SEHÂVET (Arapça) (سخاوت)

Cömertlik, el açıklığı, muhtaç olanlara ihsan etmek manalarına gelmektedir.

"Seha" kelimesi Lisan-ul Arab'ta "ocağın, içinde kolaylıkla ateş yakılacak şekilde geniş tutulması ve yanmakta olan ateşin alev ve dumanının kolayca yükselmesine imkân hazırlanması" manasına gelmektedir. Bu manada olarak gönül zenginliğine de "sehavet" denilmiştir. "Cömertlik yapmak" manasına gelen ve "cevd" kelimesinden türetilen "cûd" kelimesi de "sehâvet" kelimesiyle eş anlamlıdır. Kur'an-ı Kerim'de "seha" ve "cûd" kelimeleri zikredilmemekle birlikte bu kelimeler yerine "infak, isâr, i'tâ, it'am, ihsan, ikram, bezl" gibi masdarlardan gelen fiillerle cömertliğin ehemmiyetinden bahsedilmektedir. Hadis-i şeriflerde ise Kur'an-ı Kerim'de geçen bu kelimeler ile birlikte "seha, sehavet ve cûd" kelimeleri de zikredilmiştir.

"Sehâvet" kelimesi "سخو" ve "سخى" kelimelerinden türetilmiştir. Eliaçık ve cömert olan kişiye "sahî" denilmektedir. Bu kelime karşılıksız vermek, lutfetmek, cömert davranmak gibi manalara gelmektedir. "Sehavet" kelimesinin zıddı olarak Arapça'da cimrilik manasına gelen "buhl" (بخل) kelimesi kullanılmaktadır.

"Cömert" kelimesi Farsça "civanmerd" kelimesinden Türkçeleştirilmiş bir kelimedir. Yani "cömert" kelimesi Farsça "civan" ve merd" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Cömert kelimesinin zıddı olan "cimri" kelimesi yine Farsça olup "soysuz, sefil, dilenci" manalarına gelmektedir.

"Civan" kelimesi Farsça'da "genç, delikanlı" manasına gelmektedir. "Merd" kelimesi Farsça olup "adam, insan, erkek" gibi manalara gelmektedir. Dilimizde çok kullandığımız bir kelime olarak Türkçe'ye "mert" olarak geçmiştir.

Cömertlik kavramı İslam ahlakında genellikle "seha, sehavet, cûd" kelimeleriyle ifade edilmektedir. Sehavet iyi huyların en yükseklerindendir. "Sehavet" kelimesi hadis-i şeriflerde zikredilmektedir. Peygamber Efendimiz (ASM) bir hadis-i şerifinde; "Sehâvet sahibi Allah´a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah´tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Câhil sehâvet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever." buyurmuştur. "Sehavet" kelimesi burada "uygun olanı uygun olana vermek, kendi kazancından, herhangi bir karşılık almadan harcamak demektir. Sehavet, güzel ahlaklardan birisidir, hatta en başta gelenlerindendir. Bu kelimenin zıddı Arapça'da "buhl" yani "cimrilik" ile ifade edilmektedir. Sehavet kelimesi dilimize "cömertlik" olarak geçtiği gibi zıddı olan "buhl" kelimesi de "cimrilik" olarak geçmiştir.


Cömertlik Cahiliye döneminin en önemli erdemleri arasında sayılmaktadır. Araplar arasında cömertliğiyle en çok meşhur olan kişiler Ka'b bin Mâme, Hâtim et-Tâi ve Herim bin Sinân'dır. Cahiliye Döneminde bir kişinin çok daha cömert ve misafirperver olduğunu anlamak için "kuşları doyuran", "esen yeni besleyen", "yolcunun azığı", "köpeği korkak olan" gibi mecazi ifadeler kullanılmıştır. Cahiliye zamanındaki cömertlik kavramı insani bir duygu olmaktan ziyade mensup olduğu kabilenin şan ve şerefini korumaktan geliyordu.

Risale-i Nur Külliyatı'nda meşhur olan bu kişilerden Hatem-i Tai'den bahsedilmektedir. Bu zatın doğum ve ölüm tarihi kesin olmamakla birlikte ölüm tarihi olarak Peygamber Efendimiz (ASM)'in doğumundan 7 sene sonra vefat ettiği tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Cahiliye Döneminde yaşamıştır. Bununla birlikte cömertlik ve eli açıklıkta en ileri derecelere ulaşmıştır. Arapların Tay Aşiretinin reisi olan Hatem'in cömertliği halk arasında çok yayılmış ve biri övüleceği zaman "Hatem'den daha cömert" şeklinde darb-ı mesel olmuştur. Arap, Fars ve Türk edebiyatında cömertlik konusu anlatılacağı zaman Hatem-i Tai bir timsal olarak zikredilmektedir. Bundan dolayı ismi Risale-i Nur Külliyatı'nda zikredilen Cahiliye Döneminin nadir şahsiyetlerinden birisidir. Zaten sahip olduğu ahlakı da yine Cahiliye Dönemi'ne tamamen zıt olan bir ahlaktır. İslamiyetin zuhurundan evvel vefat ettiği halde İslam ahlakıyla yaşamıştır. Risale-i Nur'da Hatem'i Tai'den şöyle bahsedilmektedir: ""Bir zaman, dünyaca sehâvetle meşhur Hâtem-i Tâî, mühim bir ziyafet veriyor. Misafirlerine gayet fazla hediyeler verdiği vakit, çölde gezmeye çıkıyor. Bakar ki, bir ihtiyar fakir adam, bir yük dikenli çalı ve gevenleri beline yüklemiş, cesedine batıyor, kanatıyor. Hâtem ona dedi: "Hâtem-i Tâî, hediyelerle beraber mühim bir ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın." O muktesit ihtiyar demiş ki: "Ben bu dikenli yükümü izzetimle çekerim, kaldırırım; Hâtem-i Tâî'nin minnetini almam." Sonra Hâtem-i Tâî'den sormuşlar: "Sen kendinden daha civanmert, aziz kimi bulmuşsun?" Demiş: "İşte o sahrâda rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm.


