+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 2/2 İlkİlk 12
15 sonuçtan 11 ile 15 arası

  1. #11
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 97- "Ey müslümanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccedin!"

    MEKKE’NİN FAZİLETİ

    Safiyye Bintu Şeybe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ı Fetih yılında dinlemiştim. Şöyle buyurdular:

    “Ey insanlar! Allah arz ve semayı yarattığı gün Mekke’yi haram kılmıştır. Orası Kıyamet gününe kadar haramdır. Bitkisi sürülmez, av hayvanı ürkütülmez, buluntusu da sadece (sahibini bulmak üzere) ilan etmek için alınır.”

    Bu esnada (amcası) Abbas radıyallahu anh: “İzhir otu hariç (olsun!). Çünkü evler ve kabirler için ona ihtiyacımız var!” dedi. Aleyhissalatu vesselam da: “İzhir otu hariç!” buyurdular.”

    MEKKE’NİN FAZİLETİ



    Ayyaş İbnu Ebi Rebi’a el-Mahzûmi radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Bu ümmet, şu haram yerlere hakkı olduğu hürmeti gösterdiği müddetçe hayır üzere devam eder. Bu hürmete riayet etmediler mi helak olurlar.”

    MEDİNE’NİN FAZİLETİ



    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ey Allahım! İbrahim aleyhisselam senin Halilindir, peygamberindir. Sen Mekke’yi İbrahim’in diliyle haram kıldın. Ey Allahım! Ben de senin abdin ve peygamberinim. Ben de (Medine’yi) iki kayalığı arasında kalan kısmıyla haram kılıyorum.”

    MEDİNE’NİN FAZİLETİ



    Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Uhud, şüphesiz bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır ve cennet bahçelerinden bir bahçenin üstündedir. Ayr dağı da cehennem derelerinden bir derenin üzerindedir.”
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  2. #12
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 97- "Ey müslümanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccedin!"

    YAĞMUR YAĞARKEN KABE€™Yİ TAVAF


    Davud İbnu Aclan radıyallahu anh anlatıyor: Babam İkal ile birlikte yağmurlu bir günde tavafta bulunduk. Tavafımız bitince Makam(-ı İbrahim)in arka kısmına geldik. Babam orada dedi ki: enes İbnu Malik radıyallahu anh ile birlikte yağmur altında tavaf yaptım. Tavafı bitirdiğimizde, buraya geldik, iki rek’at namaz kıldık. O zaman Enes radıyallahu anh bize: “Tavafa yeniden başlayın. Zira mağfiret olundunuz. Biz Resûlullah aleyhissalatu vesselam’la birlikte yağmur altında tavaf etmiştik de bize böyle buyurmuştu” dedi.

    YAYA OLARAK HACC YAPMAK

    Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam ve ashab-ı kiram hazeratı radıyallahu anhüm ecmain, Medine’den Mekke’ye yaya olarak hacc yaptılar. (Bu sırada) Aleyhissalatu vesselam: “İzarlarınızı (=vücudun belden aşağısını örten peştemal) bellerinize bağlayın” buyurmuş, sonra da bazan hızlı bazan yavaş yürümüştü.
    Yazar : Risale Forum
    Konu ABDULLAH tarafından (11-09-2014 Saat 20:15 ) değiştirilmiştir.
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  3. #13
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 97- "Ey müslümanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccedin!"

    Hac, hac vekaleti ve bedel hac yaptıran hakkında hadisler


    "Allah Teala, bir tek hac yüzünden üç grup insanı cennete koyar:
    - Yerine haccedilen ölüyü,
    - Bedel olarak hacca gideni,
    - Bu haccın gerçekleşmesine sebep olan ölünün mirasçısını."
    (Camiu's-Sağir, 2/300, Hadîs No: 1905)
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  4. #14
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 97- "Ey müslümanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccedin!"

    Hac ile ilgili Ayet Ve Hadisler

    Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Haccının Şekli

    (57) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Haccı

    (125) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’de dokuz sene hac etmeden kaldı. Sonra onuncu senede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sene hac edecek diye insanlar arasında ilan ettirdi. Bu ilana müteakip Medine’ye pek çok insan binili veya yayan olarak gelmeye güç yetiren kimse kalmayıp hepsi geldi.

    İnsanlar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber çıkmak için yol tedariki yaptılar. Hepsi de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i imam edinmek ve onun ameli gibi amel etmeyi istiyordu.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize hutbe irad etti ve:

    −‘Medine ahalisinin tehlil yeri, Zulhuleyfe’dir. Diğer yol ahalisinin tehlil yeri, el-Cuhfe’dir. Irak ahalisinin tehlil yeri, Zatu Irk’dır. Necd ahalisinin tehlil yeri, Karn’dır. Yemen ahalisinin tehlil yeri, Yelemlem’dir’ derken işittim.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Zilkade ayından beş veya dört gün kalmıştı ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola çıktı. Kurbanlığını da sevk etti. Beraberimizde kadınlar ve çocuklar olduğu halde biz de onunla beraber yola çıktık. Zulhuleyfeye geldiğimizde Esma bin Umeys (Radiyallahu Anha) Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın oğlu Muhammed’i dünyaya getirdi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e nasıl yapacağına dair haber gönderdi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Gusül abdesti al, kalın bir bez bağla ve ihrama gir!’ buyurdu.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zulhuleyfe mescidinde namaz kıldırdı ve suskun duruyordu. Sonra devesi Kasvâya bindi, devesi onu Beydâ üzerine doğrulttuğunda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı hacca tehlil getirdi. Sadece hacca niyetle tehlil getirdi.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde gidiyordum. Gözümün alabildiği mesafeye baktım. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde binili ve yürüyen insan seli gördüm. Sağ tarafında bunun benzeri kalabalık, sol tarafında bunun benzeri kalabalık ve arkasında da aynı insan seli vardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda gidiyor, Kur’an ona nazil oluyor O da Onun tefsirini biliyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) her ne yaparsa biz de onu yapıyorduk.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Lebbeyk Allahumme Lebbeyk, Lebbeyke La Şerike Leke Lebbeyk, İnne‘l-Hamde Ve’n-Ni’mete Lek, Ve’l-Mülke Lâ Şerike Lek.’

