Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
29 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden Yer
    İzmir
    Mesajlar Mesajlar
    121
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 40 + 1522


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Allah sizleri ki cihanda mesud etsin .Rahmet nekadar sevilesi , ne kadar yüksek .Şükründen , medhinden aciz iz ...
    Talha kardeşim senin örneğin den yola çıkarak şöle diye bilirmiyiz. Allah insanı çöle koyduğunu varsayalım , bunla birlikte hadsiz ihtiyaç , hisler vermiş . O çölde insan o hisler ve ihtiyaç lisanıyla Halıkından istiyor .Elinden gelmiyorki hisleri karşılık görsün ihtiyacını haşa yaratabilsin. Rahmet o dua ya cevap veriyor . Diyebilirmiyiz.
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.160
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Alıntı Bahtiyar Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Allah sizleri ki cihanda mesud etsin .Rahmet nekadar sevilesi , ne kadar yüksek .Şükründen , medhinden aciz iz ...
    Talha kardeşim senin örneğin den yola çıkarak şöle diye bilirmiyiz. Allah insanı çöle koyduğunu varsayalım , bunla birlikte hadsiz ihtiyaç , hisler vermiş . O çölde insan o hisler ve ihtiyaç lisanıyla Halıkından istiyor .Elinden gelmiyorki hisleri karşılık görsün ihtiyacını haşa yaratabilsin. Rahmet o dua ya cevap veriyor . Diyebilirmiyiz.
    Anladığım kadarıyla söyleyeyim hata varsa düzeltiniz ;

    Allahın Gafur ismi affı iktiza eder bu ise insanların günaha meyilli olması ve günah işledikten sonra tevbe etmesi ile Gafur ismi kebir affı tecelli eder. Ama rahmet bu ihtiyacı bilir ve yapar onun için rahmet olmaktadır, yani beklemez insanın şükrünü ama insan şükrünü eda etmezse rahmet yerine zahmete dönüşebilir..
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden Yer
    İzmir
    Mesajlar Mesajlar
    121
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 40 + 1522


    5 üyeden 5 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Allah insanı bütün esmasına mazhar olacak fırat ta yaratmış şekillendirmiş programlamış ,Gafur ismi günahları ister.Rezzak ismi açlık ister .Günah işliyen insan Gafur ismine mazhar olucaktır.Belki tövbe istiğfar ile şefkat i Rahmet i celb ediyor ,Rahmet ise gafur ismine şefaatçi oluyor.Aynı onun gibi midenin bedenin açlığı, şefkati Rahmet 'i celb ediyor Rahmet Rezzak ismine şefaat ediyor.Aşagıdaki alıntıdanda böle bir anlam çıkarıyorum.

    "Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nescediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor."
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Mesajlar Mesajlar
    227
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 68 + 3178


    4 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Not
    Ey insan! Madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve medetkâr bir hakikat-i mahbubedir.


    Cenab-ı Hak, bütün kainatı hayata ve insana müteveccih ederek sonsuz rahmetini gösteriyor. Sonsuz rahmeti sebebiyle kuvveti ve kudretiyle de faaliyet gösteriyor. Koca güneşi insana bir lamba yapmak, onu her daim söndürmeden yakmak, koca küre-i arzı güneşin etrafında ve kendi etrafında çevirmek Allah’ın cc. Rahmetiyle birlikte kudretini de gösteriyor. Evet bir tavuğun yavrusunu muhafaza için ite saldırması, ondaki şefkatin tezahürüdür. Bir tavuk sınırlı şefkatiyle ite saldıracak kuvveti kendinde buluyorsa, Rabbimizin sonsuz şefkatinde nasıl bir kudret ve kuvvet vardır düşünelim. Ki geceyi-gündüzü, mevsimleri değiştirmek o sonsuz rahmet içindeki sonsuz kudretin cüz’i bir faaliyetinden ibarettir.


