Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
20 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..


    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


    Eser: Asâ-yı Mûsâ/Birinci Kısım/Dördüncü Mesele
    Konu: İnsanın En Büyük Vazifesi En Küçük Dairededir

    Tüm kardeşlerimizin katılmalarını temenni ediyoruz. Selam ve dua ile.


    Bilgi
    Dördüncü Mesele


    Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki:


    “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl) 1 hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.

    Cevaben dedim ki:

    Ömür sermayesi pek azdır;
    lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.

    Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.

    Birinci noktaya cevap ise: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme dâvâsından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek.

    İşte, o dâvâ ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşidlerinin müttefikan, Kâinat Sahibinin ve Mutasarrıfının binler vaad ve ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki:

    Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

    İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirtleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.

    Ey hapis musibetinde benim yeni kardeşlerim, sizler, benimle beraber gelen eski kardeşlerim gibi Risale-i Nur’u görmemişsiniz. Ben onları ve onlar gibi binler şakirtleri şahit göstererek derim ve ispat ederim ve ispat etmişim ki:

    O büyük dâvâyı yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o dâvânın kazancının vesikası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikîyi eline veren ve Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinden neş’et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dâvâ vekili bulunan Risale-i Nur’dur. Bu on sekiz senedir benim düşmanlarım ve zındıklar ve maddiyyunlar, aleyhimde gayet gaddarâne desiselerle hükümetin bazı erkânlarını iğfal ederek bizi imha için bu defa gibi eskide dahi hapislere, zindanlara soktukları halde, Risale-i Nur’un çelik kal’asında yüz otuz parça cihazatından ancak iki-üç parçasına ilişebilmişler. Demek avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.

    Hem korkmayınız, Risale-i Nur yasak olmaz. Hükümet-i Cumhuriyenin mebusları ve erkânlarının ellerinde mühim risaleleri, iki, üçü müstesna olarak serbest geziyorlardı. İnşaallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevzi edecekler.

    1 : Parantez içindeki not, 1946 senesine aittir.

    • • •



    Tavsiye
    Asa-yı Musa dersleri: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Diğer dersler: [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Benzer Konular
    Vazifemiz en büyük mensubiyetimizi korumaktır
    Vazifemiz en büyük mensubiyetimizi korumaktır Vazifemiz en büyük mensubiyetimizi korumaktır İşleri Başkanı Görmez, "Bize düşen en büyük vazife en büyük mensubiyetimizi korumaktır. Küçük aidiyetimizi, di
    Asa-yı Musa 8. Ders - Âhireti Allah'tan Soruyoruz.
    Asa-yı Musa 8. Ders - Âhireti Allah'tan Soruyoruz. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar..
    Asa-yı Musa 7. Ders - Muallimlerimiz Allah'tan Bahsetmiyorlar.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Risale Açıklamalı 41 - En Büyük Vazifemiz..
    Risale Açıklamalı 41 - En Büyük Vazifemiz.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Asa-yı Musa 1. Ders - Muzır ve Müstakim Felsefe
    Asa-yı Musa 1. Ders - Muzır ve Müstakim Felsefe Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü ebeden daimen. Bu ayın ilk açıklamalı dersinde Muzır ve Müstakim Felsefe adlı konu altında, Risale-i Nur-Felsefe ilişkisini anlamaya çalışacağız. Dersimize iştiraklerini
    Yazar : Risale Forum
    Konu Huseyni tarafından (28-01-2013 Saat 20:25 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl)1 hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.


    1. Parantez içindeki not, 1946 senesine aittir.



    Bu soruyu İkinci Dünya savaşı sıralarında, Üstad Hazretlerine, hizmetinde bulunan talebeleri soruyor. Sorunun sebebi gayet açık. Dünya savaşıyor. İslam dünyası ve ülkemiz savaşın içine çekilmek isteniyor. İslam ülkeleri savaşın içinde olmasa dahi her an savaş tehdidi altında bulunuyor.

    Bugün birkaç kişi bir araya geldiğinde akşam izlediği filmi konuşuyor. Mesela en meşhur dizilerden bir dizi, hemen herkesin en önemli meselesi halinde. Birbirlerine filmi anlatırken, izlemediği için yorum yapmayan birini gördüklerinde, yadırgayabiliyorlar. Sebebi ise, kendileri için bu kadar önem ifade eden bir filmin, izlenmemesine anlam verememeleri.

