Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
23 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 518 + 29609


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Not
    Elcevap: Evet. Dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fenâ çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbup arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i esmâ-i İlâhiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-ı meşru mecazî aşk, o vakit aşk-ı hakikîye inkılâba yüz tutar.


    Eğer dünyanın geçici olan yüzünü görüp,bağlanarak kendine ne gibi kötülüklere sebebiyet verebileceğini düşünürse mecaz-i olan bu aşkının gerçek tarafına yüz çevirirse o zaman hakiki olur.

    Baki ( ebedi ) bir Sevgili arasa,dünyanın ise asıl vatanı olan ahirete birer ayna vazifesiyle Allah'ın Esma-i İlahisini görerek bakarsa,imtihan dünyasındaki ubudiyeti bir nevi tarlasına ektiği toprak; ahiret ise biçildiği,toplandığı Hak Sahibine teslim edildiği hakiki aşkın menbaı hakiki vatanıdır.

    Eğer böyle bakarsa o gayri meşru mecaz-i aşk o vakit aşk-ı hakikiye inkılab edebilir.
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 518 + 29609


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Not
    Fakat bir şartla ki, kendinin zâil ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını haricî dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalâlet ve gaflet gibi kendini unutup, âfâka dalıp, umumî dünyayı hususî dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer, boğulur. Meğer ki, harika olarak bir dest-i inâyet onu kurtarsın.


    Fakat bir şartla diyor Ustad Hazretleri; tükenecek hayatına bağlı kararsız kalarak ebedi aleme kıyaslamamalıdır.Yani ebedi alem bu dünyadan akıl ile anlaşılamayacak kadar yüksek sınırlarda yer almaktadır.Bu dünya sadece aslı olanın yani Ahiret Aleminin gölgesinin gölgesinden ibarettir.

    Gölgelikte oturup ancak dinlenmek vakti ile yolculuk edilir.Nitekim hepimiz de yolcuyuz.

    İşte dünyanın bu aldatıcı hallerine kapılarak gerçek hayatını unutup,başka başka dünya tahayyüllerinin peşinde koşmak insanı dünyaya aşık eder.Bu giderek gerçekleri red etmeye,perdelemeye ve kendisini batak bir düşüncenin esiri yapmaya sürükler.Yani tabiat illetine...

    Onu o halden ancak Allah'ın hidayeti kurtarır.Çünkü en büyük günahtır şirk..

    Derler ya hani aşkın gözü kördür.Hakikaten kördür.Körlüğünden göremez hakikati..Hakiki aşık ise kendini görmez, kendini unutur, O'nunla var olur O'na kavuşacağı günü bekler.

    Aynen Kainatın Efendisi Hz.Muhammed (s.a.v) 'in Rabbine kavuşma arzusu gibi;


    Dikkat

    Sonra ölüm melegi (Azrail (A.s)) gelerek selâm verdi, içeri girmek için izin istedi. Peygamber 'imiz de ona izin verdi.

    Ölüm melegi «Bize ne emir veriyorsun, ya Muhammed» (S.A.S.) diye sordu.

    Peygamber 'imiz ona «Beni derhal Rabbime kavustur» dedi. Bunun üzerine ölüm melegi söyle dedi:


    «— Peki, hemen bu gün. Zaten Rabbin seni özlemle bekliyor. Sende oldugu gibi hiç kimse hakkinda tereddüt etmedi. Senden baska hiç kimsenin yanina izinsiz girmemi yasaklamadi. Fakat bekledigin an yakindir.»




    Böyle dedikten sonra çikti. Cebrail (A.S) içeri girdi ve sunlari söyledi:


    «— Ey Allah'in Rasûlü! Selâm üzerine olsun. Bu benim artik yeryüzüne son inisimdir. Vahiy ve dünya defteri artik dürüldü. Benim yeryüzünde senden baska hiç kimse ile isim yok. Seninle bulusmaktan gayri yeryüzü ile bir münasebetim yok. Seni hak üzere gönderen Allâh'a yemin ederim ki, artik burada durmamin hiç bir gerekçesi kalmadi.»


    Bayginken «Yüce dosta» diyordu. Sanki tercihini yeniliyor gibiydi!

    Konusabildigi anlarda da «Namaza. Namaza» diye vesiyyette bulundu.


