BEYGİR (Farsça) (بارگير)
At, sadece yük taşımakta veya araba çekmekte kullanılan at.
Farsçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. Farsça'da "bâr" بار kelimesi "yük" demektir. "gîr" گير kelimesi ise "taşıyan" manasına gelmektedir. Bu iki kelimenin birleşimiyle "yük taşıyan" anlamına gelmektedir. َFarsça'da "at" için "esb" (اسب) kelimesi kullanılmaktadır. "Katır" için "ester" استر kelimesi kullanılmaktadır. Arapça'da ise "hısân" حصان veya "ferâs" فراس kelimeleri kullanılmaktadır.
Atın erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, iğdiş edilmiş ve yumurtaları alınmış ve yük taşımak veya araba çekmek için kullanılanına ise "beygir" denilmiştir.
Arapça'da yük ve binek hayvanına "dabbe" دابه ve "matiyye" مطىه denilir. Farsça'da ise "semend" سمند ve "tusen" تسن denilmektedir. At, insanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlilerindendir. Köpekten sonra sahibine sadakatte en ileri olanıdır.Atlar, cesur, atılgan ve aynı zamanda sahibine itaatkardır. Sahibini memnun edebilmek için azami gayret gösterir.
Beygir gücü, genellikle otomobil ve elektrik motorlarının güçlerinin belirlenmesi için kullanılan bir birimdir. "Beygir gücü" buhar makinelerinin üretilmeye başlandığı yıllarda, bu makinelerin güçlerinin alıcılar tarafından kolayca anlaşılabilmesi için James Watt tarafından bulunmuştur.
İskoçyalı mühendis ve fizikçi James Watt, ürettiği buhar makinelerinin iş yapabilme yeteneklerini müşterilerinin kolayca karşılaştırabilmesi için 1872 yılında "Beygir Gücü" kavramını kullanmıştır ve bu kavram günümüzde halen kullanılmaktadır. Pek çok motorun gücünü ifade etmek için "Beygir Gücü"nden yararlanılmaktadır.
Risale-i Nur Külliyatı'nda "beygir" kelimesi 3 yerde zikredilmiştir. Tarihçe-i Hayatı kitabında; "Bedîüzzaman yüz yirmi talebesiyle beraber 1935'te Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine sevkediliyor. Ani yapılan araştırmalarla elde edilen bütün risale ve mektublar meydanda olduğu halde, mahkûmiyetlerini intaç edecek bir delile rastgelinememiş ve neticede kanaat-ı vicdaniye ile keyfî bir surette Said Nursî'ye onbir ay ve onbeş arkadaşına da altışar ay ceza vererek; mütebâki kalan yüz beş kişiyi beraet ettirmiştir. Halbuki isnad edilen suç sabit olsaydı, Bedîüzzaman Said Nursî'nin i'damına ve arkadaşlarının da hiç olmazsa ağır hapsine hükmedilecekti. Nitekim bu yersiz karara Bedîüzzaman itiraz etmiş ve bu cezanın bir beygir hırsızına veya bir kız kaçırıcısına lâyık olduğunu belirterek kendisinin ya beraetine veya i'damına veyahut yüz bir sene hapse mahkûmiyetine hükmedilmesini ısrarla istemiştir." (Tarihçe-i Hayatı, 216)