İSTİNBAT (Arapça) (استنباط)

Bir söz veya bir işden gizli bir manayı meydana koymak, müçtehid veya büyük bir alimin gizli bir manayı içtihadı ile meydana çıkarması, bir meseleyi derin tetkik neticesinde kaynaklarından güçlükle anlamak. manalarına gelmektedir.

Bu kelime Arapça "nebd" نبط mastarından türetilmiştir. "suyun çıkması doğması, kuyudan su çıkarmak, su bulmak; suyu, madeni, petrolü bulmak ve çıkarmak; kolay farkedilmeyen, görülmeyen bir şeyi bulup çıkarmak" manalarına gelmektedir.

Buna göre "istinbât" استنباط kelimesi "bulup çıkarma, keşif, icat" manalarına gelmektedir. İşin iç yüzünü ortaya çıkarmak, şer'i bir hükmü delillerine bakarak ortaya çıkarmak demektir.

Bulup çıkaran, keşfeden kişiye de "müstenbit" denilmiştir.

İstinbat kelimesi çıkarmak demektir. Kökü olan "nebt" kelimesi ise kuyu kazılırken çıkan ilk su demektir.

İçtihad yoluyla, nass veya icmaın tayin etmediği hüküm veya illeti Kur'an ve Sünnet metinlerinden çıkarmaktır.

Yerden veya kuyudan su çıkarmak, kapalı ve gizli olan bir şeyi ortaya çıkarmak anlamına gelen "nebt" kelimesinden türetilmiştir.

Hüküm; kıyas, istidlal, istihsan gibi metodlarla çıkarılırken illet, sebr ve taksim veya münasebet gibi illeti bulma yollarıyla istinbat edilir.

İstinbat; şümul yönünden, şer'i hükümleri elde edebilmek için müçtehidin bütün gücünü harcaması manasına gelen içtihaddan daha dar fakat kıyastan daha geniş bir yoldur.

İstinbat, istidlâlin bir benzeridir. Nisa Suresi'nin 83.ayetinde hakkında açıkça nass bulunmayan olayların ortaya çıkması halinde kıyas ve rey içtihadının gerekliliğine delalet etmektedir. Kur'an-ı Kerim'de sadece Nisa Suresi'nin 83.ayetinde zikredilmiştir. Bu ayette "yestenbitûneh" kelimesi kullanılmıştır. Bunun manası "o hususun yayılıp yayılmaması hususunda doğru olan görüşü ortaya koymak" demektir. Çözümü istenilen bir hadise, bir mesele karşısında elde bulunan prensipler ve bilgileri inceleme ve etraflı bilgi edinme, araştırm ve düzeltme ve karşılaştırarak yeni bir bilgi ortaya çıkarmaya da istinbat ve istihraç denilir ki, bu bir meleke ve özel bir kabiliyet ve kudrettir. Herhangi bir işte böyle bir liyakat ve yeterlilik sahibi olan şahıslar, o işin müçtehidi ve gerçek sahibi ve Allah (CC) katında yetkilileridir. Allah (CC) ve Peygamberine itaat emir edildiği gibi böyle yetkili kimselere de müracaaat edilerek bunlara da itaat etmenin peygambere itaat etmeye bağlı olduğu anlatılmaktadır.

Bu ayetin hükmüne göre şu manalar çıkartılabilir.
1- Hadiselerle ilgili hükümler içinde doğrudan doğruya ayet ile bilinmeyip istinbat ile bilinecek olanlar da vardır.
2- İstinbat da bir delildir.
3- İstinbata ehil olmayan bilgisiz kimselerin olaylarda ve bilmedikleri konularda alimlere müracaat etmeleri ve onlara tabi olmaları gerekir.
4- Hazret-i Peygamber (ASM) bile istinbat ile mükelleftir.

Yalnız hakkında nass bulunan konularda istinbata ihtiyaç yoktur. Hükümler, nass tarafından tayin edilmiş olabileceği gibi bazen de nassların içine de yerleştirilmiştir ki bunların istidlâl ile ortaya konulmasına istinbât denilir.
Bu ayetin hükmüne göre cüz'i hadiselerin hükümlerinin tamamının açıklanmadığı, bunların istinbat ile elde edilebileceği, istinbatın da bir delil olduğu, istinbata ehil olmayanları ilim ehline müracaat etmeleri gerektiği açık olarak anlaşılmaktadır.

Tahriç de istinbatın bir çeşididir ve hakkında mezhep imamlarının hüküm beyan etmedikleri meselelerde mezhebin kesin olarak kabul ettiği usul ve kaidelere dayanarak hüküm elde etmek demektir.

İslam Hukukunda istinbat, Arapça olan Kur'an ve Sünnetin nasslarına dayanır. Arap diline göre lafızların çeşitlerini ve bu lafızların mana ile ilişki durumlarını iyice tanımadan söz konusu metinleri doğru biçimde anlamak ve onlardan isabetli hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bunun yanında, İslam Hukukunun ana gayelerini, tearuz görülen deliller arasındaki uzlaştırma metodlarını bilmek gerekir. Ayrıca Hazret-i Peygamber'in Kur'an-ı Kerim'i tefsir ederken ve yeni hükümler ortaya koyarken kullandığı metodu ve istinbat usulünü bilmek zaruridir. Böylece hüküm istinbatında, Hazret-i Peygamber'in hadislerinden çıkarılacak ve tespit edilecek istinbât kaidelerinin bilinmesi de ehemmiyet kazanmaktadır.

Bir hükmün istinbatı için lisanla ilgili usul kaidelerini bilmek Arapça yazılmış olan nassların tefsiri için zaruridir. Zira Arapça ibareleri anlamak için birer mi'yar ve ölçü olan bu kaidelerin nassların tefsirinde dikkate alınmaması kanunun hatalı anlaşılmasına, hükümlerin yanlış bilinmesine, değişik olaylara hangi hükümlerin uygulanacağının kavranılamamasına yol açar ve neticede haklar kaybolur. Çünkü hâkim, kanunu anladığına göre tatbik etmektedir. Anlayışı yanlış veya kusurlu olması durumunda hak sahipleri haklarını kaybeder, haksızlar hak sahibi, suçlular suçsuz; suçsuzlar da suçlu hale gelir.