Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/3 123 SonSon
22 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


    Eser:
    Asa-yı Musa/Birinci Kısım/Altıncı Mesele
    Konu: Fenler Allah'tan cc. Bahseder..


    Açıklamalı risale derslerimiz devam ediyor.


    • Derslerimize herkes katılabilir.
    • Soru sorabilir veya sorulan sorulara cevap verebilir.
    • Ders anlayışımız; "biz biliyoruz, öğretiyoruz" değil, "anladığımızı paylaşıyoruz." şeklindedir.
    • Açıklamalı dersler, birkaç yöneticinin kendi tekelinde gibi algılanmamalı.
    • Yöneticiler derslerin sadece takibini ve seri olarak açma vazifelerini üstlenmekteler.
    • Bunun dışında dersin gidişatı herkese açıktır.
    • Bundan dolayı bütün kardeşlerimizin derslere iştirak etmelerini arzu ediyoruz.


    Selam ve dua ile.


    Bilgi
    Altıncı Mesele

    Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir.
    Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dediler.

    Ben dedim:

    Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.

    Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.

    Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.

    Hem, meselâ, nasıl bir harika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor; şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır.

    Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbâniye ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla, küre-i arzın Ustasını ve Sahibini bildirir, tanıttırır.

    Hem meselâ, nasıl ki, gayet mükemmel bin bir çeşit erzak etrafından celb edip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iaşe ambarı ve dükkân şeksiz, bir fevkalâde iaşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve memurunu bildirir.

    Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iaşe mikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.

    Hem nasıl ki dört yüz bin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silâhı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mu’cizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini ve cihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak verdiği o acip ordu ve ordugâh, şüphesiz, bedahetle o harika kumandanı gösterir, takdirkârâne sevdirir.

    Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâhında ve her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni ordu-yu Sübhânîde nebatat ve hayvanat milletlerinden dört yüz bin nev’in çeşit çeşit elbise, erzak, esliha, talim, terhisleri gayet mükemmel ve muntazam ve hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek kumandan-ı âzam tarafından verilen küre-i arzın bahar ordugâhı, ne derece mezkûr insan ordu ve ordugâhından büyük ve mükemmel ise, sizin okuyacağınız fenn-i askerî mikyasıyla dikkatli ve aklı başında olanlara o derece küre-i arzın Hâkimini ve Rabbini ve Müdebbirini ve Kumandan-ı Akdesini hayretler ve takdislerle bildirir ve tahmid ve tesbihle sevdirir.

    Hem nasılki bir harika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her yeri gezerler. Yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları ve fabrikası, şeksiz, bedahetle elektriği idare eden ve seyyar lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekâr ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir.

    Aynen öyle de, bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı—kozmoğrafyanın dediğine bakılsa—küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne derece o misâlden daha büyük, daha mükemmeldir; o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız, fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i âzam-ı kâinatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Sâniini, o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.

    Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur’âniye yazılmış. Gayet mânidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli ve iktidarlı gösteren bir acîp mecmua, şeksiz, gündüz gibi kâtip ve musannifini kemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır. Mâşâallah, bârekâllah cümleleriyle takdir ettirir.

    Aynen öylede, bu kâinat kitab-ı kebîri ki, birtek sahifesi olan zemin yüzünde ve birtek forması olan baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidar ise, o derecede—sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet geniş mikyaslarıyla ve dürbîn gözleriyle—bu kitab-ı kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir.

    İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususi âyinesiyle ve dürbünlü gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâlini esmâsıyla bildirir, sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.

    İşte bu muhteşem ve parlak bir burhan-ı vahdâniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan çok tekrarla, en ziyade

    1خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ ve 2 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ

    âyetleriyle Hàlıkımızı bize tanıttırıyor, diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamıyla kabul edip tasdik ederek “Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, tam kudsî ve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden razı olsun” dediler.

    Ben de dedim:

    İnsan binler çeşit elemlerle müteellim ve binler nev’î lezzetlerle mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî-mânevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zevâl ve firak tokatlarını yiyen bir biçare mahlûk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinat ve bütün hâcâtına medar bir nokta-i istimdat bularak, herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha iman ile intisap etse ve ubudiyetle hizmetine girse ve ecelin idam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirâne iftihar edebilir, kıyas ediniz.

