Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/2 İlkİlk 12
20 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Bir başka vazifeli olduğumuz daire ve en mühim dairelerden biri de hanemizdir. Evet her müslüman hanesinden sorumludur. Annemizden, babamızdan, eşimizden, evlatlarımızdan mes'ulüz. Rabbimiz Tahrim Suresi 6. ayette mealen şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” Ayet şiddetli uyarıyor ve bu manada birçok hadis bulmakta mümkün. Bir hadiste Efendimiz aleyhissalatü vesselam, hepimizin çoban olduğunu, teb'amızdan sorumlu olduğumuzu ve bir başka hadiste de en hayırlımızın ehline karşı hayırlı olanımız olduğunu bildiriyor. Bütün bunlara rağmen müslümanlar olarak aile gibi en önemli bir müesseseyi ihmal edip, bizimle ilgisi alakası olmayan işlerin derdine düşüyoruz. Müslüman bir hanım, açıp tv yi saatlerce, belki ömründe hiç görmeyeceği kişilerin derdine ağlıyor, hüzünleniyor, ah vah ediyor. Kendi evladını ise sokaklara emanet etmiş, ne haldedir, ne sorunu vardır bildiği yok. Karnını doyurup, giygirip okula göndermek, annelikten sayılıyor. Ya da cebine harçlığını koymak, babalıktan sayılıyor.


    İhmal edilen evlatların dadılığını ya tvler ya da internetteki oyun siteleri yapıyor. Müslüman anne babanın vermediği din eğitimin yerini, çocuğun çeşitli ortamlarda öğrendiği felsefik bilgiler dolduruyor. Anne babanın vermediği ahlak eğitimi yerine, çocuklara ahkalsızlık, edebsizlik, kuralsızlık aşılanıyor. Haliyle yetişen çocuklar, hem anne babasına hem de topluma karşı sorumsuz, saygısız ve kuralsız gençler olarak karşımıza çıkıyor.


    Halbuki her müslümanın aile içi iletişimi olmalı. Dünyanın derdinden önce kendi evlatlarımızı, kendi anne babamızı dert edinmeliyiz. Günün belirli saatlerinde okumalar yahut sohbetler tertiplenmeli. Evlatlarımız aile olmanın huzurunu tatmalı ki, idealinde aile olmak gibi birşey olsun. Aile dediğimiz şey, aynı evi paylaşan ama aralarında hiçbir muhabbet olmayan 3-5 kişinin bir arada yaşaması değildir. Evet malesef ki bugünkü müslüman ailelerinde bu kötü örnekleri sık görüyoruz. Bir babanın ya da bir annenin "oğlum şunu götür, kızım şunu yap" tan başka, ya da bir evladın anne babasından, maddi ihtiyaçlarını arzetmesi haricinde bir muhabbet neredeyse kalmamış. Haliyle ailelerin manevi olarak dolduramadığı çocukları, kötü arkadaş çevresinin yardımıyla, başkaları çok kolay dolduruyor. Kendi evlatlarımızı kendimize karşı bir facia olarak yetiştiriyoruz. Bunun neticesi hem dünyamıza zarar olduğu gibi, ahiret hayatımızda da büyük zarar olacaktır. Evlatlarımız ya da dinden gafil anne babamız "bize neden dinimizi öğretmedin, anlatmadın" diye hesab soracaklar. Allah öyle feci akıbetlerden cümlemizi muhafaza eylesin, amin. Bununla birlikte, hanelerini baki sohbet ve muhabbetlerle cennete çevirenler, az da olsalar, gelecek için ümit veriyor. Cenab-ı Hak cc. sayılarını ziyade eylesin, amin.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Mahalle ve şehir dairesi: Önemine göre, cesed ve hanemizden sonra vazifeli olduğumuz, bir sonraki daire, mahalle ve şehir dairesi. Kendi cesedimize ve hanemize olan sorumluluklarımız, vazifelerimiz gibi bu dairede de vazifelerimiz var. Mesela mahallemizde komşuluk haklarına riayet etmek, onlarla hasbihal etmek, onlara karşı dinimizi temsil etmek ve dinimizi tebliğ etmek, yardıma muhtaç olanlara imkanlar nisbetinde yardımcı olmak gibi vazifelerimiz var. Bundan sonra gelen şehir dairesi, vatan ve memleket dairesinde daha da az vazifemiz bulunuyor. Daire genişledikçe vazife azalıyor. Hele ki yeryüzü ve insanlık dairesi yani bütün insanları içine alan daire ve diğer bütün hayat sahiplerini kapsayan daire, dünya dairesi ve isyaset dairesi gibi alanlarda neredeyse hiç vazifemiz bulunmuyor.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür.



