Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/3 123 SonSon
29 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Mesnevi-i Nuriye 6. Ders - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmesi


    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

    Esselamün aleyküm kardeşlerim.

    Sıradaki dersimiz kainattaki tüm mevcudatın birbiriyle yardımlaşır gibi hareket etmeleri, canlıların rızıklarının tam zamanında onlara yetişmesinin ardındaki sırlar ve tevhidle ilgili olacaktır. Bu yardımlaşma ve rızıkların anında ihtiyaç sahiplerine yetişmesi bize neyi anlatıyor, elden geldiği kadar anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Dersi gören bütün kardeşlerimiz, derse iştirak edebilirler. Şimdiden Allah cc. razı olsun, amin.

    Bilgi
    YEDİNCİ LEM’A: Bakınız, aktar-ı semavat ve arz sahifeleri üstünde hâtem-i ehadiyet göründüğü gibi, kâinatın heyet-i mecmuasının büyük sahifesi üzerinde de pek vazıh bir surette hâtem-i tevhid görünmektedir.

    Evet, bu âlem pek muhteşem bir saray veya muntazam bir fabrika veya mükemmel bir şehirdir. Bu fabrika-i kâinatın eczası, efradı ve envâı, âlât ve edevatı arasında hakîmâne bir muarefe ve tanışmak ve dostâne bir mükâleme ve konuşmak ve pek kerîmâne bir muavenet ve yardımlaşmak vardır ki, kemâl-i sür’atle pek uzun mesafelerden birbirinin savtını işitir ve ihtiyacını görür gibi derhal imdadına yetişir, ihtiyacını def eder. Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları sair yardımlarını görüyorsunuz. Ve keza, bulutla arz arasında cereyan eden su alışverişine bakınız ki, arz, suyu buhar şeklinde buluta veriyor, bulut da kendi fabrikalarında lâzım gelen ameliyatı yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde iade ediyor. Sanki o camid cirimler, lisan-ı halleriyle telsiz telgraf gibi birbiriyle konuşur ve yekdiğerine arz-ı ihtiyaç ediyorlar. Bilhassa bütün o ecram âdeta el ele vermiş gibi, kemâl-i ciddiyetle zevilhayata lâzım olan şeyleri tedarik etmek hizmetinde sa’y ediyorlar ve bir Müdebbirin emrine bağlı olup bir gayeye teveccüh ediyorlar.

    Evet, şu teavün kanununa ittibaen, şems, kamer, gece ve gündüz, yaz ve kış taraflarından yapılan yardımlar sayesinde, şu hayvanların erzakını yetiştiren nebatat izn-i İlâhî ile meydana gelir. Hayvanat da emr-i Rabbânî ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir. Balarısıyla ipekböceğinin insanlara yaptıkları yardımlar, bu dâvâyı ispat eder.

    Evet, bu gibi eşya-yı camidenin yekdiğerine yaptıkları şu yardımlar, pek âşikâr bir delildir ki, onlar kerîm bir Müdebbirin hademesi ve amelesi olup Onun emriyle, izniyle iş görürler.

    SEKİZİNCİ LEM’A: Gıda olarak mahlûkata, bilhassa hayvanata taksim edilen rızıklara dikkat lâzımdır ki, bu rızık vakt-i muayyeninde yetişir, vakt-i ihtiyaçta sevk edilir. Ve derece-i ihtiyaç nisbetinde yapılan sevkiyatta büyük bir intizam vardır. İşte, bu umumî rızık hakkında görünen geniş ve muntazam rahmet ve inayetler, ancak herşeyin mürebbîsi ve herşeyin müdebbiri ve herşey yed-i teshîrinde bulunan bir Zâtın hâtem-i hassı olabilir.

