Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 7/10 İlkİlk ... 345678910 SonSon
97 sonuçtan 61 ile 70 arası

  1. #61
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Alıntı karaelmas Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    2 - Allah, Rahman ve Rahim isimlerinin tecellilerine örnekler...?

    "Rahman" ve "Rahim"

    "Rahman" ve "Rahim" kelimeleri rahmetten gelmektedir. Sadece Allahu Teâlâ için kullanılan özel isimlerdir.



    Rahmet, lügat anlamı olarak incelik, acıma, şefkat etme, merhamet etme, affetme ve mağfiret manalarına gelir15. "Rahman" ve "Rahîm" kelimeleri ayrı ayrı sıfat-ı müşebbehe kipinde birer sıfattırlar.



    "Rahîm" kelimesi ayrıca mübalağa ile ism-i fâil kipi olabilir. "Rahman" ve "Rahîm" kelimeleri mübalağalı merhametli, çok rahmet sahibi manasına gelir. Hangisinin diğerinden, taşımış olduğu anlam bakımından daha kapsamlı olduğu tartışılmıştır. Kanaatimizce her iki sıfat da birbirlerini tamamlayan bir bütünlük içinde merhamet ve rahmet kelimelerinin en geniş anlamlarını ihtiva etmektedirler. Bu iki sıfatı aynı anda kendisinde bulundurmak sadece Allahu Teâlâ’ya has bir durumdur.



    Böylesi anlamlar yumağı bir kelimenin Türkçemizde karşılığını bulacak bir kelime yoktur. Türkçemizdeki bağışlamak, esirgemek, acımak kelimeleri Allah (c.c.) hakkında zaaf ifade eder ve Arapça Rahman ve Rahim kelimelerinin tam karşılığı olamaz.



    "Rahmet"i "esirgemek" kelimesiyle de tercüme etmek doğru değildir."Benden onu esirgedin" ve "Beni esirgemiyorsun’ cümlelerinden de anlaşıldığına göre esirgemek "kıskanmak" ve "korumak" mânâlarına gelir. Bu sebeple "esirgemek" kelimesi rahmetin tercümesi olmak şöyle dursun, takdiren tefsiri dahi olamaz16.



    Kendi terminolojimizde bir çeşit kalb inceliği olarak anlaşılan Rahmaniyet ve Rahimiyet bu şekliyle Allah’a isnad edilemez. Dolayısıyla "Rahmân, Rahîm, dediğimizde bunları Allah indindeki mânâlarıyla yorumlamalıyız.



    Bu durumda "Allah", "Rahman", "Rahim" gibi bazı Arapça terimlerin çevrilmeksizin olduğu gibi aktarılması gerekmektedir.


    15. İbn Manzûr, XII/230.
    16. Elmalılı, I/32-33

    Cüneyt EREN
    Yrd. Doç. Dr., 9 Eylül Ünviversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Bölümü Öğretim Üyesi


    Köprüdergisi.com
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #62
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    5.773
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1211 + 95644


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Allah razı olsun..
    Çok değerli paylaşımlar..
    Yazar : Risale Forum
    Vazifelerini ücrete bağlayanlar asla ıslahçi olamazlar.
    M.fethullah GÜLEN

  3. #63
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Alıntı karaelmas Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    2 - Allah, Rahman ve Rahim isimlerinin tecellilerine örnekler...?

    3 - "İnsani arş" ne demektir?


    2. Soruya cevap:


    İnsanî arş ne demektir?

    Nur Külliyatında “besmelenin sırları” anlatırken çok ince bir noktaya dikkat çekilir, “Allah, Rahmân, Rahîm” isimlerinin besmeledeki diziliş sırasından şöyle bir mânâ keşfedilir:

    Allah ismi, bütün isimleri ve sıfatları içine aldığından bütün âlemlerdeki her çeşit isim ve sıfat tecellilerine bu isimle işaret edilmiştir.

