Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
15 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?




    Selamünaleyküm Degerli Kardeslerim;



    Bu haftaki Hadis Sohbetleri dersimiz basladi.


    Buyrun beraber mütaala edelim anladiklarimizi paylasalim insallah..





    Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?


    Bilgi
    Abdullah bin Mes'ûd radıyallâhu anh'den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Şüphesiz ki doğruluk hayra ve iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalancılık sapıklığa sürükler. Sapıklık da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır".

    (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Mâce)

    Benzer Konular
    Hadis Sohbetleri 41 : Hz. Peygambere yalan isnad etmek - Hadis uydurmak
    Hadis Sohbetleri 41 : Hz. Peygambere yalan isnad etmek - Hadis uydurmak بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِ
    Tevekkülün dinimizdeki yeri nedir?
    Tevekkülün dinimizdeki yeri nedir? Tevekkülün dinimizdeki yeri nedir? Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona g
    Olumlu düşünmenin dinimizdeki yeri nedir? Hayatımızda nasıl bir etki yapar?
    Olumlu düşünmenin dinimizdeki yeri nedir? Hayatımızda nasıl bir etki yapar? Olumlu düşünmenin dinimizdeki yeri nedir? Bununla ilgili çeşitli kitaplar var ve bunlar insanın aklını biraz karıştırabiliyor. Zaman zaman korktuğum başıma geldi deriz. Bunu ben de yaşadım. Bunun doğruluğu var mıdır? Kor
    Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?
    Mevlidin dinimizdeki yeri nedir? Mevlid Peygamberimizden (a.s.m.) üç dört asır sonra icad edilen İslâmî bir âdet olmakla birlikte, bid’atın hasene (güzel) kısmına girmektedir. Büyük hadis ve fıkıh âlimi olan İbni Hacer, mevlid merâsiminin meşrûiye
    Âl-i Beyt sevgisinin dinimizdeki yeri nedir?
    Âl-i Beyt sevgisinin dinimizdeki yeri nedir? Âl-i Beyt’e Allah için muhabbet etmek, dinimizde vaciptir. (İmam-ı Şâfiî’ye göre farzdır.) Cenâbı Hak Şurâ sûresinde şöyle buyurmaktadır: “Resulüm, sizden peygamberlik vazifesine mukabil ücret iste
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  2. #2
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    yalan ile ilgili ayetler ve hadisler

    1. "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme."

    İsrâ sûresi (17), 36

    2. "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın."

    Kaf sûresi (50), 18

    Her iki âyet dili korumakla ilgili bölümde, ikinci âyet ayrıca "Nemîme yasağı" konusunda geçmiş bulunmaktadır. Oralarda yaptığımız yorumlar bu konuda da aynen geçerlidir. Burada şuna işaret etmekle yetineceğiz. Buhârî, birinci âyetteki, bizim "peşine düşme" diye tercüme ettiğimiz lâ takfu kelimesinin lâ tekul = söyleme" diye de yorumlandığına işâret etmektedir (İ'tisam, 7). Bu mâna, konumuza daha uygun düşmekte ve o zaman âyet, "Hakkında bilgin bulunmayan sözü söyleme" ya da "Bilmediğin konuda görüş beyan etme!" demek olur. İkinci âyet ise, zaten bilerek veya bilmeyerek söylenen her sözün mutlaka kaydedildiği gerçeğini hatırlatmaktadır. O halde bu iki âyet, bilerek yalan söylemeyi öncelikle yasaklamış olmaktadır.

    Hadisler

    1545. Abdullah İbni Mes'ûd radıyallâhu anh''den rivâyet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    - "Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr) sürükler. Fucûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır".

    Buhâri, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 80; Tirmizi, Birr 46; İbni Mâce, Mukaddime 7; Dua 5

    Açıklamalar

    Doğru sözlülük konusunda 55 numara ile geçmiş olan hadîs-i şerîfin konumuzu yalanla alakalı kısmı ilgilendirmektedir. İlk geçtiği yerde hadisin tümünü açıklamıştık. Burada sadece yalancılıkla ilgili kısmı üzerinde duracağız.

    Hadiste, yalan konuşa konuşa insanın yalancılığı âdetâ meslek edineceği, yalana iyice alışacağı, yalana alışan insanın da fücûr denilen her türlü kötülüğe hazır hale geleceği bildirilmektedir. Fücûrun ise insanı cehenneme götüreceği anlatılmaktadır. Bu tesbit, yalan konusunda son derece dikkatli olunması için çok ciddi ve açık bir uyarıdır. Yalanın küçüğü büyüğü olmaz demektir. Ayrıca yalancılığın ve sahteciliğin İslâm'da yeri olmadığını ortaya koymaktadır.

    Yalancılığı âdet edinen kişinin Allah katında "kezzâb" diye tescil edilmesi, yalanın insanı ne kadar ağır ve kötü bir duruma düşürdüğünü göstermektedir. Âhirete ait sonuç ise, cehennem olmaktadır.

    Bilindiği gibi yalan, dile ait bir âfettir. Dil ise, kalbin sözcüsü olarak insanın tüm organlarını ve davranışlarını etkilemektedir. Diline -en azından- bilinçli olarak yalan söylememek konusunda hâkim olabilen kişi, büyük ölçüde kendisini hadiste haber verilen kötü âkıbetten korumuş demektir.

    Açıklamakta olduğumuz yasaklar bölümüne ait hemen her konudaki yasağın ısrarla uhrevî yönüne dikkat çekildiği görülmektedir. Çünkü müslüman için gerçek ve sonsuz olan hayat âhiret hayatıdır. Orada müslümanı sıkıntıya sokacak olan herşeyden burada uzak kalmak ve böylece hem dünyada mutlu ve hem de âhirette mutlu olmaya bakmak en akıllıca iştir. Çünkü müslüman, âhiretini ihmal etmeden dünyayı yaşayan insandır ve bu, onun diğer insanlardan en temel farkını oluşturmaktadır. Sorumluluk bilinci de ancak âhiret inancı ve hesap kaygısı olan kişilerde görülebilir.

    O halde hem dünyada mahcûbiyetlere sebep olması hem de âhirette cehenneme götürmesi düşünülerek yalana ve yalancılığa asla iltifat etmemek, müsâmaha göstermemek, ondan mümkün olduğunca uzak kalmak ve doğru konuşup dürüst olmaya bakmak lâzım gelmektedir.

    Hadisten Öğrendiklerimiz

    1. Yalan konuşmak haramdır.

    2. Yalanı küçük gören ve işlemeye devam eden ona alışır ve sonunda yalancılar defterine yazılır.

    3. Yalan, insanı her türlü kötülüğe sevkeder.

    4. Fücûr denilen kötülükler de insanı cehenneme götürür.

    5. İman ile yalan birbirine tamamen zıddır. Müslüman mümkün mertebe yalandan uzak kalmalı, doğru sözlülüğü ve dürüst davranışı seçmelidir.

    Riyâzüs Sâlihin
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  3. #3
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın." (Kaf: 18)

    Abdullah bin Mes'ûd radıyallâhu anh'den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki doğruluk hayra ve iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalancılık sapıklığa sürükler. Sapıklık da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır". (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Mâce)

    Hadis-i şerifteki bu tesbit, yalan konusunda son derece dikkatli olunması için çok ciddi ve açık bir uyarıdır. Yalanın küçüğü büyüğü olmaz demektir. Ayrıca yalancılığın ve sahteciliğin İslâm'da yeri olmadığını ortaya koymaktadır.

    Yalancılığı âdet edinen kişinin Allah katında "kezzâb" diye tescil edilmesi, yalanın insanı ne kadar ağır ve kötü bir duruma düşürdüğünü göstermektedir. Âhirete ait sonuç ise, cehennem olmaktadır.

    Bilindiği gibi yalan, dile ait bir âfettir. Dil ise, kalbin sözcüsü olarak insanın tüm organlarını ve davranışlarını etkilemektedir. Diline -en azından- bilinçli olarak yalan söylememek konusunda hâkim olabilen kişi, büyük ölçüde kendisini hadiste haber verilen kötü âkıbetten korumuş demektir.

    Müslüman için gerçek ve sonsuz olan hayat âhiret hayatıdır. Orada Müslüman’ı sıkıntıya sokacak olan her şeyden burada uzak kalmak ve böylece hem dünyada mutlu ve hem de âhirette mutlu olmaya bakmak en akıllıca iştir. Çünkü Müslüman, âhiretini ihmal etmeden dünyayı yaşayan insandır ve bu, onu diğer insanlardan ayıran en temel farkını oluşturmaktadır. Sorumluluk bilinci de ancak âhiret inancı ve hesap kaygısı olan kişilerde görülebilir.

    Ahirette cehenneme götürmesi düşünülerek yalana ve yalancılığa asla iltifat etmemek, müsâmaha göstermemek, ondan mümkün olduğunca uzak kalmak ve doğru konuşup dürüst olmaya bakmak her Müslüman için lâzım hasletlerdir.

    Abdullah bin Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur:

    Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder.
    Konuştuğunda yalan söyler.
    Söz verince sözünden döner.
    Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar." (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)

    Görüldüğü gibi Efendimiz aleyhissalatu vesselam, yalanı nifakın (münafıklığın) alametlerinden saymıştır. Nifak, inançta iki yüzlülüktür. Yani içinden inanmadığı halde inanıyormuş gibi davranmak demektir. Böylesi bir inanç sahtekârlığının dışa vurumunun alametlerinden biri de yalancılıktır.

    Yalan konuşmayı, yalan dolanla iş çevirmeyi beceri ve başarı sayanlar, bu hadîs-i şerîf'in taşıdığı tehdit unsurunu iyice düşünmelidirler. Tabiî münafığın, kâfirden daha beter bir durumda olduğunu unutmadan bu değerlendirmeyi yapmalıdırlar.