    Tevhid sözlerini yüksek sesle söyledi. İnsanlar da, öteden beri söyleye geldikleri bu telbiyeyi yüksek sesle tekrarladılar. Bazı insanlar ziyade yaparak:

    Lebbeyk Zelmeâric Lebbeyk Zelfevâdıl diye telbiye getirdiler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara bundan bir şeyi reddetmedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendi telbiyesine devam etti.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Biz Lebbeyk Allahumme Lebbeyk Bilhac diyorduk Sarahaten açıklıyorduk. İfrad hacdan başka bir şeye niyet etmiyorduk. Hacca umreyi karıştırmıyorduk. Umreyi de bilmiyorduk.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Aişe (Radiyallahu Anha) Serif mevkiine geldiği zaman hayız oldu. Zilhiccenin dördüncü günü sabah kuşluk yükseldiği bir vakitte Mekke’ye girdik Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Beyt’e geldik. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidin kapısına geldi ve binitini oraya ıhtırdı, sonra mescide girdi. Rüknü Hacerü’l-Esved’i isti’lam etti. Sonra sağ tarafına yürüdü. Tekrar rükne dönene kadar üç kere koşar adımlarla, dört defa da mutat heyeti üzere yürüdü. Sonra makamı İbrahim’e ulaştı ve:

    −‘Vettehizû Min Makamı İbrahime Musalla’ ayetini okudu. Sesini yükselterek bunu insanlara işittirdi. Makamı kendisi ile Beyt arasına alarak iki rekât namaz kıldı.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Birinci rekâtta Fatihadan sonra ‘Kul Ya Eyyuhel Kafirûn’ ikinci rekâtta Fatihadan sonra ‘Kul Huvallahu Ahad’ surelerini okuyordu. Sonra zemzemin yanına gitti ve ondan içti ve başına döktü sonra tekrar Haceru’l-Esved’e döndü ve onu isti’lam etti. Sonra Safa’ya Safa kapısından çıktı.

    Safa’ya yaklaşınca:

    −‘İnnessafa Velmervete Min Şeâirillah’ ayetini okuyup ‘Allah’ın başladığı ile başlıyorum’ dedi.

    Başka rivayette, ‘başlıyoruz’ dedi ve Safa’dan başladı. Beyti görene kadar Safa üzerinde yükseldi, kıbleye yöneldi. Müteakiben üç kere Allah’ı tevhit, tekbir, tahmid etti ve:

    −‘La İlahe İllallahu Vahdehu La Şerike Leh. Lehul-Mülkü Ve Lehul-Hamdu Yuhyi Ve Yumitu Ve Huve Ala Külli Şeyin Kadîr. La İlahe İllallahu Vahdehu La Şerike Leh Enceze Vahdehu Ve Nasara Abdehu Ve Hezeme’l-Ahzaba Vahdehu’ dedi.

    Sonra bu arada dua etti. Bu tesbihatı üç kere söyledi. Sonra yürüyerek Merve’ye doğru indi. Ayakları vadinin içine dökülünce koştu. Ayakları vadinin içinden yukarı çıkınca yürüdü, Merveye geldi. Beyt’i görene kadar Merve üzerinde yükseldi. Merve üzerinde de Safa üzerinde yaptığı gibi yaptı. Nihayet tavafının sonu yedincisi Merve üzerinde tamam olduğu zaman:

    −‘Ey insanlar! Eğer yaptıklarımı hiç yapmamış olsaydım, kurbanlık sevk etmezdim! Elbette haccımı da umreye çevirirdim! Sizlerden kimin yanında kurbanlık yoksa ihramdan çıksın ve haccını umre yapsın!’ buyurdu.

    Başka rivayette:

    ‘Haccınızı umreye çevirerek, Beyti tavaf ve Safa ile Merve arasında sa’y ediniz; saçlarınızı kestiriniz! Bu amelleri yaparak ihramınızdan çıkın! Sonra ihramsız olarak ikamet ediniz! Nihayet terviye günü olunca hac niyetiyle ihrama giriniz! Kendisi ile Mekke’ye geldiğiniz İfrad haccınızı Temettu hacca çeviriniz!’ buyurdu.

    Bunun üzerine Surâka bin Malik bin Cu’şem (Radiyallahu Anh) ayağa kalktı o Mervenin aşağısında idi:

    −Ya Rasulallah! Bu umremiz ile temettu etmemiz hakkındaki görüşün nedir? Yalnız bu senemize mi? mahsus yoksa ebedi mi? dedi.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parmaklarını birbirine geçirdi ve üç kere:

    −‘Hayır, bilakis ebedi olarak, hayır bilakis ebedi olarak! Kıyamet gününe kadar umre hacca dahil olmuştur!’ buyurdu.