    İmam Gazali - Kalplerin Keşfi
    ]
    Yazar : Risale Forum
    Konu ASHAB-I BEDR tarafından (17-07-2012 Saat 11:31 ) değiştirilmiştir.


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 518 + 29609


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Not
    Şu hakikati tenvir için şu temsile bak:

    Meselâ, şu güzel, ziynetli odanın dört duvarında, dördümüze ait dört endam âyinesi bulunsa, o vakit beş oda olur: biri hakikî ve umumî, dördü misalî ve hususî. Herbirimiz, kendi âyinemiz vasıtasıyla, hususî odamızın şeklini, heyetini, rengini değiştirebiliriz.

    Kırmızı boya vursak kırmızı, yeşil boyasak yeşil gösterir. Ve hâkezâ, âyinede tasarrufla çok vaziyetler verebiliriz. Çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz.

    Fakat haricî ve umumî odayı ise kolaylıkla tasarruf ve tağyir edemeyiz. Hususî oda ile umumî oda hakikatte birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmakla odanı harap edebilirsin; ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.



    Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri,açıklamayı daha da aydınlatmak adına bir temsil veriyor.

    Misalen;bulunmuş olduğumuz odanın her duvarını kendi aynamız olarak düşünelim.Herkesin duvarı kendine has bir ayna olur.Oysa bir de odanın kendisi var.Odanın kendisi hakiki ve umumidir diyor.

    Böyle düşündüğümüzde her ferd kendi aynası diye nitelendirdiği duvarı istediği renge boyayabilir.Kırmızı boyarsak kırmızı,yeşile boyarsak yeşil olur.

    Hatta çeşitli şekillerle kendi idaresinde olan taraf ile çirkinleştirir veya da güzelleştirebilir.Bu onun elinde bir fırça misali nefsine hitaben yaşayışını gösterir aslında..

    Fakat diyor genel olan oda var bir de o dört aynanın haricinde herkesin, herşeyin haricinde bir odanın gerçekliği daha var unutulmaması gereken..

    İşte o odanın idaresi ve değişimi o hususi aynaların sahipleri olanların elinde değildir.Odanın duvarları hakikatte aynı gibi gözükse de ahkamda yani nizamda,kanunda ve tertipte Allah'ın idaresindedir.İşte o oda Allah'ın insanlara imtihan cihetiyle yaratmış olduğu dünyadır.

    İnsan neyi ne yönde yapacak olursa olsun.O dilemediği müddetçe aynen o odanın bir taşını bile oynatamaz.

    Yapabileceği herşey sadece kendi aynası olan duvarı boyamaktır,perdelemektir veya güzelleştirmektir.
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2012
    Mesajlar Mesajlar
    1.605
    Blog Blog Girişleri
    44
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 253 + 16732


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    "MECÂZÎ AŞK¸ HAKÎKÎ AŞKIN KÖPRÜSÜDÜR"

    Aşk medeniyeti inşacısı olan¸ şiirleri ile gönüller kuşatan ve gönüller yapan Mevlâna¸ "Aşk benden doğmadı¸ aşk beni doğurdu."; "Gönlüme girince sen¸ kapıyı arkadan kilitledim."; "Sen bakmasını bil de dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür." der.

    "Aşırı derecedeki sevgi ve muhabbet¸ sevginin son mertebesi¸ sevginin insanı tam olarak hükmü altına alması" şeklinde tanımlanan aşk¸ mutasavvıflara göre varlığın aslı ve yaratılış sebebidir.

    Aşk¸ sevenin sevgilisinde kendini yok etmesi; öyle ki¸ âşığın yok¸ sadece mâşûkun var olması¸ her şeyin ondan ibaret olması hâlidir.

    Mevlâna nazarında¸ uğruna bir ömür bağışlanan¸ yanıp yakınılan eşsiz sevgili¸ Allah'tır. Gerçek ilhama mahzar olmuş ve gerçek yokluğu zevk edinmiş âşıkların en büyük arzusu¸ "ilahî vuslat"tır.

    Bu yolun coşkun âşığı olan¸ aşktan doğup¸ aşkla yoğrulan Mevlâna; "Bizim Peygamberimizin yolu¸ aşk yoludur. Biz aşk çocuklarıyız¸ aşk bizim anamızdır." der ve hakikî diriliğin aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler.