Cömertliğin İslamiyette çok büyük önemi vardır. İnsanların en cömerti Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (ASM)'dir. Cömertlik, iki aşırı ahlak olan israf ve cimriliğin ortası olarak kabul edilmiştir. İslamiyete göre başkalarına yardım etmek cömertlik için yeterli değildir. Ayrıca bu yardımın isteyerek ve seve seve yapılması gerekir. Cömertlik insanda huy ve meleke haline gelmekle kazanılmış olur. Bu sebeple ara sıra veya isteksiz olarak ya da zorla iyilik yapan bir insan cömert sayılmaz. Bununla birlikte iyilik yapma iradesi olduğu halde buna imkanı olmayan kimse cömert sayılır. Cömertliğin diğer bir şartı da mukabilinde hizmet, mükafat, övgü, teşekkür, maddi ve manevi kazanç istememek ve arzu etmemektir.

Cömertliğin en alt derecesi farz olan zekatın verilmesi ve ailenin geçimini sağlamak için vazifelerin yerine getirilmesidir. Bunun ötesinde yapılan iyilikler fazilet ve kamalata göre derecelendirilmektedir. İslam ahlakçılarından bazıları cömertliği 3 başlık halinde izah etmişlerdir. Buna göre;
1.Sehavet: Kişinin, imkanlarının çoğunu kendisine ayırarak azını hayır yolunda kullanması,
2.Cûd: Azını kendisine ayırarak çoğunu başkalarına ikram etmesi,
3.İsâr: Gerektiğinde kendisini tamamen mahrum bırakarak imkanını başkaları için kullanması olarak sınıflandırılmıştır. Yani bir kişinin imkanının en çok yarısını başkasına ikram etmesine sehavet, yarısından fazlasını ikram etmesine cûd, gerektiğinde tamamını ikram etmesine de "isâr" denilmiştir.
Allah'ın (CC) cömertliğin bütün cömertliklerin üstündedir. Cenab-ı Hakk ihtiyaçtan münezzeh olduğundan dolayı ikramından dolayı mahlukatını minnet altında bulundurma gibi bir gayesi düşünülemez.


"Cimrilik" servet edinme tutkusuyla karşılıksız harcama ve hayır yapmaktan kaçınma manalarında kötü bir ahlaktır. Farsça'da "adi, alçak, soysuz" gibi manalara gelmekle birlikte dilimizde "pintilik, hasislik" manalarında kullanılmaktadır. Risale-i Nur Külliyatı'nda sehavet ve cûd kelimeleri sıklıkla beraber kullanılmıştır. Sehavet kelimesi toplam 49 defa, cûd kelimesi ise toplam 21 defa zikredilmiştir. Cimri kelimesi Risale-i Nur Külliyatı'nda zikredilmemiştir. Cömert kelimesi sadece 1 defa zikredilmekle beraber civanmerd kelimesi toplam 10 defa zikredilmiştir.

Risale-i Nur Külliyatı'nda 10.Sözün 4.Hakikatinin başında şöyle geçmektedir. "Bab-ı cûd ve cemaldir. İsm-i Cevvad ve Cemil'in cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki: Nihayetsiz cûd ve sehavet, tükenmez servet, bitmez hazineler, misilsiz sermedi cemal, kusursuz ebedi kemal; bir dar-ı saadet ve mahall-i ziyafet içinde daimi bulunacak olan muhtaçşakirleri, müştak ayinedarları, mütehayyir seyircileri istemesinler?" Bu cümlede geçtiği gibi fazla cömertlik yapan kişiye yani fazla cûdda bulunana "Cevvad" denilmektedir ki Cenab-ı Hakk'ın isimlerindendir. Risale-i Nur Külliyatı'nda "Cevvad" ism-i şerifi "Cevvad-ı Mutlak, Cevvad-ı Melik, Cevvad-ı Kerim" şekillerinde zikredilmektedir. Risale-i Nur'da 10 yerde "Cevvad" kelimesi kullanılmakta, 3 yerde de "cevvadane" kelimesi kullanılmaktadır. Yeryüzünün gayet cömertçe hazırlanmış bir nimet sofrası olduğu nazara verilmektedir.