    Üstadın talebeleri ise, bir iki film kahramanından, hayali bir senaryodan bahsetmiyor. Gerçekte var olan dünya ülkelerinin hakimiyet kavgasından bahsediyor. Çünkü Üstad Hazretleri r.a. olup bitenleri ne merak ediyor, ne araştırıyor, ne de soruyor. Halbuki dindar, alim mahiyetindeki insanlar bile, olup bitenleri radyo vasıtası ile dinleme merakından cami cemaatini terkediyor. Bu da hizmetinde bulunan talebelerinin merakını celbediyor haklı olarak. Acaba daha önemli bir şey mi var ya da bu tür hadiselerle meşguliyetin zararımı var, öğrenmek istiyorlar.

    Bu ders, o zamanlarda, Üstad Hazretlerinin talebelerine verdiği bir ders olduğu gibi, istisnasız olarak bütün ehl-i imanında kendisine pay çıkarması gereken bir derstir. Çünkü o süreçte, dünya savaşına ilgisizlik yüzünden yöneltilen bir sorudur bu. Günümüzde ise bırakalım dünya savaşını, çok daha basit ve gerçekten de insanların, kendilerine en ufak bir faydası bile olmayan şeyler yüzünden, camiyi ve cemaati terkettiklerini, hatta namazı da, orucu da ve sair ibadetlerini de terkettiklerine şahit oluyoruz. Bu yüzden bu ders, hem kendimize, hem de alakadar olduğumuz herkese okunmalı ve anlatılmalı.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #3
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Sorumuzu hatırlayalım.

    İkinci dünya savaşından daha önemli ne vardı ki, Üstad Hazretlerini onunla ilgilenmekten alıkoyuyordu ? Yahut dünyayı ve İslam alemini ilgilendiren bir savaşı, takip etmenin zararı mı vardı ? Sorulara dikkat edersek, çoğunluğun dilinden düşürmediği, meşhur dizi filmlerinin, hayali olan senaryoları değil mevzu. Ya da bir derbi maçta değil. Hele bizi hiç mi hiç ilgilendirmeyen, ünlülerin ne yiyip içtikleri, nasıl yaşadıkları gibi bir mevzu da değil. Dünya ülkelerinin ciddi bir manada sergiledikleri hakimiyet kavgasından bahsediyor soruda. O halde, bu dünya savaşından daha önemli ne vardır ve bunu takip etmenin ehl-i imana ne gibi zararları vardır, öğrenmek durumundayız. Biz de bu dersten yola çıkarak, bugün merak ettiğimiz hadiselerin, oayalanıp durduğumuz işlerin bize getirdiklerinin ve bizden götürdüklerinin kıyasını yapmaya çalışalım inşaallah.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Alıntı HuSeYni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Not
    Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl)1 hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.


    1. Parantez içindeki not, 1946 senesine aittir.



    Bu soruyu İkinci Dünya savaşı sıralarında, Üstad Hazretlerine, hizmetinde bulunan talebeleri soruyor. Sorunun sebebi gayet açık. Dünya savaşıyor. İslam dünyası ve ülkemiz savaşın içine çekilmek isteniyor. İslam ülkeleri savaşın içinde olmasa dahi her an savaş tehdidi altında bulunuyor.

    Bugün birkaç kişi bir araya geldiğinde akşam izlediği filmi konuşuyor. Mesela en meşhur dizilerden bir dizi, hemen herkesin en önemli meselesi halinde. Birbirlerine filmi anlatırken, izlemediği için yorum yapmayan birini gördüklerinde, yadırgayabiliyorlar. Sebebi ise, kendileri için bu kadar önem ifade eden bir filmin, izlenmemesine anlam verememeleri.

    Üstadın talebeleri ise, bir iki film kahramanından, hayali bir senaryodan bahsetmiyor. Gerçekte var olan dünya ülkelerinin hakimiyet kavgasından bahsediyor. Çünkü Üstad Hazretleri r.a. olup bitenleri ne merak ediyor, ne araştırıyor, ne de soruyor. Halbuki dindar, alim mahiyetindeki insanlar bile, olup bitenleri radyo vasıtası ile dinleme merakından cami cemaatini terkediyor. Bu da hizmetinde bulunan talebelerinin merakını celbediyor haklı olarak. Acaba daha önemli bir şey mi var ya da bu tür hadiselerle meşguliyetin zararımı var, öğrenmek istiyorlar.