    "Yoğun aşkın dışında¸ aşktan başka hiçbir işim yok.
    Gönül aşkı dışında¸ hiçbir tohum ekmiyorum."



    diyen Mevlâna¸ aşkı yegâne gaye edinmiş¸ sevme sanatını tecrübî olarak yaşamış¸ "Balık¸ deniz suyundan doyar mı? Bir âşık aşkla nasıl doyum sağlar ki?" sözleri ile aşka olan doyumsuzluğunu dile getirmiştir. Aşk içinde eridiğini söyleyen Mevlâna¸ yapmacık bütün bağlardan kendisini özgür hissedip tamamen özgürleşmiştir.

    Âşık¸ sevgilisinin ayıp ve kusurlarını görmez; yaptığı kötülükleri iyilik sayar; zulmünü iltifat kabul eder; onu kendisinden bile kıskanır. Mevlâna; âşıklık derdinin gönül iniltisinden belli olacağını¸ hiçbir hastalığın gönül hastalığı gibi olmadığını¸ aşk hastalığı ilacının¸ başka bir aşka düşmek yahut seyahate çıkmak olduğunu kabul eder.

    Aşkı¸ eskiden yıldızlar âlemini incelemek için kullanılan üsturlâb isimli âlete benzeten Mevlâna;

    "Âşığın derdi diğer dertlerden ayrıdır. Aşk Huda'nın sırlarını belli eden bir üsturlâb ve bir vasıtadır."1 der.

    Ona göre¸ yıldızların sırları¸ duruş ve davranışları nasıl üsturlâbla anlaşılırsa¸ mana yıldızları demek olan ilahî güzelliğe¸ Allah'ın isimlerine¸ sıfatlarına ait gerçek güzellikler de ancak aşk vasıtasıyla görülür ve anlaşılır.

    Yıldızları bilmek ve anlamak için nasıl daha iyi ve daha üstün bir âlet lazımsa¸ ilahî sırları bilmek ve hakikat nurunu görmek için de daha derin¸ daha gerçek bir aşka ihtiyaç vardır.

    Ona göre yapılması gereken¸ mecâzî aşkı hakikî aşkın köprüsü olarak görmektir. O dünyevî aşkı¸ mecâzî ve tabiî aşk¸ Allah aşkını hakîkî ve ruhânî aşk olarak görmektedir. "Mecâzî aşk¸ hakîkî aşkın köprüsüdür" sözü ile Mevlâna¸ aşkın güzele değil¸ güzelliğe olduğuna dikkat çekmektedir.

    Zira Allah aşkını derinden hisseden kimse¸ ilâhî güzellikten diğer varlıklara yansıyan güzellikleri de sever. Yani o¸ yaratandan ötürü¸ yaratılanı sever.

    Kâinatın her zerresi¸ Allah'ın tecelli aynasıdır. Tüm mevcudata mazhar¸ Hakk'ın tecellisine zahir denilir. Kemâl sahibi kişiler her yerde ve her şeyde zahir olan o cemali sever. O kemâl derecesine vasıl olamayanlar ise aynaya bakanı değil aynayı severler. Dolayısıyla zahirden gaflet edip mazhara muhabbet beslerler.

    Muhabbet ve bağlılıklarından kendilerini kaybeder¸ kâinatı¸ hatta kendilerini bile maşukundan ibaret görecek hâle gelirler. Mecnun adıyla tanınan Kayş işte bu çeşit âşıklardandır. Son zamanlarında ziyaretine gelen Leylâ'yı tanıyamamış¸ Fuzûlî'nin ifadesi ile;

    Bende olan âşikâr sensin¸
    Ben hod yoğum¸ ol ki vâr sensin!..
    Ger ben¸ ben isem; nesin sen ey yâr!..
    Ver sen¸ sen isen; neyim men-i zâr!..


    demiştir.
    Yunus Emre¸ Mecnun'un sonunda Leylâ'ya olan ilgisinden kurtulduğunu ve mecaz köprüsünü geçip hakikati bulduğunu onun lisanından söylediği¸

    Yürü Leylâ ki ben¸ Mevlâ'yı buldum¸
    Leylâ Leylâ derken¸ Allah'ı buldum.


    beytiyle anlatır

    İşte zahiri sevenlerin aşkına hakikî¸ mazharı sevenlerin aşkına mecâzî aşk adı verilir. Allah yolunda ilerlemek isteyen kimsenin her şeyden önce kendisine ayak bağı olacak kayıtlardan kurtulması¸ kalbinde bağlılık adına zerre kadar bir şey bulunmaması gerekir. Belirli bir sevgilisi olmayan kişinin "Düğünde zurnaya¸ hamamda kurnaya âşık" kabilinden her şeye bir bağlılığı vardır.