    O mektepli gençlere dediğim gibi, musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim:

    Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hattâ bir bahtiyar mazlum, idam olunurken bedbaht zâlimlere demiş: “Ben idam olmuyorum, belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat, ben de sizi idam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikamımı alıyorum.” Lâ ilâhe illâllah diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.

    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
    3

    • • •

    1 : “Gökleri ve yeri yarattı.” En’âm Sûresi, 6:1.
    2 : “Göklerin ve yerin Rabbi.” Ra’d Sûresi, 13:16.

    3 : “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.


    Tavsiye
    Diğer Asa-yı Musa dersleri: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Diğer açıklamalı dersler: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Benzer Konular
    Asa-yı Musa 8. Ders - Âhireti Allah'tan Soruyoruz.
    Asa-yı Musa 8. Ders - Âhireti Allah'tan Soruyoruz. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Risale Açıklamalı 59 - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..
    Risale Açıklamalı 59 - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..
    Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Asa-yı Musa 1. Ders - Muzır ve Müstakim Felsefe
    Asa-yı Musa 1. Ders - Muzır ve Müstakim Felsefe Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü ebeden daimen. Bu ayın ilk açıklamalı dersinde Muzır ve Müstakim Felsefe adlı konu altında, Risale-i Nur-Felsefe ilişkisini anlamaya çalışacağız. Dersimize iştiraklerini
    Allah(c.c.) Hz. Musa'ya: "Ya Musa, Bana günahsız bir ağız,dil ile dua et" b
    Allah(c.c.) Hz. Musa'ya: "Ya Musa, Bana günahsız bir ağız,dil ile dua et" b Allah(c.c.) Hz. Musa'ya: "Ya Musa, Bana günahsız bir ağız,dil ile dua et" buyurdu. Musa (a.s.) "Ya Rabbi, nasıl günahsız bir dil,ağızla dua edeyim, benim öyle günahsız bir ağzım yok ki" dedi.
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Not
    Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir.

    Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dediler.

    Ben dedim:

    Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.


    Yukarıdaki “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” sözünün sahibi, Abdullah Yeğin ağabeydir..

    Bu dersimize bugünün öğrenci/talebe diye vasıflandırdığımız herkesin ihtiyacı var. Esasında herkese de hitap eden bir ders. Bilhassa okullarda öğretilen bilgileri göz önünde bulundurduğumuzda, içinin boş ve nursuz olduğuna sık rastlıyoruz. Çünkü okullarda sadece imanlı, dinini, diyanetini bilen öğretmenler yok. İmandan, Allah'tan bihaber, dinini, diyanetini yeterince bilmeyen öğretmenler bir hayli fazla. Bilenler de çeşitli sebeblerle işin dini boyutuna fazlaca temas etmiyor. Sadece branşı din öğretmenliği olan ve bunu kendine vazife bilen öğretmenler Allah'ı tanıtma gayretine düşüyor.Bunların da eğitimde ne kadar yer doldurduğu az çok herkesçe malumdur.

    Vahim olan şudur ki; Eğer ki ebeveynler tarafından avantaja dönüştürülmezse, öğretilen herşey, hayatın en verimli çağlarında öğretildiğinden kalıcı izler bırakıyor. Mesela "dünya dönüyor"la "dünya döndürülüyor" sözü arasındaki farkı bir düşünelim. Ne kadar birbirinden uzak ve alakasız değil mi ? Dünya dönüyor deyince akla Allah geliyor mu veyahut bu sözde Allah'ı akla getirmek için bir çaba, bir uğraş, bir telkin var mı ? Herhalde yok demeye mahkumuz. Ancak "dünya döndürülüyor" diye bir söz duyduğumuzda ve bu bizim ilk defa duyduğumuz bir şeyse, bu söz zaten kendi kendine şu birkaç soruyu akla getirecektir:

    "kim döndürüyor"
    "neden döndürüyor"
    "nasıl döndürüyor"
    "dünyayı döndürecek kudreti varsa, O Zat hangi sıfat ve vasıflara sahiptir"

    gibi. Herkes kendi aleminde benzer soruların cevaplarını merak edecektir. Cümledeki basit bir fark, mana olarak çok ciddi farklara yol açabiliyor. Hal böyle iken, öğrendiğimiz şeylerin bize neyi çağrıştırdığına çok dikkat etmek gerekiyor. İşte bu derste Üstad Bediüzzaman, lise talebelerine cevap verirken, ekstradan birşey yapmalarını tavsiye etmiyor. Ders aynı ders, ancak madem muallimler bu dersi iman dersi olarak vermekten acizler o halde muallimleri değil, derslerin/fenlerin kendine mahsus sözlerini dinlemeyi tavsiye ediyor..Ve her bir fennin aralıksız olarak Allah'tan bahsettiğini anlatıyor. Ve devamında birçok misalle bunu ispatlıyor. Bizlerde hem kendimize, hem okullarda öğrenci olan çocuklarımıza ve aklı felsefik bilgilerle karmakarışık olmuş, tabiat bataklığına batmış insanlara bu dersleri, bu hakikatları anlatmak durumundayız.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 112 + 5850