    Bu ders, o zamanlarda, Üstad Hazretlerinin talebelerine verdiği bir ders olduğu gibi, istisnasız olarak bütün ehl-i imanında kendisine pay çıkarması gereken bir derstir. Çünkü o süreçte, dünya savaşına ilgisizlik yüzünden yöneltilen bir sorudur bu. Günümüzde ise bırakalım dünya savaşını, çok daha basit ve gerçekten de insanların, kendilerine en ufak bir faydası bile olmayan şeyler yüzünden, camiyi ve cemaati terkettiklerini, hatta namazı da, orucu da ve sair ibadetlerini de terkettiklerine şahit oluyoruz. Bu yüzden bu ders, hem kendimize, hem de alakadar olduğumuz herkese okunmalı ve anlatılmalı.
    Burada iki ince hususu da vurgulayabiliriz.

    Birincisi o zamanın camii cemaati inanclarından çok tutucu olmalarıydı; Bu durumda olan bir cemaat bile böyle yaparken sen niye böyle yapıyorsun senin farkın nedir, düşüncen nedir?

    İkincisi hakiki vazifemizin anlatılması.
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 111 + 5850


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Alıntı HuSeYni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Sorumuzu hatırlayalım.

    İkinci dünya savaşından daha önemli ne vardı ki, Üstad Hazretlerini onunla ilgilenmekten alıkoyuyordu ? Yahut dünyayı ve İslam alemini ilgilendiren bir savaşı, takip etmenin zararı mı vardı ? Sorulara dikkat edersek, çoğunluğun dilinden düşürmediği, meşhur dizi filmlerinin, hayali olan senaryoları değil mevzu. Ya da bir derbi maçta değil. Hele bizi hiç mi hiç ilgilendirmeyen, ünlülerin ne yiyip içtikleri, nasıl yaşadıkları gibi bir mevzu da değil. Dünya ülkelerinin ciddi bir manada sergiledikleri hakimiyet kavgasından bahsediyor soruda. O halde, bu dünya savaşından daha önemli ne vardır ve bunu takip etmenin ehl-i imana ne gibi zararları vardır, öğrenmek durumundayız. Biz de bu dersten yola çıkarak, bugün merak ettiğimiz hadiselerin, oayalanıp durduğumuz işlerin bize getirdiklerinin ve bizden götürdüklerinin kıyasını yapmaya çalışalım inşaallah.
    İnsanın en önemli üç vazifesi vardır.

    Birincisi iman önce hakiki iman etmekle vazifeli ki imanın derecelerinide Ustad Bediüzzaman Mesnevi Nuriye Tahkiki İman ve Taklidi İman diye ikiye ayırmakta ve tahkiki iman ise ilmelyakin iman, aynelyakin iman ve hakkalyakin iman olarak üçe ayrılmakta.

    İkincisi ise ibadet; Bediüzzaman hazretleri sözler eserinde "Hem insan ibadet için halk olunduğunu fıtratı ve manevi cihazatı gösteriyor" demekte.

    Üçüncüsü ise tefekkür; yine sözler eserinde Muazzez Ustadımız r.a. "Belki şöyle bir insanın vazife-i asliyesi, nihayetsiz makasıda müteveccih vezaifini görüp, acz ve fakr ve kusurunu ubudiyet suretinde ilân etmek ve küllî nazarıyla mevcudatın tesbihatını müşahede ederek şehadet etmek ve nimetler içinde imdadat-ı Rahmaniyeyi görüp şükretmek ve masnuatta kudret-i Rabbaniyenin mu'cizatını temaşa ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmektir. Sözler ( 325 )" tefekkürü ifade etmektedir.

    İnsanın böyle azim ve kulli üç büyük vazifesi ve bu vazifeler içinde vazifecikleride bulunacak. Bu vazifelerini eda edecek akabinde diğer meşgalelere bakacak.

    Bu meselenin geniş tafsilatıyla Ustadımız Bediüzzaman r.a. Sözler eserinde hususan beşinci sözde bir asker temsilatıyla asıl vazifesini bırakan nafakasının derdine düşen bir askeri örnek vererek daha ayrıntılı izah etmiştir.