    İbni Ömer radiyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "En büyük yalan, görmediği düşü gördüm diye kişinin gözlerine iftira etmesidir." (Buhârî)

    Bu hadis-i şerifte de, en kolay yalan söylenebilecek bir konuya, rüyâ mevzuuna dikkat çekiliyor. Ve buradaki yalanın en büyük yalan olduğu ifade ediliyor. Zira sâdık (doğru) rüyâ nübüvvetten bir parçadır. Bu sebeple rüyâ, bir anlamda ilâhî bir bildirim niteliğine sahiptir. Bundan dolayı, görmediği düşü gördüm diye iddia etmek, Allah'a karşı bir yalan, hatta iftira manasını taşır. Aynı şekilde görmediği bir düşü görmüş gibi anlatan kimse aslında gözlerine de iftira ederek onları yalanlarına şahit tutmaktadır. (Riyazussalihin; Tercüme ve Şerhi 8. cilt)

    Safvan bin Süleym radiyallahu anh anlatıyor: Biz: "Ey Allah'ın Resulü! mü'min korkak olur mu?" dedik, "Evet!" buyurdular.

    "Peki, cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular.
    Biz yine: "Peki yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır! buyurdular." (Muvatta)
    Demek yalan; korkaklık ve cimrilik gibi izzet-i nefs sahibi her ferdin tenezzül etmediği rezil hasletlerden daha aşağı ve edna bir derecededir ki Müslüman bir şahsın katiyen tenezzül edemeyeceği bir şeydir.

    İbn-i Mes'ud (radiyallahu anh) şöyle demiştir: "Kul, yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde ‘yalancılar’ arasına kaydedilir." (Muvatta)

    Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) burada, söylenen her yalanla kalpte bir kararma olduğunu belirtiyor. Bu kara noktalar çoğalınca kalbin tamamı kararıyor. İnsan, yalan söyleyince başlangıçta sıkıntı duyar. Bu sıkıntının sevkiyle tövbe edip, yalancılıktan geri dönebilir. Ama yalana, yalan söyleme hususunda cür'ete devam ettikçe kalp tamamen kararır. Yani, artık yalan söylemek tabii hale gelir, sıkılma, üzülme diye bir şey kalmaz.

    Bu hale gelince Allah nezdinde, yalancı olduğuna hükmedilir ve o vasıfla yazılır. Hadisi şerh eden âlimlere göre, bu vasıfla yazılması, mele-i a'la'da yalancı olarak tanınıp, insanların kalplerine de onun yalancı olduğunun ilhamen atılması, dillere yalancı olarak konması demektir. Bu hal, ona alçalma olarak yeterlidir.

    Behz bin Hakim radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler! Yazık ona, yazık ona!" (Ebu Davud, Tirmizî)

    Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), insanları güldürmek için anlatılan sözlerdeki yalana bile şiddetli tehditte bulunmaktadır. Mizah için söylenen yalan böyle şiddetli tehdide maruz ise, insanları aldatmak, menfaatler elde etmek veya bir kısımlarının hukukunu çiğnemek gibi ciddî meselelerdeki yalanın manevî müeyyidesi çok daha ağır olmalıdır.

    Esma radiyallahu anhâ anlatıyor: "Bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Benim bir kumam var. Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?’ diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: ‘Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki yalan elbisesini giyen gibidir’ cevabını verdi." (Buhârî, Müslim, Ebu Davud)

    Yalan elbise insanı çıplak bırakır, rüsvay eder. (Kütüb-i Sitte, İbrahim canan)

    Semure bin Cundeb radiyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün gördüğü bir rüyayı anlatırken şöyle buyurdu: “…Elinde demir çengel bulunan bir adam, yerde yatan bir kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar önceki yardığı taraf eski haline geliyor, adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben: ‘Sübhânellah! Bunlar ne?’ dedim… ‘…Bu yerde yatan adam, evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir’ dediler. (Buhari)

    Hadisten Öğrendiklerimiz

    1. Yalan konuşmak haramdır.
    2. Yalanı küçük gören ve işlemeye devam eden ona alışır ve sonunda yalancılar defterine yazılır.
    3. Yalan, insanı cehenneme götürür.
    4. İman ile yalan birbirine tamamen zıddır. Müslüman mümkün mertebe yalandan uzak kalmalı, doğru sözlülüğü ve dürüst davranışı seçmelidir
    5. Rüyâ anlatılırken bile yalan haramdır.
    6. Görmediği bir rüyayı gördüm diye anlatmak, Allah'a ve gözlerine iftira etmek mânası taşıdığı için büyük bir yalancılıktır.
    7. Müslümana yakışan, her türlü sahtecilikten uzak durup gerçeklerin peşinde olmaktır.
    8. Yalan söylemenin ölüm sonrasındaki cezası, avurtların, burnun ve gözün enseye kadar demir kancalarla parçalanmasıdır.
    9. Yalan konuşmak, münafıklığın alâmetidir.
    10. Dili yalandan korumak, kalbi nifaktan arındırmış olmakla mümkündür.
    Rabbim! Kalbimizi nifaktan, dilimizi de yalandan muhafaza eyle! AMİN!
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  4. #4
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    YALAN YEMİN



    ‘Yemin’, sağ taraf ve dolaylı olarak sağ eli ifade eder. Bu haliyle de güç ve iradenin göstergesi olarak kullanılır. Bir bakıma el almak, eline alınan makamın irade ve kudretini arkaya almak ve buna dayanmak anlamlarına gelmektedir.



    Dinimizde yemin ancak Allah (c.c.) adına edilmiş olmakla geçerlilik kazanabilir. Kişi kendi sözüne inanılabilirlik katmak veya sözünün değerini yükseltmek için yemin ettiğinde; Yüce Yaratıcının irade ve kudretine gönderme yapmış olmakta, Allah (c.c.)’ın her şeyi görüyor olmasına vurgu yapılarak karşıdaki insan inandırılmak istenmektedir.



    Yüce Allah (c.c.)’ın irade ve kudretine gönderme yapmak büyük sorumluluk, taşıması zor yük getirir. Bu, yüksek gerilim hattından elektrik almak gibidir. Bu süreçte küçük bir hata ortadan kaldırılması mümkün olmayacak hasarlara ve acı sonuçlara sebep olabilecektir. Riskin yüksekliği hata kaldırılabilirlik oranını düşürmüştür. Yemin de böyledir. İnsanların şahitliği düzleminin üstüne çıkılmış, hata ve yanlışın felaketler doğuracağı bir boyuta ulaşılmıştır. O mertebe doğruluk, dürüstlük adalet ve hak mertebesidir. O mertebede yalanla, haksızlık ve zulümle durulmaz.



    Şayet bir fert o düzeyde yalan ve haksızlıkla hareket etmeye kalkarsa bunun sonuçları katlanılmak bakımından oldukça güç olur. Böyle yapan şahıs, kendi menfaatini, o mertebenin doğruluk, dürüstlük ve adalet mertebesi oluşunun üzerine çıkarmış olur. Bu soyut açıklamaların ardından bir toparlama yapmak gerekirse yeminin bir türü olan yalan yemin; gerçeğe aykırı olan bir şeyin doğruluğu konusunda yüce rabbimizi şahit tutmaktır.



    Yalan yere yemin eden kişi, Allah (c.c.)’ı yeminine tanık göstererek insanları aldatmak istediği için O’nun kutsal ve yüce adını kötüye kullanmakta ve O’na iftira etmektedir. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.), yalan yere yemin etmenin büyük günahlardan biri olduğunu buyurmuştur.



    Kur’an-ı Kerim’de, “Birbirinizi aldatmak için (yalan) yemin etmeyin, bu yüzden yere sağlam basan ayak sürçebilir ve Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız. Bunun için size (ahirette de) büyük bir azap vardır.” [1]



    Buyrulmak sûretiyle, insanları aldatmak kastıyla yapılan yeminlerin acı sonucuna işaret edilmektedir.



    Bir kimse geleceğe yönelik bir yemini bozduğunda, keffaretini ödeyerek yemin günahından kurtulabilir. Fakat yalan yemin öyle bir günahtır ki, onun cezasını keffaret bile düşüremeyeceği için, yalan yeminde keffaret olmaz. Böyle bir günah işleyen kişi, yalanına tanık olarak gösterdiği Allah (c.c.)’a tevbe etmeli, O’ndan af dilemeli ve bir daha böyle bir hata işlememelidir. O’nun günahını ancak Allah (c.c.) affedebilir.



    Yalan yeminle başkalarının hakkı alınmışsa, ikinci bir günah daha işlenmiş olur. Haksız yere elde edilen varlıklar, gerçek sahibine verilmedikçe de tevbe ile kurtuluş olmaz. Örneğin bir kimse, ödemediği borcunu bile bile ‘ödedim’ diye yemin etse, karşı taraf da alacağını kanıtlayamasa ve hakim, yalan yemin edenin borçsuz olduğuna hükmetse, bu kişi iki büyük günahı birlikte işlemiş olur.



    Ayrıca dikkatsizlik veya alışkanlık gibi nedenlerle yalan yere yemin etmek durumuna da düşülmektedir. Kuşkusuz bunun günahı yukarıda açıklanan gibi değildir. Fakat gelişigüzel, gereksiz yere Allah (c.c.)’ın adını anarak O’nu tanık göstermek de bir günahtır. Bu nedenle yemini alışkanlık haline getirmemelidir.

    Ancak çok önemli durumlarda ve doğruluğunda kuşku bulunmayan konularda yemin etmelidir.



