PENÇE (Farsça)

Farsça'da "penç" kelimesi "beş" demektir. "Pence" kelimesi ise "beşli olan her şey, el, özellikle yırtıcı kuş veya vahşi hayvan eli" manalarına gelmektedir. "Beş" kelimesi Türkçe'dir.

"Pençe" kelimesi dilimize Farsça'dan geçmiş çok kullanışlı bir kelimedir. "Pençe" kelimesinin kullanılış yerleri
1. Yırtıcı kuşların ön ayak parmaklarının tırnakları
2.Ayakkabının tabanındaki kösele
3.(mecazen) etkisinden kurtulmak olanaksız, etkisi çok olan güç.
4.El

Yunanca'da "pende" kelimesi "beş" demektir.

"pençe" kelimesi Osmanlı diplomasisinde yüksek dereceli idarecilerin imza tarzında kulandıkları bir semboldür.

Merkezde sadrazam ve haremeyn vakfı nazırı olan Darüssade ağaları ile eyaletlerde vezir, beylerbeyi, sancak beyi, mutasarrıf ve mütesellimlerin imza yerine kullandıkları pençenin menşei hakkında kesin bilgi yoktur. Fakat 15.yüzyıl ortalarından itibaren görülmeye başlandığı söylenebilir. Bu ismin verilmesinin sebebi sağ elin pençesine benzediğinden dolayıdır.

Deyimlerde "pençe" kelimesini kullanmaktayız.
Pençesine düşmek: yakalanmak
el pençe divan: saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde durmak.
Ölümle pençeleşmek: can çekişmek
pençe atmak: yırtıcı hayvanın ön ayaklarıyla saldırması,
pençe pençeye gelmek: öldürürcesine dövüşmek
pençe vurmak: pençelemek, ayakkabıya pençe çekmek.

Risale-i Nur Külliyatı'nda "pençe" kelimesinin geçtiği yerler. Toplam 16 defa zikredilmiştir. Bunlar:
1."Hayvan ve insan ise; ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır."
2."Gayet geniş bir istikra ve tetebbu ile sabittir ki, öyle şeyler mevtin pençesinden kendini kurtaramaz."
3.Alem dahi büyük bir insandır, o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz.
4.Evet şeytanlar, güya ene'nin gaga ve pençesiyle dinsiz feylesoflarının akıllarını havaya kaldırıp dalalet derelerine atıp dağıtmıştır.
5.Hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elîmde pek şematetkarane bir istifham ile dört şey sordu bizden.
6.Avrupanın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda, onlara ehemmiyet vermeyip, belki manen onlara yardım edip, menfi unsuriyet fikriyle şark vilayetlerindeki vatandaşlara veya cenub tarafındaki dindaşlara adavet besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehaliki ile beraber; o cenub efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın.
7. Arslan gibi hayvanların diş ve pençelerine bakılırsa, iftiras ve parçalamak için yaratılmış oldukları anlaşılır.
8.Bakınız arkamızda pençelerini açmış hücuma hazır ecel arslanı tehdid ediyor.
9.Arslanın pençesini gören adam, o pençenin iktisası olan parçalamayı arslandan ümid ve reca ettiği gibi; siz de insanları ibadet techizatıyla mücehhez olduklarını gördüğünüzden, onlardan takvayı reca ve intizar edebilirsiniz. (burada 2 defa geçmiştir.)
10.Ömr-ü tabiisi olanın, ecel-i fıtrîsi vardır; ecelin pençesinden kurtulamaz.
11. ...beşerin fesadı dahi Azrail gibi Arz'ın kalbine kadar pençesini sokup Arz'ı imatesine işarettir.
12. Senelerden beri zalimlerin pençe-i zulmünde inleyen bu biçare müslüman kardeşlerinizle.....
13. Bunun üzerine bir mutasarrıfın pençe-i kahrıyla, elleri bağlı, muhafız nezaretinde Bitlis'e nefyedildi.
14.Terli, el pençe yatakta oturmuş kendimi buldum. O gece böyle geçti.
15....ve sizin elinizden kurtulsam, elbette ecel pençesinden kurtulamayacağım.