    Demek ki insanın hakiki vazifesi iman, ibadet ve tefekkürdür. En küçük dairesi olan kendi alemindeki bu vazifeleri bırakıp en büyük dairedeki alemi ilgilendiren meseleler ile meşgul olmamak gerekir.

    Burada ufak bir dipnot açacak olursak elbette devletimiz bir savaşın eşiğine geldiğinde bizlere ne vazife düşerse eda edilecektir. Nitekim Ustadımız Bediüzzaman r.a. Tarihçe-i Hayatında da görüyoruz ki talebeleri ile beraber milis birliği kurmuş ve Kara Kalpaklılar olarak bir vatansevere düşen vazifeyi en iyi ve en güzel haliyle eda etmiştir. Böyle bir vaziyette dahi en büyük vazifesi olan iman, ibadet ve tefekkürü bırakmamış, kur'an hakikatlerini neşretmeye devam etmiştir.
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  6. #6
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Cenab-ı Hak cc. razı olsun. Bahsettiğiniz üç vazifeyi, mes'ul olduğumuz dairelerin herbirinde, ehemmiyeti nisbetinde yerine getirmek durumundayız. İnşaallah duamız olsun. Amin.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Cevaben dedim ki: Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.


    Ömrümüz en azim sermayemiz. Bütün sahip olduklarımızdan daha değerli ve kıymetli. Çünkü ebedi ömrü, ancak dünyadaki fani ömürle kazanabiliyoruz. Ömrümüz fani, çünkü durmuyor, gidiyor. Kimi 10 yıl, kimi 30, kimi 100 yıl yaşıyor. Ancak sonuç hiç değişmiyor. Her nefis er ya da geç ölümü tadıyor, ölüm hakikati her nefis için tecelli ediyor. Binlerce yıldan da ibaret olsa, sonsuzlukla kıyaslandığında bir dakika hükmüne bile geçmiyor ömrümüz. Bu yüzden insanlar yaş kemale erdiğinde ve geçmişini hatırladığında "daha dün gibi gözümün önünde" şeklinde ifadeler kullanır.

    Madem ömür çok çabuk geçiyor ve değişmeyen ölüm hakikatini er ya da geç tadıyor. O halde sorgulamak herkesin vazifesidir. "Hayat bizden ne istiyor ? Ömür sermayesi bize neden verilmiş ? Lüzumlu olan işler nelerdir ? Bütün mahlukatın fevkınde hususiyetlere sahib olduğumuz halde, kısacık bir ömürle bizden istenen nedir ? Onlarla aynı tarzda ömür tüketeceksem, neden onlardan daha üstün özellikler fıtratımda dercedilmiş ?" Bunun gibi sorulara, her insanın cevap araması zaruridir. Çünkü ölümün istisnası yok. Üstad Hazretleri bu hakikati Tarihçe-i Hayat adlı eserde şu şekilde anlatıyor. "Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikati, elbette hayattan ziyade bir istediği var. Ve onun idamından kurtulmak çaresi, insanların her meselesinin fevkinde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zaruri ve kat’îsidir."
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.


    Dersimize "lüzumlu işler pek çoktur" sözünün ve yukarıdaki, vazifelerimizle ilgili kısmın izahı ile devam ediyoruz inşaallah.

    Az yada çok herkese verilen ömür sermayemizi değerlendirebileceğimiz ve mutlaka da değerlendirmemiz gereken daireler var. Vazifemizin en mühimi ve en büyüğü en küçük dairede, en önemsizi ve en küçüğü ise en büyük dairede yer alıyor. İnsanların büyük çoğunluğu bunun tersini yaptığındandır ki, hem dünya hem de ahiret hayatını perişan ediyor. Burada bahsedilen daireleri ve onlardaki vazifelerimizi kısaca anlamaya çalışalım.

    kalb ve mide dairesi: Vazifemizin en büyüğü en küçük dairede demiştik. Bu daire kalp ve mide dairesi. Bu ikisindeki vazifelerimizi aksatırsak, hem maddi hayat, hem manevi hayat söner. Kalp maddi cesedimizin de manevi cesedimizin de olmazsa olmazlarındandır. Üstad Hazretleri bir risalede kalp için "Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur."1 demiştir. Ve yine başka bir risalede "Allah kalbin bâtınını iman ve mârifet ve muhabbeti için yaratmıştır."2 demiştir. Ve Ra'd Suresi 28. ayette "Kalpler ancak Allahın zikriyle mutmain olur" diyor Rabbimiz.