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Evet maalesef sadece öğretmenler değil öğretilen eğitimde dahi herşeyin sebebsiz, başıboş olarak tesadüfi veya tabiatcı bir uslub ile öğretilmekte gösterilmekte. Ve yine ne enteresandır ki bu meseleleri biz dindar muallimlerden öğrenmedik.

    Dünyanın döndüğünü dindar eğitmenlerden dahi duyduk veyahut yağmurun yağdığını ancak ne zaman bir nur talebesinden ders almaya başladık: o zaman dünyanın dönmediğini; döndürüldüğünü, yağmurun yağmadığını; yağdırıldığını kelimeler arasındaki farkların insanın bakış açısını ne kadar genişleteceğini gördük. Yağmur yağıyor denildiğinde sebebleri bir varlığa vermek aklımıza gelmiyor aklımız bu işlerin kendiliğinden olduğunu kabul ederek derine inmesine gerek kalmıyor. Ancak yağmur yağdırılıyor ifadesinde muazzam bir bakış açısı ile akıl işlevini yerine getiriyor.

    Dünya saatte 108 bin km hızla dönüyor denildiğinde biz niye yerimizde duruyoruz demek aklımıza gelmiyor. Bunun gibi bir çok mesele fen ilimlerinde mevcut.

    Risale-i Nurlar bizlere Allaha iman hususunda aklımızın açılarını genişletip bakışlarımızı kör noktaların görmesini dahi sağlamakta. Böyle bir dersi hakkıyla alan bir öğrenci fen ilimlerinde çok meseleleri tefekkür ederek Allah vereceği ortadadır.
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 494 + 34720


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    kendi kendine oluşu telaffuz eder cümleler sarf etmek, Allahın kudretine değil, sebeplere de pay verir kelimeler kullanmak Üstadın bahsettığı şirki işmam eden dehşetlı kelımeler olmuyor mu ..Öyleyse dönüyor, yağıyor gıbı bu türden kelımelerde bu sınıfa dahıl
    değil mi ?.. ve " ehl-i iman bilmeyerek istimal ediyorlar.. "
    Yazar : Risale Forum
    ***
    Risale-i Nur eczaları mürşiddir.

    İnsanı haksızlıktan hakka döndürür
    ve hayvanlıktan insaniyete
    ve esfel-i safilinden, a'la-i illiyyine yükseltir.

    Barla - 295

  5. #5
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Alıntı Hüdâ Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    kendi kendine oluşu telaffuz eder cümleler sarf etmek, Allahın kudretine değil, sebeplere de pay verir kelimeler kullanmak Üstadın bahsettığı şirki işmam eden dehşetlı kelımeler olmuyor mu ..Öyleyse dönüyor, yağıyor gıbı bu türden kelımelerde bu sınıfa dahıl
    değil mi ?.. ve " ehl-i iman bilmeyerek istimal ediyorlar.. "
    Yorumlarınızdan ötürü Cenab-ı Mevlam razı ve memnun olsun, amin.

    Evet bahsettiğiniz gibi ve Tabiat Risalesi'nde geçtiği gibi bu ifadeler şirki hissettiren ve barındıran sözler ve ehl-i iman bilmeyerek kullanıyor. Dönüyor ile döndürülüyor, yağıyor ile yağdırılıyor arasındaki azim farkı gafletinden ötürü göremiyor. Bu nedenle, imanın tahkikine vesile olan bu eserlere lakayd kalmak, akıllıca olmasa gerek..
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    4 üyeden 4 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Not
    Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.

    Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.