    Ve yine rahmette öyle bir cazibe ve sevimli bir hakikat var ki; Bütün mahlukat arasındaki sevgi, şefkat, muhabbet bu cazibeden, bu hakikatten ileri geliyor. Eğer rahmet olmasaydı, mevcudat olmazdı. Farz-ı muhal mevcudat olsa, aralarında en ufak bir yakınlık, cazibe, sevgi olmazdı. Herşey, herkes birbirine ecnebi ve düşman olurdu. Bir anne için, evladının canının yanması, hiçbirşey ifade etmezdi. Hastaların, yaşlıların, acizlerin, binbir türlü musibetlere maruz olanların, henüz yürüyemeyen küçücük bebeklerin etrafında pervane olan insanları, bu derece samimiyetle koşturan hakikat, şefkatten başka ne olabilir ?
    Yazar : Risale Forum
    Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)!

    Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

    (Prens Bismarck)

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Mesajlar Mesajlar
    227
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 68 + 3178


    4 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Not
    Bismillâhirrahmânirrahîm de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyâcâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle, şefaatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halil ve dost ol.




    Evet madem Rabbimizin merhameti tüm kainatı ve tüm zihayatı kuşatmış. Ve bilhassa insanlar olarak, Allah’ın cc. Rahman ve Rahim isimlerine en azami derecede mazhar olmuşuz. O zaman o Rahman ve Rahim isimlerini içinde barındıran Bismillahirrahmanirrahim e öyle yapışmalıyız ki bizi vahşetten kurtarsın. Yani bizim bütün sıkıntılarımıza, hastalıklarımıza, başımıza gelen musibetlere derman olsun. Ve bu hakikati öyle yaşamalıyız ki, sonsuz ihtiyaç içinde olmamıza rağmen bizi zillete düşürmesin. Evet o hakikat şefkat hakikatidir. Biz Allahın cc. bu iki isminin ve özellikle mü’minler olarak Rahim isminin tecellilerine amellerimizle karşılık vererek, şükrederek, itaat ederek ve isyan etmeyerek mukabele ettiğimizde, o isimler, bize hem bu dünyada hem de ahirette bir nevi şefaatçi olacaktır. Ve bu hakikat, bizi Kainatın Sultanı olan Rabbimize dost edecektir inşallah.
    Yazar : Risale Forum
    Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)!

    Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

    (Prens Bismarck)

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Mesajlar Mesajlar
    227
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 68 + 3178


    2 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Not
    Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp, bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyetle koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:


    Gözle görünür derecede, gayet nizami ve hikmetli ve sanki hayat sahiplerine ve bilhassa insana yardımcı olmak istercesine, bütün ihtiyaçlarına uygun bir şekilde “kainatın unsurlarını musahhar eden sebep nedir ?” sorusuna cevap aramaya kalksak, bunun iki sebebinin olabileceğini söylüyor Üstad Hazretleri.
    Yazar : Risale Forum
    Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)!

    Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

    (Prens Bismarck)

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Mesajlar Mesajlar
    227
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 68 + 3178


    2 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Not

    Ya kâinatın herbir nev’i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor; bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor; insan gibi bir âciz-i mutlakta en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envâı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.




    Birincisi kainatın her bir nevinin insanı tanıyor olması ihtimali ki bu akıldan uzak bir ihtimaldir. İnsan gibi aciz bir varlık sahibi olduğu şeyleri bile muhafaza etmekten aciz ki koca kainatı kendine itaat ettirsin. Ya da kainat insanın ihtiyaçlarını bilen bir beyine, ilme sahip olsun ve dahi onun ihtiyaçlarını bilip bir de ona şefkat etsin, merhamet etsin. Mesela güneş hem insanın güneşe olan ihtiyacını bilecek, hem kendi cesametine bakmayıp, küçücük insana acıyıp merhamet edecek bir özellikte olacak vs. Dünyamızdan kat kat büyük bir ateş kütlesinden bunu beklemek mümkün mü ? Güneşin aklımı var ki insanın ihtiyacını bilsin ? Gözümü var ki onun bütün hallerini görsün, takip etsin ? Kalbimi var ki ona merhamet etsin ?


    Dikkat edersek, ihtiyacımız olan her ne varsa tam zamanında önümüze sunuluyor. Allah yeryüzünü erzak ambarı yapmış. Mevsim vagonlarına yükleyip yükleyip tam ihtiyaç duyduğumuz anda onları bize sunuyor. Mesela yazın o kavurucu sıcaklarında insan karpuz veya kavun gibi meyveleri fıtraten istiyor. İşte tam o zamanda o nimetler önümüze geliyor. Kışın o nimetlere o derece iştah hissetmiyoruz. Acaba bizim o iştahımızın tam yazın geleceğini, karpuz ve karpuzun vücuda gelmesine sebep olan diğer unsurlar biliyor olabilir mi ?