    Surâka bin Malik bin Cu’şem (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Ya Rasulallah! Sanki şu anda yaratılmışız gibi bize dinimizi beyan etseniz. Bu gün işlediğimiz ameller ne içindir? Kalemin yazıp mürekkebin kuruduğu ve kaderin cari olduğu şey için mi? yoksa gelecekteki işleyeceğimiz şeyler için midir?

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hayır, ameller kalemin yazıp mürekkebin kuruduğu ve kaderin cari olduğu şeyler içindir!’ buyurdu.

    Surâka bin Malik bin Cu’şem (Radiyallahu Anh):

    −O halde yapılan ameller ne içindir? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Amel ediniz, herkese kendisi için yaratıldığı şeyler kolaylaştırılmıştır!’ buyurdu.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Biz ihramdan çıktığımız vakit Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kurban kesmemizi, bizden bir grubun bir kurbanlıkta yedi kişinin bir deve ve sığırda birleşmemizi emretti! ve:

    −‘Herkimin yanında kurbanlığı yoksa üç gün hacda ve yedi gün de memleketine ehlinin yanına döndüğünde oruç tutsun!’ buyurdu.

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    −Bize neler helâldir? dedik.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Her şey helâldir’ buyurdu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Bu durum üzerimize ağır geldi de bundan gönlümüz daraldı!

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Bathâya çıktık da bir kimse:

    −Ailem ile ahdim birleşme müddetim bir gündür demeye başladı.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Kendi aramızda müzakere edip, hacdan başka bir şey istemeyip, sadece ona niyet ederek hacılar olarak yola çıktık. Nihayet bizimle Arafe gününün arasında dört gün beş gece kaldığı bir zamanda, bize kadınlarımızla münasebette bulunmamızı ve kadınlardan dolayı zekerlerimiz meni damlatır halde Arafat’a çıkmamızı emrediyor! diye söylendik.

    Cabir (Radiyallahu Anh) eliyle, sahabelere:

    −Haccımızı nasıl temettu yaparız? Biz onu daha önce hac diye isimlendirmiş ve niyet etmiştik dediler. Bu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaştı. Kendisine semadan mı bir şey indirildi? Yoksa insanlar tarafından mı bir şey söylendi? bilmiyoruz. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalktı insanlara hutbe irat etti. Allah’a hamd edip Ona senada bulundu ve şöyle buyurdu:

    −‘Ey insanlar! Allah’ı bana mı öğretiyorsunuz? Elbette biliyorsunuz ki ben Allah’tan en çok sakınanız, en doğru söyleyeniniz ve hayırlınızım! Sizlere emrettiğim şeyleri yerine getiriniz! Eğer kurban sevk etmemiş olsaydım ben de sizin gibi ihramdan çıkardım! Fakat kurbanlık mahalline ulaşana Minada kesilene kadar, ihramlıya haram olan şeylerin hiçbiri bana helal olmaz! Takdim edip yaptığım şeyleri geri çevirebilsem kurbanlığı sevk etmezdim! Artık sizler ihramdan çıkınız!’ buyurdu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Bunun üzerine biz ihramdan çıkıp, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i dinledik ve itaat ettik. Kadınlarımızla cinsi münasebette bulunduk, kokular süründük ve elbiselerimizi giydik. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve onunla beraber yanında kurbanlığı olan kimselerin dışında insanların hepsi ihramdan çıktılar.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Talha (Radiyallahu Anh)’ın dışında sahabelerden hiç kimsenin beraberinde kurbanlığı yoktu. Ali (Radiyallahu Anh) Yemendeki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in develeriyle vazifesinden geldi. Fatıma (Radiyallahu Anha)’yı ihramdan çıkanların arasında, boyalı elbise giyinmiş saçlarını taramış ve gözlerine sürme çekmiş olarak buldu.

    Ali (Radiyallahu Anh) onun bu fiilini kınadı ve:

    −Bunu sana kim emretti? dedi.

    Fatıma (Radiyallahu Anha)’da:

    −Bunu bana babam emretti! dedi.

    Ravi dedi ki:

    −Ali (Radiyallahu Anh) Irak’ta şöyle anlatırdı:

    −Yaptığı şeyden dolayı Fatıma’yı huzurunda ayıplamak ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den naklettiği ihramdan çıkma emri hususunda fetvasını sormak için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gittim. Bunu Fatıma’ya karşı reddettiğimi, Fatıma’nın:

    –Bunu bana babam emretti! dediğini kendisine haber verdim.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Fatıma doğru söyledi, Fatıma doğru söyledi, Fatıma doğru söyledi. Bunu ona ben emrettim!’ buyurdu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali’ye:

    −‘Sen hacca niyet edip onu kendine farz ettiğin zaman ne dedin?’ buyurdu.

    Ali (Radiyallahu Anh):

    −Ey Allah’ım! Rasulünün ihrama girdiği gibi ihrama niyet ediyorum dedim dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Benimle beraberimde kurbanlık var bu sebeple ihramdan çıkamam! Sen de ihramlı olarak kal ihramdan çıkma!’ buyurdu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Ali (Radiyallahu Anh)’ı Yemen’den getirdiği kurbanlarla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Medine’den getirdiği kurbanlıklar yüz tane deve idi.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve beraberinde kurbanı olanlar hariç, insanların hepsi ihramdan çıktılar ve saçlarını kısalttılar. Nihayet terviye günü olunca Mekke’yi arkamıza alarak hacca niyetle Bathâda ihrama girip telbiye söyleyerek Minaya yöneldiler.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aişe (Radiyallahu Anha)’nın yanına girdi ve onu ağlar halde buldu.