    Bir kısım konularda yapılan yeminlerde Allah (c.c.)’ın siper yapılmaya çalışılmasının yüce kitabımızda yasaklanışı şöyledir: “İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” [2]



    Yeminlerde sorumluluk meselesinin izahı şöyledir: “Allah sizi, kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir)” [3] kimi yeminler vardır ki; günlük konuşma akışı içerisinde söylenilmesi alışkanlık haline gelmiştir, bu söylenirken gerçek anlamda yemin niyeti taşınmaz. Ayet-i kerime, bu tür yeminler sebebiyle sorumluluğun olmayacağını bildirmektedir. Fakat kimi yeminler de vardır ki; bilerek, isteyerek, şuurlu biçimde yapılır. Yeminin bu türü sorumluluk getirir. Eğer üzerine yemin edilen konuda kişi doğru sözlü ise sadece yemin ettiği için bir mesuliyet söz konusu olmayacaktır.



    “Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkanı) bulamazsa onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.” [4]



    Kişi geleceğe yönelik olarak yaptığı bir yemini bozduğunda ayette zikredilenlerden birini yerine getirmek sûretiyle keffaret ödemiş olmaktadır.



    Fakat bazı insanlar vardır ki; ulaşmayı düşündükleri bir menfaat veya başka bir çıkar için bilerek yalan yere yemin edebilmektedirler. Bu durumda yapılan yeminin keffareti dahi yoktur, öylesine acı bir hal söz konusudur ki, Allah (c.c.)’a dua edip bağışlanma dilemekten başka bir seçim hakkı bulunmamaktadır.

    Vakıaya aykırı olan bir şeyin doğruluğuna yemin etmek taşınması zor yükler getirir. Yalan yere yemin eden kişi, Allah (c.c.)'ı yeminine şahit göstererek insanları kandırmak istediği için O'nun mukaddes adını istismar etmekte, O'na iftirada bulunmaktadır. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.), büyük günahların en büyüklerinden birinin de yalan yemin olduğunu söylemiştir. [5]

    Bir kimse geleceğe yönelik yaptığı bir yemini bozduğunda, kefaretini ödemek suretiyle yeminin günahından kurtulur. Fakat yalan yemin öyle büyük bir günahtır ki, onun cezasını keffaret dahi düşüremeyeceği için, yalan yeminde keffaret olmaz. Böyle bir günah işleyen kişi, yalanına şahit gösterdiği Allah (c.c.)'a tevbe etmeli, af dilemeli ve bir daha bu günahı işlememelidir. Onun günahını ancak Allah (c.c.) affedebilir.

    Yalan yeminle başkalarının hakkı alınmışsa, velev ki bu kanun yoluyla olsun, ikinci bir günah daha işlenmiş olur. Haksız yere elde edilen bu hak, sahibine ödenmedikçe tövbe ile kurtuluş olmaz. Mesela bir kimse, ödemediği borcunu bile bile ödedim diye yemin etse, karşı taraf da alacağını ispat edemese ve hâkim, yalan yemin edenin borçsuz olduğuna hükmetse, bu kişi iki büyük günahı birden işlemiş olur.

    Bir de dikkatsizlik, kötü alışkanlık, hata gibi sebeplerle yalan yere yemin etmek durumuna düşülür. Şüphesiz ki bunun günahı diğeri gibi değildir. Fakat gelişi güzel, lüzumsuz yere Allah (c.c.)'ın adını anmak da bir günahtır. Bu nedenle dile hakim olmalı, yemini alışkanlık haline getirmemeli, ancak çok önemli durumlarda yemin etmelidir. Yeminde niyet, yemin ettirenin maksadına göredir. Bu nedenle, yemin eden kişi kalbinden başka şeyleri geçirerek yemin ederse yine yalan yemin etmiş olur. Mesela, Ahmet'e olan borcu için yemin ettirilen kişi, Mehmet'e ödemiş olduğu borcu kastederek, borcumu ödedim diye yemin ederse, yalan yemin etmiş olur. [6]

    Yalan yemin kalplerinde hastalık bulunan münafıkların özelliğidir. Onlar inanmadıkları, kalpleriyle tasdik etmedikleri halde, dilleriyle inandıklarını söyleyen ve bu durumu yeminle sağlamlaştırmaya çalışan insanlardır. “Münafıklar sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” [7]

    Yalan Yemin Hastalığından Kurtuluş Yolu

    Yalan yeminlerle yaptığı işlerdeki art niyetleri gizleme çalışmaları münafık, iki yüzlü insanların diğer bir özelliğidir. Öyle ki; Hz Peygamber (s.a.v.) döneminde, fitne hareketlerinde kullanabilecekleri bir mescit yaptırmışlar ve Dırar mescidi olarak anılan bu mekanda Peygamber Efendimiz’in namaz kılmasını istemişlerdi. Böylece Resûlullah (s.a.v.) namaz kıldığında o mescit de İslâm’ın mescitlerinden bir mescit olacak, meşrûiyet kazanacaktı. Münafıklar bu süreç içerisinde taşıdıkları kötü niyeti yeminle gizlemeye çalışıyorlardı. Ayette konunun anlatımı şöyledir: “Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, müminler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, ‘Bizim iyilikten başka hiçbir kastımız yok’ diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şahitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.” [8]



    Yalan yeminlerle elde edilen menfaatler insanı yakan ateş parçalarıdır. Böylesine çirkin bir davranış biçimi, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bizlere gösterdiği ahlâk anlayışıyla kesinlikle bağdaşmaz, Müslüman karakteriyle hiçbir biçimde uygunluk arz etmez. Müslüman, sözüyle, özüyle yalandan uzak güvenilir insandır. Bunun için de asla yalan söylemediği gibi yalan yemin de asla onun ahlâkında yoktur.





    [1] Nahl sûresi, 16/94.


    [2] Bakara sûresi, 2/224.


    [3] Bakara sûresi, 2/225.


    [4] Mâide sûresi, 5/89.


    [5] Sahîh-i Buhârî, Edeb.


    [6] Yalan Yemin, Akif Köten.


    [7] Nûr sûresi, 24/53.


    [8] Tevbe sûresi, 9/107.
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  5. #5
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    €œYalan kelimesini ve taşımış olduğu mânâyı duyup da rahatsız olmayan var mıdır? Evet, bazı çirkin sıfatlar, esasında ve hakikat-ı halde herkesi rahatsız eder.

    Doğruluğun, istikametin, ahde vefanın zıddı olan yalan, hemen hemen her insanın nefret ettiği kötü bir alışkanlıktır. Bununla birlikte, acaba bazı hallerde yalan söylemek, yalan beyanda bulunmak caiz midir?

    Önce, bazı sebeplerden dolayı yalana benzeyen beyanda bulunmaya cevaz veren hadis ve rivayetlere ve bu konuyla ilgili İslâm ulemâsının görüşlerine müracaat edelim:

    Buharî ve Müslim Sahihlerinde şöyle bir hadis zikrederler:

    Halkın arasını düzelten ve bunun için hayır niyetiyle söz ulaştıran veya hayır kasdıyla yalan söyleyen, yalancı değildir.€ (Buharî, Sulh 2; Müslim, Birr 101)
    Yine Müslim, bu hadisin devamında Ümm-ü Gülsüm’den (r.a.) şu meâlde bir rivayeti de kaydetmektedir:

    İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim; ancak şu üç durum müstesna: 1) Harpte, 2) İnsanlarını arasını bulmada, 3) Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı -ailenin düzeni için söylediklerinde-. (Müslim, age.)
    Kâmil Miras merhumun, hadis âlimlerinin izahları ışığında bu rivayetlerin şerh ve açıklamasını özetlersek şunlar söylenebilir:

    Hadiste, €œinsanların arasını bulmak için yalan söylemek yalancılık değildir€ sözünün mânâsı, bu yalanda günâh yoktur mânâsındadır. Çünkü hadiste yalan, yalan olarak çıkarılmamakta, sadece bu çeşit yalana terettüp eden günahın olmadığı bildirilmektedir. Şüphe yok ki, yalan, gerek arayı düzeltmek için, gerekse başka bir maksatla söylensin, yine mahiyeti itibariyle yalandır.

    Yalana üç yerde ruhsat verilmesi hususunda âlimler arasında farklı görüşte olanlar bulunmakta ise de, hadis ulemasının ekserisinin görüşü şu merkezdedir:

    Yalanı ve olmayan bir şeyi haber vermek mutlak sûrette yasaklanmıştır. Yalan hususundaki hadisteki müsaade ise “tevriye€ ve €œîhâm” yoluyla söylenmesi halindedir. Tevriye: Birkaç mânâsı olan bir kelimeyi kullanan kimsenin en uzak mânâyı kasdederek söylemesidir. Îhâm ise: İki mânâsı olan bir kelimenin en uzak kullanılan mânâsını kasdederek söylemesidir.

    Bu iki söz sanatını bu meseleye getirecek olursak şu şekilde misaller verilebilir:

    Meselâ savaş esnasında düşman askerine €œKralınız öldü” denilirken, bununla düşmanın daha önceki krallarından birisi kasdedilmesi gibi.

    Yine İslâm'ın ve Müslümanların zarara düşebileceği bir halde konuşmak ve fikir beyan etmek icap ettiğinde, doğrudan yalana varmadan dolaylı cümleler kullanmak da bu kabildendir.

    Aynı şekilde hanımın ve kızının gönlünü almak isteyen bir insan onlara bir şey vâdederken, €œİnşaallah-Allah dilerse gibi bir ifade kullanır da, söz verdiği şeyi hemencecik almazsa, bu durumda da yalan söylemiş olmaz. Çünkü bu vaâd istikbale mâtuftur.

    Ayrıca birbirine dargın olan iki kişinin arasını bulurken, €œFalan adam senin için duâ ediyor. dese de, bununla o adamın Allah’ım, bütün Müslümanları affet. demiş olduğunu kasdetse, yalan bir beyanda bulunmuş olmaz. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, 8/111-112) Dolaysıyla yalan söylemenin mes’uliyetinden kurtularak rahatlar. İmam-ı Beyhakî’nin rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz (a.s.m.)

