TİRYAK (ترياق) (Yunanca): Bitkisel, madensel ve hayvansal maddelerin karışımından hazırlanan ilaç, panzehir. manasına geliyor.
Tiryak, İran ve Azerbaycan'da yetişen bir bitkinin adıdır. Afyon gibi uyuşturucu etkisi olan bu bitkiyi çok kullanan kişilere "tiryaki" denilmiştir. "Tiryaki" kelimesi tiryak bitkisini çok kullanan kişiye atfen kullanıldığı gibi, bugün halen herhangi bir şeyin müptelası için de kullanılmaktadır. "Tiryaki" kelimesinin asıl manası afyonkeş ve uyuşturucu müptelası demektir ve Farsça'da bu manada kullanılmaktadır.

"Tiryak" kelimesi bir Grek terimi olup zehirlenmelere karşı hazırlanan ve o zamanda "Mithridaticum" adıyla bilinen ilaçtan gelmektedir. Yunanca'da "Theriakos" kelimesi zehirli ve vahşi hayvan demektir ki kelimenin aslı buradan gelmektedir. "Tiryak" kelimesi ilk defa Nicander isimli bir Grek doktorunun "Theriaca" adlı bir şiirinde kullanılmıştır. Daha sonraları Doğuda ve Batıda pek çok hastalığın tedavisinde kullanılacak olan tiryak, 16.yüzyılda Anadolu'ya girmiştir ve ismi "Mesir" olarak anılmıştır. Bu gün halen "Tiryak" adı ile aktar dükkanlarında satılmaktadır. Aslında "Mesir Macunu" da bir çeşit tiryaktır.

Tiryak isimli harika ilacı ilk defa bulan kişi Pontus Krallığı'nın en başarılı hükümdarı olan VI Mithridates'tir. VI Mithridates, babasının annesi tarafından zehirlendirilerek öldürülmesi üzerine kendisinin de öldürüleceğinden korkarak Pontus Dağlarına yani bugünkü Doğu Karadeniz Dağları'na kaçmıştır. Bu dağlarda 7 yıl kalan Mithridates, zehirli bitkiler üzerinde yaptığı çalışmalarla pratik bilgiler kazanır ve kendi adıyla meşhur bir antidot olan "Mithridaticum" isimli karışım ortaya çıkar. Pontus Kralı olduktan sonra zehirlenmelere karşı kendini korumak için hazırladığı bu ilaç sayesinde vücudu zehirlere karşı bağışıklık kazanmıştır. 48 maddenin karışımından hazırlanan bu ilaç daha sonraları "Tiryak" adıyla şöhret kazanacak olan müthiş bir karışımın temelidir. VI Mithridates, M.Ö. 64 yılında katıldığı bir seferde oğlunun ihaneti üzerine intihar etmeye teşebbüs eder fakat zehirlenmelere karşı vücudu bağışıklık kazandığı için başarılı olamaz. Bunun üzerine kendisini paralı bir askere öldürtmüştür (M.Ö.63) Kabri o zamanlar Pontus Krallığı'na başkentlik yapmış olan Sinop şehrindedir.

Avrupa'da y‎ılanlar‎ın bir çok hastalığın tedavisinde ilaç anamaddesi olduğuna inanı‎lmaktayd‎ı. Bu çe‏şit ilaçlar‎ın en me‏şhuru theriacum (tiryak)t‎ı. Evliya Çelebi Mı‎sı‎r'daki Sa'di dervi‏şlerinin zehirli y‎ılanlar‎ nası‎l yakalad‎ıklar‎ın‎ı, etinden nas‎ıl tiryak, ilaç yapt‎klar‎ın‎ı Seyahatname'sinde anlat‎ır. Tiryak, daha çok yılan ve akrep gibi zehirli hayvanların sokmasında kullanılan panzehirdir. Ayrıca sancı ve öksürüğü kesen afyona da denir.