    −‘Neyin var?’ dedi.

    Aişe (Radiyallahu Anha):

    −Benim halim şu ki, ben hayız oldum! dedi. İnsanlar ihramdan çıktıkları halde ben ihramdan çıkamadım ve Beyt’i de tavaf edemedim. Şimdi insanlar hacca gidiyor dedi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Şüphesiz ki, bu Allah’ın Adem’in kızlarına yazmış olduğu bir şeydir. Sen şimdi yıkan sonra hac niyetiyle ihrama gir sonra haccet, hacılar ne yapıyorsa sen de aynı şeyleri yap. Ancak Beyti tavaf etme ve namaz kılma!’ buyurdu.

    Aişe (Radiyallahu Anha)’da öyle yapıp hac amellerinin hepsini yaptı ancak o, Beyti tavaf etmedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesine binip hareket etti. Öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını orada yani Minada bize kıldırdı. Sabah namazından sonra biraz daha kaldı. Nihayet orada iken güneş doğdu. Sonra Nemirede kendisi için kıldan bir çadır kurulmasını emretti.

    Müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hareket etti. Kureyş, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in cahiliye devrinde Kureyş’in yaptığı gibi Müzdelifedeki Meş’aru’l-Haramın yanında vakfe yapacağından ve konaklama yerinin orası olacağından şüphe etmiyordu. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müzdelifeyi geçip Arafat’a geldi. Çadırını Nemirede kurulmuş olarak buldu ve oraya indi. Güneş batıya meyl edince Kasvanın getirilmesini emretti. Kasvanın üzerine semeri konuldu ona bindi nihayet Arafat vadisinin ortasına geldi.

    Orada insanlara bir hutbe irat ederek şöyle buyurdu:

    −‘Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız, bu beldenizde, bu ayınızda bu gününüzün haramlığı gibi sizlere haramdır! Dikkat ediniz! Şüphesiz ki cahiliye işlerinden olan her şey şu iki ayaklarımın altındadır, lağv edilmiştir! Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da kaldırılmıştır! Kan davalarımızdan ilk kaldırdığım kan davası Abdulmuttalib’in oğlu Rabîa bin el-Haris’in kan davasıdır! O Sa’d oğullarında çocuğu için sütannesi aramakta iken Huzeyl onu öldürmüştü!

    Cahiliye faizi de kaldırılmıştır! Faizlerimizden ilk kaldırdığım faiz Abdulmuttalib bin Abbas’ın faizidir! O tamamıyla geçersiz kılınmıştır! Kadınlar hakkında Allah’tan korkun! Çünkü sizler onları Allah’ın emaneti ile aldınız ve ferclerini Allah’ın kelimesiyle helal kıldınız.

    Şüphesiz sizin onlar üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız kimselere döşeklerinizi çiğnetmemeleridir! Eğer bunu yaparlarsa onları hafifçe dövün! Onların sizin üzerinizdeki hakları da maruf yönüyle yedirilmeleri ve giyindirilmeleridir.

    Şüphesiz ben size öyle bir şey bıraktım ki eğer ona sıkı tutunursanız ondan sonra asla dalalete düşmezsiniz! O, Allah’ın Kitabıdır. Sizler benden mesul tutulup sorulacaksınız! O vakit ne diyeceksiniz?’

    Sahabeler:

    −Rabbinin risaletini Senin tebliğ ettiğine, vazifeyi ifa ettiğine, ümmetine karşı üzerindeki görevini yerine getirip nasihat eylediğine kesin şehadet ederiz dediler.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şehadet parmağını semaya doğru kaldırıp insanlara göstererek üç defa:

    −‘Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab!’ dedi.

    Sonra Bilâl bir tek nida ile ezan okudu. Sonra kamet getirdi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğle namazını kıldırdı. Bilâl sonra yine kamet getirdi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikindi namazını kıldırdı. Bu iki namaz arasında hiçbir şey kılmadı. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kasva’ya bindi vakfe yerine geldi. Dişi devesi Kasvanın karnına kaya parçaları değmeye başlayıncaya kadar tepenin eteğine yanaştı. Yayalar topluluğunu önüne aldı ve kıbleye döndü. Sonra güneş batıncaya kadar vakfe yapmaya devam etti.

    Sarılık biraz gidip kurs kaybolunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Burada vakfe yaptım, Arafat’ın tamamı vakfe yeridir’ buyurdu.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Usâme bin Zeydi terkisine bindirdi ve üzerinde sekînet olduğu halde ifada yapıp yavaş yavaş hareket etti. Kasvanın dizginini hayvanın başı semerin ön tarafına değecek şekilde kısmış olduğu halde sağ eliyle şöyle elinin içi semaya gelecek şekilde işaret ederek:

    −‘Ey insanlar! Sekînetle sekînetle!’ diyordu. Kum tepeciklerinden her birine uğradıkça oraya çıkması için Kasvanın dizginini biraz gevşetirdi. Nihayet Müzdelifeye geldi. Orada akşam ve yatsıyı aralarını cem edip bir tek ezan ve iki kametle kıldırdı. Aralarında hiçbir sünnet namaz kılmadı.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fecir vakti oluncaya kadar yattı. Sabah belli olunca bir ezan ve bir kametle sabah namazını kıldırdı. Sonra Kasvaya bindi. Oradan Meş’aru’l-Hareme kadar geldi ve oranın üzerine yükseldi kıbleye yöneldi, Allah’a dua etti, Ona hamd etti tekbir getirdi, tehlil getirdi ve O’nu birledi. Ortalık iyice ağarana kadar vakfe yapmaya devam etti.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Müzdelifeki bu mekânda vakfe yaptım. Müzdelifenin tamamı vakfe yeridir’ buyurdu. Güneş doğmadan önce üzerinde sekinet olduğu halde Müzdelifeden hareket etti. Fadl bin Abbası terkisine bindirdi. Fadl güzel saçlı, beyaz simalı güzel bir adamdı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesi üzerinde giderken kendisine binitli kadın hacılar karşı geldiler.

    Fadl kadınlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elini Fadl’ın yüzüne koydu. Fadl yüzünü diğer tarafa çevirip bakmaya devam etti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de elini diğer taraftan Fadl’ın yüzüne koyup onun yüzünü baktığı taraftan çeviriyordu. Nihayet Muhassır vadisinin ortasına geldi.

    Burada bineğini biraz hareket ettirdi ve:

    −‘Sekinet üzere olunuz!’ buyurdu. Sonra ağacın yanındaki büyük cemreye çıkaran orta yola suluk edip cemreye kadar geldi. Kuşluk vakti ona yedi tane küçük taş attı. Taşların hepsi nohut büyüklüğünde idi. Her taşla beraber tekbir getirip ‘Allah-u Ekber’ diyordu.

    Müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) binitinin üzerinde olduğu halde bu taşları vadinin içinden iki parmağı ile atıyor ve:

    −‘Hac amellerini benden alınız! Çünkü ben bilmiyorum, belki bu haccımdan sonra bir daha hac yapamaya bilirim!’ diyordu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cemreyi birinci kurban kesme gününden sonraki diğer teşrik günlerinde güneş zevalden batıya meylettiği zaman attı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Akabe cemresini taşlarken kendisine Surâka bin Malik bin Cu’şem (Radiyallahu Anh) rastladı ve:

    −Ya Rasulallah! Bu sadece bize mi hastır? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hayır, size has değil bilakis ebedidir!’ buyurdu. Sonra kurban kesme yerine gitti. Kurban edilmek üzere hazırlanan yüz deveden altmış üç deveyi kendi eliyle kesti. Sonra bıçağı Ali (Radiyallahu Anh)’a verdi. O da geride baki kalan develeri kesti.

    Ali (Radiyallahu Anh)’ı kendi kurbanında ortak etmişti. Sonra her bir deveden bir parça et alınıp pişirilmesini emretti. Onlar bir tencereye konuldu ve pişirildi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ali (Radiyallahu Anh) onların etlerinden yediler ve suyundan içtiler.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hanımları için de bir inek kesti. Biz bir deveyi yedi kişi için ve bir ineği de yedi kişi için kestik. Başka bir rivayette Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Bir deveyi yedi kişi ortaklaşa kurban ettik. Bir kimse ona bir ineğin ortaklaşa kesilmesini uygun görüyor musun? dedi.

    Cabir (Radiyallahu Anh):

    −O devenin hükmündedir dedi.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Minada Kurban etlerimizden üç günden fazla yemezdik.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize ruhsak verdi ve:

    −‘Dilediğiniz kadar yiyiniz, dilediğiniz kadar azık yapınız!’ buyurdu. Biz de dilediğimiz kadar yedik, dilediğimiz kadar azık yaptık. Hatta o azık bizi Medine’ye kadar ulaştırdı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kurbanlığını kesti ve akabinde başını tıraş etti. Nahr günü Minada insanların sorusuna cevap vermek için oturdu. O gün herhangi bir şeyden önce takdim edilmiş bir şey hakkında sorulduğunda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mutlaka:

    −‘Hiçbir darlık yoktur! Hiçbir darlık yoktur!’ buyurdu.

    Hatta bir kimse Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip:

    −Kurban kesmeden önce başımı tıraş ettim dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hiçbir darlık yoktur!’ buyurdu.

    Sonra başkası geldi ve:

    −Cemreye taş atmadan önce başımı tıraş ettim dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hiçbir darlık yoktur!’ buyurdu.

    Sonra başka biri daha geldi ve:

    −Ben cemreye taş atmadan önce tavaf yaptım dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hiçbir darlık yoktur!’ buyurdu.

    Başka biri de:

    −Ben kurbanımı kesmeden önce tavaf yaptım dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hiçbir darlık yoktur!’ buyurdu.

    Sonra başka biri gelip:

    −Ben taş atmadan önce kurban kestim dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Taş at hiçbir darlık yoktur!’ buyurdu.

    Sonra Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘İşte burada kurban kestim, Minanın tamamı kurban kesme yeridir. Mekke sokaklarının hepsi yol ve kurban kesme mahallidir. Sizler kurbanlarınızı eşyalarınızın bulunduğu yerlerde kesiniz!’ buyurdu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Kurban kesme günü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize hitap edip şöyle buyurdu:

    −‘Hürmet bakımından hangi gün daha büyüktür?’

    Sahabeler:

    −Bu kurban kesme günümüz.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hürmet bakımından hangi ay daha büyüktür?’