    Mecâzî de olsa birini seven kişi ise dünyayı ve ötesini kalbinden çıkarmış¸ yalnız dîdarına gönül vermiş ve düşüncesini hasretmiştir. Her şeyden kurtulmuş ama bir rabıtayla bağlı kalmıştır.

    İnce kalın¸ yüzlerce binlerce kördüğüm olmuş bağlardan kurtulmak kolay değildir ama tek bağdan kurtulmak mümkündür. O tek bağ da mürşid-i kâmilin himmeti ile çözülür.

    Mecâzî aşk¸ hakikî aşkın köprüsü olduğu için Mevlâna¸ "Âşıklık ne suretle olursa olsun bizim için hakikat rehberidir."2 demektedir. Diğer yandan Mevlâna:

    "Renge incizap dolayısıyla husule gelen aşklar¸ aşk değildir; neticesi utanıp arlanmaya varan bir hevesten ibarettir."

    buyuruyor. "Ay'ı leğende müşahede ediyorum."¸ yani Hakk'ın cemalini güzellerin yüzünde görüyorum¸ diyen Fahreddin-i Irâkî'ye Şems-i Tebrîzî¸ "Ensende çıban mı çıktı ki başını kaldırıp gökyüzüne nazar etmiyorsun da suya bakıyorsun?" ihtarında bulunmuştur.

    "Gölge Güneşten nişan verse de Güneş her an¸ can nurunu neşreder."3 beyti ile de Mevlâna¸ mecâzî aşkın hakikî aşk ile bir tutulamayacağına dikkat çekmektedir. Zira¸ gölge güneşin varlığına bir işaretse de¸ güneşin kendisi¸ her an bir hayat ışığıdır.

    Bunun gibi gölge misalinde olan ve cismânî suretlerden kaynaklanan aşk-ı mecâzî de aşk-ı hakikînin varlığından nişan vermekle birlikte güneş mesabesinde olan Zât-ı Hak'a olan aşk gibi değildir. Zira bu aşk¸ ruha nur verir.

    Mevlâna¸ aşkın mahiyetinin akıl ile kavranılamayacağını ise şu mısraları ile dile getirmektedir:

    "Aşkın şerhi için ne türlü beyanatta bulunsam¸ aşka gelince; yani aşkın tesirini hissedince söylediklerimden mahcup olurum. Dilin izah ve yorumu parlak olsa da aşkın söylenilmemiş kalması ve söylenilmemesi değil; hissedilmesi daha parlaktır."4

    Ona göre aşk; bir zevk ve vicdan hâlidir. Kendisine âşıklık nedir? diyenlere benim gibi olursan anlarsın¸ cevabını vermiş ve aşkın tefsirini yapmaktansa onun hissen ve zevken anlaşılmasını daha uygun bulmuştur. Ona göre dilin tasvir kuvveti¸ kalemin tahrik gücü ne kadar fazla olursa olsun aşkın gereğince tarifinde lisan yorulur¸ kalem kırılır.

    Hatta dille kalemin muharriki olan fikir de aşkın anlatılması şöyle dursun¸ anlaşılmasında bile aciz kalır. Zira aşkı anlatacak yine aşkın kendisidir. Karanlık bir mağarada yapay bir ışık içerisinde büyümüş ve yaşamış bir kimseye güneşin varlığı ve vasıfları hakkında ne kadar delil getirilip anlatılmaya çalışılsa¸ hakkıyla anlatmak mümkün değildir. Ona güneşi göstermek gerekir.

    Zira güneşin zatı¸ zatına delildir. Aşkın delili de yine kendisidir. Mevlâna;
    "Ay'ın ikiye yarılması mucizesi Güneş gibi zuhura gelince¸ gölge sana masal gibi uyku getirir. Güneş doğuverince Ay yarılır¸ yani nuru görünmez olur."5 mısraı ile aşkı¸ şakku'l-kamer mucizesine benzetmektedir.