    Bu ifadeler bize kalbin sadece bir et parçası olmadığını anlatıyor. Et parçası olmaktan öte sevginin, aşkın mahallidir kalp. Batıl ve fani aşklar onu köreltirken, baki aşklar onu yüceltir. Kalbin gıdası imandır, ibadettir, marifettir, zikirdir ve muhabbettir. Onlarla huzur bulur, onlarla gıdalanır. Kalbin gıdalanmasında yapılan en ufak bir ihmal, insanın maddi manevi bütün hayatına etki eder. İbadetlerimize daha ,yi konsantre olamayışımızın sebeblerinden birisi ve belki de en önemlisi, kalbimize karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirmeyişimizdendir. Mesela namaz kılarken, dünyanın binbir türlü ahvalini düşünmek, onlarla aklen ve kalben meşgul olmak, kalbi dünyalık muhabbetlerle doldurmanın neticelerindendir. En büyük vazifeyi bu dairede icra etmek gerekiyor ki, maddeten ya da manen sekteye uğramayalım.

    Ve mide de maddi cesedimizin devamı için olmazsa olmaz azalarımızdan biridir. Dolayısıyla kalpten sonra en mühim vazifemiz bu dairededir. Kalbimiz gibi mideninde ihtiyaç duyduğu gıdaları vermezsek diğer vazifelerde de aksamalar olacağından bu dairede son derece ehemmiyetlidir. Nasıl ki kalbimizi, maddi manevi cesedimizin ayakta kalması için ona mahsus gıdalarla gıdalandırmak zorundayız, midemizde maddi vücudumuzun devamı için aynı derecede önem arzediyor. Onu da kendine mahsus, helal olan rızıklardan istifade ederek, Allah'ın cc. yasak dediklerinden uzak durarak, hamd ve şükürle mukabelede bulunarak beslemek gerekiyor.

    Mideye giren haram lokma hayatımızın her anına tesir etmektedir. Faizden kazanılan para ve helal-haram demeden sağlanan kazançların, bireylerde, ailelerde ve toplumda, huzursuzluk ve kötü neticelere yol açtığının çok delillerini göstermek mümkündür. Mesela günümüzde çok yaygınlaşan faiz ve bundan istifade niyet eden kişilere baktığımızda, genel olarak derd-i maişetten şekva ettiklerini görüyoruz. Çünkü kazancın bereketi yok. Helalden kazanılan 1 lira, faizle kazanılan 1000 liradan daha bereketli olduğunu, faziden beslenenin derd-i maişetinden, fakir fakat helalinden kazananın da, kanaatinden anlamak mümkündür. Bu yüzden nebiler (aleyhimüsselam ve aleyhissalatü vesselam) ve onların varisleri olan zatlar (r.a.) ve salih kimseler haram lokma yememeye azami dikkat göstermişlerdir.


    1. Otuz İkinci Söz
    2. Hutbe-i Şamiye
    Yazar : Risale Forum
    Konu Huseyni tarafından (29-01-2013 Saat 23:13 ) değiştirilmiştir.

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Alıntı HuSeYni Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Not
    Cevaben dedim ki: Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.

    Çoğu zaman bu sermayeden dolayı çok içerleniyordum. Bazen sitedeki teknik işler bitmek bilmiyor. Allah'ım şu zamanı genişlette şu işimi bitireyim derdim. Bakıyorum uykuydu, yemekdi, işti, ibadetti derken gün bitmiş hayda bir daha dünden kalanlar ertesi güne sarkıyor.. Böyle bir durumda zaman sermayesi az iken nasıl olurda vazifelerimizi terkedip dünyanın meşgaleleleri ile kendimizi oyalayabiliriz? Ayeti Kerimede ap açık şu ayetler geçmekte :

    EN'AM 32 - Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?

    EN'AM 70 - Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.

    ARAF 51 - Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.

    ANKEBUT 64 - Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.

    MUHAMMED 36 - Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez.

    HADİD 20 - Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Kalp ve midemizden sonraki sorumluluk alanımız, ceset ve hane dairesindeki sorumluluklarımızla devam ediyor.

