İKRAM (Arapça)
Ağırlamak, hürmet etmek, saygı göstermek, iltifat olarak bir şeyler vermek, Allah’ın (CC) lütfu ve ihsanı manalarına gelmektedir.

İkram” kelimesi Arapça’da “üstün kılma, saygın hale getirme” manalarına gelmekle, Türkçe’deki kullanım alanı olan “yiyecek bir şeyi sunma” şeklinde geçmesiyle gerçek manasından farklı bir kullanım ile geçmiştir. Yani anlam kaymasına uğrayan bir kelimedir. Türkçe'de, Arapça'daki manasıyla pek kullanılmaz.

Kerim: keremi bol, lütfu bol demektir. Esasında kerem, erdem manasına gelmektedir.

Ekrem kelimesi: Çok cömert, daha kerim, en kerim demektir.

Mükerrem: Şerefli, saygın, asaletli demektir.

Tekrim ise bir şeye bahşedilen şeref, onur için kullanılmaktadır.

Kerîm, erdemin eşsiz kaynağı, faziletin sonsuz menbaı, ikramın da sınır tanımayanıdır. İkram ettiğini sadece nimet vererek değil, ikram ettiğini ikram edecek şekle getirmektir. Yani ikram ettiği, başkalarına ikram edecek hale gelendir. İnsana ikram etti, insan başkalarına ikram edecek kadar şereflendi.

Kerem, hem yapılan ikramın yüceliğine, hem de ikram edenin erdem ve izzetine delalet eder. İnsanların ikramı ile Allah’ın ikramı arasında fark vardır. İnsan, ikram ettiği için kerim olur, Allah (CC) ise Kerim olduğu için ikram eder. Eğer ikram etmek için hiçbir varlık olmasaydı, Cenab-ı Hakk, ikram etmek için mahlukat yaratırdı ki öyle yapmıştır. İnsan ise ancak O’nun yarattığına ikram edebilir. Dolayısıyla insanın kerim olmasıyla Allah’ın (CC) kerim olması arasında mahiyet farkı vardır. Kerem hem özünden hem de ahlaki bir haslete sahip olduğu için erdem, kalite, üstünlük izzet, şeref manasına gelmektedir.

Kerim’in zıddı, leimdir. Yani kınanmış, şerefsiz, alçak, adi, bayağı demektir.

Kerem kelimesi lügatta, karşılıksız vermek manasına geliyor. Istılahta ise tüm güzellikleri kapsamaktadır. Yaratılmışlar için kullanıldığında kerim demek türünün en üstünü demektir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim aslında vahiylerin en üstünü demektir.

Cebrail (AS) için de melek-ün kerim tabirinin kullanılması türünün en üstünü olduğunu ifade etmek içindir.

Mekke için Mekke-i Mükerreme denilmiştir. En üstün şehir manasındadır.

Cennet rızıkları için “rızk-un kerim” tabiri kullanılmıştır. Rızıkların en üstününü ifade etmek içindir. Çünkü cennet rızkı, rızıkların aslıdır. Dünyada yediğimiz rızıkların aslı cennettedir. Burada yediklerimiz ise onların seyreltilmiş bir halidir. Onun için dünyadaki nimetlerin posası vardır. Cennette, ehl-i imana cennet nimetleri getirildiği zaman “bunu bir yerden tanıyoruz, dala önce biz bunu tatmıştık, yemiştik, böyle bir rızkı görmüştük” diyeceklerdir. Onlara “siz bunu yemediniz, sadece size benzeri geldi” denilecektir.

Cennetlik eşler için zevc-un kerim, Peygamberimiz (ASM) için Resul-ün Kerim tabiri kullanılmaktadır.

“Kerîm” kelimesi Arapça’da mübalağadır. “Çok ikram eden, çok lütuflu” demektir. Fakat Allah (CC) için bu mübalağa değildir. Biz Rabbimizin keremini ne kadar anlayabiliriz ki? İnsanın dili dahi nimetleri saymakta acizdir. Kaldı ki bunları idrak etmekte zaten acizdir. Yani Allah (CC)’ı övmeye kalksak ne kadar övebiliriz ki?

“Kerîm, Vedûd, Gafûr” gibi kelime kalıplarının iki manası vardır. Arapça’da hem ism-i mef’ul, hem de ism-i fail yerine geçmektedirler. Bu çeşit kelime kalıplarının hepsinde bu özellik vardır. Onun için bu kelimelerin hepsi çift manalıdır. Yani hem özne, hem de nesne yerinde kullanılabilmektedir.

İsm-i fail manası yani özne manası, çok ikram eden, çok erdemli gibi sıfatlardır.

