MATBAH (مطباخ) (Arapça): Mutbah, yemek pişirilen yer.

"matbah" (مطباخ) kelimesi "Tabh" yani "pişirmek" fiilinden türetilerek "Pişirilen yer" manasına gelir. "Mutbah" olarak okunabilen bu kelime Osmanlılar zamanında "mutbak" olarak kullanılmış ve zamanla günümüzde "mutfak" şeklini alarak çok iyi bildiğimiz bir kelimeye dönüşmüştür.

"Mutfak" kelimesinin Fransızcası "cuisine" kelimesidir. Bu kelime bizde kullanılan ve "mutfak ocağı" manasına gelen "kuzine" kelimesidir. Aynı şekilde Latince "cocina" ve "coguina" kelimeleri "yemek pişirmek" manasındadır. İtalyanca'da "cucina" (mutfak) olan bu kelime İngilizce'de "kitchen" (mutfak) olarak kullanılmaktadır. İngilizce "cook" kelimesi de "yemek pişirmek" manasındadır. Arnavutça "kuzhine", Yunanca "kouzina", Rusça "kukhnya", Portekizce "cozihna", Macarca "konyha" kelimeleri "mutfak" demektir.

"mutfak" kelimesinin 2 anlamı vardır.
1- Yemek pişirilen yer
2- Yemek pişirme sanatı
- Türk Mutfağı, İtalyan Mutfağı, Çin Mutfağı vs.
Eski Türk kaynaklarında "mutfak" kelimesi için "aşlık, aşodası, aşdamı, aşhana" gibi kelimeler kullanılmıştır.

Mutfağa dar anlamda bakıldığında, yiyecek maddelerinin pişirilip tüketime hazırlandığı yer olarak tanımlanabilir. Fakat geniş anlamda baktığımızda yiyecek maddelerinin üretiminden tüketimine kadar geçen tüm kademeler ile kullanılan tüm araç gereçler gibi maddi unsurlar yanında, mana ifade eden gelenek, görenek, adet, alışkanlıklar gibi sembolleri ve her bir kültüre has şekilleri, ifadeleri kapsayan geniş bir unsurdur.
Dar anlamdaki mutfağa bakıldığında; "yiyeceklerin belli sürelerde depolanması, belli miktarlarda ve kalitede yiyeceklerin hazırlanması, hazırlanan ve pişirilen bu yiyeceklerin tüketilmesi"ni ifade eden alana denilir. Eski zamanlarda mutfaklar evin ayrı bir odası olabileceği gibi evden yani binadan ayrı bir yerde dahi bulunabiliyordu.
Geniş anlamda yani kültür manasında mutfağa bakıldığında; "yiyecek ve içecek türleri ve bunların hazırlanmasında ve servisinde kulanılan alet edevat ile yemeklerin hazırlanma ve pişirilme şekilleri ile bunların tüketime sunulmasındaki törenler"i kapsamaktadır.
Mutfak kültürü niçin bu kadar önemli diyecek olursa, herhangi bir yere gittiğimizde en önce oradaki tarihi ve turistik mekanları ve yerleri merak ederiz, daha sonra ise ağız tadı dediğimiz mutfak kültürü yani yemek kültürünü merak ederik. Hatta muhabbet ederken en çok istimal ettiğimiz şeylerden birisi "Filan yerin en meşhur yemeği hangisi" diyerek mutfak kültürüne nazar-ı dikkati çevirmiş oluyoruz. İnsanın dünyadaki en büyük zevklerinden ve ihtiyaçlarından birisi de "yemek" yemektir. Bunun içindir ki nerede bulunursa bulunsun her şeyden önce yemek yemek yani karnını doyurmak endişesi içerisine girmiştir. İşte bu ihtiyaçtan dolayı mutfak kültürü gelişmiştir. Fıtri bir ihtiyaçtan gelen fıtri bir haldir.
Mutfak kültürü denildiği zaman en zengin içerikli ve en çok bilinenler arasında Osmanlı yani Türk Mutfağı yer almaktadır. Kültürlerin birbiriyle etkileşimi olduğundan bilhassa Osmanlılar, bünyesinde bulunan pek çok milletlerin yemek kültürlerini alarak onları müthiş bir kültür olan "Osmanlı Mutfağı"nda birleştirmiştir. Şöyle de diyebiliriz, yemek kültürünün zenginliğinde en büyük unsurun, farklı milletlerin kültürlerinin birbiriyle etkileşimidir. Bunu en çok sağlayan yerlerin mutfak kültürü de diğerlerine göre çok fazladır. Dünyanın en meşhur diğer mutfakları İtalyan Mutfağı, Fransız Mutfağı, Çin Mutfağıdır. Bilhassa Akdeniz havzasının mutfak kültürü hem sıcak ikliminden hem de yetiştirilen mahsullerin fazlalığından ve insanlarının kıvrak zekasından oldukça zengindir.

Osmanlılarda saray mutfağı için "Matbah-ı Amire" tabiri kullanılmıştır.

Risale-i Nur'da kullanılan "matbaha-i kudret" tabirinde her bir bostanın bir mutfağın kazanı olduğu anlaşılmaktadır. Burada ince bir mana vardır. Normalde bir kazan için aynı anda sadece bir yemek pişirilirken Cenab-ı Rabb-ül İzzet, Vacib-ül Vücud'un kazanında aynı anda pek çok ve muhtelif tatlarda ve şekillerde ayrı ve leziz yemekler pişmektedir.

Her bir bostan bir mutfağın kazanı olduğu gibi dünya dahi büyük bir matbahtır. Buna göre düşündüğümüzde dünya kazanının içinde yüzbinlerce muhtelif ve leziz taamlar aynı anda pişirilmektedir.İşte bu bile tek başına mucize değil midir?

Dildeki kuvve-i zaika yani tat alma duygusu, iman sayesinde Cenab-ı Hakk'ın kudret-i Samedaniyesinin matbahlarındaki ayrı ve çeşitli nimetleri teftiş eden bir müfettiş vazifesi görebilir.

Cenab-ı Hakk'ın matbahı insanın matbahına benzemez. Gizli ve muciznümadır. İşte bir bostana baktığımızda ortada ne bir tencere, ne kazan, ne de yanan bir ateş vardır. Fakat pek çok muhtelif ve leziz taamlar pişirilmektedir. Adeta gizli bir matbahta yemekler yani nimetler pişirilmektedir.

29.Sözde insanın vücuduna giren gıdaların dört matbahta pişirilmesi ve dört süzgeçten geçirilmesinden bahsedilmiştir. Bu noktadan bakıldığında mide dahi bir matbahtır.

Manevi gıdalar ise Kur'an matbahındandır. Kur'anın matbahından bu zamanda en leziz taamları, en hoş gıdaları takdim eden Risale-i Nur Matbahıdır.

"Matbah" kelimesi Risale-i Nur'da: "matbaha-i kudret, matbaha-i rahmet, matbaha-i muciznüma, matbaha-i rabbani, matbaha-i Kur'an" terkibleri şeklinde kullanılmıştır.

Sözler: 8
Mektubat: 2
Lem'alar: 2
Şualar: 4
Asa-yı Musa:1 ve
Barla Lahikası: 1 olmak üzere toplam 18 defa zikredilmiştir.

"Mutfak" kelimesi ise;
Mektubat, Mesnevi-i Nuriye ve İşarat-ül İ'caz'da 1'er defa olmak üzere 3 defa zikredilmiştir.

"matbah" kelimesinin Ebced Değeri: 651'dir.