    Büyük dairenin cazibedarlıkları, ehl-i imanın büyük bir kısmının nazar-ı dikkatini celbetmiş durumda. Bu yüzden bu ders büyük ehemmiyet arzediyor. Büyük dairede olup bitenler, yani "memlekette ve dünyada neler olup bitiyor, kim kime savaş açmış, hangi siyasetçi hangi siyasetçiye ne söylemiş, ekonominin durumu nedir, bu hafta havalar nasıl olacak, hangi takım kimi transfer etmiş, falanca ya da filanca dizi nasıl bitmiş, bi sonraki bölümde ne olacakmış..." gibi tamamı malayaniyattan sayılabilecek olan şeyler müslümanların gündemini meşgul etmemeli.


    Müslümanın gündemini, dünkünden daha iyi kul olmak meselesi doldurmalı. Bu da bizi alakadar etmeyen, bize hiçbirşekilde faydası bulunmayan diğer dairelerden kat-ı nazar ederek, en küçük dairelerde olan, en mühim ve büyük vazifelerimizi yerine getirmekle olur. "Elhamdülillah müslümanım" diyorsak bunun alametini önce kalbimizde, sonra davranışlarımızda, sonra hanemizde ve sonra mahallamizde ve bizimle alakadar olan ortamlarda görmemiz gerekiyor. Yoksa müslümanlığımız sözde kalıcaktır.


    Allah cc. kısacık ömrümüzü, ebedi saadeti kazandıracak bir nimet olarak vermiş. Bu tür malayani işler ise, o saadetli akıbeti hüsrana çeviriyor. Çünkü dış dairedeki meşguliyetler, bir ömrü kendinden bihaber yaşamaya, dünyaya ne için geldiğini, ne yapması ya da yapmaması gerektiğini anlamadan, bir ömrü tüketmeye sebep oluyor. Birçok müslüman kardeşimiz, ömründe belki de hiç göremeyeceği sanatçıların ya da bir futbolcunun ya da meşhur olmuş herhangi bir ünlünün, ne yemekten hoşlandığına, ne giydiğine, hangi müzikleri dinlediğine kadar ezbere biliyor. Bununla birlikte müslüman kardeşlerimizden, günde 40 kez okuduğu Fatiha suresinin kısacık mealini bilmeyen, o kadar çok kişi var ki. Elbetteki Cenab-ı Hak mahşerde dinine lakayt yaşayan kullarıyla, dinini anlamayı ve yaşamayı kendine vazife edinmiş kullarını aynı akıbete uğratmayacaktır. Cenab-ı Hak cc. istikametimizi bozmasın. Hayrı tercih eden kullarından eylesin cümlemizi, amin.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.


    Bu kısmı izah eden bir risaleyi, paylaşalım ve okuyalım inşaallah.


    Tavsiye
    ...binler teessüflerle deriz ki, benlikten, hodfuruşluktan, gururdan ve gaddar siyasetten gelen dahildeki tarafgirane fikriyle, kendi tarafına şeytan yardım etse rahmet okutacak, muhalifine melek yardım etse lânet edecek gibi hâdisâtlar görünüyor. Hattâ, bir sâlih âlim, fikr-i siyasîsine muhalif bir büyük sâlih âlimi tekfir derecesinde gıybet ettiği; ve İslâmiyet aleyhinde bir zındığı, onun fikrine uygun ve taraftar olduğu için hararetle senâ ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar gibi, otuz beş seneden beri siyaseti terkettim.

