TEVÂTÜR (تواتر) Arapça
Kuvvetli haber, müteaddit şeyler birbiri ardınca zahir olmak, bir hususun söylenmesi hemen herkesin ağzında olup gezmek, şayia, (Fıkıhta: İçinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber ferdi olmayıp cemaate ait olan sağlam haber. manalarına gelmektedir.
"Tevâtür" kelimesi Arapça "وتر" çoğulu "اوتار" kelimesinden gelmektedir.
"Veter" (وتر) kelimesi "ip, tel, sicim" manasına gelmektedir. Bu kelime aynı zamanda "yaya kiriş bağlamak, sayıyı tekli yapmak, bir şeyin hakkını parasını yemek demektir.
"Vettera" وتر kelimesi "ipi, teli, müzik aletinin telini germek" demektir.
"Vâtera" (واتر) kelimesi "bir şeyi aralıklı fasılalı yapmak" demektir.
"Evtera" (اوتر) kelimesi "yaya kiriş bağlamak" demektir.
"Tevettera" (توتر) kelimesi "gerilmek, gerginleşmek" demektir. Buna göre "Tevetteral alâka" توترت العلاقات tabiri "ilişkiler gerginleşti" demektir.
"Tevâtera" (تواتر) kelimesi "ardarda olmak, kesintisiz sürmek, yinelenmek" demektir.
Yine "Vetera" وتر kelimesinden türetilen "Tetra" (تترى) kelimesi "peşpeşe, ardarda" demektir.
Hadis ilminde mühim bir mesele olan ve "vetera" kelimesinden türetilen "mütevâtir" (متواتر) kelimesi "ardarda, peşpeşe, aralıksız, zincirleme, (haber) ağızdan ağıza geçme" gibi manalara gelmektedir.

Tevatür-ü manevi: Bir hâdisenin esasında, hülâsasında râvilerin ittifak etmeleridir. Mesela: Bir kilo yemek iki yüz adamı tok etmiş, denilse; fakat onu haber verenler ayrı ayrı surette haber verseler. Biri bir çeşit, başka biri diğer bir surette, diğeri başka şekilde beyan eder. Hepsi de umûmen aynı hâdisenin esasında vukuuna müttefik olmaları gibi.
Mütevatir-i bi'l-mâ'nâ: Hadîs ilminde mânâsı tevatürle gelen sağlam hadistir.

Lügatte "tefâul" vezninde "mütevatir" متواتر kelimesi "bir kaş iş birbiri ardınca gelmek, birbiri ardınca gelen şeyler arasında bir miktar fasıla ve fetret olarak peyderpey görünmek manasına tevatürden ism-i faildir. Buna göre;
"Tevâtere'l-mataru" tabiri "Aralıksız yağmur yağdı" demektir.
Hadis ilminde mütevâtir متواتر kelimesi, her tabakada Hazret-i Muhammed (ASM) üzerine yalan söylemeleri aklen mümkün olmayan çok sayıda ravi tarafından görerek veya işiterek rivayet edilen hadis-i şerife denilmektedir. Bu tarife göre, şu hadis mütevâtir متواتر denildiği zaman o hadîsin Hazret-i Muhammed (ASM)'in ağzından, yalan uydurmaları aklın kabul etmediği kalabalık denilecek sayıdaki sahâbi tarafından Peygamberimizden (ASM) görülerek veya işitilerek rivayet edilmiş olması, aynı şekilde herbiri ayrı ülkelerden oldukları, sayıları da fazla olduğu için yalan söylemek üzere birleştiklerini aklın kabul etmediği tabiilerden kalabalık bir grup tarafından sahâbilerden rivayet edilmesi, onlardan da aynı vasfa sahip kalabalık bir cemaat tarafından nakledilen hadîs olduğu anlaşılmaktadır.