    Nasıl ki kalb ve midemizin kendine mahsus ihtiyaçları vardır, cesedimizin dahi birçok ihtiyaçları vardır. Gözümüzün görmeye, kulağımızın işitmeye, dilimizin konuşmaya, burnumuzun koklamaya, beynimizin düşünmeye ihtiyacı olması gibi. Allah cc. bu cihazları bize nimet olarak vermiş ve karşılığında bizden bu nimetlerin şükrünü istiyor. Öyle ise herkesin, sahip olduğu beyin, dil, kulak, burun, göz gibi azalarının şükrünü eda edebilmek için, onlarla ilgili vazifeleri bulunmaktadır.

    Mesela gözümüzün şükrü, kainat kitabının sayfalarındaki hikmetleri mütalaa etmek, ve Rabbimizin san'at mu'cizelerini temaşa etmekle gözü Sani-i basirine satmaktır. Rabbimizin celali ve cemali isimlerinin tecellileri olan mevcudatı hayretle müşahede etmektir.

    Gözü nefis hesabına kullanmak, geçici, fani ve pis manzaralarla onu meşgul etmek, gözü asıl kıymetinden düşürmek ve aynı zamanda göz nimetine karşı nankörlük etmektir. Bugün ister internet olsun, ister günlük alınan gazeteler, ya da televizyon gibi vasıtalar, hangisi olursa olsun, gayr-ı meşru görüntülerin nazarımıza tesadüf etmemesi neredeyse mümkün değil. Bu durum reel hayatta da farklı değil maalesef. Ancak hiçbir müslüman, bu tür bahanelere sığınıp, "nasılsa kaçınmak mümkün değil" diyerek, gözlerini harama çevirmemelidir. Maalesef bu konuda müslümanlar olarak hassasiyet gösteremiyoruz. "Dünyadan, memleketten haberdar olayım" derken, edebli edebsiz her tür basın organını evine sokan müslümanlar var. Tv de saatlerce saçma sapan kadın programlarını ya da dizileri izleyen yahut haber programlarını ezberleyecek derecede takip eden müslümanlar var. Elbette ki bütün bunlar Allah'ın verdiği göz nimetine karşı nankörlük etmektir, onu kıymetinden düşürmektir. Bir müslüman, tamamen kaçınamıyorsa da, büyük ölçüde bunlardan kendini koruyabilir. Hiçbir müslüman hergün saatlerce gazete okumak zorunda değil. Ya da saatlerce haber izlemek, siyasi çekişmeleri takip etmek zorunda değil. Bu tür karmaşaları izleyip takip etmek, gözü nefis hesabına kullanmak olduğu gibi, insanın hafızasını ve psikolojisini de etkileyen durumlardan biridir. Çünkü harama nazar etmek nisyan verir, yani unutkanlık yapar.

    Dilimiz de Rabbimizin bize ihsan ettiği en büyük nimetlerden biridir. Bir insandan aldığımız basit bir hediye için bile teşekkür ederiz. Binbir çeşit nimetlerin, bir nevi müfettişi hükmünde olan, tat alma ve zaruri ihtiyacımız olan konuşma fiiline vesile olan dil nimeti için, Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Gerçek manada bir azamızın dahi şükrünü eda etmemiz mümkün değildir. Ancak Rabbimizin verdiklerini, emir ve yasakları ve rızası dahilinde kullandığımızda bunu şükür yerine sayıyor ve onun şükrünü bizden kabul ediyor. Dilin şükrü, Allah'ı cc. zikretmektir. Ona dua etmektir, doğruyu konuşmak, hak ve hakikatı anlatmaktır. Pis ve malayani sözlere tenezzül etmemektir. Olur olmaz herşeyi, her duyduğunu konuşmak, sövmek, yalan söylemek, iftira atmak, dedikodu yapmak, gıybet etmek ve malayani konuşmak dil nimetine yapılan en büyük nankörlüktür. Maalesef ki müslümanlar olarak bu nimetinde çok fazla farkında değiliz. Basit bir futbol maçını izlerken bile futbolculara ya da karşı taraftarlara söven insanlar var. Bir müslümanın futbol müsabası izleyecek kadar da boş vakti olmamalı aslında. O vakti boşa harcamak günah olduğu gibi, onu izlerken yapılan hakaretler, sövmeler vs. günahları daha da katmerli hale getiriyor.


    Daha cesedimizle birlikte verilen birçok azamızı misal verebiliriz.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

Facebook Yorumları

Facebook Giriş


LinkBacks (?)

  1. Hits: 1
    06-04-2013, 15:04

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222