    Bunun gibi bütün ihtiyaçlarımızı gözden geçirsek ve birazcık üzerinde düşünsek, tefekkür etsek her şey ne kadar zamanında ve nizami ihtiyaçlarımıza cevap veriyor göreceğiz. Yani nimette bir kasıt var. Hem ihtiyacı bilen ve gören, hem ona göre bir nimeti halkedebilecek kudrette olan, hem zamana, hem mekana hükmedebilen, kainatın tüm unsurlarının dizgini her an kontrolünde olan ve dahi tüm zihayatı ihata edecek kadar şefkati, merhameti sonsuz olan bir Zat lazım ki bunlar olabilsin.

    “Hem hayatta san’at-ı Rabbâniyenin öyle fevkalâde harika mucizeleri var ki, bütün kâinatı halk edemeyen bir zat, bir kudret, en küçük bir zîhayatı halk edemez.

    Evet, bir nohut tanesinde bütün Kur’ân’ı yazar gibi, çamın gayet küçük bir tohumunda koca çam ağacının fihristesini ve mukadderâtını yazan kalem, elbette semâvâtı yıldızlarla yazan kalem olabilir.

    Evet, bir arının küçük kafasında, kâinat bahçesindeki çiçekleri tanıyacak ve ekser envâıyla münasebettar olacak ve bal gibi bir hediye-i rahmeti getirecek ve dünyaya geldiği günde şerâit-i hayatı bilecek derecede bir istidadı, bir kabiliyeti, bir cihazı derc eden Zât, elbette bütün kâinatın Hâlıkı olabilir.

    Elhasıl, hayat nasıl ki kâinatın yüzünde parlak bir sikke-i tevhiddir; ve herbir zîruh dahi hayat noktasında bir sikke-i ehadiyettir; ve hayatın herbir ferdinde bulunan nakş-ı san’at bir mühr-ü samediyettir; ve zîhayatların adedince bu kâinat mektubunu Zât-ı Hayy-ı Kayyûm ve Vâhid-i Ehad namına hayatlarıyla imza ediyorlar; ve o mektupta tevhid mühürleri ve ehadiyet hâtemleri ve samediyet sikkeleridirler.

    Öyle de, hayat gibi, herbir zîhayat dahi, bu kitab-ı kâinatta birer mühr-ü vahdâniyet olduğu gibi, herbirinin yüzünde ve simasında birer hâtem-i ehadiyet konulmuştur.”
    Otuzuncu Lem’a


    Yukarıdaki ifadelerden anladığımız üzere, kainatta zerreyi halkeden, emrine musahhar eden kim ise, koca güneşleri, galaksileri de yaratan ve emrine musahhar eden Odur. Çünkü herbirşeyin bütün sistemle uzaktan yakından ilgisi alakası var. İnsandaki ihtiyaçlardan yola çıkacak olursak, bu ihtiyacın yerine gelmesi için gereken o kadar çok şey var ki. Bu unsurların her biri birbirini tanıyor ve insanı biliyor ve birbirinin isteklerine boyun eğiyor ve aynı zamanda birbirine emir veriyor olmaları gerekir. Bu ise hem akıldan uzak, hem imkansızdır.


    Kendinden bile haberi olmayan bir tavuk insanın yumurta ihtiyacını ne bilsin. Hadi bildi diyelim o tavuğun ısıya, ışığa, suya, havaya ihtiyacı var. Çeşitli rızıklara ihtiyacı var. Bunları kendi kudretiyle elde edebilir mi ? Elbetteki edemez.

    O halde bu nimetlerin geldiği silsileye tamamıyla malik olan ve ihtiyaç hissettiğimiz nimetleri, kasıtlı olarak önümüze getiren bir kudret var, bir rahmet var, bir hikmet var, bir irade var, bir ilim var. Bütün bu fiiller, bu faaliyetler, bütün kainata hakim olan bir Zat tarafından gerçekleşiyor. Bir şeyin olmasını istediği zaman “Ol” demesi kafi olan Rabbimiz tarafından gerçekleşiyor. Her ihtiyacımızı bilen ve yerli yerince harikulade bir şekilde bize ulaştıran Rabbimize şükürler olsun. Amin.
    Yazar : Risale Forum
    Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)!

    Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

    (Prens Bismarck)

  8. #18
    tebliğ çevrimdışı Haftanın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 449 + 32124


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    “kainatın unsurlarını musahhar eden sebep nedir ?” sorusuna cevap aramaya kalksak, ;

    Bazı insanlara deriz ki neden okuyorsun? Diploma almak için der. Neden diploma almak istiyorsun? Bir meslek sahibi olayım diye. Neden bir meslek sahibi olmak istiyorsun? Malım olsun diye. Güzel, peki neden malın olsun istiyorsun? Neden? Neden?..
    Bu soruların bir sonu olması gerekiyor. Müslüman kişinin asıl gayesi(amacı) Allah’ın rızasıdır “elbette sonunda rabbine gidilecek” Eskiden Salihler. Ebifirasel hamedaninin, hamedani sultanı Seyfueddewle hamedaniye olan hitabını Allah için kullanmışlar. Seninle aram iyi olsun da tüm âlemle kötü olsun. Keşke hayat tatlı sağlam olsun. Sen razı ol da tüm beşer gazab olsun. Toprak üstündekiler ancak topraktır. Allah’tan başkasına böyle hitapetmek uygun olmayıp mümin insanın yapacağı şeylerde amacı Allah’ın rızasını kazanmaktan başka birşey olmamalıdır. Amaçların amacı onun rızasıdır(asılamaç )

    Derlerki ahmak, yemek için yaşar; akıllı ise yaşamak için yer. “İnkar edenler ise haz almaya bakarlar hayvanların yediği gibi yerler, içerler cehennem ateşi onların barınağıdır”(Muhammed:12) Ötetaraftan akıllı insan yaşamak için yer. Geriye bir soru kaldı; akıllı insan neden yaşar? Yaşamak asıl amaç olmalı mıdır? Yaşamak bir amaç olmadığı gibi bir vesiledir.

    Deriz ki: ahmaklar yemek için yaşıyor, akıllılar ise yaşamak için yiyiyor. Oysa muhakkakki mümin insan da Allah’a ibadet etmek için yaşıyor. Amaç Allah’tır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızk istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum” (Zariyat 56-58)



    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Mesajlar Mesajlar
    227
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 68 + 3178


    1 üyeden 0 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Not

    Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?

    Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fâni, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.



    İnkar edemeyeceğimiz tüm bu faaliyetleri bize sunan, bütün mahlukata bizim hayatımızın idamesi için hizmet ettiren, cüz’i ihtiyaçlarımızı dahi hiç unutmadan, şaşırmadan , yerli yerinde ve zamanında veren elbette bizi biliyor, tanıyor, görüyor, işitiyor olmalıdır. Çünkü yapmak bilmeyi gerektirir. Hele ki kasten yapılan bir şeyse, asla tesadüfe havale edilemez. Hem ihtiyacın bilinmesi, hem ihtiyaç hissedilen şeyin özelliklerinin bilinmesi ve ona göre yapılması ve hem de vücuda gelmesindeki tüm unsurlarında o amaca hizmet ettirilmesi; elbette her şeye hakim olmayı, her şeyi hakkıyla görmeyi ve bilmeyi, en küçük sesleri ve hatta kalpten geçen istekleri dahi biliyor olmayı ve tüm bunların yanında merhametli olmayı gerektirir. Hatta lisan-ı hal ile arzedilen fıtri duaları dahi biliyor olmayı gerektirir. İşte böyle bir Zat, ancak tüm celali ve cemali isimlerin sahibi Allah celle celalühü olabilir, başkası olamaz.

    Evet madem ki bizi biliyor ve aşikar şekilde görünen rahmet bildiğinin en açık delilidir. O halde biz dahi Onu bilmeliyiz, tanımalıyız. Çünkü bu sarfiyatı yapan Zat-ı Zülcelal, elbette bir hikmete binaen yapıyor ve bizden buna karşılık beklediği birşeyler olmalıdır; şükürle mukabele etmek gibi.