    Hem şimdi birisi, hem Ramazan-ı Şerife, hem şeâir-i İslâmiyeye, hem bu dindar millete büyük bir cinayeti yaptığı vakit muhaliflerinin onun o vaziyeti hoşlarına gittiği görüldü. Halbuki, küfre rıza küfür olduğu gibi; dalâlete, fıska, zulme rıza da fısktır, zulümdür, dalâlettir. Bu acip halin sırrını gördüm ki, kendilerini millet nazarında ettikleri cinayetlerinden mâzur göstermek damarıyla muhaliflerini kendilerinden daha dinsiz, daha câni görmek ve göstermek istiyorlar. İşte bu çeşit dehşetli haksızlıkların neticeleri pek tehlikeli olduğu gibi, içtimaî ahlâkı da zîr ü zeber edip bu vatan ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir suikast hükmündedir.


    Tarihçe-i Hayat
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    659
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 111 + 5850


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    [QUOTE=HuSeYni;390320]
    Not
    Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.


    Zamanımızdaki olaylardan Irak ve şu anki Suriye meselelerinde de durum bunun gibidir denilebilir. Irak'ın tarihine baktığımızda Kral Faysalın çeşitli zulümlerini görüyoruz, daha sonra ise Saddam geliyor yine zulümleri var. Saddama destek verilse zulmüne ortak olunur verilmese bir başka zalimin yani ABD'nin zulümlerine ortaklık etmiş olunacaktır.

    Aynı mesele Suriye içinde geçerli Beşar Esad için zalim denilmekte, destek verilse zulmü tasdik olunacak, yok olmasa başka zalimlerin zulümlerine ortaklık olunacak..

    Bu gibi meselelerde denge çok zor. Çok iyi tartılmalı ve hesaplar ona göre yapılmalı. Şahsen ne Saddamı sevdim nede sevmedim, ne Beşarı sevdim ne sevmedim. Bize düşen ihtiyaç sahibi din kardeşlerimizin makul ihtiyaçlarına destek olmaktı..

    Tavsiye
    Üçüncü Sual: Bazı eşhasın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

    Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.
    Sözler ( 172 )
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  6. #16
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Birinci noktaya cevap ise: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme dâvâsından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek.


    Dünya savaşı için "bundan daha büyük bir hadise mi var" diyen talebelerine, Üstad Hazretleri bundan daha mühim hatta bütün zemine hakim olma davasından daha ehemmiyetli bir dava olduğundan bahsediyor. Yani düşünelim, sadece şu mu kazanacak, bu mu kazanacak meselesi değil. Dünyanın en güçlü devletlerinin gücü kadar gücümüz olsa ve aklı olanın, hiçte tereddüt etmeden vaktini ona sarfedeceği büyük bir dava. Demek bu davaya ehemmiyet vermeyenler, zahirde akıllı da görünseler, hakikatte öyle değildirler.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #17
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    İşte, o dâvâ ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşidlerinin müttefikan, Kâinat Sahibinin ve Mutasarrıfının binler vaad ve ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki: Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış.



    Bu büyük davayı, başta insanların en meşhurlarının yani peygamberlerin (aleyhimüsselam) haber veriyor. Peygamberlerin içinde Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi vesellem efendimiz haber veriyor. Ki On Dokuzuncu Mektupta yaklaşık üçyüz tane mucizesinden bahsedilmiş. Sonra onların yolundan giden doğruluğun ve güzel ahlakın simgesi haline gelmiş, keşif ve kerametleriyle doğrulukları tasdiklenmiş milyonlarca evliya, milyarlarca asfiya ve muhakkikin (radıyallahü anh ve kuddisallahü sirrahüm) haber veriyor. Aynı dava üzerinde ittifak etmiş, bu nurani silsileden başka, hakkında vaadinden dönmesi muhal olan Cenab-ı Hak cc. Kur'an-ı Keriminde defaatle bu davayı haber veriyor. Ve Kur'anın büyük bir kısmında bahsettiği bu dava, en az yeryüzü kadar bağları, bahçeleri ve sarayları kazanmak ya da kaybetmek davasıdır.