    Tıp ilmi Allah'tan bahsediyor, Allah'ı tanıtıyor..Bir eczahanedeki hayattar ilaçlar, merhemler; ilacı yapan kimyagerin, ilaçlarının tesiri oranında, bu alanda ne kadar uzman olduğunu, maharetli olduğunu gösteriyor. Bunu yapabilmek için hastalık sahiplerini, hastalıkların mahiyetini, hastalığı gidermede kullanılacak olan ilacın, içindeki maddelerin oranlarını...gibi daha çok şeyleri bilmek gerekiyor. Bir de aynı hastalıktan olsa bile herkese aynı ilaç iyi gelmeyebiliyor. Bunları da gözardı etmemesi gerek. İşte bütün bunları gözönünde bulundurup, her verdiği ilaç hastalara iyi gelen bir eczacı, kimyager duysak, herhalde hepimiz canla başla onu arayıp bulmaya çalışacağız.

    Bir de yeryüzü eczahanesini düşünelim. Bütün eczacılar, kimyagerler yaptıkları ilaçların maddelerini bu büyük eczahaneden karşılıyor. Üstad Hazretlerinin ifadesiyle dörtyüzbin çeşit hayvan ve bitki türü var yeryüzünde. İfadeler gerçekten mükemmel. Her hayvan, her bitki, bildiğimiz eczahanedeki kavanozlara benzetilmiş.

    Mesela inek bir kavanoz ve bu kavanozun içinde herkese hem gıda, hem rızık, hem ilaç olan, mükemmel mizanlarla o bedene yerleştirilmiş süt var.

    Arı bir kavanoz ve o küçücük kavanozun içinde en gıdalı bir rızk, ilaç dercedilmiş. Zehiriyle, gıdalı şurubu birbirine karışmıyor, o küçücük bedene zarar vermiyor.

    Bir ot bir kavanoz, herhangi bir uzvu yaralanmış hayvan gelip o otu buluyor, sürtünüyor ve yarası iyileşiyor. Bir anda aklıma gelen sadece üç misal.

    Koca yeryüzündeki bütün hayvan türlerini, bütün bitki türlerini ve o türlerin bütün ferdlerini gözümüzün önüne getirelim. Hikmetsiz, fadiesiz, bir gayesi olmayan tek bir bitki, tek bir hayvan yok. Hepsi ya bir hayata rızık noktasında, ya şifa noktasında vayahut değişik şekillerde zihayata fayda veriyor. Ölüm haricindeki bütün hastalıkların ilacı var yeryüzünde.

    Nasıl hassas ölçülerle hayattar yapılmış ilaçlar, kimyagerini tanıttırıyor, aynen onun gibi bu yeryüzü o eczahaneden ve o kimyagerin yaptığı ilaçlardan kat kat daha büyük olması ve daha da şifalı ve çok daha hassas mizanlarla vücuda getirilmesiyle, ondan bin derece daha fazla Halıkını tanıttırıyor ve gösteriyor.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Not
    Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.

    Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.



    Tavsiye
    Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetinin haşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de, zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvi hastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne ve kerîmâne olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.


    Üçüncü Şua
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.904
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2613 + 209828


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Not
    Hem, meselâ, nasıl bir harika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor; şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır.

    Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbâniye ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla, küre-i arzın Ustasını ve Sahibini bildirir, tanıttırır.



    Küre-i arz ve kainat fabrikasından birkaç tefekkürlük manzara ve en ala insanların fabrikalarıyla, kıyas kabul etmeyecek kadar azim, birkaç fark..Bu büyük fark fabrika sahibinin azametine delil. Nasıl fabrikadaki makineler ve fabrika sahipsiz, sanatkarsız olmadan işlemez, bu kainat fabrikasının da azameti nisbetinde bir İşlettiricisi, Sahibi, Mutasarrıfı var..

    Tavsiye
    Evet, başta inek ve deve ve keçi ve koyun olarak, süt fabrikaları olan validelerin memelerinde, kan ve fışkı içinde bulaştırmadan ve bulandırmadan ve onlara bütün bütün muhalif olarak hâlis, temiz, sâfi, mugaddî, hoş, beyaz bir sütü koymak ve yavrularına karşı o sütten daha ziyade hoş, şirin, tatlı, kıymetli ve fedakârâne bir şefkati kalblerine bırakmak, elbette o derece bir rahmet, bir hikmet, bir ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki, fırtınalı tesadüflerin ve karıştırıcı unsurların ve kör kuvvetlerin hiçbir cihetle işleri olamaz.