    Tevriyeli, kinâî ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır.(et-Tâc, 5/55)
    buyurarak bu meseleye açıklık getirmişlerdir.

    Ancak, bilhassa günümüzde her sahada yalana fazla yer verildiğinden, buna meydan açmamak için bu çeşit meselelerde hassas ve dikkatli davranılmasını isteyen Bediüzzaman şöyle der:

    ...Maslahat için kizb (yalan) ise zaman onu neshetmiştir (hükmünü kaldırmıştır). Maslahat ve zaruret için bazı âlim €˜muvakkat’ fetvası vermiş. Bu zamanda o fetva verilmez. Çünkü o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez."
    €œMeselâ: seferde namazı kasretmenin sebebi meşakkattır. Fakat illet olmaz. Çünkü muayyen bir haddi yok. Su-i istimale düşebilir. Belki illet yalnız sefer olabilir

    Yâni yolculuk esnasında dört rekâtlı farz namazları iki kılarak kasretmenin illeti, esas sebebi, yolculuk”, yolculuğa çıkmaktır. Meşakkat olmasa dayanamaz kısaltılabilir. Eğer meşakkat gerçek sebep olarak görülürse, bu hükmü herkes kendisine göre değiştirip uygulayabilir. “Ben hiçbir zorluk çekmedim, öyleyse namazları dört rekât kılarım” gibi bir suistimale düşebilir. Bunun önüne geçmek için, meşakkat olsa da, olmasa da namaz kasredilir.

    Bu misâlden sonra Üstad, son olarak şu meseleye temas eder:

    Aynen öyle de, maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok, su-i istimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetva ona bina edilmez. Öyle ise ‘imme’s-sıdk ve imme’s-sükût (ya doğru söylemeli yahut susmalı) Yani yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.
    Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir. Bazan zarar verse sükût etmek. Yoksa yalana hiç fetva yok.€ (bk. Hutbe-i Şamiye/Üçüncü Kelime)

    Soru: Yalan söylemek çok kötü olduğu halde, Peygamberimiz (asm) savaşta yalan söylemeye neden ruhsat vermiştir, bu aldatmak anlamına gelmez mi? Ayrıca bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır?

    . İslam’a göre yalan büyük bir vebaldir.
    Pis putlara tapmaktan sakının, bir de yalan söz söylemekten sakının. (Hac, 22/30)
    mealindeki ayette şirkten sonra yalana yer verilmesi dikkate değer bir vurgudur.

    b. İslam dini doğruluk üzerine kurulmuştur. Kuranda bir çok yerde Kur€™an€™ın hak/doğruyu söyleyen bir kitap olduğu, Hz. Peygamber (a.s.m)’in hak/ doğru sözlü bir peygamber olduğuna işaret edildiği gibi, vahyin, dinin sahibi olan Rabbimizin doğru sözlü olduğu vurgulanmış ve

    €œAllah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki?!. (Nisa, 4/122)
    mealindeki ayette olduğu gibi, en gafil kafaları uyandırmak maksadıyla soru sitiliyle konunun ifade edilmesi tercih edilmiştir.

    c. İman doğruluk üzerine, küfür ise yalan üzerine kuruludur. Zaruret olmadan, “bir lafza-i kâfir olan yalana” izin vermesi düşülebilir mi?

    İslam dininin Peygamberi (a.s.m)€™in çocukluğundan beri çevresinde €œMuhammedü€™l-Emin=sözüyle, özüyle, fiiliyle emin, güvenilir Muhammed” unvanıyla meşhur olması bize çok şey anlatmaktadır. Böyle bir zat bazı konularda yalan söylemeye ruhsat vermişse, bunun hikmetini kavramaya çalışmak gerekir.

    d. €œAksine bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır da€ yargısı gerçekten ilginçtir. €œSavaş mertçe yapılır anlamına gelen bu hamasî söylemlerin savaş sözlüğünde asla yeri yoktur.

    İnsanlık tarihinde savaşların başladığı günden bu güne dek yapılan bütün savaşlar, karşı taraf olan düşmanı öldürmeye yönelik bir sanattır. Düşmanı öldürmek için meydana çıkacaksınız, fakat fırsat elinize geçtiği halde, “bu mertliğe yakışmaz” diye öldürmekten vazgeçeceksiniz; böyle budalalık olur mu? Bu davranış, vatan hainliği çerçevesinde idama bile götürebilir.

    e. Bugün her ülke tarafından kullanılan “savaş stratejisi, savaş taktiği, savaş manevrası, savaş senaryosu gibi sözcüklerle ifade edilen bütün savaş taktikleri, karşı tarafı aldatmaya, hedef saptırmaya yönelik birer hiledir, birer aldatmacadır, birer fiilî yalandır. Savaşta arkadan vurmamak, mertçe savaşmak€ gibi yaveler, sadece filimlerde yer bulan sözcüklerdir.

    Nitekim, Peygamberimiz (a.s.m) de;
    Harb hudadır/savaş karşı tarafı yanıltma taktiğidir." (Buharî, Cihad,157; Müslim, Cihad, 18-19)
    diye buyurmuştur. En sahih hadis kaynaklarında Resulüllah (asm)’ın bu ifadesi ortada iken, mümin olan bir kimsenin -bunun hikmetini öğrenmek yerine-, yanlışlığını ortaya çıkarmaya çalışmak, dinî açıdan çok ciddi risk taşımaktadır.


    Muhakkak ki doğruluk, insanı iyiliğe, güzelliğe yöneltir, iyilik ise, cennete iletir. Kişi doğru konuşa konuşa nihayet -Allah katında- sıddîk/çok dürüst olarak yazılır. Şüphesiz yalan fücura, kötülüğe yönlendirir, fücur ise, ateşe/cehenneme iletir. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet -Allah katında- kezzap/çok yalancı olarak yazılır.€(Müslim, Birr, 103-105).
    Şimdi insafla düşünelim, yalancılığı “kötülüğün anahtarı, cehennemin rehberi” olarak gösteren Hz. Peygamber (a.s.m) bu hükümden bazı istisnaları yapmışsa, bir mümine düşen onu saygıyla karşılamaktır. (Zaten mümin olmayan kimse ile bu konu en son konuşulması gereken bir detaydır).

    g. Bu tür konularda aşağıdaki ayet-i celile bizim rehberimiz olmalıdır. Tavrımız, niyetimiz, üslubumuz, bu ilahî mesajın çerçevesinde şekillenmelidir.

    Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar.(Nisa, 4/65).
    h. Tarih boyunca (bir emir değil, adece bir tolerans olan) bu ruhsat maalesef, çok suistimale uğradı. Nebevî ruhsatın olması gereken çerçevenin dışına çıkıldı. Heva ve hevesler karıştı. Ruhsat çizgisi amacının dışında kullanıldı. Adeta, verilen ruhsattan beklenen yarar, bu suistimaller sonucunda zarar hanesine yazılmaya başladı. Bu sebeple, bu gün artık bu ruhsattan yararlanma işini askıya almakta fayda vardır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    Konu ABDULLAH tarafından (11-04-2014 Saat 16:05 ) değiştirilmiştir.
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  6. #6
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    Kadın Kocasına Yalan Söyleyebilir mi?



    Bu konuda iki yol vardır; ya doğruyu söylemek, ya da susmak.

    Bu açıdan eşi de olsa yalan söylemesi doğru değildir.



    Şüphe yok ki yalan, gerek arayı düzeltmek için, gerekse başka amaçla söylenmiş olsun, yine mahiyeti itibariyle yalandır. Ancak kinayeli olarak konuşmak yalan olmaz.

    İmam Beyhaki'nin rivayet ettiği bir hadiste de Hz. Peygamber (asm):

    "Tevriyeli, kinayeli ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır."

    buyurarak, bu meseleye açıklık getirmişlerdir. (et-Tac, V, 55).

    örneğin birbirine dargın olan iki kişinin arasını bulurken, "Falan adam senin için dua ediyor." dese de, bununla o adamın, "Allah'ım, bütün Müslümanları affet." demiş olduğunu kasdetse, yalan bir beyanda bulunmuş olmaz, denilmektedir. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VIII/111-112).

    Yalan söylemenin haram olmadığı yerer var mıdır? Savaşta yalan söylemek aladatmak olmaz mı

    Yalan ;Söylemek Haramdır. Ancak Zor Durumda Kaldığımızda Ne Yapmalıyız ?

    “Yalan” kelimesini ve taşımış olduğu manayı duyup da rahatsız olmayan var mıdır? Evet, bazı çirkin sıfatlar, esasında ve hakikat-ı halde herkesi rahatsız eder.

    Doğruluğun, istikametin, ahde vefanın zıddı olan yalan, hemen hemen her insanın nefret ettiği kötü bir alışkanlıktır. Bununla birlikte, acaba bazı hallerde yalan söylemek, yalan beyanda bulunmak caiz midir?

    önce, bazı sebeplerden dolayı yalana benzeyen beyanda bulunmaya cevaz veren hadis ve rivayetlere ve bu konuyla ilgili İslam ulemasının görüşlerine müracaat edelim:

    Buhari ve Müslim Sahih'lerinde şöyle bir hadis zikrederler:

    “Halkın arasını düzelten ve bunun için hayır niyetiyle söz ulaştıran veya hayır kasdıyla yalan söyleyen, yalancı değildir.” (Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101)

    Yine Müslim, bu hadisin devamında ümm-ü Gülsüm'den (r.a.) şu mealde bir rivayeti de kaydetmektedir:

    “İnsanların söylediklerinden hiçbir şeyde yalana ruhsat verildiğini işitmedim; ancak şu üç durum müstesna: 1) Harpte, 2) İnsanlarını arasını bulmada, 3) Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı —ailenin düzeni için söylediklerinde...” (Müslim, A.g.e)

    Kamil Miras merhumun, hadis alimlerinin izahları ışığında bu rivayetlerin şerh ve açıklamasını özetlersek şunlar söylenebilir:

    Hadiste, “insanların arasını bulmak için yalan söylemek yalancılık değildir” sözünün manası, bu yalanda günah yoktur manasındadır. çünkü hadiste yalan, yalan olarak çıkarılmamakta, sadece bu çeşit yalana terettüp eden günahın olmadığı bildirilmektedir. Şüphe yok ki, yalan, gerek arayı düzeltmek için, gerekse başka bir maksatla söylensin yine mahiyeti itibariyle yalandır.