    DOKUZUNCU LEM’A: Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hâtem-i ehadiyet bulunduğu gibi, dağınık neviler ve muhit unsurlar üstünde de aynen o hâtem-i ehadiyet bulunur. Evet, bir tarlaya tohum ekilmesinden anlaşılıyor ki, o tarla tohum sahibinin mülküdür. Ve o tohum da, o tarla sahibinin malıdır. Yani, o buna, bu da ona şehadet ediyorlar.

    Kezalik, kâinattaki masnuat, tohum gibidir. Âlem ve anasır da tarla gibidir. Her iki tarafın lisan-ı halleriyle ettikleri şehadete göre, masnuatı ile âlem-i anasır, yani tohum ile tarla ve muhit ile muhat, hep bir Sâni-i Vâhidin yed-i tasarrufundadır. Demek ednâ bir mahlûka yapılan tasarruf-u hakikî ve zayıf bir mevcuda edilen tevcih-i rububiyet, âlem ve anâsır kabza-i tasarrufunda bulunan Zâta mahsus olduğu gibi, herhangi bir unsurun da tedvir ve tedbiri, bütün hayvanat ve nebatatı kabza-i rububiyetinde tutup terbiye eden aynen o Zâta mahsustur. İşte, hâtem-i tevhid dediğimiz budur. Eğer birşeye temellük etmeye niyetin varsa, meydana çık, kendini tecrübe et, bak ne söylüyorlar: En cüz’î bir fert, “Ancak nev’imi yaratan beni yaratabilir” diyor. Çünkü efrad arasında misliyet vardır. Ve arzın her tarafında dağınık bir surette bulunan en küçük bir nevi, “Beni yaratabilen ancak arzı yaratandır” söylüyor.

    Arza bak, ne söylüyor: Sema ile aralarında alışverişi bulunduğu için, “Beni halk edebilen, ancak mecmû-u kâinatı halk eden Zâttır” diyor. Çünkü aralarında tesanüt vardır.


    Mesnevi-i Nuriye



    Tavsiye
    Konu ile ilgili derslerimiz:[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.][Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.][Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.][Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    Diğer derslerimiz için: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Benzer Konular
    Mesnevi-i Nuriye 7. Ders - Tevhidde Suhulet Vardır..
    Mesnevi-i Nuriye 7. Ders - Tevhidde Suhulet Vardır.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Risale Açıklamalı 52 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmesi
    Risale Açıklamalı 52 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmesi بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Mesnevi-i Nuriye 4. Ders - Hayat Hâtemine Bakınız..
    Mesnevi-i Nuriye 4. Ders - Hayat Hâtemine Bakınız.. Bismillahirrahmanirrahim. Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü ebeden daimen. Açıklamalı derslerimize ve anladıklarımızı paylaşmaya devam ediyoruz inşallah. Bu hafta Mesnevi-i Nuriye'den tevhidle a
    Mesnevi-i Nuriye 1. Ders - Sebepler İzzet ve Azamete Perdedir..
    Mesnevi-i Nuriye 1. Ders - Sebepler İzzet ve Azamete Perdedir.. Bismillahirrahmanirrahim Es-selamu aleyküm verahmetullahi ve berekatuhu... Bu gün itibariyle mesneviden soru-cevap şeklinde konular incelenerek istifade etmeye çalışacağız bi-iznillah, sizlerinde aklında bulunan sorula
    Mesnevi-i Nuriye 2. Ders - Arkadaş Tevhid İki Çeşit Olur..
    Mesnevi-i Nuriye 2. Ders - Arkadaş Tevhid İki Çeşit Olur.. Bismillahirrahmanirrahim Esselatü Vesselamü Aleyke Ya RASULALLAH .. Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel'ahirin Veselamün alel mürselin Velhamdülillahi Rabbil
    Yazar : Risale Forum
    Konu Huseyni tarafından (28-01-2013 Saat 20:30 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 239 + 16429


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmesi Meselesi ve Himmet...

    Ve aleykümselam ...



