Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
6 sonuçtan 1 ile 6 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar Mesajlar
    2.500
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 134 + 1900


    Birinci Lem'a

    Hazret-i Yunus İbn-i Metta Alâ Nebiyyina ve Aleyhissalâtü Vesselâm'ın münacatı, en azîm bir münacattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i duadır. Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın kıssa-i meşhuresinin hülâsası: Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümid kesik bir vaziyette
    ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ("Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." Enbiyâ Sûresi, 21:87.)
    münacatı, ona sür'aten vasıta-i necat olmuştur.
    Hazret-i Yunus: Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen Hz. Yunus (a.s.), İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Musul yakınlarında bulunan Ninova halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Yunus ibni Metta adıyla meşhur olan Yunus (a.s.), kendisini balık yuttuğundan dolayı Kur'ân-ı Kerim'de Zennun ve Sahib-i Hut ünvanlarıyla zikredilir. Otuz yaşlarında peygamber olarak görevlendirilen Hz. Yunus (a.s.), halkını otuz üç sene hakka davet etmiş, ancak kendisine sadece iki kişi iman etmiştir. O da şehri terk edince, halkı gelecek bir azaptan korkup kendisine iman etmişlerdir. Hz. Yunus da tekrar geri dönerek irşada devam etmiştir.
    Münacat: Dua, Allah'a(cc) yalvarma.
    Azîm: Büyük, yüce.
    Mühim: Önemli.
    Vesile-i icabe-i dua: Duanın kabul edilme ve karşılığının verilme sebebi.
    Kıssa-i meşhure: Meşhur hikaye.
    Hülâsası: Özeti.
    Dağdağalı: Gürültülü.
    Münacatı: Duası. Allah'a(cc) yalvarması.
    Sür'aten: Hızlı olarak, çabuk olarak.
    Vasıta-i necat: Kurtuluş vasıtası(sebebi).


    Şu münacatın sırr-ı azîmi şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde "gece, deniz ve hut" ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir zât onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı. Demek esbabın tesiri yok. Müsebbib-ül Esbab'dan başka bir melce' olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu müsahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hutun karnını bir taht-el bahr gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağ-vari emvac dehşeti içinde; denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve tenezzühgâhı olarak o nur ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, Kamer'i bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdid ve tazyik eden o mahlukat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi müşahede etti.
    Sırr-ı azîm: Büyük sır, büyük gizli gerçek, büyük derin ve ince mana.
    Esbab: Sebepler.
    Bilkülliye: Bütünüyle, büsbütün, tamamıyla.
    Sukut: Düşme, alçalma, inme.
    Necat: Kurtuluş.
    Cevv-i sema: Gökyüzü, hava alemi, uzay boşluğu.
    Hut: Balık.
    İttifak: Bir konuda, ortak bir gâyede anlaşma, fikir birliği etme.
    Müsahhar: Emir altına alınmış, emir dinler.
    Sahil-i selâmet: Selamet sahili, korku ve endişenin olmadığı, güvenilir, emin kıyı. *Kurtuluş, yeri.
    Faide: Fayda.
    Müsebbib-ül Esbab: Bütün sebeplere sâhip olan, hakikî müsebbib olan Cenab-ı Hakk, bütün sebebleri meydana getiren Allah(cc).
    Melce': Sığınılacak yer.
    Aynelyakîn: Gözle görür derecede inanma; bir şeyi görerek ve seyrederek bilme.
    Sırr-ı ehadiyet: Ehadiyet sırrı; Allah'ın(cc) her bir varlıkta görülen birlik tecellisinin sırrı.
    Nur-u tevhid: Tevhid nûru. Allah`ın(cc) birliğini güneş gibi gösteren.
    İnkişaf: Açılma, ortaya çıkma, görülme, açığa çıkma, meydana çıkma.
    Taht-el bahr: Deniz altı gemisi.
    Emvaç: Dalgalar.
    Meydan-ı cevelan: Bir olayın cereyan ettiği yer. Hareket alanı. *Geniş arsa, açıklık saha.
    Tenezzühgâh: Gezinti yeri.
    Kamer: Ay.
    Tazyik: Daraltma, sıkıştırma. Zorlama, baskı. Sıkıntı verme.
    Mahlukat: Yaratılmış varlıklar.
    Cihet: Yön, taraf.
    Şecere-i yaktîn: Yaktîn ağacı.
    Lütf-u Rabbanî: Herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın(cc) lütfu(iyilik ve yardımı).

    İşte Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın birinci vaziyetinden yüz derece daha müdhiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz, istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim heva-yı nefsimiz, hutumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hutundan bin derece daha muzırdır. Çünki onun hutu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hutumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.
    İstikbal: Gelecek, gelecek zaman.
    Nazar-ı gaflet: Gafletli bakış, Allah(cc) ve ahiret gününden yoksun bakış.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Sergerdan: Başı dönmüş, şaşkın.
    Küre-i zemin: Yer küre, dünya.
    Mevc: Dalga.
    Heva-yı nefs: Nefsin boş, zararlı ve günahlı istekleri.
    Hut: Balık.
    Hayat-ı ebediye: Ölümsüz ve sonsuz hayat.
    Muzır: Zararlı, zarar veren.