    Yalana üç yerde ruhsat verilmesi hususunda alimler arasında farklı görüşte olanlar bulunmakta ise de, hadis ulemasının ekserisinin görüşü şu merkezdedir:

    Yalanı ve olmayan bir şeyi haber vermek mutlak surette yasaklanmıştır. Yalan hususundaki hadisteki müsaade ise “tevriye” ve “iham” yoluyla söylenmesi halindedir. Tevriye: Birkaç manası olan bir kelimeyi kullanan kimsenin en uzak manayı kasdederek söylemesidir. İham ise: İki manası olan bir kelimenin en uzak kullanılan manasını kasdederek söylemesidir.

    Bu iki söz sanatını bu meseleye getirecek olursak şu şekilde misaller verilebilir:

    Mesela savaş esnasında düşman askerine “Kralınız öldü” denilirken, bununla düşmanın daha önceki krallarından birisi kasdedilmesi gibi.

    Yine İslamın ve Müslümanların zarara düşebileceği bir halde konuşmak ve fikir beyan etmek icap ettiğinde, doğrudan yalana varmadan dolaylı cümleler kullanmak da bu kabildendir.

    Aynı şekilde hanımın ve kızının gönlünü almak isteyen bir insan onlara bir şey vadederken, “İnşaallah-Allah dilerse” gibi bir ifade kullanır da, söz verdiği şeyi hemencecik almazsa, bu durumda da yalan söylemiş olmaz. çünkü bu vaad istikbale matuftur.

    Ayrıca birbirine dargın olan iki kişinin arasını bulurken, “falan adam senin için dua ediyor” dese de, bununla o adamın “Allah'ım, bütün Müslümanları affet” demiş olduğunu kasdetse, yalan bir beyanda bulunmuş olmaz. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, 8/111-112) Dolaysıyla yalan söylemenin mes'uliyetinden kurtularak rahatlar. İmam-ı Beyhaki'nin rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz (a.s.m.) “Tevriyeli, kinai ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır” buyurarak bu meseleye açıklık getirmişlerdir. (et-Tac, 5/55)

    Ancak, bilhassa günümüzde her sahada yalana fazla yer verildiğinden, buna meydan açmamak için bu çeşit meselelerde hassas ve dikkatli davranılmasını isteyen Bediüzzaman şöyle der:

    “...Maslahat için kizb (yalan) ise zaman onu neshetmiştir (hükmünü kaldırmıştır). Maslahat ve zaruret için bazı alim ‘muvakkat' fetvası vermiş. Bu zamanda o fetva verilmez. çünkü o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez.

    “Mesela: seferde namazı kasretmenin sebebi meşakkattır. Fakat illet olmaz. çünkü muayyen bir haddi yok. Su-i istimale düşebilir. Belki illet yalnız sefer olabilir.”

    Yani yolculuk esnasında dört rekatlı farz namazları iki kılarak kasretmenin illeti, esas sebebi, “yolculuk”, yolculuğa çıkmaktır. Meşakkat olmasa dayanamaz kısaltılabilir. Eğer meşakkat gerçek sebep olarak görülürse bu hükmü herkes kendisine göre değiştirip uygulayabilir. “Ben hiçbir zorluk çekmedim, öyleyse namazları dört rekat kılarım” gibi bir su-i istimale düşebilir. Bunun önüne geçmek için, meşakkat olsa da, olmasa da namaz kasredilir.

    Bu misalden sonra üstad, son olarak şu meseleye temas eder:

    “Aynen öyle de, maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. çünkü muayyen bir haddi yok, su-i istimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetva ona bina edilmez. öyle ise ‘imme's-sıdk ve imme's-sükut (ya doğru söylemeli yahut susmalı) Yani yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükut değildir.”

    “Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir. Bazan zarar verse sükut etmek. Yoksa yalana hiç fetva yok.” (bk. Hutbe-i Şamiye/üçüncü Kelime)

    Soru: Yalan söylemek çok kötü olduğu halde, Peygamberimiz savaşta yalan söylemeye neden ruhsat vermiştir, bu aldatmak anlamına gelmez mi? Ayrıca bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır?

    a. İslam'a göre yalan büyük bir vebaldir. “Pis putlara tapmaktan sakının, bir de yalan söz söylemekten sakının” (Hacc 22/30) mealindeki ayette şirkten sonra yalana yer verilmesi dikkate değer bir vurgudur.

    b. İslam dini doğruluk üzerine kurulmuştur. Kur'an'da bir çok yerde Kur'an'ın hak/doğruyu söyleyen bir kitap olduğu, Hz. Peygamber(a.s.m)'in hak/ doğru sözlü bir peygamber olduğuna işaret edildiği gibi, vahyin, dinin sahibi olan Rabbimizin doğru sözlü olduğu vurgulanmış ve “Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir ki!” (Nisa, 4/122) mealindeki ayette olduğu gibi, en gafil kafaları uyandırmak maksadıyla soru sitiliyle konunun ifade edilmesi tercih edilmiştir.

    c. İman doğruluk üzerine, küfür ise yalan üzerine kuruludur. Zaruret olmadan, “bir lafza-i kafir olan yalana” izin vermesi düşülebilir mi?

    İslam dininin peygamberi(a.s.m)'in çocukluğundan beri çevresinde “Muhammedü'l-Emin=sözüyle, özüyle, fiiliyle emin, güvenilir Muhammed” unvanıyla meşhur olması bize çok şey anlatmaktadır. Böyle bir zat bazı konularda yalan söylemeye ruhsat vermişse, bunun hikmetini kavramaya çalışmak gerekir.

    d. “Aksine bu hile ile savaş kazanmaktır, insanlığa yakışmamaktadır, hatta bundan sonra hiçbir savaşan bu Müslümanlara inanmayacaktır da” yargısı gerçekten ilginçtir. “Savaş mertçe yapılır…” anlamına gelen bu hamasi söylemlerin savaş sözlüğünde asla yeri yoktur.

    İnsanlık tarihinde savaşların başladığı günden bu güne dek yapılan bütün savaşlar, karşı taraf olan düşmanı öldürmeye yönelik bir sanattır. Düşmanı öldürmek için meydana çıkacaksınız, fakat fırsat elinize geçtiği halde, “bu mertliğe yakışmaz” diye öldürmekten vazgeçeceksiniz; böyle budalalık olur mu? Bu davranış, vatan hainliği çerçevesinde idama bile götürebilir.

    e. Bu gün her ülke tarafından kullanılan “savaş stratejisi, savaş taktiği, savaş manevrası, savaş senaryosu” gibi sözcüklerle ifade edilen bütün savaş taktikleri karşı tarafı aldatmaya, hedef saptırmaya yönelik birer hiledir, birer aldatmacadır, birer fiili yalandır. Savaşta “arkadan vurmamak, mertçe savaşmak” gibi yaveler, sadece filimlerde yer bulan sözcüklerdir.

    Nitekim, Peygamberimiz(a.s.m) de; “Harb hud'adır/savaş karşı tarafı yanıltma taktiğidir, diye buyurmuştur”(Buhari, Cihad,157; Müslim, Cihad, 18-19). En sahih hadis kaynaklarında Resulüllah'ın bu ifadesi ortada iken, mümin olan bir kimsenin -bunun hikmetini öğrenmek yerine-, yanlışlığını ortaya çıkarmaya çalışmak, dini açıdan çok ciddi risk taşımaktadır.

    f. “Muhakkak ki doğruluk, insanı iyiliğe, güzelliğe yöneltir, iyilik ise, cennete iletir. Kişi doğru konuşa konuşa nihayet -Allah katında- sıddik/çok dürüst olarak yazılır. Şüphesiz yalan fücura, kötülüğe yönlendirir, fücur ise, ateşe/cehenneme iletir. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet -Allah katında- kezzap/çok yalancı olarak yazılır”(Müslim, Bir,103,104,105).

    Şimdi insafla düşünelim, yalancılığı “kötülüğün anahtarı, cehennemin rehberi” olarak gösteren Hz. Peygamber(a.s.m) bu hükümden bazı istisnaları yapmışsa, bir mümine düşen onu saygıyla karşılamaktır. (Zaten mümin olmayan kimse ile bu konu en son konuşulması gereken bir detaydır).

    g. Bu tür konularda aşağıdaki ayet-i celile bizim rehberimiz olmalıdır. Tavrımız, niyetimiz, üslubumuz, bu ilahi mesajın çerçevesinde şekillenmelidir.

    “Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilaf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar”(Nisa, 4/65).

    h. Tarih boyunca (bir emir değil, adece bir tolerans olan) bu ruhsat maalesef, çok su-i istimale uğradı. Nebevi ruhsatın olması gereken çerçevenin dışına çıkıldı. Heva ve hevesler karıştı. Ruhsat çizgisi amacının dışında kullanıldı. Adeta, verilen ruhsattan beklenen yarar, bu su-i istimaller sonucunda zarar hanesine yazılmaya başladı. Bu sebeple, bu gün artık bu ruhsattan yararlanma işini askıya almakta fayda vardır.