    Koca kainatta Allah cc. dünyayı, dünya içinde zihayatı ve zihayat içinde de en mükerrem varlık olarak insanı seçmiş. Halbuki insan acizdir; elindekilerin muhafazasına muktedir değildir, güç yetiremez. Fakirdir; istediğini kendi güç ve kuvvetiyle elde edemez. Fanidir; hayatını devam ettirmeye, gençliğini devam ettirmeye kudreti yoktur. Kainatın içinde zerre kadar yer teşkil etmemesine rağmen, insan kendisini muhtelif nimetlerine mazhar eden Rabbini tanımaz ve bilmezse, "marziyatı nedir, bizden ne ister" diye düşünüp, üzerine düşen vazifeyi öğrenip yapmazsa; yapılan bunca faaliyete karşı nimetler ve rahmetler adedince hakaretler etmiş olur. Allah cc. nimetlerini tahkir etmekten bizleri fersah fersah uzak eylesin. Ve kainattaki rahmet hakikatini anlamayı cümlemize nasib eylesin, amin.
    Yazar : Risale Forum
    Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)!

    Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

    (Prens Bismarck)

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Mesajlar Mesajlar
    227
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 68 + 3178


    1 üyeden 0 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 51 - Rahmetin Vücudu ve Tahakkuku Güneş Kadar Zâhir

    Not
    Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte, o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümanı ve ünvanı olan Bismillâhirrahmânirrahîm’i de, o rahmetin vusulüne vesile ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap.


    Rabbimizin sonsuz rahmeti ve o rahmetin üzerimizdeki tecellileri, bizlerin de bu rahmete külli ve halis bir şükür ile ve ciddi ve safi bir hürmet ile mukabelede bulunmamızı gerekli kılıyor. Aksi takdirde Allah’ın rahmetini ittiham etmek gibi bir durumla karşı karşıya kalmak var. Allah böyle hallerden bizi muhafaza eylesin, amin.

    Aldığımız ya da faydalandığımız şeylerden ötürü insanlara veya sebeplere bir fiyat veriyoruz ya da onlara hakları olmayan çok fazla teşekkürleri ediyoruz. Oysa ayağımıza kadar gelen rahmete karşı aynı hürmeti, aynı ciddiyeti, aynı teşekkürü çoğu zaman ifade edemiyoruz ya da unutuyoruz. Sebepleri tek etken gibi görebiliyoruz. Halbuki sebepleri yaratan Rabbimizdir. Hiçbir sebep bizim ihtiyacımızın ne olacağını bilemez, bilse de sürekli bir biçimde o ihtiyacı bize getirmeye muktedir değildir. O nimetlerin her ne vasıta ile olursa olsun, bize gelmesini murad eden, sebeplerin de yaratıcısı olan Rabbimizdir. Hediyeyi getirene bir teşekkür gerekirse, gönderene binler teşekkür etmek gerekir. Getiren sebepler, gönderen ise Rabbimizdir. Bu şükrün en özet şekli ise ibadetle olur ve ibadetlerin içinde o şükrü en güzel ifade eden namaz ibadetidir.

    “Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani, Celâline karşı kavlen ve fiilen Sübhânallah deyip takdis etmek; hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen Allahu ekber deyip tâzim etmek; hem, cemâline karşı kalben ve lisanen ve bedenen Elhamdülillâh deyip şükretmektir.” Dokuzuncu Söz

    O halde başta namaz olmak üzere diğer farz, vacip, sünnet ve nafile ibadetlerimizi yapmak Rabbimizin rahmetine vesile oluyor diyebiliriz. Yani sonsuz rahmet tecellilerine mazhar olduğumuz için, şükrü ifade eden ibadetlerle mukabelede bulunmak lazım geliyor. Ve biz bu şükrümüzü ne derece çoğaltır ve de samimileştirir isek, ihlaslı olur isek, o nispette rahmete mazhar oluyoruz. Ve netice itibariyle Bismillahirrahmanirrahim’in içindeki o Rahman ve Rahim isimleri bize şefaatçi olmuş oluyor.
    Yazar : Risale Forum
    Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)!

    Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

    (Prens Bismarck)

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222