    Yedinci Şua



    Tavsiye
    Ve ism-i Bâtın ile işaret edildiği gibi, her ağacın içinde işleyen destgâh öyle bir fabrikadır ki, o ağacın bütün ecza ve âzâsını teşkil ve tedvir ve tedbirini gayet hassas mizanla ölçtüğü gibi, bütün ayrı ayrı âzâlarına lâzım olan maddeleri ve rızıkları, gayet mükemmel bir intizam altında sevk ve taksim ve tevzi ile beraber akılları hayret içinde bırakan şimşek çakmak gibi bir sür’at ve saati kurmak gibi bir sühulet ve bir orduya arş demek gibi bir birlik ve beraberlik ile o hârika fabrika işliyor.


    İkinci Şua



    Tavsiye
    Ve başta insan olarak hayvanatın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil medenî insanların son zamanda keşfettikleri et ve şeker vesaire taamların hülâsaları gibi, belki yüz derece o medenî hülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev’inden tohum ve çekirdek denilen Rahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dair kaderî târifeleri içine sarıp, muhafaza için küçücük sandukçalara koyup tevdi eder. O sandukçukların icadı kâf-nûn fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukladır ki, Kur’ân der: ‘Bir emirle yapılır.’


    Dördüncü Şua



    Tavsiye
    İşte, bu üç misaldeki ağaca kıyasen, bahar dahi çok çiçekli bir ağaçtır. Güz mevsiminin eline emanet edilen tohumlar, çekirdekler, kökler, ism-i Evvelin sikkesini; ve yaz mevsiminin kucağına dökülen, eteğini dolduran meyveler, hububat ve sebzevatlar ism-i Âhir’in hâtemini ve bahar mevsimi, hûri’l-în misillü birbiri üstüne giydiği sündüs-misâl hulleler ve yüzbin nakışlarla süslenmiş fıtrî libaslar ism-i Zâhirin mührünü ve baharın içinde ve zeminin batnında işleyen Samedânî fabrikalar ve kaynayan rahmânî kazanlar ve yemekleri pişirttiren Rabbânî matbahlar, ism-i Bâtının turrasını taşıyorlar.

    Hattâ herbir nevi—meselâ, nev-i beşer—dahi bir ağaçtır. Kökü ve çekirdeği mazide ve semereleri, neticeleri müstakbelde olarak hayat-ı cinsiye ve bekà-yı nev’î içinde gayet muntazam kanunların bulunması gibi, hâl-i hazır vaziyeti dahi, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye düsturlarının hükmü altında bir sikke-i tevhid ve zâhirî karışıklıklar altında gizli, muntazam bir hâtem-i vahdet ve müşevveş ahvâl-i beşeriye altında mukadderat-ı hayatiye denilen kaza ve kaderin düsturlarının hükmü altında bir mühr-ü vahdâniyet taşıyor.


    İkinci Şua
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #9
    Ziyaretçi Guest


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Okullarda öğretilenle burda verilen kıyaslar arasında tek bir fark var öyle değilmi? O fark dönüyor ile döndürülüyor kadar ince ama önemli bir fark. O farkı anlamak, arasında çok küçük bir fark olan aynı bilgiyle, tek olan Yaratıcıyı bulmak, insanı değerli kılıyor, insanı hayvanatın üzerinde bir sultan hükmüne getiriyor. Fesübhanallah..Derslerin devamını bekliyoruz.
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.160
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..

    Alıntı Ziyaretçi Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Okullarda öğretilenle burda verilen kıyaslar arasında tek bir fark var öyle değilmi? O fark dönüyor ile döndürülüyor kadar ince ama önemli bir fark. O farkı anlamak, arasında çok küçük bir fark olan aynı bilgiyle, tek olan Yaratıcıyı bulmak, insanı değerli kılıyor, insanı hayvanatın üzerinde bir sultan hükmüne getiriyor. Fesübhanallah..Derslerin devamını bekliyoruz.
    Maalesef öyle..

    Dini hayatın bir parçası olmaktan çıkaranlar ve din ile mücadele etmek neticede hep zarar verecektir. Belki kendilerince doğru gören bu komiteler hakikatte ne kadar büyük zararlara neden olduklarını bilememekteler.


    "Vahdette nihayet derecede kolaylık var; kesrette ve şirkte nihayet müşkilât oluyor. Vahdette vücub derecesinde bir sühulet var; şirkte, imtina' derecesinde bir suubet var." Mektubat
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222