    Sahabeler:

    −Bu içerisinde hac yaptığımız ayımız.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Hürmet bakımından hangi belde daha büyüktür?’

    Sahabeler:

    −Bu beldemiz, dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Şüphesiz ki, kanlarınız ve mallarınız, bu beldenizde, bu ayınızda bu gününüzün haramlığı gibi, sizlere haramdır! Tebliğ ettim mi?’

    Sahabeler:

    −Evet, tebliğ ettin dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Ey Allah’ım! Şahid ol!’ buyurdu.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesine binerek Mekke’ye geldi ve Beyti ifada tavafı yaptı. Sahabeler de Beyti tavaf ettiler. Safa ile Merve arasını tavaf etmediler. Mekke’de öğle namazını kıldırdı. Abdulmuttalib oğullarına geldi.

    Onlar zemzem suyunu dağıtmakta idiler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara:

    −‘Sulayın ey Abdulmuttalib oğulları! İnsanların hac ibadetlerinden sanarak sizlere sulamanızda galip gelmelerinden korkmasaydım, sizinle beraber ben de su çekerdim!’ buyurdu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir kova uzattılar, O da kovadan içti.

    Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Aişe (Radiyallahu Anha) hayız oldu ve bütün hac amellerini yaptı, ancak beyti tavaf etmedi.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Nihayet Aişe (Radiyallahu Anha) temizlenince Kabe’yi tavaf etti, Sava ile Merve arasını sa’y etti.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Sen hac ve umrenden birlikte çıkmış oldun’ buyudu.

    Aişe (Radiyallahu Anha):

    −Ya Rasulallah! Sizler hac ve umre yapmış olarak gidiyorsunuz da ben sadece hac ile mi gideyim? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Senin için ecir onlar için ecrin misli kadardır’ buyurdu.

    Aişe (Radiyallahu Anha):

    −Ya Rasulallah! Ben gönlümde Beyti tavaf etmediğimi bilip dururken nasıl hac etmiş olurum? dedi.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yumuşak huylu bir kimse idi. Aişe (Radiyallahu Anha) kendisinden bir şey talep ettiği zaman o şey üzere Aişe (Radiyallahu Anha)’ya mutabakat ederdi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Ey Abdurrahman! Bunu götür ve Tenimden umre yaptır’ buyurdu.

    Aişe (Radiyallahu Anha)’da hacdan sonra umre yaptı sonra oradan dönüp geldi. Bu, Minadan Muhassab mevkiine indikleri gece olmuştu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) veda haccında insanların kendisini görmeleri için yüksekte bulunmak ve halkın kendisine soru sorabilmeleri için Beyti devesi üzerinde tavaf etti. Hacerü’l-Esved’i de mihceni ile işaret ederek istilam ediyordu. Çünkü halk onun etrafını çevirmiş ve çok kalabalık olmuştu.

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Bir kadın çocuğunu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e doğru kaldırdı ve:

    −Ya Rasulallah! Bunun için hac var mı? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −‘Evet, onun için hac, senin için de ecir vardır’ buyurdu.

    Buhari 1489, Müslim 1216/146, Tahavi 2/140, İbni Mace 2980, İbnu’l-Carud 469, İbni Hibban 3944, Nesei 2762, Ebu Davud 1787, Tayalisi 16
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  5. #15
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 97- "Ey müslümanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccedin!"

    EFENDİMİZ (S.A.V.)''İN İLK VE SON HACCI

    "Yoluna gücü yetenlerin beyt'i (Kâbe) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır"*

    Bizleri islâm ve onun güzellikleri ile donatan Hz. Allah'a sonsuz hamd-ü senâ, âlemlerin rahmet pınarı olan Nebî (s.a.v.)'e ve onun Ehl-i Beyti'ne ve Ashâbına salât-ü selam olsun.

    Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz. Allah (c.c.), Hayrü'l-Beşer Rasûl-i Kibriyâ Efendimizi bizim için sarsılmayan bir bağlılıkla tutunulacak bir dal, en güzel örnek, Allah'a kavuşmayı uman ve âhiret gününe inananlar için mutlak rehber kılmıştır.

    Allah-ü Azîmü'ş-Şân Hazretleri şöyle buyuruyor:

    "Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için, muhakkak ki Allah'ın Rasûlü'nde pek güzel bir örnek vardır" (1)

    İçerisinde bulunmuş olduğumuz, Hac mevsimi münasebetiyle Peygamber Efendimizin (s.a.v.), yüz bini aşkın sahâbesiyle yapmış olduğu ve misli bir kez daha tekrar etmeyecek olan, o ilk ve son haccından bahsetmek istiyorum.

    Yukarıda zikredilen âyet-i celîlenin doğrultusunda Nebî (s.a.v.): "Hac menâsikini (Hac ili ilgili ibadetleri) benden öğreniniz. Benden gördüğünüz gibi hac yapınız."(2) buyurmuş olup, Arafat'ta irad ettiği Vedâ hutbesi'nde de: "Belki bu seneden sonra sizinle beraber olamayacağım" demiştir.