    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  7. #7
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    İslamda Yalan Söylemek

    Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalbleri karartan bütün kötülüklerin başıdır.
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Yalan, rızkı azaltır.) [Ebuşşeyh, İsfehani]
    (Yalan, nifak kapılarından biridir.) [İbni Adiy]
    (İman sahibi, her hataya düşebilir. Fakat, hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez.) [İbni Ebi Şeybe, Bezzar]
    (Doğru olun, doğruluk iyiliğe, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.) [Buhari]

    (Sözle çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitne gibidir. Yalan Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de büyük günah olarak bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

    (Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur.) [Nahl 105]

    Görüldüğü gibi yalan söylemek imana zıttır. Dört hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Yalan, imana aykırıdır.) [Beyheki]
    (Yalan, münafıklık alametidir.) [Buhari]
    (Şu üç şeyden biri bulunan kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.) [Buhari, Ebu Davud]
    (Müminde her huy olabilir. Ama, hain olmaz ve yalan söylemez.) [İbni Ebi Şeybe, Bezzar]
    Yalanın zararları ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Yalan, Cehennem kapılarından bir kapıdır.) [Hatib]
    (Yalandan sakının! Çünkü yalan günaha, günah da Cehenneme sürükler.) [Buhari]
    (Yalan rızkı azaltır.) [İsfehani, Ebuşşeyh]
    (Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet ve yalan söylemez.) [Tirmizi]
    (Danışana, yalan söyleyen ona hıyanet etmiş olur.) [İbni Cerir]




    Güldürmek için, şakadan da olsa yalan söylemek de caiz değildir.


    Bir hadis-i şerif meali:
    (İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!) [Ebu Davud]

    Hazret-i Abdullah bin Âmir anlatır:
    Ben küçükken, Resul-i Ekrem evimize gelmişti. Oynamaya giderken, annem bana, (Abdullah gel, sana bir şey vereceğim) dedi. Resul-i Ekrem, (Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma vereceğim) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (Eğer bir şey vermeyip aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) [Şir'a]

    öylemek, iftira etmek ile çıkarılan fitne, kılıçla çıkarılan fitneden de kötüdür.) [İbni Mace]
    (Pazarcıların çoğu facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyleyerek alış-veriş yaparlar.) [Hakim]
    (Aldatan Cehennemdedir.) [Taberani]

    Peygamber efendimiz, yalan söyleyenin ağzının bir taraftan kulağına kadar demir çengelle yırtılacağını, diğer tarafa geçildiğinde, önceki yırtılan tarafın iyi olacağını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu şekilde kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edeceğini bildirmiştir. (Buhari)

    Bir kimse, Peygamber efendimize dedi ki:
    - Bırakamadığım üç günaha tutuldum. Bunlar, zina, yalan ve içki.
    Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
    - Yalanı benim için terket!
    Adam, peki diyerek gitti. Bir günahı işleyeceği zaman, (Eğer bu günahı yaparsam, Resulullah sorduğunda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır dersem, yalan söyleyerek verdiğim sözü tutmamış olurum) diye düşündü. Diğer iki günahtan da vazgeçti. (Şir’a)

    Büyükler buyuruyor ki:
    Oğlum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)
    Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır. (Hazret-i Ali)
    Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisi daha derine atılır, bilmem. (Şabi)
    Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)
    İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri)

    Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamayacağını bilirlerdi. (Hazret-i Âişe)

    Yalan yere yemin ederek başkasının hakkını almak günah değil midir?
    Yalan yere yapılan yemine, yemin-i gamus denir. Günaha, Cehenneme sokucu yemin demektir. Peygamber efendimize, (Yemin-i gamus)un ne olduğu sorulunca, (Yalan yere yemin ederek müslümanın malını almaktır) buyurdu. (Buhari)

    Yalan yere yemin ederek birisinin malını almak, büyük günahlardandır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Bir müslümanın malını, haksız olarak almak için yalan yere yemin eden, Hak teâlânın gazabına uğrar.) [Buhari]

    (Birinin malını almak için yalan yere yemin eden, Allahü teâlânın huzuruna cüzzamlı bir facir olarak çıkar.) [İbni Mace]
    [Facir; fitneci, fesatçı, günahkâr kimsedir.]

    (Yalan yere yemin etmek, evleri harap eder.) [Beyheki]
    (Yalan yere yemin eden, Cehenneme gidecektir.) [Hakim]
    (Yalan yere yemin, malın yok olmasına sebep olur.) [Bezzar]
    (Yalan yere yemin ederek, bir müslümanın malını alana, Cennet haram, Cehennem vacip olur.) [Hakim]

    Yalan yere yemin ederek, başkasının malını alan kimse, pişman olursa aldığı malı sahibine, sahibi ölmüşse, vârislerine vermelidir! Vârisleri de yoksa, fakirlere vermelidir! Malını aldığı kimselerle helalleşmeli, onlara dua etmelidir.



    Yalan hangi hallerde caizdir?


    Yalan söylemek haramdır, çok büyük günahtır. Ölmemek için leş yemek caiz olduğu gibi, ölümden kurtulmak için yalan söylemek de caizdir. (Hadika)

    Hazret-i Sevban buyurdu ki: (Her yalan günahtır. Ancak bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan bundan hariçtir.)




    Yalanın caiz olduğu yerlerden bazıları şunlardır:

    1- Savaşta:

    Hazret-i Ali otururken düşmanın biri, aniden karşısına kılıçla çıkıp, (Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir?) der. Hazret-i Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip (Peki dövüşelim; fakat iki kişiyle mi?) der. Düşman, arkamdaki kim diye bakınca, Hazret-i Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşman, oturan insana yaptığı kendi hilesini görmeden (Bana hile yaptın?) der. Hazet-i Ali de, (Ama asıl sen beni gafil avlayacaktın ya) der ve şu hadis-i şerifi bildirir:
    (Harb hiledir.) [İbni Sünni, İbni Lal]



    ◾2- İki Müslümanı barıştırmak için:


    Üç günden sonra dargın durmak günahtır. Dargın olan iki Müslümanı barıştırmak için aralarını bulucu yalan söylemek caizdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (İki kişinin arasını bulmak, nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletlidir.) [Tirmizi]

    (İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim]

    (İki Müslümanı barıştırmak için, birbirlerine iyi söz getirmek yalan sayılmaz.) [İbni Lal]

    Peygamber efendimiz gülümsediği zaman, Hazret-i Ömer sebebini sual edince, buyurdu ki:
    (Ümmetimden iki kişi, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi dedi ki:
    -Ya Rabbi, bu adamdan hakkımı al!
    Allahü teâlâ buyurur:
    - Bu adamın hakkını ver!
    -Ya Rabbi, bir iyiliğim kalmadı ki nasıl vereyim?

    Allahü teâlâ hak sahibine buyurur:
    - Bu adamın iyiliği kalmadı. Ne yapacaksın?
    - Günahlarımı alsın!

    Bu arada Peygamber efendimiz ağlayarak (O gün öyle dehşetli bir gündür ki, o gün başkalarının günahlarını yüklenmek şöyle dursun insan kendi günahının yükünü çekemez.)
    Allahü teâlâ, hak sahibine buyurur:
    - Başını kaldırıp Cennetin şu muhteşem köşklerine bak!

    Hak sahibi baktıktan sonra der ki:
    - Evet görüyorum. Bu muhteşem köşkler, hangi şehid, hangi sıddık veya hangi peygamberindir?
    - İşte o gördüğün göz kamaştırıcı köşkler, bedellerini ödeyenler içindir.

    -Ya Rabbi bunların bedellerini kim ödeyebilir?
    - Sen ödeyebilirsin.

    - Nasıl ödeyebilirim, neyim var ki?
    - Hakkını bu kardeşine bağışlamakla bu köşke sahip olursun.
    - Bağışladım ya Rabbi.

    Allahü teâlâ buyurur ki:
    - Haydi kardeşinin elinden tutup Cennete girin!
    Peygamber efendimiz devamla buyurdu ki:
    (Allah’tan korkun ve aralarınızı düzeltmeye çalışın! Zira Allahü teâlâ, kıyamet gününde sizin aralarınızı düzeltir.) [Harâiti]


    ◾3- İki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için:


    Araları bozulmak üzere olan iki Müslümanın aralarının açılmasını önlemek için yalan söylemek caiz olur. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuldür.



    ◾4- Eşi ile iyi geçinmek için:


    Eşler birbirini idare etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Eşini idare etmek için yalan söylemek caizdir.) [İbni Lal]

    (Eşler birbirini idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]

    İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim beni sevmiyor. Sevmediğini de yüzüme karşı söyledi. Böyle bir eş ile yaşamak istemem) dedi. Hazret-i Ömer, kadına (Niçin kocanızın yüzüne karşı öyle söylediniz) buyurdu. (Yalan söylememek için. Yoksa burada yalana izin var mıdır?) dedi. Hazret-i Ömer, (Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz) buyurdu.



    ◾5- Zalimden, bir Müslümanın bulunduğu yeri gizlemek için.

    ◾6- Müslümanın malını zalimlerden korumak için.

    ◾7- Müslümanı memnun etmek için:


    Bir arkadaş beğenip bir kravat alsa veya bir elbise diktirse, bu bizim hoşumuza gitmese de, bu elbise size çok yakışmış demek caiz olan yalana girer. Bir Müslümanı sevindirmek için bir bahane aramalıdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Farzdan sonra Allahü teâlânın en çok sevdiği iş, bir mümini sevindirmektir.) [Taberani]

    Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış?) demek, yalan olmaz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.