    Himmet; yardım, meded ve istimdat istemektir Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, her türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak mercii Allah-u Zülcelal'dir Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, alim ve salih kimselerden himmet isteme, doğrudan onların şahıslarından yapılan bir talep olarak bilinmemelidir Böyle bir himmet, onların Allah indindeki derece ve değerlerinden yararlanmak için bir tevessüldür Bu kimseler hakkındaki manevi sevginin bir ifadesidir Böyle bir himmet ve meded talebinin gıyabta olması ile huzurda olması arasında fark yoktur
    Başka bir deyimle himmet; kişinin herşeyden kendini çözüp Allah-u Zülcelal ile murakabeli ve huzurlu olma halidir Tabiki herkesin murakabesi ve huzuru değişiktir Herhangi bir kimsenin:"Ey filan bana himmet et!" demesinin manası: "Allah'a olan o murakaben ve huzurunla bana dua et " demektir Yani: "Ya Rabbil O kişinin amelinin hürmetiyle ve himmetiyle benim hacetimi yerine getir " İşte himmetin manası budur
    Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, örnek olarak bir kimsenin: "Ya Resulullah, Ya Şah-ı Nakşibend, Ya Geylani" diyerek manen yardım istediği zaman, onlardan müstakil olarak Allah-u Zülcelal'in izni olmadan bir şey yapmaları istemesi ve öyle inanması küfürdür İnsan bunu yaparken hakiki failin Allah-u Zülcelal olduğunu bilmelidir
    Onlardan Allah-u Zülcelal'e dua etmeleri ve Allah-u Zülcelal'in onların hürmetine hacetini yerine getirmesi için, peygamberleri ve evliyaları aracı yapmasında hiçbir mahsur yoktur
    Daha öncede geçen Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için " mübarek sözleri buna delildir Bu hareket Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e mutabaattan başka bir şey değildir Tabiki bunu yapan insan faili hakiki'nin Allah-u Zülcelal olduğunu bilmeli ve böyle itikad etmelidir
    Fakat günümüzde bazı sapık insanlar inatla: "Allah 'tan başka hiç kimseden yardım istenmez Başkasından yardım istemek küfürdür " diyorlar Ve bunu derken de şu ayet-i kerimeyi delil olarak gösteriyorlar:
    "(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız " (Fatiha; 5)
    Bilindiği gibi, her insan bir takım şeyler için başkasından yardım ister Bu ayette geçen: " yalnız senden medet umarız "
    kelamının manası, Allah-u Zülcelal'den gafil kalmamaktır Yani bir insan herhangi bir şey için başkasından yardım ister, o da yardım eder Burada hakiki fail Allah-u Zülcelal'dir Bu gücü ona veren Allah-u Zülcelal'dir Yani bu yardımı isterken Allah-u Zülcelal'den gafil kalma, çünkü gerçekte yardım eden O'dur
    Dediğimiz gibi, hakiki fail Allah-u Zülcelal'dir Kul ise sadece bir sebeptir İnsan ister himmet istesin, isterse: "Ya Resulallah! Ya Şah-ı Nakşibendî" desin Bunlar sadece aracıdır Bunu böyle bilmeliyiz Bunun üzerinde duruyorum ki, insanlar yanlışa düşmesin ve bunlara karşı çıkanlarında ağzı kapansın Tasavvuf yolu, Allah-u Zülcelal'in muhabbetine götüren bir yol olduğu için istiyorum ki, insanlar bu tasavvuf yolundan mahrum kalmasınlar
    Şimdi biz bu insanlara Kur'an ve sünnetten deliller sunacağız
    Neml suresinde geçen Süleyman aleyhisselam'ın kıssası şöyle anlatılmaktadır:
    "(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş olarak gördü " (Nemi; 38-40)
    Bu ayet-i kerimede açıkça görüldüğü gibi, Süleyman aleyhisselam, müşavirlerinden tahtı getirmek için yardım istemiş ve veziri de ben yaparım diyerek o tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirmiştir Şimdi Süleyman aleyhisselam ile veziri haşa Allah-u Zül-celal'e şirk mi koştular!
    Hayır! Bilakis Süleyman aleyhisselam hakiki failin Allah-u Zülcelal olduğunu bilerek vezirinden yardım istemişti