    Madem hakikî vaziyetimiz budur; biz de Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbib-ül Esbab olan Rabbimize iltica edip
    ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ demeliyiz ve aynelyakîn anlamalıyız ki: gaflet ve dalaletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve heva-yı nefsin zararlarını def'edecek yalnız o zât olabilir ki; istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir.
    İktidaen: Uyarak.
    Umum: Bütün.
    Esbab: Sebepler.
    Müsebbib-ül Esbab: Sebeplere sebep olan, sebeplerin yaratıcısı olan Allah(cc).
    İltica: Sığınma.
    Aynelyakîn: Göz ile görür gibi kesin ve şüphesiz.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    İstikbal: Gelecek.
    Taht-ı emrinde: Emri altında.
    Taht-ı hükmünde: Hükmü altında, emir ve idaresi altında.
    Nefs: Hayat, ruh, can. *İnsandaki bedenî canlılık; yeme, içme, şehvet gibi biyolojik ihtiyaçlara duyulan tabiî istek. *şehvet, gazap, fazilet gibi şeylerin kaynağı. *Kötü vasıfları, nitelikleri kendisinde toplayan, kötülüğe sevkeden, şehevî istekleri kamçılayıp hayırlı işlerden alıkoyan güç. *Kulun kötü ve günah olan hal ve huyları, süflî arzuları. *Kendi, şahıs. Bir şeyin ta kendisi.
    Taht-ı idaresindedir: İdaresi(yönetimi) altındadır.


    Acaba Hâlık-ı Semavat ve Arz'dan başka hangi sebeb var ki, en ince ve en gizli hatırat-ı kalbimizi bilecek ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüzbin boğucu emvacından kurtaracak? Hâşâ, Zât-ı Vâcib-ül Vücud'dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette onun izni ve iradesi olmadan imdad edemez ve halaskâr olamaz.
    Hâlık-ı Semavat ve Arz: Göklerin ve yeryüzünün(dünyanın) yaratıcısı.
    Hatırat-ı kalb: Kalbe doğan manalar.
    Emvac: Dalgalar.
    Hâşâ: Asla, öyle değil, kesinlikle.
    Zât-ı Vâcib-ül Vücud: Varlığı başkasının varlığına bağlı değil, kendinden olup ezeli ve ebedi olan Allah (cc).
    İmdad: Yardım.
    Halaskâr: Kurtarıcı.


    Madem hakikat-ı hal böyledir. Nasılki Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a o münacatın neticesinde hutu ona bir merkûb, bir taht-el bahr ve denizi bir güzel sahra ve gece mehtablı bir latif suret aldı.
    Biz dahi o münacatın sırrıyla
    ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَdemeliyiz.
    ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ Senden başka ilâh yoktur.) cümlesiyle istikbalimize, ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ Sen her noksandan münezzehsin.) kelimesiyle dünyamıza, ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.) fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhametini celbetmeliyiz. Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur'anın mehtabıyla istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılab etsin. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvacı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur'an-ı Hakîm'in tezgâhında yapılan bir sefine-i maneviye hükmüne geçen hakikat-ı İslâmiyet içine girip selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur'anla, o terbiye-i Furkaniye ile; nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz olup, bizi ona bindirip, hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.
    Hakikat-ı hal: Durumun gerçek yüzü, gerçek durum.
    Merkûb: Binilen, binek.
    Taht-el bahr: Denizaltı, denizaltı gemisi.
    Sahra: Kır, ova, çöl.
    Mehtab: Ay ışığı.
    Nazar-ı merhamet: Merhametli bakış.
    Celb: Kendi tarafına almak, çekmek.
    Nur-u iman: İman nuru, iman ışığı.
    Tenevvür: Nurlanma, aydınlanma, ışıklanma, parlama.
    Ünsiyet: Alışkanlık, dostluk, alışılmışlık, tanışıklık, yakınlık.
    Tenezzüh: Gezinti.
    İnkılab: Bir halden diğer hale geçme, hal değiştirme, değişim, dönüşüm.
    Mütemadiyen: Devamlı olarak, sürekli olarak.
    Mevt: Ölüm.
    Karn: Asır, yüzyıl.
    Emvac: Dalgalar.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Sefine-i maneviye: Manevî gemi.
    Hakikat-ı İslâmiyet: İslâm dininin temel gerçeği.
    Nazar-ı ibret: İbretli bakış.
    Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.
    Sırr-ı Kur'an: Kur'anın sırrı.
    Terbiye-i Furkaniye: Kur'ân'ın terbiyesi, Kur'ân'ın bütün bedenimizi ve ruhumuzu terbiye etmesi.
    Hayat-ı ebediye: Ölümsüz ve sonsuz hayat.