    Rahmân ismi, Rezzak mânâsına gelmekte ve yeryüzündeki bütün canlılara yapılan ihsan ve ikramı nazara vermektedir.

    Rahîm ismi ise, dünyada ahiret namına büyük bir imtihan geçiren insanoğluna bakmaktadır.

    Buna göre, besmeledeki üç ismin sıralanmasında, önce bütün “kâinattaki,”
    sonra “yer yüzündeki”
    ve nihayet “insandaki” tecelliler nazara sunulmuştur.

    Kâinat, yeryüzü ve insan... İşte bu sıralama Nur Külliyatında şöylece ifadesini bulmuştur:

    Aynı zamanda 3. Sorunun cevabıdır.

    "'Bismillahirrahmanirrahîm' yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musaggarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arş’a bağlar. İnsanî arşa çıkmağa bir yol olur." (Lem’alar)

    Arş, bütün varlık âlemini kuşatan ve tüm âlemlerin, tabiri caizse, idare merkezidir.

    İnsanî arş ifadesi, “İnsan mahiyetinin en ileri yükseliş noktası.”, “insanlığın en ileri terakki noktası” mânâsında bir benzetmedir.

    Bu yükselişin sırası ise,

    insandan başlar,
    yeryüzünden geçer
    ve bütün âlemleri geri bırakacak noktaya kadar varır.


    Yani ruhun bu yükselişi,
    “Nefsini bilen Rabbini bilir.”
    gerçeğinden başlar,
    yeryüzünü temaşa ve tefekkürden geçer
    ve bütün kainattaki isim ve sıfat tecellelerinin tefekkür edilmesiyle son bulur.

    risaleinur.org


    Sırların Birincisi (Prof. Dr. Alaaddin BAŞAR)


    “Bismillahirrahmânirrahîm” yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor.Ferşi arşa bağlar. İnsanî arşa çıkmağa bir yol olur.” Sözler




    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ ‘Besmelenin Sırlarını’ açıklarken, Birinci Sır’da, gözlerden kaçan çok önemli bir inceliğe dikkat çeker. O da Besmele’de yer alan, Allah, Rahmân ve Rahîm isimlerinin hem mânâları, hem de diziliş sıralarıyla ortaya koydukları ince ve derin sır.

    Allah ismi, bütün İlâhî isimleri ve sıfatları içine almaktadır.

    Rahmân,
    “bütün canlılara merhamet ederek onların rızıklarını veren ve her türlü ihtiyaçlarını gören,” mânâsına gelir.



    Rahîm ise, “Allah’ın, mü’minleri lütfuyla cennete, kâfirleri adliyle cehenneme koymasını” ifade eder.



    “Yukarıdan nüzul ile” ifadesini, insana göre yukarı olan sema tabakaları ve topyekûn varlık âlemi şeklinde anlamamız gerekir. Yani, Allah, “arşı ve kürsisiyle, âlem-i misali ve levh-i mahfuzuyla, semasıyla, arzıyla, cennet ve cehennemiyle” bütün âlemleri yaratmış, tanzim etmiştir ve bütün sıfat ve isimleriyle onlardaki tasarrufunu ve tecellisini devam ettirmektedir.



    Allah ismi, bizi bütün âlemlerdeki isim ve sıfat tecellilerinde gezdirirken,



    Rahmân ismi, nazarımızı arza, yeryüzüne indirir.



    Rahîm ismi ise, yeryüzündeki canlılar içerisinde imtihana tâbi tutulan ve böylece cennet yahut cehenneme aday olan insan türüne dikkatimizi çeker. İşte, ‘nüzul’ kelimesi bu mânâları ders verir.

    Besmelede ders verilen İlâhî tasarruf ve icraat sırası, bu tecellilerin düşünülmesinde değişiklik gösterir. Tefekkür en son isimden başlar ve ilk isme doğru ilerler. Yani, insan bu İlâhî icraatları ve onlardaki rahmet tecellilerini düşünürken, tefekkürüne önce kendi nefsinden başlayacak, Rahîm isminin kendi varlığındaki rahmet cilvelerine nazar edecektir.


