Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

  1. #1
    Huseyni şimdi çevrimiçi Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.926
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 209878


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Sözler 9. Ders - İkinci Söz

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


    Eser:
    Sözler/İkinci Söz
    Konu: İman, Küfür ve Fıskın Mahiyetinin Bir Temsille İzahı


    Açıklamalı risale derslerimiz devam ediyor.


    • Derslerimize herkes katılabilir.
    • Soru sorabilir veya sorulan sorulara cevap verebilir.
    • Ders anlayışımız; "biz biliyoruz, öğretiyoruz" değil, "anladığımızı paylaşıyoruz." şeklindedir.
    • Açıklamalı dersler, birkaç yöneticinin kendi tekelinde gibi algılanmamalı.
    • Yöneticiler derslerin sadece takibini ve seri olarak açma vazifelerini üstlenmekteler.
    • Bunun dışında dersin gidişatı herkese açıktır.
    • Bundan dolayı bütün kardeşlerimizin derslere iştirak etmelerini arzu ediyoruz.


    Selam ve dua ile.

    Bilgi
    İkinci Söz

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
    1


    İMANDA
    ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin talihsiz bir tarafa, diğeri hüdâbin bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.

    Hodbin adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan, bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçâreler, zorba müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve meyusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı azap içinde kalır.

    Diğeri hüdâbin, hüdâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor: her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhaneler... Herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemiyle müteellim olmasına bedel, şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruruyla mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer, Allah’a şükreder.

    Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini anlar. Ona der:

    “Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle ta şu musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizam perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.”

    Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedamet eder. “Evet, ben işretten divane olmuştum. Allah senden razı olsun ki cehennemî bir haletten beni kurtardın” der.

    Ey nefsim! Bil ki, evvelki adam, kâfirdir. Veya fâsık, gafildir. Şu dünya, onun nazarında bir matemhane-i umumiyedir. Bütün zîhayat, firak ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir. Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat, ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler. Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalâletinden neş’et edip onu mânen tâzip eder.

    Diğer adam ise, mü’mindir. Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhane-i Rahmân, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar. Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir.

    Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır. Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş’esinden neş’et eden nağamattır. Bütün mevcudat, o mü’minin nazarında, Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitabıdır. Daha bunun gibi pek çok lâtif, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler, imanından tecellî eder, tezahür eder.

    Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.

    Demek selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır. Öyle ise biz daima “Elhamdü lillâhi alâ dini’l-İslâm ve kemâli’l-îman”2 demeliyiz.


    1 : “O takvâ sahipleri öyle kimselerdir ki, gayba iman ederler.” Bakara Sûresi, 2:3.
    2 : Bize ihsan ettiği İslâm dini ve mükemmel iman nimeti sebebiyle Allah’a hamd olsun.


    Tavsiye
    Diğer Sözler dersleri: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Diğer açıklamalı dersler: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Benzer Konular
    Sorularla Sözler: 215. Bölüm (Yirmi İkinci Söz /24)
    Sorularla Sözler: 215. Bölüm (Yirmi İkinci Söz /24) Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi İkinci Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Sorularla Sözler: 205. Bölüm (Yirmi İkinci Söz /14)
    Sorularla Sözler: 205. Bölüm (Yirmi İkinci Söz /14) Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi İkinci Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Sorularla Sözler: 194. Bölüm (Yirmi İkinci Söz / 3)
    Sorularla Sözler: 194. Bölüm (Yirmi İkinci Söz / 3) Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi İkinci Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Sorularla Sözler: 193. Bölüm (Yirmi İkinci Söz / 2)
    Sorularla Sözler: 193. Bölüm (Yirmi İkinci Söz / 2) Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde İkincii Söz'den soruları cevaplamaya başlıyoruz. Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Huseyni şimdi çevrimiçi Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.926
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 209878


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Sözler 9. Ders - İkinci Söz

    Not
    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
    1


    İMANDA ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin talihsiz bir tarafa, diğeri hüdâbin bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.

    Hodbin adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan, bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçâreler, zorba müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve meyusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı azap içinde kalır.

    Diğeri hüdâbin, hüdâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor: her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhaneler... Herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemiyle müteellim olmasına bedel, şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruruyla mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer, Allah’a şükreder.

    Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini anlar. Ona der:

    “Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle ta şu musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizam perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.”

    Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedamet eder. “Evet, ben işretten divane olmuştum. Allah senden razı olsun ki cehennemî bir haletten beni kurtardın” der.



    Alıntı yapılan ayette mealen “O takvâ sahipleri öyle kimselerdir ki, gayba iman ederler.” Bakara Sûresi, 2:3. buyuruyor Rabbimiz.


    Buradaki temsili hikayede iki kişi var. Bunlardan birisi her türlü günahı serbestçe işleyen fasık ya da Rabbini unutmuş gafil, yahutta kafir, Allaha inanmayan bahtsız biri. Diğeri gayba iman eden, yani Allaha, ahirete, meleklere vs. inanan ve ona göre hayatını tanzim eden takva sahibi mü'min. Temsilde bu iki kişinin dünyaya ve hayata bakış açıları arasındaki fark nazara veriliyor.

    Temsildeki bahtsız adam gafleti, fıskı ya da kafirliğinden dolayı herşeyi başıboş, hikmetsiz şeyler olarak görüyor. En ufak hadiseler onu korkutuyor. Başkaların korkularıyla ve elemleriyle dahi
    korkulara kapılıyor, müteellim oluyor. Her an ölümü, firakı ve zevali hissettiren haller, henüz ölmeden, dünyada dahi huzurunu kaçırıyor. Küfrü, daha bu dünyada dahi, cehennemî bir hali yaşatıyor ona. Lezzetlerini acılaştırıyor, hiçe indiriyor.

    Mü'min ise, imanı neticesinde dünyada dahi bir nevi cennet hayatı yaşıyor. Çünkü imanı, ebedi cennetin çekirdeği hükmünde olduğundan, manen huzur ve sükunetle yaşıyor. Olayların perde arkasındaki Cenab-ı Hakkın hikmet elini görüyor. Her halinde sürur ve şükrü içinde yaşıyor.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #3
    Huseyni şimdi çevrimiçi Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.926
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 209878


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Sözler 9. Ders - İkinci Söz

    İMANDA NE VARDIR?
    Büyük bir saadet Nimet Büyük bir lezzet Rahat
    TEMSİLİ HİKÂYENİN MUKAYESELİ TABLOSU
    HODBİN ADAMIN GÖRDÜKLERİ HUDABİN ADAMIN GÖRDÜKLERİ
    Âciz biçareler zorba adamların tahribatlarından vaveyla ediyorlar. Umumi bir şenlik var. Her tarafta bir sevinç ve neşe hâkim.
    Memleket umumi bir matemhane şeklini almış. Her yerde zikirhaneler var.
    Herkes ona düşman ve ecnebi Herkes ona dost ve akraba
    Ortalıkta müthiş cenazeler var. Ortalıkta hiçbir cenaze yok.
    Ortalıkta ümitsizce ağlayan yetimler var. Terhisat şenliği ve askere alınmanın neşesiyle tekbir ve tehlil eşliğinde çalınan davul ve musiki sesleri var.
    Vicdanı azap içinde Mutlu ve neşeli
    TEMSİLİ HİKÂYENİN MANALARININ MUKAYESELİ TABLOSU
    KÂFİR VE FASIĞIN NAZARINDA DÜNYA MÜMİNİN NAZARINDA DÜNYA
    Umumi bir matemhanedir. Rahman olan Allah’ın bir zikirhanesi, beşerin ve hayvanların bir talimgâhı ve insanların ve cinlerin bir imtihan yeridir.
    Hayat sahipleri, ayrılık ve ölümün sillesiyle ağlayan yetimlerdir. Bütün ölümler birer terhisattır. Vazifesini bitirenler daha güzel bir âleme giderler. Bütün sesler ise ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ya terhisteki şükür ya da işlemek neşesinden gelen nağmelerdir.
    Hayvanlar ve insanlar ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Bütün hayat sahipleri vazifeli birer asker ve memnun memurlardır.
    Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat müthiş cenazeler hükmündedir. Bütün mevcudat Allah-u Teâlâ’nın munis bir hizmetkârı, dost memuru ve birer şirin kitabıdır.
    İŞTE BUNUN GİBİ HÂLLER ONU MANEN TAZİB EDER. İŞTE BU HÂLLER ONA MANEN LEZZET VERİR.

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222