ÂRÂM (آرام) ( (Arapça) Çölde, sahrada konulan hususi nişan. Farsça'da: dinlenme, rahat, yerleşme.

Arapça'da çoğulu "irem" kelimesidir. Şeddad isminde bir kafir çok eskiden Yemen'de Âd Kavminin hükümdarı olup Allah'a isyan ederek Cennet'e benzetmek iddiasiyle İrem bağını yaptırmış, bu bağdaki köşke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba uğramış, çarpılmış, yerin dibine geçmiştir. Ad kavminin insanları ellerindeki imkânları bağ ve bahçeler yapmak için kullandılar. Allah (CC)’ın verdiği sonsuz nimetler sayesinde öylesine güzel bağ ve bahçelere sahip oldular ki, dünyada onun eşi ve benzeri yoktu. Şeddat adındaki Ad Kavminin hükümdarı, kendisine verilen büyük güç ve kudretle Allah’ın cennetine karşılık dünya cenneti kurmaya kalkışarak, insanları dünya cennetine davet etti. Nihayet aslında yine Allah’ın verdiği nimetlerle, sözde Allah’a karşı büyük bir bağ meydana. İrem bağları gerçekten görülmeye değer bir güzellikteydi. Bağlar bahçeler ve aralarından akan nehirlerle insanı hem dinlendiriyor hem de cezp ediyordu. Dünya cennetini hayal edenlerin belki de ulaşabilecekleri son nokta olarak görülebilecek güzellikteydi.
"ârâm" kelimesinin Kürtçesi "huzur, sükunet, istikrar" manasına geliyor. Kız çocuklarına isim olarak konulabilir.
"ârâm" kelimesi bilinen ve kullanılan bir kelime olmamakla beraber Barla Lahikası'nı okurken nazar-ı dikkatimi çekti. Onun için tahlil etmek istedim. Risale-i Nur'da olumsuzluk eki alarak "ârâmsız" kelimesi şeklinde kullanılmaktadır.

Barla Lahikası'na mahsus bir kelimedir.

Barla Lahikası'nda;
- ârâmsız sa'yin semeresiz kalmadı.
- gıda-yı ruhanimi ârâmsız alınca...
- sizin telaşsız, ârâmsız sa'yiniz göz önünde iken...
- ..her dakika ârâmsız bekliyorum.
- ârâmsız tulu eden Risale-i Nur eczaları..
ifadelerinde olmak üzere 5 defa kullanılmıştır.

Bütün bu ifadelerde "ârâm" kelimesi Bediüzzaman'ın talebeleri tarafından kullanılmış olup, Bediüzzaman, bu kelimeyi istimal etmemiştir.

"ârâm" kelimesinin Ebced Değeri: 242'dir.