    İnsan mahiyeti o şekilde takdir edilmiştir ki, ondaki istidat ve kabiliyetler ebedî bir âlemi meyve vermektedir.

    Cennet ve cehennemin çekirdeği insan mahiyetidir.



    Teklifi kabul eden, emir ve yasaklara muhatap olan insan mahiyetidir.


    Organların birbiriyle ilgilerinden, ruhtaki hislerin ve duyguların yardımlaşmalarına kadar her şeyin Allah’ın rahmetiyle gerçekleştiğinin şuurunda olan, işte bu insan mahiyetidir.


    Kendini böylece değerlendiren insan, daha sonra tefekkürünü geniş dairelere yönlendirir. Çevresini kuşatan hayvanlar ve bitkiler âlemindeki İlâhî rahmet ve inayetlere nazar eder.


    Yer küresindeki bu fikrî seyahatini bitirmiş olarak semalara geçer; tâ âlem-i misâle, levh-i mahfuza, arşa kadar bütün varlık âlemindeki İlâhî terbiyeleri, icraatları düşünür. Böylece insanlık mahiyetini yerinde kullanmakla insanî arşa çıkmış, yani insanlığın en ileri derecelerine yükselmiş olur.

    Böyle bir insandaki insanlık mahiyeti, bir cennet meyvesi verecek, aksi halde bu ulvî mahiyet, cehenneme tohum olacaktır.

    ‘İnsanî arş’ denilince, Allah Resulünün (asm.), “Namaz mü’minin miracıdır” hadis-i şerifini hatırlamak gerekiyor. İnsan, namaza başlarken önce, Allah’ın sonsuz kemâlinin beşer idrakinin çok ötelerinde olduğunu, tekbir ile dile getirir.



    Sonra “sübhaneke” diyerek, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih eder. Bu tespihi hamd takip eder...



    alaaddinbasar@zaferdergisi.com
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #64
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Alıntı karaelmas Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    4 - "Bismillahirrahmanirrahim" yukarıdan nüzûl ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor.


    5 - Bu kısımla alakalı açıklama ve yorumlar...?

    Allah ve insan arasında köprü kuran bu hatt-ı nurânî, mülkten melekûta bir geçiştir. Kul her hareketinde sebeplere müracaat etse de, hakiki tesiri verenin Müsebbibü'l-Esbab olduğunu hatırlar. Her işinde besmele çekmesi istenen insana aslında her hareketinde insânî arşa çıkması için bir davet vardır.

    Nuriye ÇEVİK
    Yeniasya


    Hakikatü'l-hakaik her şeyin biricik mercii, esası ve mesnedidir. O'nu duyup zevk edenler her şeyi de kavramış olurlar; O'nu bulamayanlarsa hep yol yorgunluğu yaşar ve ömürlerini bâd-i hevâ geçirirler.

    Kenz-i mahfî, kenz-i sırr-ı vahdet ve gayb-ı mutlakın diğer bir unvanıdır ki, onu ne düz insanlar ne de kalb ve sır erbabı, dahası hafînin hasları dahi kavrayamazlar...

    Her şey o müteâl ufukta başlar ve dal-budak salarak gelir bize ulaşır. Her şeyin gidip kendisine dayandığı bir esas olması itibarıyla o ufuk bir mebde', semere-i kâinat olan insana da bir müntehâ ve neticedir. -Buna bir tecellî-i nüzûl da diyebiliriz.-

    Ruhî ve kalbî sistemler harekete geçirilerek, bizim ufkumuzdan öteler ötesine seyahatte ise, bulunduğumuz basamak bir mebde', ahfâ da bir müntehâdır ki, buna da urûc demek mümkündür.



    Sızıntı 2004 (Alıntı)



    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #65
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    İkinci Sır: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezâhür eden vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak için, dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor.