    Yine, Ebu Hureyre radıyallahu anh Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek: "Ya Rasulallah! Ben senden çok hadis-i şerif işitiyorum Fakat bunları unutuyorum (İşittiğim hadisleri) unutmamayı çok istiyorum " diyerek unutkanlığından şikayet etti Bunun üzerine Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
    "Cübbeni (yere) ser " dedi Ebu Hureyre radıyallahu anh cübbesini serdi Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elleri ile yukarıdan bir şeyler avuçlayıp cübbenin üzerine doğru koy¬du ve: "kapat, kapat " dedi Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle buyurdu "Bundan sonra hiçbir şeyi unutmadım " (Buharı, İlim; 42)
    Bu hadiste de görüldüğü gibi, Ebu Hureyre radıyallahu anh Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den duyduklarını unutmamak için yardım istemiştir Ve Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'de ona yardım etmiştir Şimdi Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Hureyre radıyallahu anh haşa Allah-u Zülcelal'e şirk mi koştular! Onlar Allah-u Zülcelal'in hakiki fail olduğunu bilerek birbirlerinden yardım istiyorlar ve birbirlerine yardım ediyorlardı Şimdi Süleyman aleyhisselam'ın vezirinden yardım istemesini ve Ebu Hureyre radıyallahu anh'ın Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den yardım istemesini kim inkar edebilir? Eğer bu davranış biçimi şirk olsaydı, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Hureyre radıyallahu anh'a: "Benden isteme, Allah 'tan iste! " derdi
    Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
    "Allah-u Zülcelal'in öyle mahlukatı vardır ki, Allah-u Zülcelal onları insanların ihtiyaçları için yaratmıştır, insanlar ihtiyaçları olduğunda, onlara giderler 0 kimseler ki, Allah-u Zülcelal'in azabından emindirler " (Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, 7/192)
    Görüldüğü gibi yardım istemenin hem Kur'anda hem de sünnette bir çok delilleri vardır
    Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
    "Sizden biriniz birşey kaybettiği zaman veya yardım murad ettiği zaman, o öyle bir yerdedir ki, orada yardım edecek bir yardımcı da yoktur O zaman şöyle söylesin: "Ey Allah 'in kulları bana yardım edin "
    Muhakkak ki Allah-u ZülcelaVin öyle kulları vardır ki, bizler onları göremeyiz " (Heysemi, Mecmau'z-Zevaid: X/132)
    Nasıl ki dünyada bir kişi, her hangi bir işini halletmek için, o işi yapacak olan kişinin yanında değeri olan bir kimseyle gittiği zaman, işini daha rahat bir şekilde yerine getiriyorsa, insanın peygamberleri ve evliyaları da Allah-u Zülcelal'e karşı kendisine rehber yapması da aynen böyledir
    Bir kimse: "Ben Allah-u Zülcelal'e karşı hata ve günah sahibiyim, benim yüzüm yoktur " diyerek, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e veya bir evliyaya yalvararak:"Benim yerime Allah-u Zülcelal'e sen dua et ki, benim bu kötü alışkanlıklarım kaybolsun veya bu ihtiyacım yerine gelsin " diyerek, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i ya da bir evliyayı kendisine rehber yaptığı zaman, onlarda dua ediyorlar Ama Allah-u Zülcelal ister kabul eder isterse kabul etmez İşte insanın imanına zarar vermemek için her şeyi, Allah-u Zülcelal'den bilip, boşu boşuna şeytanın aldatmalarına kapılmamak ve bilmeden yanlış düşüncelere girmemek lazımdır
    Netice olarak; her hangi bir peygamber, melek veya evliyanın kendi başına her hangi bir fiili yapma kuvveti yoktur Fail-i Hakiki olan Allah-u Zülcelal'dir Peygamberler, melekler ve evliyalar, Allah-u Zülcelal'in takdiri ile yalnızca birer vesiledirler Bunların duası ve hürmetine Allah-u Zülcelal kullarının hacetini yerine getirir

    Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi K S
    Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Asrımız Meselelerine Fetvalar

    Bulut,rüzgar güneş,felek senin eline ekmek vermek için çalışıp,hizmet görüyorlar.O ekmeği gaflet etmeden yiyesin diye...ALLAH'ın emriyle onlar senin için böyle çalışırlarken,senin vazifeni yapmaman ,boş oturman hiç yakışık alır mı?/Sadi/Gülistan..
    Yazar : Risale Forum
    Konu pendüender tarafından (31-05-2012 Saat 10:44 ) değiştirilmiştir.
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 517 + 29609


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Ve Aleyküm Selam Ağabeyim,

    Allah Razı Olsun ebeden manen dua niyetine olsun inşaAllah bu derslerimiz..

    Not
    Bakınız!

    Aktar-ı semavat ve arz sahifeleri üstünde hâtem-i ehadiyet göründüğü gibi, kâinatın heyet-i mecmuasının büyük sahifesi üzerinde de pek vazıh bir surette hâtem-i tevhid görünmektedir.


    Gökyüzünün dört bir yanında her tarafında bütün alemlerinde ve yeryüzündeki bütün sayfalara Cenab-ı Kur’an nazarında , ilahi eserler olarak bakacak olursak;

    Bütünde yani kainatın tamamında bir büyük kitab gibi yazanı şanına layık şekilde gözükmektedir.

    Mührüne dair tecelli eden tüm alemler her yanda tevhide ayinedarlık ediyor.

    Yazan eli görmeyen onu kalem yazdı zanneder misali bakmamak için ;

    Allah’ın Rahmet eserlerine hatem-i ehadiyet cihetinden yani tek tek , ayrı ayrı tedbir ve idaresiyle Rahmetinin izlerine şahitlik edebilmektir bakmak..

    Sonrasında; aynı anda hem ehadiyeti ile en küçüğünden bir karıncanın rızkını verirken aynı anda tüm kainatın tamamına hakim olan Allah'tır. Bir dayanışma ile sürekliliğini canlı tutması da Allah’ın Rahmetinin ne kadar sonsuz olduğuna delildir.



    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 517 + 29609


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Not
    Evet bu âlem pek muhteşem bir saray veya muntazam bir fabrika veya mükemmel bir şehirdir. Bu fabrika-i kâinatın eczası, efradı ve enva'ı, âlât ve edevatı arasında hakîmane bir muarefe ve tanışmak ve dostane bir mükâleme ve konuşmak ve pek kerimane bir muavenet ve yardımlaşmak vardır ki, kemal-i sür'atle pek uzun mesafelerden birbirinin savtını işitir ve ihtiyacını görür gibi derhal imdadına yetişir, ihtiyacını defeder.




    Kainat bir saray olduğu gibi insan da bir saray örneğidir.İnsanın kendi sarayından dahi bakıp da görebileceği milyarlarca güzellik vardır.

    Hücrelerinin sesini işitmez insan...Aralarındaki işbirliği ve yardımlaşmayı her an göremez,bilemez.Fakat bu işbirliğin sayesinde sağlıklı düşünebilir,elini oynatabilir,görebilir ve duyabilir.

    Dışarıdan bakıldığında ya da başımıza bir sağlık problemi gelmeden sayılan bu nimetlerin ne kadar değerli olduğunu da anlayamıyoruz.

    Metabolizmaları ayakta tutan da hücrenin kendisi değil hücreye bu meleki vahyi veren Allah'tır.