    Elhasıl: Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti itibariyle sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizazatından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrasından müteellim oluyor. Ve nasılki hurdebînî bir mikrobdan korkar; ecram-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasılki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasılki küçük bahçesini sever, öyle de hadsiz ebedî Cennet'i dahi müştakane sever. Elbette böyle bir insanın Mabudu, Rabbi, melcei, halaskârı, maksudu öyle bir zât olabilir ki, umum kâinat onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyarat dahi taht-ı emrindedir. Elbette öyle bir insan daima Yunusvari (A.S.)
    ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّٓ ﺍَﻧْﺖَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﺍِﻧِّﻰ ﻛُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤِﻴﻦَ ("Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum." Enbiyâ Sûresi, 21:87.)
    demeye muhtaçtır.
    Elhasıl: Kısacası, özetle.
    Câmiiyet: Toplayıcılık, çok sayıda özellikleri kendinde bulundurma.
    Müteellim: Acı çeken, acı duyan.
    Arz: Yeryüzü, dünya.
    İhtizazat: Titremeler, sallanmalar.
    Hengâm: Zaman, vakit, an.
    Zelzele-i kübra: Çok büyük sarsıntı.
    Hurdebînî: Gözle görülmeyip mikroskopla görülebilen. Mikroskobik.
    Ecram-ı ulviye: Gök cisimleri, yüksek yıldızlar.
    Zuhur: Meydana çıkma, ortaya çıkma, görünme.
    Hane: Ev.
    Müştakane: Çok istekli şekilde.
    Mabud: İbadet edilen.
    Melcei: Sığınılacak yeri, sığınağı.
    Halaskâr: Kurtarıcı.
    Kabza-i tasarruf: Tasarruf(idare) eli.
    Zerrat: Zerreler.
    Seyyarat: Gezegenler, gezici yıldızlar.
    Taht-ı emrinde: Emri altında.

    Lemalar

    Benzer Konular
    Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, İkinci ve Üçüncü Vecih arasındaki farkı izah ede
    Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, İkinci ve Üçüncü Vecih arasındaki farkı izah ede Devami...
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçe
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçe Devami...
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün ba
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün ba Devami...
    On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele'deki dehşetli sualin, birinci ve ikinci şıkkı aynı g
    On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele'deki dehşetli sualin, birinci ve ikinci şıkkı aynı g Devami...
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - On Birinci Mesele
    Birinci Kısım - Meyve Risalesi - On Birinci Mesele On Birinci Mesele Meyvenin On Birinci Meselesinin başı, bir meyvesi Cennet ve birisaadet-i ebediye ve biri rüyetullah olan iman şecere-i kudsiyesinin hadsiz,küllî ve cüz’i meyvelerinden yüzer nümuneleri Risale-i Nur
    Yazar : Risale Forum
    Konu fanidünya... tarafından (15-01-2016 Saat 15:28 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden Yer
    İzmir
    Mesajlar Mesajlar
    121
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 40 + 1522


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Birinci Lem'a

    Neden en azim bir münacattır diye sorulursa ?
    Çünki o halde ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin,
    Neden en mühim bir vesile-i icabe-i duadır dense ?
    Müsebbib-ül Esbab'dan başka bir melce' olamadığını aynelyakîn gördüğünden.

    Demek insan müsebbib-ül esbab'dan başka bir melce olmadığını aynel yakin görebilse , o inkişafla yalvarsa fırtınalı koca denizde dahi olsan o deniz senin necatın için sana musahhar olucaktır.
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2014
    Mesajlar Mesajlar
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 11 + 10


    Cevap: Birinci Lem'a

    Allah Razı Olsun
    Yazar : Risale Forum
    Medyum Gabriel Allah Yolunda Tek Medyum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden Yer
    İzmir
    Mesajlar Mesajlar
    121
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 40 + 1522


    Cevap: Birinci Lem'a

    O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. ne demektir ?
    başım çok ağrısa bi hap alı veririm demen gibi , sığınılacak bir sebep var nejat için ağrının dinmesi için. Yunus A.S. durumunda yardım alınacak hiç bir esbab kalmamasıdır , aksine her şey aleyhine olmasıdır.Esbabbın bikülliye sukut etmesi.
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden Yer
    İzmir
    Mesajlar Mesajlar
    121
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 40 + 1522


    Cevap: Birinci Lem'a

    Düşün sene balığın karnındasın siz olsanınz ne yapardınız. ?
    Bizim 11-12 yaşındaki çocuklara sormuştum bu soruyu risale okurken , balığa kafa atanlar , midesine yumruk atanlar çıktı.
    Bende imdat kurtarın beni diye mi bağırırım yoksa esbabı sukut ettirir müsebbibül esbabamı sığınırım bilemiyorum.
    Yazar : Risale Forum
    Konu Bahtiyar tarafından (09-08-2014 Saat 03:35 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar Mesajlar
    18
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 27 + 182


    Cevap: Birinci Lem'a

    En muhim bir vesilei icabei duadir.cunku duanin mahiyeti ;insanın acizligini bilmesini anlatıyor .aciz olduğunu bilen ise aczini sefaatci yapıp allahtan istemesi o duanin makbuliyetini artırır
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222