Avrupa’da yılanların, çiçek, felç, ateşli hastalıklar, frengi, epilepsi ve daha bir çok hastalığın tedavisinde ilâç ana maddesi olduğuna inanılmaktaydı. Tabiatıyla, bu ilâçlar konunun uzmanlarınca hazırlanırdı. Eczâcı, yılanı daha canlıyken ezer ve parçalardı. Tonik, toz, hap veya losyon imâlinde kullanmak için onu yakarak külünü elde ederdi. Bazı eczacılar da yılanı haşlayarak ilâç yapardı. Bu tür ilâçların en meşhuru, theriacum (tiryâk)tır. Bu mucizevî şifâlı madde, engerek yılanının bağırsakları çıkarıldıktan sonra, buğday unu ile karıştırılıp ezilmesinden elde edilirdi.Bu ilâca ait bilgiler Roma devrine kadar uzanmakta ve 20 yüzyıldır kullanılmaktadır. Tiryak önceleri sadece belirli satıcılardan alınabilirken, 17. yüzyılın ortalarında, satışı ancak lonca üyesi olan eczâcılar tarafından yapılabilmekteydi. Bu ilâç resmîfarmasötik kodekste, 1908 yılına kadar yer almıştır!
Selçuklu devrinden kalma tıbbî eserlerde de benzer şekilde cüzzam (lepra)lı hastaların yılan eti yemesi tavsiye edilmektedir. Ortaçağ’da çok değer verilen tiryâk macununda da yine yılan eti bulunmaktadır.
Osmanlı hekimleri, hastalığı önce bedenin kendi silahıyla tedavi etmeye çalışırlardı. Bu nedenle, bağışıklık sistemini harekete geçirmek ve kuvvetlendirmek için pekçok ilaç hazırlamışlardı. Vücudun bağışıklık sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar üç guruba ayrılırdı: hastalıktan önce kullanılanlar, hastalıktan sonra kullanılanlar, zehirlenmelerde etkili olanlar. Osmanlı tıbbında bu ilaçlar genellikle “tiryâk” ismi altında toplanır, tiryâkların bir kısmı “mesir macunu” gibi kullanılırdı.
Osmanlı’da hekimlerin ambarda sakladıkları bazı ilaçlar vardı. Bunların en önemlisi de, tiryaklardı. Tiryak denen ilaçlar, her derde deva olan ve özellikle zehirlenmelerde mutlaka alınması gereken ilaçlardı. Tiryaklar arasında en değerli olan ‘tiryak-i faruk’ ilacıydı. Bu ilaç hem tedavisi zor olan hastalıklarda, hem de zehirli yılan ve böcek sokmalarında etkiliydi. Defne tohumu, centiyane, mür ve ziraven, dövülüp elekten geçirildikten sonra balla karıştırılarak elde edilirdi. Tiryaklar içinde en meşhuru olan Tiryak-ı Faruk'un formülünde yılan etinin de yer aldığı kırktan fazla etkili madde vardır. İçine giren maddelerin dozları ve hazırlanışı çok önemliydi ve hekimlerin çok özenli imali ile elde edilirdi. Tıp kitaplarında da bu formüllerin hazırlanışı, içine giren terkipler ve ilacın ömrü geniş bir şekilde ve detaylı olarak verilmiştir. Bu hazırlanan karışım altı ay sonra kullanılmaya başlanır ve bekledikçe kıymetlenirdi. Bu tiryakın hazırlanması zor ve pahalı olduğundan etkili ve daha az maddeden hazırlanan karışımlar daha çok kullanılırdı. Tiryak-ı Faruk'a aynı zamanda Tiryak-ı Ekber denilmektedir. Yılan sokunca, kurt ve it dalayınca faide ide. Zehirlere iyidir. Hassaten cüzzam, sar'a sekte ve ra'şe'ye -titremeye- iyidir. Ve yürek oynamasına iyidir. Nefes darlığı, ses