    Aynen hücreden makroya kadar olan tüm yardımlaşma ile nefes alıp verdirten Allah (cc) ,kainata da muhteşem bir yardımlaşma ve işbirliği tayin etmiştir.Ne bir şikayet ne bir ses ne bir yorgunluk dahi görülemez.

    Hepsi bir sarayın görevlisi gibi hizmet ederek vazifesini tamamlar .

    Aralarındaki mesafelerden dahi birbirlerine yetiştirilerek görevlerine itaat ederler.
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 239 + 16429


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    1-Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.

    2 - O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

    3 - O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?

    4 - Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.MÜLK

    Evet bakışlar bitkin halde geri dönüyor...
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 517 + 29609


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Dikkat
    Bir gece, yüz tabakalık irtifada, bir katran ağacının başındaki yuvada, semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne baktım;

    Kur'ân-ı Hakîmin -2- kaseminde ulvî bir nur-u i'câz ve parlak bir sırr-ı belâgat gördüm.

    Evet, seyyar yıldızlara ve istitar ve intişarlarına işaret eden şu âyet, gayet âli bir nakş-ı san'at ve âli bir levha-i ibret, nazar-ı temâşâya gösteriyor.

    Evet, şu seyyareler, kumandanları olan güneşin dairesinden çıkıyorlar, sabit yıldızlar dairesine girerek semâda yeni yeni nakışları ve san'atları gösteriyorlar. Bazen kendileri gibi parlak bir yıldıza omuz omuza verir, güzel bir vaziyet gösteriyorlar.

    Bazen küçük yıldızlar içine girip bir kumandan suretini gösteriyorlar.

    Hususuyla bu mevsimde, akşamdan sonra, ufukta Zühre yıldızı ve fecirden evvel diğer parlak bir arkadaşı, gayet şirin ve güzel bir vaziyet gösteriyorlar.

    Sonra, vazife-i teftişiyelerini ve nakş-ı san'atta mekiklik hizmetini ifadan sonra yine dönüp, sultanları olan güneşin şâşaalı dairesine girip gizleniyorlar.

    Şimdi, şu hunnes, künnes tabir edilen seyyarelerle şu zeminimizi kâinat fezasında birer gemi, birer tayyare suretinde kemâl-i intizamla döndüren ve seyr ü seyahat ettiren Zâtın haşmet-i rububiyetini ve şâşaa-i saltanat-ı ulûhiyetini güneş gibi parlaklığıyla gösteriyorlar.




    2 "Yemin olsun gizlenen ve açığa çıkan yıldızlara." Tekvir Sûresi: 81:15-16.

    Üçüncü Mektup - Mektubat
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 517 + 29609


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Not
    Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları sair yardımlarını görüyorsunuz.

    Ve keza, bulutla arz arasında cereyan eden su alışverişine bakınız ki, arz, suyu buhar şeklinde buluta veriyor,

    bulut da kendi fabrikalarında lâzım gelen ameliyatı yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde iade ediyor.

    Sıradan görüşlerimizin ardında gizlenmiş kalmış sadece varlık alemi...Arzdan arşa kadar bütün hadiselerin takipçisi olmaya kalksak ne büyük düzenlerin arasında ne büyük işlerin holdingleştiğini fark ederdik. Damla damla yağan yağmurun o kadar mesafelerden inip de incitmeden üzerimize yağdırılması ne büyük bir ihsan olsa gerek...

    Adetullahın her yanı kapladığı aleme doğa olayları deyip de geçmek ne büyük bir nankörlük olsa gerek ...

    Vücudumuzun 3/4 'ü nasıl sularla kaplı ise dünyanın da aynı oranda sularla kaplı olması ne kadar düşündürücü...

    Dikkat
    Sonra yağmura bakıyor, görür ki:

    O latif ve berrak ve tatlı ve hiçten ve gaybî bir hazine-i rahmetten gönderilen katrelerde o kadar rahmanî hediyeler ve vazifeler var ki; güya rahmet tecessüm ederek katreler suretinde hazine-i Rabbaniyeden akıyor manasında olduğundan, yağmura "rahmet" namı verilmiştir.