    Yani, meselâ, nasıl ki güneş, ziyâsıyla hadsiz eşyayı ihâta ediyor. Mecmû-u ziyâsındaki güneşin zâtını mülâhaza etmek için, gayet geniş bir tasavvur ve ihâtalı bir nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zâtını, aksi vâsıtasıyla gösteriyor.

    Ve her parlak şey, kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber ziyâsı, harareti gibi hâssalarını gösteriyor. Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfatıyla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi; güneşin ziyâ ve hararet ve ziyâdaki elvân-ı seb'a gibi keyfiyâtlarının herbirisi dahi, umum mukabilindeki şeyleri ihâta ediyor.
    Öyle de, "En yüce sıfatlar Allah'ındır. (Nahl Sûresi: 60.)" (temsilde hatâ olmasın) ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insanın mahiyet-i aynasında bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu gibi; vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudât ile alâkadar her bir ismi, bütün mevcudâtı ihâta ediyor.



    İşte vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdes'i unutmamak için, daima vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irae eden "Bismillahirrahmanirrahîm"dir.






    1- ...dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Bu cümlenin izahı yapıldı.


    2- ...vahdet ve vâhidiyet cihetiyle... Vahdet ve Vahidiyet arasındaki fark nedir?Cevaplandı.


    3- İşte vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdes'i unutmamak için,...Bu cümlenin izahı yapıldı.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  6. #66
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Alıntı karaelmas Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    1- ...dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Bu cümlenin izahı.


    3- İşte vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdes'i unutmamak için,...Bu cümlenin izahı...





    Vahidiyet, Allah’ın bir olması, tek olması, biricik olması, yegâne olması, bütün kâinat üzerinde birden ve tek olarak hâkimiyet kuruyor olmasıdır.

    Ehadiyet ise, Cenâb-ı Allah’ın birliğini ve tekliğini her bir şeyde gösteriyor olması, her bir zerrede birliğinin tecellî halinde bulunması, her bir şeyin bir tek Allah’ı gösteriyor olması, Allah’ın birlik mührünün her bir zerreye vurulmuş olması, her şeyin dizgininin yalnızca Allah’ın elinde oluşu ve bu hakikati her bir zerrenin haykırış halinde olması cümleleriyle tarif edilebilir.

    Cenâb-ı Hak,
    birliği ve tekliği her şeyde görünen; birliğine ve ehadiyetine varlıklar tarafından şehâdet edilen; eşi, dengi ve benzeri olmayan Vâhid-i Ehad’dir.

    Bütün kâinatı, bütün zamanlarda, değişen bütün halleriyle bir tek Allah yaratıyor. Vahidiyet bize bunu ifade ediyor. Bu yüksek hakikat, her an değişen ve tazelenen varlıklar içinde yüzen ve kendisi de değişken bir varlık olan insan tarafından anlaşılması zor olmasın diye, insan sayısız varlıkların bombardımanı içinde boğulup Allah’ı unutmasın diye, Kur’ân'ı Kerim her bir zerrede, her bir cins varlıkta, her bir sınıfta Allah’ın birlik mührü bulunduğunu, her şeyin doğrudan ve Bir Tek Allah’ı gösterdiğini ilân ediyor. Ki bu da Ehadiyet’i ifade ediyor.

    Bir tek Yaratıcının, böyle hadsiz yerlerde, hadsiz işleri nasıl külfetsiz, kolayca yaptığını ve bütün kâinata nasıl hükmettiğini aklına sığıştıramayanlara iki temsil ile cevap veren Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretleri, birinci temsilinde güneşi nazara verir ve bir tek güneşin, birliği ile beraber bütün dünyada bütün parlak ve şeffaf şeylerde, bütün camlarda ve su kabarcıklarında aynı anda ışığıyla, ısısıyla, yedi rengiyle bulunduğunu; Allah’ın bin bir isminden yalnız Nur ismine mazhar olan güneşin, böyle bir tek cisim iken, bütün yerlerde, bütün işlere böylesine mazhar olduğunu akıl nasıl kabul ediyorsa;

    Allah’ın da Ehadiyet-i Zâtiyesiyle beraber sonsuz işleri bir anda yapmasının, bütün kâinatı bir anda idare etmesinin, evirip çevirmesinin ve her şeyde bir anda tasarrufta bulunmasının akıldan uzak görülmemesi gerektiğini kaydediyor.1

    Bediüzzaman’ın temsilinde; güneşin bütün dünyayı birden aydınlatması Vahidiyet’e misâldir.