kısıklığı ve baş ağrısına iyidir. Ciğer soğukluğundan olan istiskaya, kan tüküren kişiye faide eder. Berş, afyonla birlikte genellikle centiyana, tarçın, kuduz hayası, safran, anason, zencefil, siyah biber gülyağı, saf bal v.b. leri gibi bazı droglar taşır. Berşaisa: Altı aydan sonra isti'mal edilir. Bu ilaç için "Berşaisa'yı öğrenin, bunun hali parıltılar verir, İsa gibi ölüleri diriltir” denilerek bu preparatın o devirdeki önemi belirtilmiştir. Ayrıca: “Yürek zahmetlerine faide eder ve yelden olan zahmet ve ağrıları giderir ve veremleri yumuşatır, dağıtır ve pişirir. Böbrekde olan taşı ufaltır, çıkartır ve kavukda olan taşı paralar. Dalak ağrısına faide eder, yelleri ve şişleri giderir. Gögüs ağrısına ve baş ağrısına faide eder. Uykusuzluğu giderir. Çok terleyen kişiye ve böbrek bo*rusuna ve kulunca ve mide soğukluğuna faide eder. Ağrıların mazarratını de*feder. Göz kararmasını giderir. Bazı kişide bir saatte, bazısında bir günde, bazısında bir yılda kullanılır” denilmiştir.
Görüldüğü gibi tiryak, çeşitle hastalıkların tedavisinde kullanılmış bir preparattır. İlkçağlardan beri çeşitli ülkelerde revaçta olan bu preparat, Türkiye'de de ününü korumuştur. Nitekim 1816 Gümrük kayıtlarına göre, dışardan gelen ilaçlardan biri de tiryaktı. Bundan başka sarayda da padişah için yapılan tiryak çeşitleri vardır ki bunların en önemlisi Macun-u Tiryak-ı Ermaa, Tiryak-ı Semaniye, Tiryak-ı Erbaa, Tiryakı Otuzkar, Tiryak-ı Aske*ri'dlr.Bu dönemden dolayı bu preparat, yüzyıllarca aktar dükkanlarında satılmıştır. Nitekim bu ilaç, 1774 tarihli bir aktariye defterinde de Ana-Kız Tiryak, Altınbaş Tiryak ve Kartal Tiryak adlarıyla kayıtlıydı.” Yine 1866 ta*rihli Fransız Kodeksinin bir Türkçe çevirisi olan ve 1774’te basılan Düsturü'l Edviye'de kayıtlı olan tiryağın bileşiminde 58 drog vardı. Tiryak veya Mesir, günümüzde aktarlar tarafından yapılmaktadır.
Aktarların farklı tiryak terkip*leri bildikleri, ancak bu çeşit preparatların her birinde ondan fazla madde bulunmadığını bilinmektedir. Buna göre, bir miktar anason, karan*fil, sinamaki, tarçın, zencefil, havlıcan, ıhlamur, belli oranlarda karıştırılır. Bu karışım, su ile kaynatılır ve bu kaynamış kısmın acılığını gidermek için şeker konarak koyu şurup kıvamına getirilir. Bu şekilde hazırlanan tiryak, küçük cam şişelere konarak satışa çıkarılır.
Bugün tiryak, geleneksel halk tedavilerinde çeşitli gayelerle kullanılır. Kansızlık, iştahsızlık ve ağız kokularına karşı verilir. Ayrıca küçük çocukları uyutmak için bir miktar ilaç çocuğa yalatılır. Bundan başka kabakulak ve yılancık tedavisinde de sürülerek kullanılır. Eski kodekslerde tiryağın bileşiminde afyon bulunduğu yazılıdır. Ancak bugün yapılan analizlerde bu preparatta afyon, dolayısıyla morfin bulunmadığı anlaşılmıştır Bu nedenle tiryağın halk arasında bugün uyuşturucu olarak kullanılması, eskiden kalma bir geleneğin ve manevi bir inancın etkisiyle olmaktadır.