    ◾8- Müslümanın günahını, sırrını ve aybını gizlemek için:

    Müslüman gencin biri, iftiraya uğrar. Sonunda idama mahkum olur. İnfaz saatini beklerken, kendisine iftira edenlere, bu arada hükümdara ağzına gelen sözleri sarf eder, sövüp sayar. Bu acı acı bağırmalar, bir müddet devam eder. Hükümdar, saraydan bu feryatları duyar. Fakat ara uzak olduğu için ne söylediğini anlayamaz.

    İki vezirinin yanına giden hükümdar, bu gencin neler söylediğini sorar. Birinci vezir, “Hükümdarım bu genç, (Allah, affedenleri aziz eder) hadis-i şerifini söylüyor, “Affedenlerin yeri Cennet” diyor. Sizden af talebinde bulunuyordu” der. Bu söz, hükümdarın hoşuna gider. (Bu genci affettim, serbest bırakın) der. İkinci vezir, hemen atılır: “Haşmetli hükümdarımız, bu veziriniz, zat-ı âlinize karşı, yalan söylüyor. Genç, af istemiyor, size sövüp sayıyordu” der. Hükümdar der ki: (Bre vezir, sen yersiz doğru söylemekle, iki kişinin ölümüne sebep olmak istiyorsun. Şu vezirin yalanı ise bir canı kurtarmıştır. Unutma ki, iş bitiren yalan, fitneye sebep olan doğrudan iyidir.)

    Hükümdar, yersiz doğru söyleyen veziri azleder, yerinde yalan söyleyerek bir suçsuzu idamdan kurtaran veziri de kendisine sadrazam yapar.



    ◾9 – Fakire ikram için:


    Biz satıcı olsak, fakir birisi de gelip beğendiği bir malı almak istese, fakat pahalı gelse, biz o malı on milyona almışsak, fakire, biz bu malı beşe aldık, bir milyon kâr ile size altıya satabiliriz desek bu caizdir, günah olmaz.



    ◾10 – Haklı iken, karşısındakine sen haklısın demek:

    Eşin biri diğerine sen haklısın derse geçim olur. İkisi de ben haklıyım derse geçim olmaz. İkisi de sen haklısın derse, o zaman o evde ilahi aşk başlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]

    (Affedin ki affedilesiniz!) [İ. Ahmed]
    (Kaba davranana nazik davranır, zulmedeni affeder, sizi mahrum edene ihsan eder, sizden uzaklaşana yaklaşırsanız yüksek derecelere kavuşursunuz.) [Bezzar]

    Daha bunun gibi şeylerde yalan söylemek caizdir. Mesela içki içen veya başka bir günah işleyen kimseye sen günah mı işliyorsun diye sorduklarında, kötü örnek olmamak için, hayır günah işlemedim diyebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Kötü şeyler yapan, bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]

    Büyükler yalan söylemek gerekince, sözün manasını değiştirerek, doğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Mesela Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalıştın, zekat topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. O, gözetenden Allahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise, Hazret-i Ömer’in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı, Hazret-i Ömer’in evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddık’ın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaz’dan işin aslını öğrenince, hanımına bir miktar hediye gönderdi.
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  8. #8
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    “Haklıyken bile çekişmeye girmeyen, şakadan da olsa yalan söylemeyen ve huyunu güzelleştiren kimseye, cennette köşk verilmesine kefilim.” anlamına gelen hadise göre, cennette haksızlık yapanlar mı olacak?



    Hadisin anlamı şöyledir:
    Bilgi

    "Ben, haklıyken bile çekişmeye girmekten kaçınan kimse için cennetin kenarından, şakadan da olsa yalan söylemeye yanaşmayan kimse için cennetin ortasından, huyunu güzelleştiren kimse için de cennetin en yükseğinden bir köşk (verilmesin)e kefilim." (Ebu Davud, Edeb 7; Tirmizî, Birr 158; Nesâî, Cihad 19; İbn Mâce, Mukaddime 7)


    Konuyla ilgili başka bir hadis meali de şöyledir:

    Bilgi
    “Şu altı hususta kendinize kefil olun ki, ben de sizin için cennete kefil olayım: Konuştuğunuzda doğru konuşun (yalan söylemeyin). Söz verince yerine getirin. Size bir şey emanet edilince cenneti de gözetin (ihanet etmeyin). Irzınızı/namusunuzu koruyun. Gözlerinizi harama kapayın. Ellerinize hâkim olun (kötülükten çekin)." (Müsned, 5/323)




    İmtihan ölümle birlikte sona ereceğinden, ahirette artık imtihan söz konusu değildir. Cennette ise, hiçbir çirkin ve kötü sayılan bir duygu, düşünce, söz ve eylem olmayacaktır. Bu husus ayetlerle de belirtilmiştir. Bu sebeple, hadis ahirette değil, dünyada iken yapılan işlerden bahsetmektedir.

    Bu hadisin özeti şudur: “Kim (dünya hayatında) haklı olduğu halde cedelleşmeyi terk eder, şaka yaparken bile yalandan kaçınır ve örnek olacak bir güzel ahlaka sahip olursa, ben de cennet bahçelerinde, cennetin üstünde ve cennetin alt tarafında kendisine birer köşke kefilim.”

    İslam Dünyası, Hz. Peygamber (asv)'in bu konulardaki rehberliğine tabi olduğunda tefrika illetinden kurtulabilir. Çünkü af ve müsamaha, İslam Toplumunda görülen bölünmüşlük ve parçalanmışlık için etkili bir ilaç olarak görünmektedir. Hoşgörü ve af birbirinden kopan fertleri bir araya getirecek sihirli bir iksirdir. Kur’an’da
    Bilgi



    “Çekişip birbirinize düşmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.” (Enfâl, 8/46)




    denmektedir. İşte Hz. Peygamber (asv) de bundan dolayı “Ben, haklıyken bile çekişmeye girmekten kaçınan kimse için cennetin kenarında bir köşk verilmesine kefilim.” buyurmuştur. Görüldüğü üzere insanların birbirlerine tahammülsüzlük göstermeleri, affedici olmamaları birliklerin bozulup dağılması neticesini vermektedir ve Hz. Peygamber (asv)’in temsilcisi olduğu yaşam felsefesine zıttır.

    Peygamberlerin vazgeçilmez özelliklerinden biri olan doğruluk Hz. Peygamber (asv)'in de kişiliğinin en önemli yanlarından biridir.


    Hz. Peygamber (asv)’in doğru sözlülüğe yaklaşımına baktığımızda, bu tutum sadece dili bir zaaftan kurtarmanın ötesinde, içsel bir rahatlık ve huzur ortamı oluşturmakta ve iç çatışmalardan ferdi korumasıyla kişisel bütünlüğüne katkı sağlamış olmaktadır.

    Bilgi

    “Doğruluk, gönül rahatlığı ve iç huzurudur; yalan ise kararsızlıktır.” (Müsned, 1/200)



    demekle Hz. Peygamber (asv) doğruluk ve yalanın kişilik üzerindeki etkilerini izah etmiş olmaktadır.


    Kendisini yakından tanıyan eşinin, ilk vahiy geldiğinde teselli sadedinde söylediği sözler onu şöyle tanıtmaktadır:


    Bilgi

    “Allah’a yemin ederim ki Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen, akrabanı ziyaret edersin. Sözü doğru söylersin, hiç yalanın yoktur. İşini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin. Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırır, misafiri ağırlarsın. Hak yolunda ortaya çıkan hâdiseler karşısında halka yardım edersin.” (Buhârî, Bed’u'l-Vahy, 3; Müslim, Îman, 253)




    Allah Rasûlü (asv) kendisinin yalandan uzak bir kimse olduğunu şu sözleriyle belirtmektedir:


    Bilgi

    “Ruhumu elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, buradan hak sözden başkası çıkmaz.” (Ebû Dâvud, İlim, 3)



    Ashabı ona, “Sen ara sıra bizimle şaka yapıyorsun” deyince “Ben şaka da olsa sadece hak olanı söylerim.” (Tirmizî, Birr, 57) cevabını verir. Onun latifelerini incelediğimiz zaman gerçekten de yalana yaklaşan hiçbir ibarenin bulunmadığını görürüz. Bazen Enes b. Malik’e “Ey iki kulaklı” (Tirmizî, Birr, 80) diye seslenmiş bazen de Ümmü Eymen’e “Sen, gözlerinde beyazlık bulunanın hanımı değil misin?” demiştir. O, kocasının gözlerinde boz olmadığını iddia edince Peygamber (asv) da: "Gözlerinde beyaz bulunmayan hiç kimse yoktur.” (Tirmizî, Birr, 57) cevabını vermiştir.

    Kendisini taşıyacak bir binit isteyen birine, “Seni bir deve yavrusuna bindirelim.” demiş, adam, “Deve yavrusunu ben ne yapayım?” deyince, “Her deveyi mutlaka bir dişi deve doğurmuştur.” (Ebû Dâvud, Edeb, 92) demiştir. Tüm bu sözlerde latife havası sezilmektedir, ama kesinlikle doğruluk değeri taşımayan tek bir ifadeye rastlanılmamaktadır.