    Topraktan bitkilere, sudan şeffaf şeylere bütün yeryüzü varlıklarının, kendi kabiliyetlerine göre güneşi bildirmesi, yani güneşin yedi renginin, ısısının, hararetinin, ışığının, her bir parlak şeyde bütünüyle görünmesi ise Ehadiyet’e misâldir.2

    Meselâ bir atom tanesi veya bir zerrecik meyve tadı veya meyve eti, kendisinin Eşsiz ve Benzersiz bir Yaratıcısı olduğunu, kendisini Yaratanın bütün kâinâtı da yaratıp donattığını ve bütün her şeyde hükmettiğini haykırıyor. Bu Ehadiyet’tir. Bu mânâ ile Ehadiyet, Allah’ın birlik mührünün her bir şeyde okunmasıdır. Ya da, Allah’ın, kendi birliğini her bir şeyde göstermesidir.

    Özetlersek; her bir canlı varlığın hayat diliyle “Kul hüve’llâhü ehad” âyetini okuduğunu kaydeden Bediüzzaman; Ehadiyyet mührünün her canlıda gözle göründüğünü, çünkü her canlının ekser kâinâtta cilveleri görünen Esmâyı birden kendi aynasında ve vücudunda gösterdiğini;

    yani hayatın bir merkezî nokta hükmünde ekser Esmâyı kendisinde gösterdiğini; yani her hayat sahibinin, Allah’ın Ehadiyetinin bir gölgesini, Muhyî ismi perdesi altında taşıdığını beyan ediyor.3

    Dipnotlar:

    1- Sözler, s. 558
    2- Sözler, s. 15
    3- Sözler, s. 268,269


    Süleyman KÖSMENE
    saidnursi.de

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #67
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Alıntı karaelmas Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    1- ...dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Bu cümlenin izahı.


    Allah, Vahiddir, birdir. Sıfatlarının tecellileri bütün mahlûkatı kuşatmıştır. Nihayetsiz kudret, sonsuz ilim, mutlak irade ancak O Vahide mahsustur.

    Allah, Ehaddir, birdir. Mümkin ve mahluk olmayan, başlangıcı ve sonu bulunmayan yegâne zât odur. Mahlûkatın zâtlarındaki bütün noksanlıklardan, sıfatlarındaki bütün eksikliklerden, fiillerindeki bütün âcizliklerden münezzeh olan ve onların hiçbirine benzemeyen yegâne bir, tek bir, benzersiz eşsiz bir ancak O’dur.

    Hatibî, vahidiyet ve ehadiyet kavramlarını şu şekilde açıklar: Ehadiyet zâtın birliğidir, Vahidiyet ise sıfatta ortaklığı red içindir.”

    Cenâb-ı Hakk’ın ehadiyeti cihetiyle herbir mahlûkuna hususî bir teveccühü var. Semadaki her yıldız, zemindeki her çiçek, deryadaki her balık bu teveccühden kendi kabiliyetine göre bir nasip ve bir şeref payı almakta. “Beni O parlatıyor”, “beni O gezdiriyor”, “beni O yüzdürüyor”, “beni O büyütüyor”, “beni O açtırıyor”, gibi.


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    Alıntı karaelmas Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    2- ...vahdet ve vâhidiyet cihetiyle... Vahdet ve Vahidiyet arasındaki fark nedir?


