وَنَذِيرًا ٭ وَدَاعِيًا اِلَى اللّهِ cümlesi 2-tenvinler vakf olmadığından sayılırlar- makam-ı cifrîsi 1256 tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyetin inhisafını bir asır evvel ihzar eden mukaddematına bakarak, وَدَاعِيًا اِلَى اللّهِ kelimesi (191) ederek Risale-i Nur'un bir hakikî ismi olan Bedîüzzaman'ın makam-ı cifrîsi bulunan (191) adedine tamtamına tevafukla îma eder ki; Risale-i Nur dahi, o inhisaf içinde bir "dâî-i ilallah"tır.



بِاِذْنِهِ وَ سِرَاجًا مُنِيرًا 3 ve yalnız سِرَاجًا مُنِيرًا kelimesi ise tamtamına Risale-i Nur'un bir ismi olan "Siracünnur"a lafzen ve manen ve cifren tevafukla bakar. مُنِيرًا daki (mim, ye), النُّورِ daki şeddeli "nun"a mukabildir. Evet İmam-ı Ali (R.A.) keramet-i gaybiyesinde Risale-i Nur'a "Siracünnur" namını vermesi, bu âyetin bu fıkrasından mülhemdir denilebilir ve çekinmeyerek deriz



وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّهِ cümlesi, şedde sayılmak cihetiyle makam-ı cifrîsiyle 1359 tarihini göstermekle bu asrımızın tam bulunduğumuz bu senesine bakarak ehl-i imana bir büyük ihsanı var diye mana-yı remziyle haber veriyor. Biz bakıyoruz, bu zamanda en büyük ihsan, imanı kurtarmaktır. Ve görüyoruz, imanı hârika bürhanlarla kurtaran başta Risale-i Nur'dur. Demek bu zamana nisbeten bir "fadlun kebir" de odur. Bu işareti kuvvetlendiren şudur:



فَضْلاً كَبِيرًا daki فَضْلاً kelimesi 960 edip Risalet-ün Nur'un bu ismi, izafeden tavsif tarzına geçmekle "Risalet-ün Nuriye" olup, makamı olan 962 adedine manidar iki farkla tevafuk, onun başına remzen ve îmaen parmak basmasıdır.



İlahî Ya Rab! Sen Risale-i Nur'u ve Risale-i Nur müellifi Üstadımız Said Nursî'yi ve Risalet-ün Nur talebe ve şakirdlerini ve mensublarını, muhafaza-i hıfzında ve kal'a-i İlahiyen içinde muhafaza ve emin eyle.. âmîn.. ve hizmet-i Kur'an ve imanda sabit ve daim eyle.. âmîn.. ve bu kudsî hizmetlerinde, muvaffakıyetlerle yardım ve muavenetler ihsan eyle.. âmîn.. ve Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan-ı Azîmüşşan'ın sırr-ı a'zamına, marifetullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resulullah sırr-ı kudsîsine ve "Hasbünallahü ve ni'melvekil" sırr-ı uzmasına ve rızaullah ve rü'yet-i Cemalullah lütf u ihsanına mazhar eyle, Ya Rabb-el Âlemîn! اَللّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ اَهْلِ بَيْتِهِ اَجْمَعِينَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ آمِينَ بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ


Âciz, fakir, zayıf, günahkâr, talebeniz

ve hizmetkârınız İnebolu'lu

Ahmed Nazif Çelebi

.................................................. .........
(2) {(Haşiye): وَدَاعِيًا اِلَى اللّهِ kelimesi, Risale-i Nur'un hakikî bir ismi olan Bediüzzaman'ın makamına tamtamına tevafuku ve manen mutabakatı olduğu gibi, yalnız وَدَاعِيًا kelimesi de, Risale-i Nur'un tercümanı olan Said ismine üç harf ile ittihad ve üç farkla tevafuk eder. Çünki tenvin, elif ve vav mecmuu 57'dir. "Sin"den (3) fark var. Risale-i Nur talebelerinden Küçük Abdurrahman Tahsin}

(3) {(Haşiye): بِاِذْنِهِ وَ سِرَاجًا مُنِيرًا binüçyüzotuz (1330) ederek Risale-i Nur'un fatihası olan İşarat-ül İ'caz tefsirinin zuhuruna tevafuku ve بِاِذْنِهِ deki melfuz "Ye" sayılsa binüçyüzkırk (1340) edip, Risale-i Nur'un zuhuruna tetabuku ve birinci tenvin vakf olmadığından "nun" sayılsa, binüçyüzseksen (1380) ederek Risale-i Nur'un o tarihte inşâallah Küre-i Arz'ı ışıklandıracak bir sirac-ı nuranî olacağına bir remz-i Kur'anîdir. Risale-i Nur şakirdlerinden Tahsin