ÇAVUŞ (Türkçe)

Eski Türklerdeki "çabış" kelimesi aslında bir ünvan olup "başdanışman, başkumandan, ordu komutanı" demektir. "Çabış" bir askeri ünvandır. Bilgenin askeri karşılığıdır.

Göktürkler, Oğuzlar, Selçuklu ve Osmanlı Devleti'nde çeşitli askeri ve idari ünvan niteliği taşımasına rağmen zamanla günümüzde sadece askeri bir rütbe olarak düşük bir düzeye inmiştir.

Orta Çağda hükümdarın birinci koruması, kağanlık silahlı kuvvetlerinin kolordu üyesi, devletin ve taşra karargahlarının kolluk görevlisi" gibi ünvanlarda kullanılmıştır.

"Çabış" kelimesi Kaşgarlı Mahmut'a göre "savaşta safları düzelten ve askeri zulüm etmeye bırakmayan kimse" olarak tanımlanmıştır. "Çabış" kelimesi Osmanlı devrinde "çavuş" biçimine dönüşmüştür.

Kelimenin kökü Eski Türkçe'deki "çav" (bağırma, çağırma, ses, şan ve şöhret) kelimesidir. Başka bir rivayete göre Göktürkler tarafından Çin'e elçi olarak gönderilen Çö-pi-şe isimli şahsın adından gelmektedir. Göktürklerde "çabışlar" (çavuş) askeri konularla ilgilenmişler ve elçilik işlerini görmüşlerdir. Ayrıca kağan ünvanı olarak da kullanılmıştır.

Bir başka görüşe göre "çabış" ünvanı Türkçe'deki "çap" (vurmak) fiilinden gelmektedir. Buna göre "kapmak, kapıp almak, vurmak, yarmak" manalarını taşımaktadır. Fiilin sonundaki -ş ekinin ise hareketi adlandırmak veya fiilin sonunda ortaya çıkan işi ifade etmek için kullanıldığı ileri sürülmüştür.

Aynı zamanda "çap" fiili "koşmak, çok hızlı gitmek, koşturmak" gibi manalara da gelmektedir. Bu şekilde "çapmak" fiili halen Türkçede kullanılmaktadır. Buna göre "çap" fiilinin en uygun anlamının "koşmak" olduğu anlaşılmaktadır. "çabış" kelimesi isim olarak kullanıldığı gibi fiil olarak da kullanılmaktadır.

Çavuşlar savaş sırasında ve savaş dışında olmak üzere iki görevi üstlenmişlerdir. Birincisi savaş sırasında safları düzelterek askerin düzgün saflarla savaşa girmesini sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmek için çavuş, oradan oraya koşuşturarak kendisine verilen bu görevi yerine getirmek durumundadır. Ikincisi ise savaş olmadığı zamanlarda da askerin hem kendi içinde hem de başkalarına karşı zulmetmesini engellemek, onları dövüş ve kavga etmelerine fırsat vermemektir. Dolayısıyla bu iki görevi yaparken de koşuşturma içinde olmalıdır. Bunun için "çabış" kelimesinin "çap" (koşmak" fiilinden geldiğini kabul etmek en doğru görüş olmalıdır. Türk Lehçelerinde "çap" fiili genellikle "koşmak, koşuşturmak" manalarında kullanılmıştır. Mesela Azeri Lehçesinde "çarpmak" fiili "koşturmak, hızlı sürmek" manalarına gelmektedir.

Türkmencede "çap" koşmak demektir.

Başkumandan olan kağanın emirlerini yüksek sesle kıtalara bildirdiği için veya şan ve şeref sahibi insanlardan seçildikleri için bu şekilde isimlendirilmişlerdir.

İslamiyetten önce Türk Devletlerinde çavuşların, hükümdarların şahsına bağlı bir nevi emir subayı veya elçi olarak görev yaptıkları anlaşılmaktadır. Selçuklular ve Osmanlılarda çavuş müessesesi önem taşımaktadır.

Çavuş kelimesi İslam'dan önceki devirlerde batıya göç ederek Karadeniz'in kuzey alanlarından Balkanlara kadar uzanan Türk kavimlerinden Peçenekler, Kumanlar, Macarlar ve Hazarlar'da kullanılmıştır. Macarlar "çös" demişlerdir. Peçenek ve Kumanlar ise "çaüş" demişlerdir. Hazarlar ise "çavuşyar" demişlerdir.

Türk hakimiyetinde kalan Arap ülkelerinin bir kısmında "cavuş" veya "şaviş" kelimelerine rastlanmıştır.

İslamdan önce ve sonraki Türk devletlerinde bir askeri rütbe ve devlet görevlisi olarak "çap" fiilinden türetilen "çavuş" kelimesi günümüzde Türkiyede bir askeri ünvan olarak varlığını sürdürmektedir.