Mütevâtir hadîsler mutevatir-i lafzî (lafzen mütevâtir) ve mütevatir-i ma'nevi (ma'nen mütevâtir) olmak üzere iki kısma ayrılır. Lafzî mütevâtir, lafzında tevatür hasıl olan hadîslerdir. Ma'nen mütevâtir ise lafızları az çok birbirinden farklı olmak üzere manasında tevatür yoluyla rivayet edilen hadîstir. Mütevatirin bu iki kısmı şöyle bir misalle daha iyi anlaşılabilir. Diyelim ki bir kimsenin sadaka verdiğine dair çeşitli rivayetler gelse, bu rivayetlerin birinde o kimsenin deve sadaka ettiği, bir başkasında at, bir diğerinde koyun sadaka verdiği belirtilse bu haberin sadaka verme hususu ma'nen mütevâtir olur. Eğer böyle bir haber hep aynı sözlerle rivayet edilirse o zaman da lafzen mütevâtir adını alır. Hem lafzı, hem manası mütevâtir olan tek eser Kur'ân-ı Kerim'dir.
Mütevatir haberin şartlarını taşıyan hadis Hz. Peygamber'in hadisleri, rivayet edenlerin sayısı yani azlığı-çokluğu bakımından genel olarak iki kısma ayrılır: Mütevâtir ve Âhâd. Mütevâtir hadis, Sahabeden itibaren her devirde yalan üzerinde birleşmeleri aklen tasavvur olunamayan topluluklar tarafından rivayet edilen hadistir. Başka bir ifade ile, mütevâtir haberin şartlarını kendisinde toplayan hadistir.

Bir hadisin mütevâtir sayılabilmesi için aşağıdaki şartları taşıması gerekir:

I) Mütevâtir hadis her devirde pek çok kimse tarafından rivayet edilmiş olmalıdır. Ancak her tabakadaki ravilerin asgarî sayısı için herhangi bir sınır tayîn ve tesbiti şart değildir. Gerçi yalan üzerinde anlaşmaları düşünülemeyecek kalabalığın en az 4, 5, 10, 12, 20, 40, 70 ve 300 küsur olması gerektiğini söyleyenler varsa da, bunların hiçbiri sözünü bu konuyla ilgili ciddî bir delile dayandıramamıştır. Önemli olan, hadisi, yalan üzerinde -kasıtlı veya kasıtsız- ittifaklarını aklın kabul edemeyeceği bir topluluğun nakletmiş olmasıdır.

2) Ravilerin sayısında her hangi bir nesilde azalma olmamalıdır. Aksine sayının artışı haberin doğruluğunu teyid eder.

3) Olayı veya haberi ilk nakledenlerin görmüş veya duymuş olmaları gerekir. Aynı zamanda nakledilen husus mümkinattan olmalı, muhal olmamalıdır.

Mütevâtir hadis lafzî ve manevî olmak üzere ikiye ayrılır:

a) Lafzî mütevâtir: Senedin başından sonuna kadar her tabakada bütün ravilerin aynı lafızlarla rivayet ettikleri hadistir. Peygamber Efendimizin sözlerini her devirde pek çok kimsenin kelimesi kelimesine aynen nakletmesi tabiatıyla mümkün olamamıştır. Eğer böyle bir şart konulsaydı, harfiyyen akılda tutulamayacak bütün hadisler tamamen unutulmaya mahkum olurdu. Manâ ile rivayetin caiz görülmesi sebebiyle lafzî mütevâtir hadisler oldukça azdır. Aşağıdaki hadisler lafzî mütevâtire örnektir.

"Kim bilerek bana yalan isnad ederse Cehennem'deki yerine hazırlansın"; "Sarhoşluk veren her içki haramdır". "Kim Allah rızası için bir cami yaparsa Allah da ona Cennet'te bir ev hazırlar"; "Kur'an yedi harf üzere inmiştir".

a) Manevî mütevâtir: Raviler tarafından değişik lafızlarla nakledilen bir mesele veya hadise manâca mütevâtir sayılır. Bu tip rivayetlerde müşterek olan taraf mütevâtir demektir. Manevî mütevâtir hadisler hayli çoktur. Beş vakit namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetler hep manevî mütevâtir derecesindedir. Meselâ, Peygamberimiz (ASM) dua ederken ellerini kaldırdığına dair yüz kadar hadis rivayet edilmiştir. Ancak bunlarda müşterek olan taraf ellerin kaldırılmasıdır ve bu yönü mütevâtirdir.