    Mevlâna¸ "Kimin ki aşk toplayacak eteği yoktur¸ bu saçılan nurdan nasipsiz kalmıştır."6 mısraı ile de aşkı¸ ilahî kaynaktan kopan bir nur parçası olarak görmektedir. Ona göre her şeyin aslına rücu etmesi gibi¸ aşkla donanan ruh da sonunda birlik deryasına gider.

    Özetle Mevlâna¸ aşkı tanımlanması en zor kavram¸ ancak samimi ve hassas kimselerin tecrübe edebileceği bir zevk hâli olarak görmektedir. Hayatta her şeyi tattığını ve hiçbir şeyin aşkla mukayese edilemeyeceğini söylemektedir. Şu şiiri ile de aşkın gücüne dikkat çekmektedir:

    Aşk sayesinde dikenler gül olur.
    Aşk sayesinde sirke¸ tatlı şarap olur.
    Aşk sayesinde kazık¸ (hükümdar) tahtı olur.
    Aşk sayesinde talihsizlik¸ talihe dönüşür.
    Aşk sayesinde hapishane¸ bahçeli (bir) köşke dönüşür.
    Aşk sayesinde küllerle dolu ocak¸ gül bahçesi olur.
    Aşk sayesinde yakan ateş¸ güzel bir ışık olur.
    Aşk sayesinde şeytan¸ huri olur.
    Aşk sayesinde sert bir taş¸ tereyağı gibi yumuşar.
    Aşk sayesinde keder¸ neşeye dönüşür.
    Aşk sayesinde gulyabani¸ melek olur.
    Aşk sayesinde arı iğnesi bal olur.
    Aşk sayesinde aslanlar¸ fare gibi zararsız olur.
    Aşk sayesinde hastalık¸ sağlık olur.
    Aşk sayesinde öfke¸ merhamete dönüşür.7


    Dipnot
    1- Mevlâna¸ Mesnevî¸ c. I¸ b. 110.
    2- Mevlâna¸ Mesnevî¸ c. I¸ b. 111.
    3- Mevlâna¸ Mesnevî¸ c. I¸ b. 112.
    4- Mevlâna¸ Mesnevî¸ c. I¸ b. 112-113.
    5- Mevlâna¸ Mesnevî¸ c. I¸ b. 118.
    6- Mevlâna¸ Mesnevî¸ c. I¸ b. 762.
    7- Arasteh¸ Mevlâna¸ s. 63-64

    Kadir Özköse
    Yazar : Risale Forum
    Konu Denis tarafından (18-07-2012 Saat 18:22 ) değiştirilmiştir.
    İnsanlar içinde kurtulması en ümitli olan, kendisinin akıbeti hakkında en çok korkandır.

    Süfyan-ı Sevrî

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 518 + 29609


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Derse katılan kardeşlerimden Allah Razı Olsun.

    Biz de kendimizce anladıklarımıza devam edelim inşaAllah..

    Not
    İşte, dünya süslü bir menzildir. Herbirimizin hayatı bir endam âyinesidir. Şu dünyadan herbirimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır. Belki o hususî dünyamız ve âlemimiz bir sahifedir, hayatımız bir kalem onunla, sahife-i a’mâlimize geçecek çok şeyler yazılıyor.



    Dünya süslü bir mekandan ibarettir.Herbirimizin hayatı boydan boya gösterilen ayna örnekleridir.Herbirimizin yaşamlarınca birer alemi ve birer dünyası vardır.

    Fakat herbirimizin hususi olan bu alemleri,dünyalarını; direği ile kapısı ile merkezi ile hayatta tutan,hayat veren Allah'tır.

    Hayatın varlığı olmasa idi o şahsi dünyalar,alemler olamazdı.Üstad diyor ki;belki de kendi şahsi alemlerimiz birer sahifedir bu koskoca Alemin içinde,hayatımız bir kalem misali , o büyük alemin içinde kendini sahife-i a'malimize geçirtmeye sebep olan çok şeyleri yazıyor.


    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 518 + 29609


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Not
    Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki, dünyamız, hayatımız üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır, hissedip bildik.

    Ona ait muhabbetimiz, o hususî dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esmâ-i İlâhiyeye döner, ondan cilve-i esmâya intikal eder.