    Bu dava bütün insanların başına açılmış. Ve herkesin iman mukabilinde yeryüzü kadar belki ondan daha geniş mülkü olacak ve bu mülk aynı zamanda daimi olacak. Dünyadaki saltanatlar ise hem geçicidir, hem de ona çok talipler olduğundan muhafazası zordur. Hem bir müslümanın dünyanın savaş ve siyaset gibi boş işlerini takip etmekle eline geçecek olan birşey de yoktur. Kaybettiği ise, ebedi bir saadeti kazandıracak ve bu dünyanın tamamından da daha değerli, baki bir mülke ve saadete vesile olacak imanıdır. Onu kaybettiğinde, bütün dünyayı, bu dünyada elde etmesi veyahut onlarla ilgili her türlü malumatı elde etmesi bir fayda sağlamayacaktır. Cenab-ı Hak cümlemizi malayaniyattan uzak eylesin ve böylesi feci akıbetlerden muhafaza eylesin, amin.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #18
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?



    İman vesikası ebedi hayatımız açısından çok büyük önem arzediyor. Gerek malayaniyatla iştigal etmek, gerekse de bilerek ya da bilmeyerek maddiyyunluğa girmekle iman vesikasını muhafaza etmek neredeyse imkansız. Üstad Hazretlerinin de misal verdiği gibi kırk vefattan yalnızca birkaç tanesi imanını muhafaza edebilmiş sekerat anında. Ve bu kişiler bildiğimiz kadarıyla cami cemaati. Cami cemaati dahi imanını muhafaza edemezse, gününün neredeyse tamamını malayaniyatla, boş işlerle geçiren insanların hali ne olur ?

    İmanı muhafaza edebilmek için, taklidi olan imanı bırakıp tahkiki imanı elde etmek gerekiyor. Yani "anam babam namaz kılıyordu" diye namaz kılmak, "herkes Allah var diyor" diye Allaha inanmak gibi bir iman, şeytanın yaşarken de, sekerat anında da çok çabuk tuzağa düşürebileceği bir imandır. Ve bilhassa ölüm anında imanımızı kaybetmişsek (hafizanallah) bir daha geri dönüş yok.

    Tahkiki imanın da mertebeleri var. İlmelyakin, aynel yakin ve hakkalyakin. Taklidi iman ise bu mertebelerin de altında. Bir misallle izah etmek gerekirse:

    Mesela bir yerde yangın var. Taklidi iman sahibi o yangını ne görmüş ne de biliyor. Sadece birilerinden duymuş ki "filan yerde yangın var". O da kabul etmiş. Biri de gelse deseki: "yok kardeşim yangın mangın" şüpheye düşecek, belki de inanacak.

    İlmelyakin iman edenin misali ise: yangın olduğunu hem duymuş, hem de uzakta olmakla birlikte, duman gibi alametlerinden yangın olduğuna ihtimal veriyor. Bu kişiyi kandırmak biraz daha zordur. Ancak dumanın başka birşeyden kaynaklandığına ikna edilebilirse, kandırılması mümkün olabilir.

    Aynelyakin iman sahibine misal: Yangını hem duymuş, hem dumanını görmüş ve hem de ateşini görüyor. Bu kişiyi kandırmak daha da zordur, belki de imkansızdır.

    Hakkalyakin mertebesindeki iman sahibi ise; yangını hem duymuş, hem dumanını, hem ateşini görmüş ve hem de bizzat yangının çıktığı bölgede, herşeyiyle yangını hissediyor. Dumanını, ateşini, ısısını vs. Herşeyiyle yangının olduğuna ikna olmuş. Artık bu kişiyi yangın olmadığına ikna etmek imkansızdır, mümkün değildir.

    Şeytanın yaşarken veya son nefeste insanı imanından etmesine ise şöyle misal verebiliriz.

    Mesela elimizde bir lokma ekmek var. Birisi onu bizden almak istiyor. Elimizde olduğu için her halikarda onu kaptırmamız mümkün. Taklidi iman gibi.

    Sonra ekmeği ağzımıza koyuyoruz. Belki ağzımızı açtığımızda bir ihtimal alınabilir. İlmelyakin iman gibi.

    Sonra ekmeği yutuyoruz. Cerrahi bir müdahele yapılması gerekir ki, ekmek oradan alınabilsin. Aynelyakin iman gibi.

    Ve sonra ekmeği sindiriyoruz, kanımıza ve hücrelerimize karışıyor. Artık o ekmeği binlerce doktor da bir araya gelip, cerrahi müdahele de bulunsa, vücuddan alamaz, çıkaramaz. Hakkalyakin iman gibi.