Muhaddislere göre, mütevâtir hadisin ravilerini tek tek incelemeye gerek kalmaz. Ravilerin çokluğuna itibar edilir. Çünkü onların yalan üzerine ittifak edemeyecekleri kabul edilir. Dolayısıyla hem lafzî hem de manevî mütevâtir hadisin kesin bilgi verdiğinde bütün hadisçiler müttefiktirler.

Mütevâtir hadisler, Akâid konularında bile tek başına delil sayılırlar. Bu yüzden mütevâtir olan haber-i Rasûlü inkâr eden küfre girer. Çünkü böyle bir haberi inkâr etmek, Peygamberi inkâr demektir. O da şüphesiz küfürdür.

Celâleddîn es-Suyûtî araştırmaları sonunda tevâtürüne hükmettiği hadisleri "el-Ezhâru'l-Mütenâsira fi'l-Ahbâri'l-Mütevâtira" isimli kitabında toplamış, konularına göre tasnif ve tertip ederek kaynaklarını ve muhtelif senedlerini vermiştir.

Hicrî ilk üç asır İslâmî ilimlerin oluşum dönemidir. Daha sonraki asırlar için ihtiyaç duyulacak şeyler bu dönemde yer yer işlenerek, bazen de, işlenmeye hazır hale getirilerek bir birikime tâbi tutulur. Ana çizgileri ile belirlenen birçok ilmî branş, ismen de, bu dönemin yadigârıdır.

Hiçbir ilim insan ömrü kadar kısa bir sürede tam mânâsı ile oluşmaz ve mükemmeliyeti yakalayamaz. Mükemmellik kendine ait şartlarla oluşabilir. Şüphesiz, temellerin sağlam tesbiti, aşılmazlığa ulaşmanın en temel şartı olsa gerek. Bu açıdan bakıldığında, daha sonra bir cemiyet, bir medeniyet, bir düşünce yapısı ve derin manevî hayat açılımlarına beşiklik edecek bu ilk dönem gayretleri, her türlü takdirin üzerinde bir canlılık izlenimi verir. Sahabe, Allah Resûlü ile; tabiîn, sahabe ve Asr-ı Saadet ile iç içedir. Dolayısıyla tebe-i tabiîn, üçünçü bir kuşak olarak gözlerini dünyaya açtığında kendisini hareketli ve samimi bir ilim ortamında buldu. Onlar da bu ilim ortamına daha bir renk, daha bir ahenk kattılar.

Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şerifler o gün için her şeyi ile Müslümanların hayatlarını dolduran en önemli işti, vazifeydi. Murad-ı ilâhîyi anlamak, hikmet-i Nebiyi en yüksek seviyede kavrayabilmek için metodlar geliştiriliyordu. İslâm dininin iki temel kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şerifler, kendi içinde daha sonra her biri müstakil ilim dalı haline gelecek olan şubelerine bu erken dönemde ayrılmaya başladı.

Hadis ilimleri, birçok dallara ve sınıflara ayrılmış geniş bir ilimler kütüphanesinin ortak bir ismi olarak kullanılır. Hadis ilminin asıl malzemesini metin, senet ve ravi kriterleri açısından araştırmaya mevzu teşkil eden 'âhâd hadis' dediğimiz kısım oluşturur. Mütevâtir hadisler, taşıdıkları hususiyetlerden dolayı senet ve rical kritiği takibine alınmazlar. Bu yüzden, hadis usûlü ile alâkalı eserlerde mütevâtir hadislere dair bahisler oldukça kısadır. Hatta bunlar, meşhur hadislerin bir kısmı olarak ele alınır. İbn Hacer, mütevâtir hadislerle meşhur hadisler arasında tek yönlü bir umum-husus olduğunu söyler: Her mütevâtir hadis aynı zamanda meşhur hadis özelliği taşır. Ancak her meşhur hadis mütevâtir olmaz. Mütevâtir hadisler ile alâkalı müstakil eserlere gelince, bunların oldukça geç bir dönemde kaleme alındığı bilinmektedir.