    Eğer dünyamızı hayatımızın üzerinde bina edecek şekilde sever isek ; tükenip bittiğini,geçici olduğunu,karar verebilme mekanizmasını acziyeti ve fakrından ötürü tam kullanamadığını misalden de hissederek anladık.

    Fakat dünyaya olan muhabbetimizi kendi hususi aynamız olan alemimiz ile bağlantı kurarak her ikisinin de Esma-i İlahiyi yansıtmak ve tanıttırmak adına sadece bu anlamda var olduğunu görebilirsek o zaman Hakiki Aşkın cilve-i esmasına intikal eder.

    Sevgili kendini ancak isim ve sıfatlarıyla bu manada gösterir.Açılır mahlukatın kapalı perdeleri..
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.949
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 518 + 29609


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Not
    Hem o hususî dünyamız, âhiret ve Cennetin muvakkat bir fidanlığı olduğunu derk edip, ona karşı şedit hırs ve talep ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sümbülü olan uhrevî fevâidine çevirsek, o vakit o mecazî aşk hakikî aşka inkılâp eder.




    Hususi dünyalarımızın,Ahiret ve Cennetin yeryüzündeki fani birer fidanlığı olduğunu anlar isek;

    ona karşı duyduğumuz şiddetli hırs ve talepkar yani dünyalık istekler hırsı yüzünden sürekli talep etme duygusunu hakiki ebedi aleme feda etsek.

    Bu defa görülür ki bu dünya ebedi dünyanın kapısı olacak ve fayda sağlayacaktır.Burada ekilen tohumlar orada ebedi hayat olarak sümbüllenecektir.

    Burada batan güneş hakiki dünyamıza ebedi bir surette doğacaktır inşaAllah..
    Yazar : Risale Forum
    Konu ASHAB-I BEDR tarafından (20-07-2012 Saat 16:21 ) değiştirilmiştir.


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 240 + 16429


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Muhabbetin Hâlık’ı, menbaı ve nihâî gâyesi Allah Teâlâ’dır. Mü’min, bütün fânî muhabbetleri, ilâhî muhabbete bir basamak bilmelidir. Zîrâ hakikî muhabbet, fânî muhabbetlerin dar hudûdunu aştıktan sonra başlar. İlâhî muhabbetin lezzeti karşısında diğer muhabbetlerin geçici ve anlık lezzetleri, tıpkı güneş karşısındaki bir mum ışığı gibi sönük kalır.
    Yazar : Risale Forum
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 240 + 16429


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Ana-baba, çoluk-çocuk, mal, can, eş-dost, konu-komşu, millet, vatan, bayrak ve emsâli her şeyi, yâni Allâh’ın bütün nîmetlerini yine Allah için sevmek muhabbetin hakîkatine vâkıf olmanın işaretleridir. Zîrâ Allah’tan gayrısına yönelmiş gibi görünen bu nevî muhabbetler de, esâsen Allah için olduğundan, kalbe huzur bahşeder.
    Yazar : Risale Forum
    Konu pendüender tarafından (20-07-2012 Saat 19:41 ) değiştirilmiştir.
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2012
    Nereden Yer
    Şark
    Mesajlar Mesajlar
    1.377
    Blog Blog Girişleri
    63
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 240 + 16429


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Açıklamalı Risale Dersleri 42 - Aşk-ı Mecazî - Aşk-ı Hakikî

    Aşkı anlamak için, hikmet gemisinde aşk ehline gelinir. Onların kapısına aklı başında gelinir ama akıl yitimi ve hayranlıkla dönülür. Aşk ehline akıllı gelinip, deli ve hayran dönülürse, nâsiplenilmiş olur aşk âleminden.


    Şeyhülislam Yahyâ

    Gönül aşk aleminde, aşk âlemi gönüldedir. Elbette gönül aşk alemine hiçbir zaman erişemez, dünyada aşk kürede yaşar, ama içinde aşk âlemini duyar. Ona aşk âlemi sığabilir.


    Gönül ehlinin sözünü duyunca yanlış deme. Söz anlamıyorsun cânım efendim ...yanlış burada.
    Hâfız
    Yazar : Risale Forum
    Konu pendüender tarafından (20-07-2012 Saat 20:27 ) değiştirilmiştir.
    HAYY' dan geldik, HU' ya gideriz...

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222