    Vahdet: Birlik

    Vahidiyet: Cenab-ı Hakk`ın isim ve sıfatlarının birliği ve kainatı kuşatması.

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #68
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Üçüncü Sır:Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudâtı ışıklandıran, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacât içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bir ağacın bütün hey'etiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu fânî insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir.


    Ey insan!Mâdem rahmet böyle kuvvetli ve câzibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir; "Bismillahirrahmanirrahim" de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultân-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halîl ve dost ol.



    Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:



    Ya kâinatın herbir nev'i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muâvenetine koşuyor. Bu ise, yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intâc ediyor. İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir Sultân-ı Mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor.



    Veyahut, bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmi ile bu muâvenet oluyor. Demek kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki, insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.



    Ey insan, aklını başına al! Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?



    Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat'iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.



    Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümânı ve ünvânı olan "Bismillahirrahmanirrahim"'i de; o rahmetin vüsûlüne vesîle ve o Rahmân'ın dergâhında şefaatçi yap.



    Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden cilvesinden uzanan nurânî atkılar, kâinat sîmâsında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.



    Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtât ve hayvanâtı bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi, o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvanî olan umum vâlidelerin gayet şirin ve fedâkârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevi'l-hayatı, hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rubûbiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhâr eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-i mutlakına karşı rahmetini, ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış. Ey insan! Eğer insan isen, "Bismillahirrahmanirrahim" de, o şefaatçiyi bul.



    Evet, rûy-i zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı nebâtâtın ve hayvanâtın tâifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizam ile, hikmet ve inâyet ile terbiye ve idare eden ve küre-i arzın sîmâsında hâtem-i ehadiyeti vaz' eden, bilbedâhe, belki bilmüşâhede, rahmettir. Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın sîmâsındaki mevcudâtın vücudları kadar kat'î olduğu gibi, o mevcudât adedince, tahakkukunun delilleri var.



    Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, insanın mahiyet-i mâneviyesinin sîmâsında dahi öyle bir sikke-i rahmet vardır ki, küre-i arz sîmâsındaki sikke-i merhamet ve kâinat sîmâsındaki sikke-i uzmâ-i rahmetten daha aşağı değil. Adetâ bin bir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrâkiyesi hükmünde bir câmiiyeti var.



    Ey insan! Hiç mümkün müdür ki, sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz' eden Zât, seni başıboş bıraksın; sana ehemmiyet vermesin, senin harekâtına dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın, hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan, güneş gibi zâhir olan rahmetini ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!



    Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi'rac var. O mi'rac ise, "Bismillahirrahmanirrahim" 'dir. Ve bu mi'rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına ve hem bütün mübârek kitapların ibtidâlarına ve umum mübârek işlerin mebde'lerine bak. Ve besmelenin azamet-i kadrine en kat'î bir hüccet şudur ki, İmam-ı Şâfiî (r.a.) gibi çok büyük müçtehidler demişler: "Besmele tek bir âyet olduğu halde, Kur'ân'da yüz on dört defa nâzil olmuştur."




    1- Ve bu fânî insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir. Cümlenin izahı yapıldı.




    2- Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden cilvesinden uzanan nurânî atkılar, kâinat sîmâsında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor. Cümlenin izahı yapıldı.


    3- Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi'rac var. O mi'rac ise, "Bismillahirrahmanirrahim" 'dir. Cümlenin izahı...
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #69
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar Mesajlar
    84
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 46 + 1960


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Araştırmalı ve Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    BİRİNCİ SÖZ

    Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.
    “Besmele ile başlanmayan her iş noksandır.” Hadis Kur’ân-ı Kerim nimetleri, âyetleri, delilleri tâdât ederken “Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” Rahmân Sûresi, 55:13.
    âyet-i celilesi tekrarla zikredilmekte olduğundan şöyle bir delâlet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedit tuğyanlarını, en azîm küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki, nimet içinde in’âmı görmüyorlar. İn’âmı görmediklerinden, Mün’im-i Hakikîden gaflet ederler. Mün’imden gafletleri saikasıyla, o nimetleri esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allah’tan o nimetlerin geldiğini tekzip ediyorlar. Binaenaleyh, herbir nimetin bidayetinde, mü’min olan kimse besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah’tan olduğunu kastetmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesabına aldığını bilerek, Allah’a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır.
    Kâinat sîmasında, arz sîmasında ve insan sîmasında birbiri içinde birbirinin nümunesini gösteren üç sikke-i rububiyet var.
    Biri: Kâinatın heyet-i mecmuasındaki teavün, tesanüd, teanuk, tecavübden tezahür eden sikke-i kübra-i uluhiyettir ki, “Bismillah” ona bakıyor.
    İkincisi: Küre-i arz sîmasında nebatat ve hayvanatın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezahür eden Sikke-i Kübra-i Rahmaniyettir ki, “Bismillahirrahman” ona bakıyor.
    Sonra insanın mahiyet-i câmiasının sîmasındaki letaif-i re’fet ve dekaik-ı şefkat ve şuaat-ı merhamet-i İlahiyeden tezahür eden sikke-i ulya-i rahîmiyettir ki, “Bismillahirrahmanirrahîm”deki “Er-Rahîm” ona bakıyor.
    Demek “Bismillahirrahmanirrahîm” sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvanıdır. Ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır. Yani “Bismillahirrahmanirrahîm” yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musaggarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi arşa bağlar. İnsanî arşa çıkmağa bir yol olur.

    Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
    Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin-tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazı idi, diğeri mağrur. Mütevazıı, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
    İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.
    73/8 Müzemmil: Rabbinin yüce adını zikret, fânilere bel bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız O’na yönel.
    Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fâni, küçük bir mahlûka bu koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.
    Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte, o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümanı ve ünvanı olan Bismillâhirrahmânirrahîm’i de, o rahmetin vusulüne vesile ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap.
    Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar.
    Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp, bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyetle koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:
    Ya kâinatın her bir nev’i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor-bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor; insan gibi bir âciz-i mutlakta en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.
    Ey insan! Madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve medetkâr bir hakikat-i mahbubedir. Bismillâhirrahmânirrahîm de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyâcâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halil ve dost ol.
    Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
    İnsan Bismillah sözü ile Ezeli Kudret sahibi Allah’ın yardımını ve tesirini işlerine celbediyor.O alaka kulun işlerine yardım edici bir ruh gibi olur. İ. İ’caz
    Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hal ile “Bismillâh” der. Öyle mi?
    Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.
    Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
    Her bir bostan “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.
    Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.
    Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. “Allah namına, Rahmân namına” der; her şey ona musahhar olur.
    Evet, rû-yi zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı nebâtâtın ve hayvânâtın taifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizamla, hikmet ve inâyetle terbiye ve idare eden ve küre-i arzın simasında hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden, bilbedâhe, belki bilmüşahede, rahmettir. Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın simasındaki mevcudatın vücutları kadar kat’î olduğu gibi, o mevcudat adedince tahakkukunun delilleri var.
    Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi
    ‘Vur asânı taşa’ buyurduk. Bakara Sûresi, 2:60.
    emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı
    “Ey ateş, serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69. âyetini okuyorlar.
    Hazine-i rahmetin en birinci anahtarı “Bismillahirrahmanirrahîm”dir. Rahmet ne kadar kıymettar bir vesile ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelal’e vesiledir ki, yıldızlarla zerrat beraber olarak kemal-i intizam ve itaatle -beraber- ordusunda hizmet ediyorlar. Ve O Zât-ı Zülcelal’in ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed’in istiğna-i zâtîsi var ve istiğna-i mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmayan bir Ganiyy-i Alel-ıtlak’tır. Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celaline karşı tezellüldedir.
    Madem her şey mânen “Bismillâh” der; Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyleyse, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
    SUAL:Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?
    ELCEVAP: Evet, o Mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
    Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür. Ortada, bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
    Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
    Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.
    Yazar : Risale Forum

  10. #70
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.814
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2592 + 209238


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - 1. Söz ve 14. Lem'a" nın 2.