    Asa-yı Musa


    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 239 + 16429


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Dünya büyük alemse,insanında küçük alem olsa gerek.Varlık alemindeki hiçbirşey rastlantı değil,tevafuktur.Yüce yaradanın bahşetmiş olduğu ihsanlar sayıp bitmekle tükenmez...


    "Dağları görürsün de, oysa onlar bulutların donmuş sanırsın; sürüklenmesi gibi sürüklenirler...."(Neml Suresi, 88)

    Üzerinde yaşadığımız Dünya’daki tüm yer şekilleri, kusursuz güzellikte ve birbirinden hikmetli özelliklerle yaratılmıştır. Bu yer şekillerinden biri olan dağlar, görkemli görüntülerinin yanı sıra mucizevi özellikleriyle de bugün hala birçok araştırmaya konu olmaya devam ediyor.

    Dağların 100 km. kalınlığındaki yer kabuğu ile manto tabakası üzerinde nasıl hareket edebildikleri ve çivi işlevi görerek yer katmanlarını nasıl sabitledikleri bu önemli araştırma konularından bazılarıdır.

    1- DAĞLAR NASIL OLUŞTU?

    Dünya üzerindeki yüzey şekillerinden biri olan dağlar, yerkabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelmiştir. İki yeryüzü tabakası çarpıştığı zaman daha dayanıklı olan tabaka diğer tabakanın altında kalır. Üstte kalan tabaka, kıvrılarak yükselir ve dağları meydana getirir. Dağ kökü adı verilen ve altta kalan tabaka ise yer altında ilerleyerek kimi zaman kendi boyunun 10-15 katı büyüklüğü kadar derin bir uzantı meydana getirir. Örneğin yüksekliği yaklaşık 9 km olan Everest Dağı'nın yeryüzüne saplanmış 125 km’den fazla kökü vardır.


    Kuran ayetlerinde de, dağların bu işlevi, "kazık" benzetmesi yapılarak şöyle haber verilir: "Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık?" (Nebe Suresi, 6-7)

    Yine bir başka ayette Allah, "Dağları dikip-oturttu" (Naziat Suresi, 32) şeklinde bildirmektedir. Bu ayette geçen "ersayha" kelimesi "köklü kıldı, sabit yaptı, demirledi, yere çaktı" anlamlarına gelmektedir. Dağlar bu özellikleri sayesinde yeryüzü tabakalarının birleşim noktalarında yer üstüne ve yer altına doğru uzanarak bu tabakaları birbirine perçinlerler. Bu şekilde, yer kabuğunu sabitleyerek kendi tabakaları arasında kaymasını engellemiş olurlar. Bu özellikleriyle dağları, tahtaları bir arada tutan çivilere benzetebiliriz.

    3- DAĞLAR YERYÜZÜ TABAKALARINI SABİTLEMESEYDİ…

    Bugün biliyoruz ki, yeryüzünün dış katmanı derin faylarla kırılmıştır ve parçalanmış plakalar, erimiş magma üzerinde yüzmektedir. Eğer dağların sabitleştirici etkisi olmasaydı, Dünya'nın kendi ekseni çevresindeki dönüş hızının çok yüksek olmasından ötürü, yüzen plakalar hareket halinde olacaklardı. Bu durumda yeryüzünde toprak birikemez, toprakta su depolanamaz, hiçbir bitki filizlenemez, hiçbir yol, ev inşa edilemezdi; kısacası Dünya üzerinde canlı yaşamı mümkün olmazdı. Ancak Allah'ın bir rahmeti olarak, dağlar, kıtasal kütleleri okyanus tabakalarına doğru tutmakta ve onların hareketini durdurmaktadır. Allah bir ayette dağların bu özelliğini şöyle haber vermektedir:

    "... Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı..."(Lokman Suresi, 10)
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 517 + 29609


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Not
    Sanki o camid cirimler, lisan-ı halleriyle telsiz telgraf gibi birbiriyle konuşur ve yekdiğerine arz-ı ihtiyaç ediyorlar. Bilhassa bütün o ecram âdeta el ele vermiş gibi, kemâl-i ciddiyetle zevilhayata lâzım olan şeyleri tedarik etmek hizmetinde sa’y ediyorlar ve bir Müdebbirin emrine bağlı olup bir gayeye teveccüh ediyorlar.

