ŞATAHAT (Arapça) (شطحات)
Şatahat; mânevi sarhoşluk, kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle istiğrak hâlinde iken söylenen müvazenesiz sözler gibi anlamlara gelir.
Şatahat kelimesi "şataha" شطح fiilinin çoğul halidir. "Şataha" fiili "gezinmek" manasına gelmektedir. "şataha fî hayalih" ibaresi yazarın hayal gücünü kullanması demektir. Kısaca "şatahat" kelimesi "sınır tanımaz düşünce, sınırsız hayal alemi" demektir.
Şatahat; tarikat ve tasavvuf mesleğinin seyrü sülûk hengamında görünen özel bazı halleridir. Bu haller içindeyken haddinden fazla davalarda bulunmaktır. Kemal değil, nakıs bir haldir. Kişinin kabiliyet ve istidat darlığından ortaya çıkar. Ya da Allah’ın bir isminin cezbesine kapılıp sair isimlerini görememe halinin bir neticesidir. Bundan dolayı Velayet-i Kübra ve Veraset-i Nübüvvet olan sahabelerde ve onları takip eden asfiya ve muhakkik-i evliyalarda bu haller görünmez.
Mesela Şah-ı Nakşibend, Abdulkadir Geylani, İmam Rabbani, İmam Gazali (R.A.) gibi zatlarda bu haller yoktur.
Risale-i Nur mesleği ve Üstat, Velayet-i Kübra ve Veraset-i Nübüvvet mesleğinde olduğu için, şatahat ve sekir gibi nakıs ve kusurlu haller görünmemiştir. Bu gibi haller daha çok tarikat berzahında giden Velayet-i Suğra sahibi evliyalarda görülmüştür. Üstat hem meslek olarak hem de kabiliyet açısından istikamet ve muvazene içinde hareket etmiştir.
İlahi feyiz ve kuvvetli tecellilerle coşup taşan velilerin yaşadıkları hal sebebiyle gayri ihtiyari söyledikleri, içinde iddiaya benzer tarzda anlamlar bulunan, görünüşte şeriata aykırı düşen sözlerdir.. Bu sözleri çoğu zaman ellerinde olmadan söylerler. Bu sekerat hali geçtikten sonra da söylediklerine pişman olup tevbe istiğfarda bulunurlar.
Yaşantılarının İslami esaslara uygun olduğu bilinen kimselerin ağzından çıkan şathiyeler kabul edilmese bile kendilerine saygı duymak, bunların farklı duygularla ve hallerle söylenmiş olduğunu düşünmek gerekir. Yaşantısı ve itikadı bozuk olan kimselerin şathiyeleri ise dikkate alınmamalıdır.
Hallacı Mansur (K.S.)’un: “ene’l-hak” demesi, Beyazıd-ı Bestamî (K.S)’nin “subhânî” sözleri şathiye olarak değerlendirilir. Ehil olanlar onların ne demek istediğini bilirler.
Hz. Ali (R.A.) ve bazı İslam büyüklerinden sâdır olan: “Görmediğim Allah’a inanmam” gibi sözler; imanda aynelyakîn ve hakkelyakîn mertebelerini ve ihsan derecesini göstermektedir Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmek -bir bakıma vahdet-i şühûd diyebileceğimiz bu makam- Allah’a imanın şühûda dönüştüğünü göstermektedir.
Burada kastedilen görme, dünya gözüyle Allah’ın zâtını görmek değil, basiret ile Allah’ın kudretini, yüceliğini, bir oluşunu, sıfat ve isimlerinin tecellilerini görmektir Sıfattan mevsufa geçip Cenâb-ı Hakk’ı idrak etmektir.
Şatahat kelimesi Risale-i Nur Külliyatı'nda 10 defa zikredilmiştir.