    Hicretten sonra Peygamber Efendimiz daha önce müşriklerle olan mücadelesinden dolayı hac etme imkanı bulamamıştı. Mekke'nin de fetih edilmesi ile bu engel de kalkmıştı. Nebî (s.a.v.) hicretin onuncu yılında Hacca gitmeye karar verdi ve bu kararını bütün müminlere ilan etti. Efendimiz ile beraber hac etmek isteyen müminler her taraftan kâfileler halinde gelmeye başladılar.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'den hareketinden önce bir hutbe okuyarak toplanan insanlara Hac ile ilgili ibadetleri öğretti ve mîkat mahallerini gösterdi. Medine'de kılınan öğle namazının ardından ihrama girmenin sünnetlerinden olan gusül abdesti alıp, ihramı giydiler. Bu hal üzere Zülhuleyfe denilen mîkat mahalline vardılar. Peygamber Efendimizin yanında Ezvâc-ı Mutahharât'tan bazıları da bulunmakta idi. Ayrıca Efendimiz'e, imanla bezenmiş, sevgi ve itaatleriyle kendilerinden sonrakilere örnek bir nesil ve muhteşem bir kervan da eşlik ediyordu.

    Burada ihramın sünneti olarak iki rekat namaz kıldıktan sonra kendisi ile beraber olan Sahâbe Efendilerimize şu şekilde niyet etmelerini bildirdi:


    "Hacca niyet ettim ve onunla Allah Azze ve Celle'nin rızası için ihrama girdim. Buyur ey Allah'ım! Buyur, emrine hazırım. Buyur Allah'ım, senin şerikin yoktur! Buyur Allah'ım! Hamd ve nîmet senindir. Senin şerikin yoktur."

    Bu telbiyeyi üç defa tekrar ettiler. Nihayetinde de Nebî (s.a.v.)'e salât-ü selâm getirdiler. Sonra şu duayı bir defa okuyarak telbiye duası yaptılar:

    "Allah'ım senden rızanı ve cennetini talep ediyorum. Azap ve ateşinden sana sığınıyorum." Harem-i Şerîf'e (Mescid-i Haram)'a varıncaya kadar bu duaya devam ettiler.

    Önlerinde Kâinatın Efendisi, arkada ise daha dünyada iken cennetle müjdelenmiş güzide insanların bulunduğu ve adete meleklerin dahi gıpta ettiği eşsiz kervan. Öyle bir yolculuk ki; Peygamber Efendimizin rehberliğinde başlayıp kıyamete kadar bitmeyecek olan bir yolculuk Ve her yolcusunu Rasûlullah'ın izinde, mâsivânın çirkinliğinden affın berraklığına taşıyan bir yolculuk

    Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz, telbiye getirerek devam etmiş olduğu bu yolculuğu esnasında Ebvâ'ya da uğradı. Mekke-i Mükerreme'ye girerlerken Peygamber Efendimiz ve Sahâbe Efendilerimiz telbiye getirdiler. Yüksek bir mahal olan Kudas Seniyyetü'l-Ulyâ'dan Mekke'yi teşrî ederek Mescid-i Haram'a gelinceye kadar yürüdüler. Benî Şeybe kapısından içeri girdiler. Peygamber Efendimiz 'Beytullah'ı görür görmez tekbir getirip şöyle dua ettiler:

    "Allah'ım sen selam ve selamet kaynağısın. Selama erdirecek olan da ancak sensin. Ey Rabbimiz! Bizi selam içinde yaşat."
    "Allah'ım bu Beytin şeref, azamet, terkim ve heybetini artır. Onu hac ve umre ile ziyaret edenlerin de şeref, azamet, terkim ve sevabını ziyadeleştir."

    Bu dualardan sonra Hacer-i Esved'ten başlayarak Beytullah'a teveccüh ettiler. Tekbir getirip onu selamlayarak izdihama mahal bırakmadan tavafa başladılar. Tavafın nihayetinde Makâm-ı İbrâhîm'de iki rekat namaz kılıp zemzem suyundan içtiler. Büyük bir imtihanın Mümessili olan Hazreti Hacer ve İsmail (a.s.)'ın, Hazreti Allah'a teslimiyetlerinin şahitlerinden olan Safâ tepesine yöneldiler. Bütün Hac ibadetlerini Peygamber Efendimiz tek tek yerine getirirken onu takip eden Ashâbı da büyük bir hassasiyetle aynı şeyleri tatbik ediyorlardı. Say'ı, taşıdığı ilâhî hikmetle tamamlarken her şavt içinde de şu âyet-i kerîmeyi okuyordu:

    "Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın şiarlarındandır. Artık kim Kâbe'yi Hac eder veya Umre yaparsa, bu ikisinde tavaf etmesinde bir beis yoktur" (3) âyetini okudular.

    Zilhiccenin 9. günü Arafat'ta vakfe günüdür. Efendimiz de Ashâbı ile beraber, Zilhiccenin 9. günü güneş doğduktan sonra Arafat'a yöneldiler. O yıl 9 Zilhicce Cuma güne tevafuk etmiş ve Müslümanlar iki bayram birden yaşamıştı. Efendimiz (s.a.v.) Meş'ar-i Haram'a uğrayıp Nemîre denilen yere gelip, Ashâbı ile telbiye getirdiler. Öğleden sonra devesinin üzerinde yüz bini aşkın ashabına Vedâ Hutbesi diye maruf beliğ hutbesini îrâd ettiler. Hutbesinin son kısmında Peygamber Efendimiz: "Size Benden soracaklar. Ne diyeceksiniz?" buyurduğunda, Ashâb-ı Kirâm hep bir ağızdan: "Peygamberlik vazifesini yerine getirdi." diyeceğiz, dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Şahit Ol Yâ Rab! Şahit Ol Yâ Rab! Şahit Ol Yâ Rab!.." buyurdular.