İsm-i mef’ul manası ise çok ikram edilen demektir. Peki Allah’a (CC) ikram etmek ne demektir? Yani buradaki manası “kendisi için en çok ikram edilen” demektir. İnsanların ikramları içinde Allah (CC) için yapılanlar ve Allah (CC) için yapılmayan ikramlar vardır. Allah (CC) için yapılan bütün ikramlar, mesela yoksula ikram, müminlere ikram, insanlara ikram gibi… İşte Kerim’in ism-i mef’ul manası bunları kapsamaktadır.

El-Kerîm, mutlak erdem sahibi demektir. Kur’an’da Cenab-ı Hak, El-Kerim, El-Ekrem, Er-Rahim, Er-Rahman gibi sıfatlarla tanıtmaktadır. Bunların hepsi olumlu ve sonucundan insanın istifade ettiği sıfatlardır. Bunların yanında “Cebbar, Kahhar” gibi sıfatları öyle değildir. Fakat olumlu sıfatların yanında olumsuz sıfatlar çok azdır.

Cenab-ı Hakk’ın olumlu sıfatlarının, olumsuz sıfatlarına sayıca baskın olmasının sebebi nedir?

Evvela: Cenab-ı Hakk’ın insana sonsuz rahmetini hatırlatmaktır.

Saniyen: İnsana, insanın sonlu ve sınırlı olduğunu hatırlatmaktır.

Salisen: Kur’an’ın indiği zamanda yanlış olan Allah tasavvurunu yıkmaktır. Cahiliye devrindeki insanların inandıkları din ise şirk dinidir. Yani onlar inançsız insanlar değiller. Evet Allah’a inanıyorlar fakat O’nun yanında rütbesi Allah’tan düşük olduğunu kabul ettikleri putlara da inanmaktadırlar. Kabe’nin içinde o zamanda 360 put olduğu gibi pek çok resim de bulunmaktaydı. Hatta Hazret-i Meryem’in resmi ile Hazret-i İbrahim’in de resminin olduğu bilinmektedir. Onun için müşrikler, Peygamber Efendimiz (ASM)’e “Getir, senin ilahını da koyalım” demişlerdir. Yani bu kadar put koyduk, bir tane daha koyabiliriz demek istemişlerdir. İnsanın aklına niçin bu kadar geniş bir inanç yani şirk içinde oldukları gelmektedir. Çünkü tüm inançları ticaret metaı olarak görmüşlerdir. Yani 360 tane inancın mensubuna bu malları satarız düşüncesindedirler. Yani bütün inançları ticaret vesilesi olarak görmüşlerdir. Onun için düzenledikleri panayırlara her inançtan insan gelmekteydi.

O zamandaki bütün inanç sistemlerine baktığımızda mesela Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm, Şintoistlik, Yunan putperestlkiği… bunların arkasında yatan ortak tek bir nokta vardır. O da “güç ve kudret”tir. Bütün bu saydığımız dinlerin merkezinde “güç” yatmaktadır. Onun için Hristiyanlar “baba” demişlerdir. Çünkü baba, gücü temsil eder. Şirk sisteminde ise putlar, haşa Allah’ın (CC) haremi olarak kabul edilmiştir. Yani müşrikler, “biz o kadar uzağız ki ancak ona aracı koyabiliriz” demişlerdir. Yıldıza tapan Sabilerde ise yıldız, mutlak aklın gücünü temsil etmektedir. Mısır putperestliğinde Güneş tanrısı Ra, güneşin gücü temsil etmesinden dolayıdır. Uyduruk bir din olan Budizm’de ise ahiret yoktur, yarın yoktur, dün yoktur, bugünü yaşamak vardır. Binlerce tanrı vardır. Özü itibariyle Budizm, fakirimizdir. Peki bu fakirliğin arkasında yatan şey nedir? Güce kulluk etmektir. Şamanizm’de ruh, güçtür. Ruhta güç tevehhüm ettikleri için tapmışlardır. Esasında tanrıya tapanların taptıkları şey tanrı değil, tanrının gücüdür, yani güce tapmaktadırlar. İşte bu denklemlerden ortaya çıkan şey şudur:

Tüm inanç sistemlerinin ortak noktası = GÜÇ

Cenab-ı Hakk kendini Kur’anda “Rahman ve Rahim” olarak tanıtmıştır. Yani gücü değil, rahmetini göstermiştir.

Herhangi bir tanrıya tapmak ile güce tapmak arasında büyük farklar vardır. Onun için resmi kelam tasavvuru da bu tanrı tasavvuru üzerinden yürümüştür. Yani kuvvet ve kudret ve güç merkezli bir Allah tasavvuru üzerinde yürümüştür.