"Tiryak" kelimesinin Risale-i Nur külliyatında kullanıldığını görmekteyiz. Risale-i Nur'da bu kelimenin kullanımına dair yerlerden;
Yedinci Söz'de; "Sabır ile Halık'ına tevekkül ve iltica, şükür ile Rezzak'ından sual ve dua ne kadar nafi ve tiyrak gibi iki ilaç olduğunu..."
Üçüncü Lem'ada; "Ya Bakî entel Bakî o hadsiz cerihalara hem merhem, hem tiryak oluyor."
Yirmiüçüncü Lem'ada: "İbadet ise, manevi yaralarına tiryak hükmünde olduğunu çok risalelerde isbat etmişiz"
Yirmibeşinci Lem'ada: "İşte en evvel hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük manevi vücudun hadsiz hastalıklarına kat'i ilaç ve kat'i şifa verici bir tiryak olan iman ilacını aramak ve itikadını düzeltme gerektir..."
Yine Yirmibeşinci Lem'ada: "Gayet nafi ve her derde deva ve hakiki lezzetli kudsi bir tiryak isterseniz, imanınızı inkişaf ettiriniz. Yani tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, o tiryak-ı kudsi olan imanı ve imandan gelen ilacı istimal ediniz... Gaflet ve sefahet ve hevesat-ı nefsaniye ve lehviyat-ı gayr-i meşrua o tiryakın tesirini meneder."
Yirmialtıncı Lem'ada: "O vakit birden merhamet-i İlahiyenin lisanı, misali, timsali, dellalı, mümessili olan Peygamber-i Zişan Aleyhissalatü Vesselamın nuru ve şefaati ve beşere getirdiği hediye-i hidayesi o dermansız, hadsiz zannettiğim yaraya güzel birmerhem ve tiryak oldu."
Yine Yirmialtıncı Lem'anın 9.Ricasında: "Kur'an-ı Hakim'in kudsi tiryakı ne derece harikulade bir ilaç ve parlak bir nur olduğunu..."
Beşinci Mektup'da: "Cenab-ı Hak, şu zamanda, i'caz-ı Kur'anın manevi lemaatından olan malum Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.
Şualar'da: "Elbette böyle küllî ve dehsetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın i'caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır." denilmekle hem maddi hem manevi yaralara ilaç olarak Risale-i Nur'un mizanları gösterilmiştir. Tiryak madem en kuvvetli bir ilaçtır ve her zaman rağbetler ona çevrilmiştir öyle ise bu kudsi ilaçtan istimal etmek gerektir.

Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası'nda bir mektubun sonunda şu ifadeyi kullanmıştır. "Umum kardeşlere selam eden, dualarınızın tiryak gibi tesirini gören kardeşiniz Said Nursi"
Yine Emirdağ Lahikası'nda; "Nur şakirdlerinin duaları tiryak gibi, panzehir gibi ve sabır ve tahammülüm tam bir ilâç gibi o plânı akîm bıraktı, o maddî ve manevî zehirin tehlikesini geçirdi" denilerek duanın ne kadar mühim olduğunu ifade etmiştir.

Yine Risale-i Nur külliyatında her bir risalenin pek çok manevi hastalıklara tiryak gibi bir ilaç olduğu beyan edilmiştir. Bunlara misal:
- "Asa-yı Musa Risalesi tabiatta boğulanları dalaletten kurtarıyor ve bu zamanda herkese, hususen şüpheye ve inkara düşenlere lazımdır ve tiryaktır."
Nurun mühim erkanından olan Mehmed Feyzi Efendi'nin Emirdağ Lahikasın'da yer alan bir mektubunda: "Hem kalbin bütün manevî yaralarına kudsî bir tiryak olan Onyedinci Söz ve emsali risaleler pek hârika bir tarzda imdadıma yetişti
ve tedaviye başladı." demiştir.