    Üçüncü sır'la alakalı soru ve cevaplar:


    1. “Nakş-ı azam olan insan” ifadesini nasıl anlamalıyız? Her insan bu anlamda n
    akş-ı azam tabiri içerisine girer mi?

    [googlevid]-7018738494857303781[/googlevid]



    2. “Ey insan, eğer insan isen bismillahirrahmanirrahim de” cümlesinde neden insana hitap edilmiş? Zira besmeleyi Müslümanlar söylerler. Besmele ile insan arasındaki münasebet nedir?

    [googlevid]4747068480587070641[/googlevid]



    3. Bu gün türlerin sayısı milyonu geçmiş bulunuyor. Üstadımız ise dörtyüzbin muhtelif taifeden söz ediyor. Bu meseleyi nasıl anlamamız lazım?

    [googlevid]3618052094214506733[/googlevid]



    4. İnsanın sima-i manevisinden maksat nedir, biraz açar mısınız?

    [googlevid]-1689173920710059520[/googlevid]



    5. Rahmetin arşına çıkmak için, besmelenin bir miraç hükmünde olmasını nasıl anlamalıyız?

    [googlevid]-4847699602228007674[/googlevid]
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 104, 105, 111, 115, 118, 124, 2004, açacak, açıklamalı, adıyla, akıldan, alıntı, amelin, anlatımı, anlıyoruz, arkadaşı, arz, asi, aya, ayetten, aynen, ağabeyi, ağabeyin, ağzı, basamak, basar, başarının, başlayan, başıboş, bediüzzaman, belgeleri, beslemek, beşer, binaenaleyh, birdir, birlik, buna, bundan, bütün, camiası, çıkış, dadır, daha, dayanıyor, dağlar, dedikodu, delilden, demeye, derece, dersler, derslerle, değiller, değiştirmek, dile, dininde, direğidir, diyebilir, diyorsunuz, dünyasına, dünyeviyenin, düşmanı, dış, edepli, edipler, ediyorsun, efes turları, eksiksiz, ettiklerini, ettirsin, fazilet, fikirleri, gayret, gerçeğini, getirip, gidip, görmesin, görünüşü, görüyorum, gözümüzle, hatası, hazretlerini, herşeye, hücum, ibarettir, ile, ilham, ilişkisi, imdat, insanlığı, isen, istekleri, istemeye, işaret, jpg, kainatta, kalmasını, kardeşi, kardeşimiz, kardeşleri, kardeşlerimin, kavramlarını, kavramı, kendilerini, kendisinde, konuşsun, koş, külliyat, kurana, kurulan, kuruş, kuvvetle, kısmı, kıymetini, lâfza, lâkin, lütuf, malzemeleri, mağfiret, mecbur, mecmuası, media, meselâ, meseleyi, mihengine, misliyle, müçtehidler, mükâfatını, numunesi, nurlandıran, ödü, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmaktan, olmamak, olmayanı, olmayı, onlardan, onuru, orga, ortaklığı, ötesine, öyledir, öğrenmeyi, perspektifi, rahatı, rahatını, rahmeten, risale-i, risale-i nur, risalei nur, risalesini, sahibine, sahnesi, said nursi, saidnursi, sakı, sayılan, sermaye, seviyesi, sizde, sizlerden, sohbetler, sokuyor, sozler, sözlerde, stratejisi, susuz, sırra, takdirde, talebeleri, tanımayan, tanıyor, taviz, taziye, terakki, tokat, tükenmez, tutar, ufuk, umum, ustad, üstü, verdiği, verilmiş, yahudiye, yapıyorlar, yardımı, yayı, yerden, zerrelerin, zira, zülcelal, zulmü, şefkatinin, şerifi, şeytanı, şifası

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222