    Öğle ve İkindi namazlarını birlikte kıldıktan sonra vakfe yapacakları yere geldiler. Burada Hazreti Allah'a açılabilecek en kıymetli eller bütün bir samimiyet, tazarru ve huşû ile yaratana açıldı ve Peygamber Efendimizin duasına candan, samimiyetle iştirak edildi. Efendimiz duasına şöyle devam ediyordu:

    "Allah'ım! Namazım, haccım, hayatım ve ölümüm senin içindir. Dönüşüm sanadır. Allah'ım Kalbimi nur ile doldur. Gözlerimi nur ile doldur. Allah'ım! Sadrıma genişlik, işlerime kolaylık ver. Allah'ım! Kalp vesvesesinden, hal perîşanlığından ve kabir azabından sana sığınırım."

    Arafat, Peygamber Efendimizin hürmetine Hazreti Adem (a.s.)'ın affedildiği yerdir. Bu yüzden bu ulvî yolculuğa çıkan müminlerin dua ederken Adem (a.s.) gibi, Peygamber Efendimizi vesile yaparak af ve mağfirete nâiliyeti talep etmeleri bu mekanın yüksek bereketlerindendir.

    Îmân'ın ve İslâm'ın şartlarının neler olduğu âyet ve hadislerle zamanla bildirilmişti. Kur'ân'da, îmân'ın şartının beş tanesi (Allah'a, Meleklere, Peygamberlere, Kitaplara, Âhiret Gününe Îman) direk olarak, bir tanesi de (Kadere îman) Kur'ân'ın genel rûhuna serpiştirilmiş olarak zikredilmişti. Bu altı Îman esasını Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şeriflerinde hep birlikte zikretmiş olup Mekke döneminden itibaren bu altı esas vaz' edilmişti. Fakat İslâm'ın şartı diye bilinen beş esas ise Medîne döneminde tamam olmuş, onların tümüne birden ittibâ etmemiz Medine döneminde bildirilmiştir. Şöyle ki İslâm'ın ilk şartı olan kelîme-i şehâdet risâletin başlamasıyla emredildi. Namaz ibadeti beş vakitli olarak miraçtan sonra yani risaletin 10. yılından sonra, oruç ve zekat da hicretten iki üç yıl sonra emredilmişti. İslam'ın şartlarından en son emredilen ise hac olmuştu. Artık, Îman'ın ve İslâm'ın şartları emredilmiş olmasına rağmen Bu gün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimeti tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçtim"(4) âyet-i kerîmesi, Efendimiz (a.s.) haccını îfâ edip de ümmetine de onun menâsiklerini, farzını, vacibini, haramını, mekrûhunu ve tüm sünnetini talim ettikten sonra inzal olmuştur. Buradan da açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki Rabbimizin emirlerini Efendimiz (s.a.v.) olmadan layıkıyla kavramamız ve îfâ etmemiz imkan dahilinde değildir. Efendimiz olmadan kulluk etmek imkansızdır. Rabbimizin en temel emirlerini bile layıkıyla yerine getirebilmek mümkün değildir. Yine Efendimiz olmadan, onun sünnetlerine hakkıyla ittibâ etmeden, âyette bildirildiği üzere dinimizin ikmal olması, kemal bulması da mümkün değildir.

    Rasûlullah Efendimizin sünnet ve ahlâklarına uygun olmayan bir biçimde ve bilinçsizce Allah'a ibadet edilmeye çalışıldığı için, Müslümanlar yaptıkları ibadetlerden itminan olmamakta ve ibadet ettikleri halde, çok rahat bir biçimde günah işleyip Allah'a âsî olabilmektedirler. Bu isyanlarından da hiç rahatsızlık duymamaktadırlar. Müslümanların üzerlerine farz olan pek çok dînî vecibe de yapılması gerektiği zamanda değil de hep sonraya tehir edilmektedir. Namazını hep vaktin sonunda eda etmekte veya 'ihtiyarlarınca ne iş yapacağım' deyip gâfilâne bir biçimde gençliği heba etmektedir. Konumuz olan hacda da durum bundan farklı değildir. Çevremize baktığımız zaman özellikle Anadolu insanı haccını yapmaya imkanları olduğu halde gitmemekte veya, 'ihtiyarlayınca giderim' edasıyla Müslümanlar için en önemli farzlardan birisi olan haccı sürekli tehir etmektedir. Nasıl ki namaz müminler üzerine vakitli olarak, tadil-i erkânına uyarak, bütün farz, vacip ve de sünnetlerin edâ edilmesiyle kâmil manada namaz sayılmaktaysa, İslâm'ın diğer bir erkânı olan haccında muteber olması ve kabûl görmesi için Efendimiz'in bu husustaki sünnetlerine uymakla mümkün olacaktır. Zira Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.): "Hac menâsikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın."(5) buyurmuş ve yine: "Kim Allah için hacceder de (bu esnada Allah'ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa (kul hakkı müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner."(6) buyurarak, bu şekilde haccını eda eden müminlere müjde vermiştir.

    Kaynakça:
    * Âl-i İmrân 3/97.
    1. El-Ahzâb 33/21.
    2. Müslim, Hac 310.
    3. El-Bakara 2/158.
    4. El-Mâide 5/3.
    5. Müslim, Hac 310.
    6. Buhârî, Hac 4 ; Müslim, Hac 438.
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222