TEANUK (Arapça) (تعانق)
Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma manasına gelmektedir.
Arapça "Anika" عنق kelimesinden türetilmiştir. Arapça'da "unuk" kelimesi "boyun" demektir. Çoğulu "a'nâk" kelimesidir. Bu kelime aynı zamanda "boyun eğmek" manasında da kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime türevleriyle birlikte 9 defa zikredilmiştir. "Muanaka" kelimesi "kucaklaşma, sarılma" demektir. Arapça'da "boyun" manasına gelen "rakibe" kelimesi de kullanılmaktadır. "Rakibe" kelimesi kök olarak "gözetlemek, gözetmek" manasna gelmekle beraber "boyun" manasına da gelmektedir. Hem bu kelime "köle" manasna da gelmektedir. Dilimizde çok kullandığımız "rekabet" kelimesi de yine bu kelimeden türetilmiştir. "rakibe" kelimesi türevleriyle birlikte Kur'an-ı Kerim'de 24 defa zikredilmiştir. "Rakibe" kelimesinin tafsilatı inşaallah başka bir kelimenin beyanında izah edileceğinden şimdilik burada kısa kesiyoruz.

Ayrıca yine "boyun" manasına gelen "ceyd" kelimesi de kullanılmaktadır. Bu kelimeler arasında küçük mana farkları vardır. Şöyle ki;
"anika" kelimesi baş ile cesed arasındaki vücudun bölümünü ifade etmektedir.
"rakibe" kelimesi ise boynun arka kısmını ifade etmekedir.
"ceyd" kelimesi ise galiben kadınların boynu için kullanılmaktadır.
Kur'an-ı Kerim'de "boyun" manasna gelen "anika" kelimesi türevleriyle beraber 9 defa zikredilmiştir. "Rakibe" kelimesi türevleriyle birlikte 24 defa zikredilmiştir. "Ceyd" kelimesi ise Tebbet Suresi'nin son ayetinde Ebu Leheb'in karısı Ümmü Cemil (Cehennem oduncusu) için zikredilmiştir.

"Teanuk" kelimesi kucaklaşmak ve kenetleşmek manasına gelir. Teavün ve tesanüdün biraz daha ileri mertebesini ifade etmektedir. Kainat ve unsurları arasında öyle şiddetli bir ilişki ve münasebet var ki, adeta birbirlerine kenetlenmiş ve kucaklaşmış gibidirler. Kainatı adeta parçalanması ve bölünmesi imkansız, bir bütün haline sokuyor. Kainat ile bir parçası arasında bütünlük ilişkisi kuruyor.
"Muanaka" kelimesi boynuna sarılmak, boyun boyuna olacak şekilde kucaklaşmak manalarına gelmektedir. Mü'minler arasında sevginin ve muhabbetin bir ifadesi olarak kabul edilmektedir. Muanaka yani kucaklaşmak müslümanlar için güzel bir muaşeret kaidesidir. Peygamber Efendimiz (ASM) uzaktan gelenlerle veya bir başarı elde edenlerle ihtiram eseri olarak kucaklaşmıştır. Bunun dışındakiler ile daha çok musafaha etmiştir. Muanaka yani byunları bir araya getirerek sarılmak sünnettir. Fakat Peygamber Efendimiz'in (ASM) daha çok musafaha (tokalaşmak) ile yetindiği ve muanakayı ise ara sıra yaptığı rivayetlerden anlaşılmaktadır. Erkeklerin karşılaştıklarında birbirlerinin yüzünü öpmesi İmam-ı Azam'a ve İmam-ı Muhammed'e göre mekruh ise de, İmam Ebu Yusuf'a göre mekruh değildir. Muanakada yanakların ve başın birbirine değmesi caizdir.
"Teanuk" kelimesi Risale-i Nur Külliyatı'nda 2 kitapta toplam 5 defa zikredilmiştir. Bunlar;
Lem'alar'da 3 yerde ve Sözler'de 2 yerdedir.
Lem'alar kitabında geçen yerler şunlardır:
1- "Kainatın heyet-i mecmuasındaki teavün, tesanüd, teanuk, tecavübden tezahür eden sikke-i kübra-i uluhiyettir ki, "Bismillah" ona bakıyor. (Lem'alar, 96) (Bu cümle Sözler kitabının 8.sayfasında da aynen zikredilmiştir.)
2-İşte kainatın simasındaki bu teavün, tesanüd, tecavüb, teanuk; pek parlak bir sikke-i kübra-yı vahdettir.
3-"Birinci Sikke: Kainatın mevcudatında ve enva'larında görünen ve bir sikke-i kübra-yı ehadiyet olan "teavün, tesanüd, tecavüb, teanuk" sikkesidir." (Lemalar, Fihrist, sayfa 434)
Sözler kitabında geçen yerler ise
1-Lem'alar'ın birinci maddesinde geçen aynı yerdir.
2-"İşte şu kainatın içinde cari olan bu tesanüd, bu teavün, bu tecavüb, bu teanuk, bu müsahhariyet, bu intizam, birtek Müdebbir'in tertibiyle idare edildiklerine ve birtek Mürebbi'nin tedbiriyle sevk edildiklerine kat'iyyen şehadet etmekle beraber..." (Sözler, 302)
"Muanaka" kelimesi ise Muhakemat adlı eserde 2 defa zikredilmiştir. Aynı şekilde "teanük" kelimesi de Muhakemat'ta 2 defa zikredilmiştir.
Arapça ibarelerde ise;
"anika" kelimesinin çoğulu olan "a'nâk" kelimesi Mektubat'ta 19.mektubun 164.sayfasında Yasin Suresi'nin 8.ayetinden bahis ile bu ayetin sebeb-i nüzulü ve ehl-i tefsir allâmeleri ve ehl-i hadis imamlarının ihbarı ile Ebu Cehil hakkında olduğundan bahsedilmiştir. "Ebu Cehil yemin etmiş ki: "Ben secdede Muhammed'i görsem bu taşla onu vuracaım." Büyük bir taş alıp gitmiş. Secdede gördüğü vakit kaldırıp vurmakta iken elleri yukarıda kalmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam namazı bitirdikten sonra kalkmış, Ebu Cehil'in eli çözülmüş. O ise ya Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın müsaadesiyle veyahut ihtiyaç kalmadığından çözülmüş."
Yine Mektubat'ın 362.sayfasnda "كَتَعْلِيقِ الدُّرَرِ فِى اَعْنَاقِ الْبَقَر darb-ı meseli zikredilmiştir. Bu darb-ı meselin manası "öiküzün boynuna inci takmak gibi" manasına gelmektedir. Yani layık olmayana ilim öğretmek gibi bir manaya gelmektedir.