    İşte şeytanın tuzaklarına düşmemek için iman mertebelerinde terakki etmek durumundayız. Ki şeytan o tuzaklardan, belki defalarca hergün karşımıza çıkartıyor. Müslüman olduğunu söyleyen çevremizdeki insanlar bile dinin bir kısmını inkar edip bir kısmını kabul edebiliyor. Mesela "faizin haram oluşu eskidendi, şimdi kaçmak mümkün değil" ve dolayısıyla "haramda değil" diyen müslümanlar var. Din kendi yaşantısına ağır geldiği için, dini kendi yaşantısına uydurma gayretinde olan insanlar var. Hem öyle iddialı konuşuyorlar ki sanki on tane fakülte bitirmiş. Sorsanız, bir sureyi mealiyle okuyamaz belki ama, taklidi iman sahibi olan biri bu tür fitnelere hemen kanabiliyor. Ya da bir izah getirmekten aciz bir şekilde "yok kardeşim olmaz öyle şey" demekten ileri gidemiyor.

    Şeytanın her gün karşılaştığımız tuzakları bunlarla sınırlı değil elbette. Belgesellerin birçoğu Allahın sanatı ve eserleri olan mahlukatın, rızıklanması gibi faaliyetleri ya da devamlılığı için gereken şeyleri ya sebeblere, ya tesadüfe yahut tabiata veriyor. Allah'ı cc. o alanın dışında tutmaya kalkışıyorlar. İnsan bunları izleye izleye bilinç altında o felsefik bilgiler yerleşiyor ve kendi dünyasında olup biten birçok şeyleri de sebeblere, tesadüflere veriyor. Mesela tarlasından aldığı mahsulü toprağı iyi sulamaktan, attığı gübreden, tohumun kalitesinden biliyor. Bir nevi onlara rububiyet veriyor. Halbuki geçen yılda aynısını yaptığı halde bu mahsülü alamadığının hesabını yapmıyor. Hastalık, ölüm gibi şeyler sebeplerden bilinebiliyor. Bunlar gibi daha çok misal verilebilir. Tabiat risalesinde de denildiği gibi, bir nevi dinsizliği hatıra getiren, bu sözleri ehl-i iman bilmeyerek kullanıyor. Cenab-ı Hak cc. cümlemizi bu tür tuzaklara düşmekten muhafaza eylesin, amin.
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #19
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.903
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2612 + 209808


    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    Not
    İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirtleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.



    İmanımızın tahkiki olabilmesi için, Risale-i Nur imani mevzular çokça işlenmiş elhamdülillah. Çünkü zamanın en önemli sorunu imanı muhafaza etme sorunu. Hiçbir dönemde imana bu derece sinsice saldırılar olmamış. Risale-i Nur şeytanın ve onun çıraklarının kurduğu her türlü tuzağı bertaraf ediyor. İman hususunda akla gelen ya da akla sokulan şüphelerin hepsine, aklı ve kalbi ikna edecek tarzda cevaplar veriyor. Dalaletin içindeki peşin cezaları ve hidayetteki peşin ücretleri delilleriyle gösteriyor. Elhamdülillah..
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #20
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..

    [QUOTE=HuSeYni;389833]
    Not
    Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl)1 hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.


    1. Parantez içindeki not, 1946 senesine aittir.


    Hem meselâاَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ 2 cümlesi (şeddeler sayılmaz) bin üç yüz yirmi sekiz (1328), eğer şeddedeki ل sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (1358) adediyle bu umumî harpleri yapan ecnebî gaddarların, hırs ve hasetle bizdeki Hürriyet inkılâbının Kur’ân lehindeki neticelerini bozmak fikriyle tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri ve Birinci Harb-i Umumînin patlamasıyla maddî ve mânevî şerlerini, siyasî diplomatların, radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle ve mukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyâne mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları tarihine tevâfuk ederek اَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ’in tam mânasına tetâbuk eder.

    Dipnot-2 “Düğümlere üfleyen büyücüler...” Felak Sûresi, 113:4.

    Asa-yı Musa
    Yazar : Risale Forum
    ..Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz..

    ..dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
    .

    Ustad Bediüzzaman Said Nursi (M.S. 1876-....)



Facebook Yorumları

Facebook Giriş


LinkBacks (?)

  1. Hits: 1
    06-04-2013, 15:04

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222