Sabri Efendi Barla Lahikası'ndaki bir mektubunda: "Sözler namında hadsiz tiryaklar ve mücevherat zahir oldu. Pek çok kulûb def'-i maraz ve kesb-i âfiyet etti." demiştir.
Nurun birinci talebelerinden olan Sıddık Süleyman'ın Barla Lahikası'ndaki bir mektubunda şöyle denilmektedir: "Risaleler her biri başlı başına ve ayrı ayrı birer tefsir-i Kur'andır. Mahlukat içerisinde hilkaten insan şeklinde ve hakikat noktasında insaniyetten sukut eden ve serâpâ manevî yaralar içinde bulunan insanlara bu Nurların mütalaası seri' şifalı bir ilâç ve yaralarına gayet nâfi' bir tiryak ve merhem olduğunu ufacık karihamla anlayabildim."
üstadın Barla Lahikası'nda bir doktora hitaben yazdığı mektubunda: "Hakikat nazarında herkesten ziyade hasta olan, maddî ve gafil doktorlardır. Eğer eczahane-i kudsiye-i Kur'aniyeden tiryak-misal imanî ilâçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler, inşâallah."
Lem'alar'da 11. Lem'anın ismi "Tiryak-ı Maraz-ıl Bid'a'"dır. Bu risale, sünnet-i seniyeye muhalif hareket edenler için gerçekten müthiş ve harika bir tiryaktır.
Kastamonu Lahikası'nda: "Bu acib asrın bu acib hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın tiryakmisal ilâçlarının naşiri olan Risale-i Nur dayanabilir." denilmektedir. Bu noktadan bakıldığında, Risale-i Nur'un umum manevi hastalıklara karşı en nafi tiryaklar olduğu ve en mühimmi de bu tiryaki ilaçların mücerreb yani denenmiş tecrübe edilmiş olmalarıyla asla bir yan etkisinin mevcut bulunmadığıdır. Okuyan pek çok kişi, Nurların manevi ve en acibi de maddi hastalıklarına karşı ilaç olduğunu beyan etmektedir.
Bu mesele münasebetiyle manevi hastalıklara karşı tiryaklar hazırlayan Üstad Bediüzzaman Said Nursi için manevi bir doktor diyebiliriz. Çünkü o yılanlar zehirine karşı tiryaklar hazırlayan müthiş bir doktordur. Bütün manevi hastalıkların ilacı Risale-i Nur'da olduğuna göre eğer biz hastalıklarımızı hissedip kudsi ilaçları bulamıyorsak, gerçekten müthiş bir gaflet içerisindeyiz demektir. Asrın manevi doktoru olan Bediüzzaman Said Nursi, işte manevi hastalıklara karşı manevi tiryaklar hükmünde olan Risaleleri neşr ile pek çok hastalığın şifasına vesile olmuştur.

Risale-i Nur'da "Tiryak" kelimesinin geçme oranları şöyledir:
Sözler:9
Mektubat:10
Lem'alar: 29
Şualar:10
Mesnevi-i Nuriye: 1
İşarat-ül İ'caz: 1
Asa-yı Musa: 11
Barla Lahikası: 13
Kastamonu Lahikası: 8
Emirdağ Lahikası: 9
Sikke-i Tasdik-i Gaybi: 4
Tarihçe-i Hayatı: 14
toplam 119 defa
bunların içinde "tiryaki" kelimesi 20 defa zikredilmiştir. Külliyatta bir yerde risalelerin adedinin "yüz on dokuz" olduğu bahsedilmektedir. Daha sonra 130'a baliğ olmuştur. Demek ki her bir risale bir tiryak olup "tiryak" kelimesinin zikredilme oranı olan 119'a mukabil gelmektedir.
"Tiryak" (ترياق) kelimesinin Ebced Değeri: 711'dir.