Kur'an-ı Kerimde "Vetera" وتر kelimesinden türetilen 3 kelime zikredilmiştir. Bunlar;
1- Muhammed Suresinin 35.ayetinde geçen "yetirakum" ىتركم kelimesidir. Bu ayette "eksiltmek, kısmak" manasında kullanılmıştır.
2- Fecr Suresi'nin 3.ayetinde geçen "vetr" kelimesidir. Burada "vetr" kelimesi "tek veya bir olan şeyi" ifade etmek için zikredilmiştir. Bundan dolayıdır ki Cenab-ı Hakk'a verilen adlardan biri olarak kullanılmıştır. Çünkü hiçbir şey O'na denk tutulamaz.
3- Mü'minûn Suresi'nin 44.ayetinde geçen "Tetrâ" kelimesidir. Burada "birbiri arkasından, aralıksız olarak" manasında zikredilmiştir. 'tetrâ' kelimesi için müfessirler, 'fasıla ile birbirini takip etme' şeklinde bir yorum getirmişlerdir. İmam Suyûtî, '(aralarında uzun bir zaman olmakla) ardı arkasına gönderdik' şeklinde; Taberî, İbn Abbas'dan (r.a) bir rivayette 'bazılarını bazılarının peşinden veya izinden' diye açıklama getirir. M. Hamdi Yazır tefsirinde, mezkûr ayete 'sonra ardı ardına resûllerimizi gönderdik' şeklinde meal vermiştir.

Istılah açısından mütevâtir, genellikle aynı mânâyı ifade eden bazen kısa, bazen şartlarını da içine alacak şekilde genişçe tarif edilmiştir. Hatib el-Bağdadî, özlü bir tarifle 'yalan üzerine ittifakları âdeten muhal olan bir topluluğun rivayet ettiği haberdir. Haber bu yolla tevatüre ulaştığında zarureten ilim ifade eder' demiştir.

Şartlarını da içine alan daha geniş bir tarif de şöyledir: Yalan üzerine ittifakları mümkün olmayan bir topluluğun yine, kemmî (sayısal) açıdan kendileri gibi olan bir cemiyetten aldıkları haberdir ki, aynı keyfiyet Allah Rasülü'ne (ASM) kadar öylece ulaşır. Böylesi bir münasebetin sağlanabilmesi, gruplar arasında herhangi bir kopukluğun olmaması ile mümkündür ki, bu şartlar tahakkuk ettiğinde söz konusu haber Allah Resûlü'nden (ASM) işitilmiş konumuna gelir.

Manevî mütevâtir olarak değerlendirilebilecek bir diğer tabir de 'amelî mütevâtir' kavramıdır. Namazların vakitleri, namazların rekat sayıları, bayram namazları, cenaze namazı gibi uygulamalar bu türdendir. Ayrıca bunlar, Müslüman cemaatin bir meselede icma etmelerine de benzemektedir. Dolayısı ile tevâtüre ulaşan meseleler, dalâlet üzerinde birleşmeyecekleri garantisi altında bulunan bu ümmetin icmâî bir teyidini de taşımaktadır.

Mütevâtir hadisin arzu edilen şartlarının gerçekleşme zorluğundan dolayı, bazı âlimler Kur'ân-ı Kerim dışında lafzî mütevâtirin olmadığını söylemişlerse de ileri sürdükleri deliller farklı şekilde yorumlanmıştır. Muhaddisler, mütevatir hadislerin, hadis külliyâtı içindeki ehemmiyetine dikkat çekmişlerdir.