    Cansız cisimler büyük bir kemallikte sanki birbirinin ihtiyacını bilircesine yardımlaşıyor ve ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

    Özellikle ise; yıldızlar gibi büyük cisimler yine aralarında gayet ciddi bir kemallikle Sahibinin emrine tabi olarak hizmet ediyor,çalışıyorlar.Bir gaye uğruna itaatlerinde en ufak bir sapma dahi göstermiyorlar.

    İlah-i bir emir var ve o emre vahy edilmiş muhatap bir alem var.Böyle muntazam bir düzenin bir arada noksansız vazifelerde görevlendirilmesi muhakkak ardındaki yapan Kudret Elini düşündürür...


    Dikkat
    Hem hiç mümkün müdür ki; zeminin yüzünü mütemadiyen zîhayatlarla doldurup boşaltan ve kendini

    tanıttırmak ve ibadet ve tesbihat ettirmek için bu dünyamızı zîşuurlarla şenlendiren bir Sultan-ı Zülcelal,

    semavatı ve yıldızları boş ve hâlî bıraksın; onlara münasib ahaliyi yaratıp, o semavî saraylarda iskân etmesin

    ve saltanat-ı rububiyetini en büyük memleketinde hademesiz, haşmetsiz, memursuz, elçisiz, yaversiz,

    nâzırsız, seyircisiz, âbidsiz, raiyetsiz bıraksın?

    Hâşâ, melekler sayısınca hâşâ!


    Asa-yı Musa
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri - 36 - Yardımlaşma Kanunu ve Rızkın Anında Yetişmes

    Not
    Bakınız, aktar-ı semavat ve arz sahifeleri üstünde hâtem-i ehadiyet göründüğü gibi, kâinatın heyet-i mecmuasının büyük sahifesi üzerinde de pek vazıh bir surette hâtem-i tevhid görünmektedir.


    Bismillahirrahmanirrahim.

    Sıradan gittiğimiz için tevhide dair dersler sıkça karşımıza çıkıyor. Bu konuya ihtiyacımızın çokluğundandır belki de. İnşalalah tekrar tekrar da olsa anladığımız kadar anlatmaya devam edelim.

    Risalelerde oldukça çok kullanılan vahidiyet ve ehadiyet kavramlarını anladığımızda geçtiği yerdeki cümleleri, paragrafları da ve de konuları anlamada faydalı olacaktır.

    Vahidiyet: Allah'ın isim ve sıfatlarının bütün mevcudat üzerinde külli bir şekilde tecelli etmesine denir.

    Ehadiyet ise; Allah'ın isim ve sıfatlarının mevcudatın her bir cüz'ünde ayrı ayrı tecelli etmesidir.

    Yukarıdaki cümleden anladığımız;

    Semanın heryerinde ve yeryüzünün sayfaları üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellileri göründüğü gibi, kainatın tamamında da Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellileri görünmektedir. Burda dünya ve sema, kainata nisbet edildiğinden küçük olan ehadiyet, büyük olan vahidiyet kapsamına girmiş. Yani kainatın tamamında tecelli eden isim ve sıfatlar, kainatın küçük bir cüz'ü olan dünyada dahi tecelli etmiş demektir. Ağaçta tecelli eden bütün isim ve sıfatlar, aynısıyla daha küçük bir surette meyvesinde dahi tecelli etmiş demektir. Misaller çoğaltılabilir.
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222