Allah (CC)’a kulluk etmek ile Allah (CC)’a gücünden dolayı kulluk etmek aynı şeyler değildir. Onun için kulluğu, kölelikten ayıran budur. Biz, Allah (CC)’ın köleleri değil, kullarıyız. Kul ile köle arasında mahiyet farkı vardır. Kul, iradesi olduğu için; köle, iradesi elinden alındığı için köledir. Köle ne zaman iradesini eline alırsa o zaman kölelikten kurtulur. Köle, efendisine gücünden dolayı itaat ettiği halde, kul, Rabbine sevgisinden dolayı kulluk eder. Bütün eski inançların güç merkezli olan inançlarının yerine Kur’an “rahmet” merkezli bir Allah’ı tanıtmıştır. Onun için her işin başı “Bismillahirrahmanirrahim”dir. Esma-ül Hüsnü yüzlerce olduğu halde her surenin başına “Rahman ve Rahim” isimlerini koyması da İslam dininin ne üzerine kurulduğunu göstermektedir. “Rahmet ve Şefkat”…İnsan kendini tanıtmak için gücü ifade eden sıfatlar kullandığı halde Rabbimizin “Rahman ve Rahim” isimlerini kullanması onun yüceliğini göstermiyor mu? Sırf bunun için şükretmek gerekmez mi?

Kerem ile hürriyet arasında ilişki vardır. Hür olmayan bir kişi kerim olamaz. Kerim olmak için çok mala sahip olmak gerekmez. Zira nice mal sahipleri var ki kerim değillerdir. Fakat öyle yiğitler var ki az malda dahi kerim olabilirler. Buradaki fark aitlik ile sahipliktir. Servetine ait olanlar kerim olamazlar fakat servetine sahip olanlar kerim olabilirler. İnsanın keremi, imkanına bağlıdır. Allah’ın öyle değil. İnsan, hak edene ikram ettiği halde, Cenab-ı Hakk hak etmeyene de ikram eder. İnsanın keremi sınırlı, Allah’ın keremi sınırsızdır. İnsan ikram edince teşekkür bekler, Allah ikram ettiği zaman eğer ikram eden ihanet ederse yine ikram eder. İlginçtir ki insan bir verir 3 teşekkür ister. Cenab-ı Hakk ise verdiği dille kendisine küfredilse bile yine verir. İşte gerçek ikram ve kerimlik budur. Buradaki fark, verdiğinin davranışlarına göre olmaması, özünde Kerim olduğu için Cenab-ı Hakk’ın vermesidir. Yani Kerim sıfatının gerektirdiği şey, ikram etmektir.

Allah’ın bütün varlıklara yaptığı sonsuz ikram ve ihsanlar vardır. Hava nimetinden, bütün canlılar faydalanmaktadır. Allah, bu nimet ve ikramlarını ve bağışlarını karşılıksız olarak yapmakta, böylece sonsuz kereminin sayısız misallerini vermektedir.

Kerim ismi insanlar için kullanıldığında “şerefli, itibarlı, cömert” gibi manalara gelmektedir. Şu var ki, insanlar çoğu zaman yardımlarını karşılıksız yapmaz, maddi veya manevi bir ücret beklerler. Halbuki kerim olan zat, yaptığı yardıma, herhangi bir karşılık beklemez. Bir fakirin karnını doyurduktan sonra, ondan iş talebinde bulunan insana “kerim” denilmez.

Kerim olmayan kişiler, insanlar arasında makbul olmadığı gibi, Allah indinde bir değerleri de yoktur.

Kerim’in ism-i mef’ul manasında hacetini aracısız olarak gidermek de vardır.

Kur’an’da “el-Kerim” ismi sadece 2 yerde Cenab-ı Hakk için kullanılmıştır. 21 yerde mahlukat için kullanılmıştır.

Bunlar:
İnfitar Suresinde “Kerîm”, Neml Suresi’nde “Kerîmun” olarak zikredilmiştir. Bu iki sure Mekke’de nazil olmuştur. Dolayısıyla “El-Kerim” ismi Mekkî’dir. Bunun sebebi ise yukarıda izah edildiği gibi Cahiliye inancı güç ve kudrete dayanmasıdır. İnsanın bu kadar Kerim olan Rabbine karşı gururu nedendir. Halbuki Rabbi onu yarattı, yaratmakla kalmadı, onu terbiye etti, tesviye etti, duygularla maddi ve manevi harikulade bir şekle getirdi. Bununla da kalmayarak insanı kendi keyfine bırakmadı. Yani insanı yarattığı gibi terkibini de kendisi yapmıştır. Eğer insanın terkibi insana ait olsaydı insanın hali nice olurdu.

Risale-i Nur Külliyatı'nda "ikram" kelimesi 179 defa, "ikramiye" kelimesi 15 defa ve Cenab-ı Hakk için kullanılan Zülcelal-i ve'l ikram tabiri 10 defa zikredilmiştir.

Kullanılan terkipler:
“eser-i ikram, ikram-ı İlahi, tahiyye-i ikram, Zülcelal-i ve-l İkram, ikram-ı Rabbani, ikramat-ı İlahiye, ikram-ı Sübhani”