin (Kuddise Sırruhu)nun has müridi idi. Ehl-i tarîkatça, mürşidinin hakkında müfritane muhabbet ve hüsn-ü zan etse de makbul gördükleri için o merhum kardeşim dedi ki: "Hazret-i Ziyaeddin bütün ulûmu biliyor. Kâinatta, kutb-u a'zam gibi her şeye ıttılaı var." Beni, onunla rabtetmek için çok hârika makamlarını beyan etti.

    Ben de o kardeşime dedim ki: "Sen mübalağa ediyorsun. Ben onu görsem, çok mes'elelerde ilzam edebilirim. Hem sen, benim kadar onu hakikî sevmiyorsun. Çünki kâinattaki ulûmları bilir bir kutb-u a'zam suretinde tahayyül ettiğin bir Ziyaeddin'i seversin; yani o ünvan ile bağlısın, muhabbet edersin. Eğer perde-i gayb açılsa ve hakikatı görünse, senin muhabbetin ya zâil olur veyahut dörtte birisine iner. Fakat ben o zât-ı mübareki, senin gibi pek ciddî severim, takdir ederim. Çünki sünnet-i seniye dairesinde, hakikat mesleğinde, ehl-i imana hâlis ve tesirli ve ehemmiyetli bir rehberdir. Şahsî makamı ne olursa olsun, bu hizmeti için ruhumu ona feda ederim. Perde açılsa ve hakikî makamı görünse, değil geri çekilmek, vazgeçmek, muhabbette noksan olmak; bilakis daha ziyade hürmet ve takdir ile bağlanacağım. Demek ben hakikî bir Ziyaeddin'i, sen de hayalî bir Ziyaeddin'i seversin." {(Haşiye): Çünki sen muhabbetini ona pek pahalı satıyorsun. Verdiğin fiatın yüz defa ziyade bir mukabil düşünüyorsun. Halbuki onun hakikî makamının fiatına, en büyük muhabbet de ucuzdur.}

    Kastamonu Lahikası ( 88 - 89 )
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222