MAREŞAL (Fransızca)

Türk Kara Kuvvetleri ve Türk Hava Kuvvetlerinde en yüksek olan askeri rütbedir. Kelime olarak Fransızca "marechal" kelimesinden gelmektedir ki bu kelime Eski Almanca'da "at" (marh) ve "hizmetçi" (scalc) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir ki "at bakıcısı" veya "at hizmetçisi" gibi bir mana kazanmaktadır.

Dilimize Fransızca'dan giren "mareşal" kelimesi, ilginç mana değişmesine uğramıştır. Çünkü bu kelimenin Eski Almanca (marahscalc) ve Latince (mariscalcus) "at bakıcısı, seyis, nalbant" gibi manalara gelmesidir. Günümüzde halen kullanılmakta olan bu kelime Fransızca'da "marechal", Almanca'da "marschall", İtalyanca'da "mariscalco", İngilizcede "marshal", İspanyolca'da "mariscal", Macarca'da "marsall", Hintçe'de "marsala" olarak kullanılmaktadır. Fakat zamanla manası epey bir iyileşmeye uğrayarak ordudaki en yüksek rütbeyi ifade etmek için kullanılmıştır. Yani "nerdeeeeeen nereye..." dedirtecek türden bir kelimedir.

Mareşal, bir çok ülkenin kara ve deniz kuvvetlerinde en yüksek olan askeri bir rütbedir. Deniz Kuvvetlerindeki karşılığı Büyükamiral'dir. Bu rütbenin diğer askeri rütbelerden farkı ise meslekte belli bir süre beklemekle kazanılamamasıdır. Savaşta üstün başarı gösteren ve en az Orgeneral veya Oramiral rütbesine sahip subaylara TBMM tarafından kanunla verilen bir unvandır. Osmanlı'da 2 kişiye mareşal unvanı verilmiştir. (M. Kemal ve Fevzi Çakmak)

Osmanlılardaki karşılığı "müşir" olan bir rütbedir. "Müşir" kelimesi Arapça'da "işaret eden, yol gösteren, nasihat ve emirler veren" manalarına gelmektedir. "Müşir" kelimesi ilk defa Büyük Selçuklular tarafından kullanılmaya başlanılmış ve buradan Osmanlılar'a vezirlerin bir lakabı olarak yani vezirleri sıfatlandırmak için kullanılmıştır. "Müşir" kelimesinin bir sıfat olmaktan çıkıp askeri bir unvan haline gelmesi ise19.yüzyılda gerçekleşmiştir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra müşir unvanı gerçek bir askeri rütbe haline gelmiştir. 26 Muharrem 1248 (25 Haziran 1832) tarihinde müşirlik rütbesi ilk defa Ahmet Fevzi Paşa'ya verilmiştir. Üst subay olarak bilinen erkan ile ümera sınıfı arasındaki rütbe sıralaması yeniden belirlenmiştir. Buna göre rütbeler "binbaşı, kaymakam, miralay, mirliva, ferik ve müşir" şeklinde belirlenmiştir. Ahmet Fevzi Paşa'ya bu rütbe verilirken şimdiye kadar yaptığı hizmetlerle birlikte doğruluk ve dürüstlüğü, kanun ve nizamlara bağlılığı, her türlü liyakat ve kabiliyete sahip olmasından dolayı vezirlik rütbesiyle beraber "müşir-i hassa" unvanı verilerek en büyük askeri rütbe sayılmıştır. Osmanlı Devletinde çok geçmeden müşirlik rütbesi yüksek mevki sahibi olan mülkiye memurlarına da verilmeye başlandı. Paşa unvanına sahip olmayan müşir rütbeli mülkiye memurları Osmanlı devletinde yerini almaya başlamıştır. Ordu kumandanları, bazı valiler ve bakanlar da müşir rütbesinde idiler. 1875 yılında Osmanlı devletinde 19 adet müşir bulunduğu kaydedilmiştir. II. Meşrutiyet döneminde rütbelerin tasfiyesi sırasında müşirlerin de tasfiyeye maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Milli Mücadele yıllarında Fevzi Çakmak, Büyük Taarruz zaferinden dolayı 31 Ağustos 1922 tarihinde "müşir" (mareşal) rütbesine yükseltildi. Cumhuriyet döneminde askeri rütbelerin tespiti sırasında "müşir" kelimesi kaldırılarak yerine "mareşal" kelimesi getirilmiştir. Cumhuriyet Döneminde 1934 yılında 2590 sayılı "Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun"un 3.maddesi ile "müşir" kelimesi kaldırılmıştır. Kanun maddesi; "Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere kara ve havada Müşürlere Mareşal, Birinci Ferik, Ferik ve Livalara General, Denizde Birinci Ferik, Ferik ve Livalara Amiral denilir" şeklindedir.

"Mareşal" kelimesi Risale-i Nur Külliyatı'nda sadece Tarihçe-i Hayatı kitabının 151.sayfasında geçen "Bediüzzaman Said Nursi Burdur'da iken bir gün, o zamanın Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Mareşal Fevzi Çakmak Burdur'a geliyor.Vali, Mareşal'e: "Said Nursi hükümete itaat etmiyor, gelenlere dini dersler veriyor" diye şekvada bulunuyor. Mareşal Fevzi Çakmak, Bediüzzaman'ın ne kadar dahi ve ne kadar manevi büyük ve müstakim bir zât olduğunu bildiği gibi diyor ki: "Bediüzzaman'dan zarargelmek, ilişmeyiniz. Hürmet ediniz" cümlelerinde 3 defa zikredilmiştir.

"Müşir" kelimesi ise askeri bir terim manasında olarak toplam 42 defa zikredilmiştir.