    Rasûlüllah (asv), neşeli, durgun, üzüntülü anlarda, dostları ve düşmanlarıyla görüşürken, bolluk ve darlık günlerinde, evinde sudan başka bir şeyin bulunmadığı, zırhını ipotek edip yiyecek temin ettiği günlerdeki konuşmalarının hiç birinde, gerçeğe ve doğruya bağlılık ölçüsünü aşmamıştır. (bk. Kazancı, Peygamber Efendimiz’in Hitabeti, s.79)



    Dili yalandan korumaya verdiği önem, onu düşük vaziyetlere getirenleri sert bir üslupla uyarmasına neden olmuştur. Nitekim, Allah Rasûlü (asv) bu konuda şöyle söylemektedir:

    Bilgi

    “İnsanları güldürmek için yalan yanlış konuşan kişinin vay haline! Onun vay haline! Onun vay haline!" (Ebû Dâvud, Edeb, 88; Tirmizî, Zühd, 10)



    Allah Rasûlü (asv)’ne göre yalan nifak alametidir. (Müsned, 3/447; Ebû Dâvud, Edeb, 80) Bir müminde çeşitli kötü huyların bulunması muhtemeldir, fakat yalanı bir müminde düşünmek imkânsızdır. Bu konuda Hz. Peygamber (asv)’den şöyle bir rivayet gelmiştir:


    Safvan bin Süleym’den gelen bir rivayette Allah Rasûlü (asv) şöyle buyurmuştur:

    Bilgi

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Mümin korkak olur mu?” “Evet olabilir” buyurdu. Şöyle denildi: “Peki mümin cimri olur mu?” “Evet olabilir” buyurdu. “Mümin yalancı olabilir mi?” sorusuna ise “Hayır, asla” cevabını verdi. (Mâlik b. Enes, Muvatta’, Kelam, 7, 19)



    Elbette, korkaklık ve cimrilik gibi özellikler de hoş karşılanan, kabul gören özellikler değildir, fakat yalancılığın bunlara nispeten daha çirkin bir huy olduğu anlatılmış olmaktadır.



    Abdullah b. Amr şöyle demektedir:



    Bilgi
    “Bir gün Allah’ın Rasûlü bizim evde oturuyorken, annem beni, ‘Buraya gel! Sana bir şey vereceğim.’ diyerek çağırdı. Rasûlüllah anneme ne vereceğini sordu. Annem ‘Biraz hurma’ cevabını verdi. O zaman Rasûlüllah ‘Eğer ona bir şey verilmeyecek olsaydı, bu yalan sana karşı yazılacaktı.’ dedi.” (Ebû Dâvud, Edeb, 88; Müsned, 2/452)


    Bilgi

    "Bir sahabenin elinde boş bir külahla, sanki içinde bir şey varmış gibi davranarak atını yanına getirmeye çalışması Allah Resulünü öyle rahatsız etmiştir ki, o sahabeyi çağırmış ve hayvanı aldattığı için azarlamıştır." (Buhârî, İman, 24; Müslim, İman, 107)



    Hz. Peygamber (asv) kendisi doğru sözlü olmakla beraber, kendisine bağlananlara da devamlı surette doğru sözlü olmayı tavsiye ede gelmiştir. Kendisine doğru sözlü olma konusunda teminat verebilene cenneti garanti etmiştir. (Müsned, 5/323)



    Her ne durumda olunsa da doğruluktan ayrılmamanın mutlak iyilik olduğunu, biz onun beyanlarından öğrenmekteyiz. Zira bazı durumlarda kişinin aleyhine gibi görünse de doğru söyleyen her zaman için asıl kazançlı çıkan taraftır. Çünkü doğru sözle konuşan, kişiliğini doğrultmuş olur. Doğruluk ve yalanın sonuçlarını ve bu konudaki tavsiyelerini Hz. Peygamber (asv)’in ifadelerinden dinleyerek cevabımızı onun müjdesi ve uyarısıyla bitirelim:


    Bilgi

    “Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi birr’e / iyiliğe, o da sizi cennete ulaştırır. Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa, Allah katında sadıklardan yazılır."



    Bilgi

    "Yalandan sakının. Yalan insanı fücura (günaha)o da cehennem götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa, Allah katında yalancılardan yazılır.” (Buharî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 105; Ebû Dâvûd, Edeb, 80)




    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  9. #9
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    Yalan yere şahitlik etmek ve cezası hakkında



    Yalan söylemek haramdır. Ayrıca yalancı şahitlik yapmak iki katlı çirkin bir durumdur ve en büyük günahlardan sayılmıştır.



    Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?" buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. Biz: "Evet!" deyince:



    "Allah'a şirk koşmak, anne ve baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!" buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, yere oturup:


    "Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahidlik!" dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, "Keşke kesse artık!" temennisinde bulunduk."


    Buhâri, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti'zân 35, İstitâbe 1; Müslim, İmân 143, (87); Tirmizi, Şehâdât 3, (2302).


    Yalan: Yalanı iş edinme, çok yalan söyleme. Yalan, kişinin gerçeği saklayıp bildiğinin aksini söylemesidir. Yalancılık çok
    çirkin bir huydur. Dinimiz yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır.


    Yalan rûhî bir hastalıktır, müslümanların kendilerini bundan korumaları gerekir. Çocuklar daha küçükken doğru sözlülüğe alıştırılmalı, yalanın zararları kendilerine anlatılmalıdır.


    Cenab-ı Hakk, "Yalan sözden kaçının" (Hac, 22/60) diye emrettiği halde basit dünya menfaatleri için yalan söyleyenler vardır. Özellikle yalan yere şahitlik yapmak çok kötü bir davranış ve büyük bir günah sayılmıştır. Gerçek bir müslüman kendi aleyhinde de olsa, doğru söylemeli ve asla yalana yaklaşmamalıdır. Çünkü Allah Teâla şöyle buyurmuştur:



    "Ey iman edenler! Hak üzere durup adaleti yerine getirmeğe çalışan hâkimler ve Allah için doğru söyleyen şâhidler olun. Velev ki, o şahitliğiniz nefisleriniz yahut ana babanızla yakın akrabanız aleyhine olsun. İster üzerine şahitlik yapılan kimseler zengin veya fakir bulunsun" (Nisa, 4/135).



    Peygamber Efendimiz de, yalan söylemenin ve yalan şahitlik yapmanın büyük günahlardan olduğunu ısrarla belirtmiştir (Riyazü's-Sâlihîn, III, 138). Ayrıca yalanın münafıklık alâmetlerinden olduğunu haber vermiştir (Müslim, İman, 107).



    Dinimizde sadece üç yerde yalan söylemeye izin verilmiştir:


    a) Zulüm ve haksızlığa uğramış bir adamın can, mal veya namusunun zarar görmekten kurtarılması için;


    b) Dargın olan karı-kocayı veya iki kişiyi barıştırmak için. Çünkü Rasûlullah, İnsanlar arasını düzelten, bunun için hayırlı söz söyleyen ve hayırlı söz ulaştıran kimse yalancı değildir" (Müslim, Birr ve Sıla, 27) buyurmuştur.


    c) Harpte düşmanı yenmek için.


    Yalanın kötülüğüne gelince, Peygamberimiz (s.a.s.);


    "Yalan kötülüğe, kötülük Cehennem'e götürür. İnsan yalancılık yapa yapa,
    nihayet Allah katında yalancılardan yazılır" (Buharî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-105)
    buyurmuştur.

    Yalanın en büyük kötülüğü işte budur. Yani, insanı Allah Teâla'nın rızasından uzaklaştırıp Cehennem'e götürmesidir. Ayrıca yalan insanları birbirine düşürür, güven duygusunu yok eder, toplum içinde karışıklıklara sebep olur; dostlukları yıkar, yerine düşmanlık tohumları eker. Yalan er geç ortaya çıkacağından, yalancılar, kendilerine güvenilemeyen, saygı duyulmayan ve sevilmeyen insanlar durumuna düşerler. Kısaca yalan, insanı dünyada da ahirette de felâkete sürükler.


    Yalan yemin: Vakıaya aykırı olan bir şeyin doğruluğuna yemin etmek.



    Yalan yere yemin eden kişi, Allah'ı yeminine şahid göstererek insanları kandırmak istediği için O'nun mukaddes adını istismar etmekte, O'na iftirada bulunmaktadır. Bu nedenle Hz. Peygamber, büyük günahların en büyüklerinden birinin de yalan yemin olduğunu söylemiştir. (Buharî, Edeb, 6). "Birbirinizi aldatmak için (yalan) yemin etmeyin, bu yüzden yere sağlam basan ayak sürçebilir ve Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azab tadarsınız. Bunun için size (ahirette de) büyük bir azab vardır" (Nahl,16/94) âyeti, yalan yeminin cezasının ilahî azab olduğunu belirtmektedir.



    Bir kimse geleceğe yönelik yaptığı bir yemini bozduğunda, kefaretini ödemek suretiyle yeminin günahından kurtulur (bk. Yemin Keffareti); fakat yalan yemin öyle
    büyük bir günahtır ki, onun cezasını keffaret dahi düşüremeyeceği için, yalan yeminde keffaret olmaz. Böyle bir günah işleyen kişi, yalanına şahid gösterdiği Allah'a tevbe etmeli, af dilemeli ve bir daha bu günahı işlememelidir. Onun günahım ancak Allah affedebilir. Yalan yeminle başkalarının hakkı alınmışsa, velev ki bu kanun yoluyla olsun, ikinci bir günah daha işlenmiş olur. Haksız yere elde edilen bu hak, sahibine ödenmedikçe tevbe ile kurtuluş olmaz. Mesela bir kimse, ödemediği borcunu bile bile "ödedim" diye yemin etse, karşı taraf da alacağını isbat edemese ve hâkim, yalan yemin edenin borçsuz olduğuna hükmetse, bu kişi iki büyük günahı birden işlemiş olur. Bir de dikkatsizlik, kötü alışkanlık, hata... gibi sebeplerle yalan yere yemin etmek durumuna düşülür. Şüphesiz ki bunun günahı diğeri gibi değildir. Fakat gelişi güzel, lüzumsuz yere Allah'ın adını anmak da bir günahtır. Bu nedenle dile hakim olmalı, yemini alışkanlık haline getirmemeli, ancak çok önemli durumlarda yemin etmelidir. Yeminde niyet, yemin ettirenin maksadına göredir. bu nedenle, yemin eden kişi kalbinden başka şeyleri geçirerek yemin ederse yine yalan yemin etmiş olur. Mesela, Ahmed'e olan borcu için yemin ettirilen kişi, Mehmed'e ödemiş olduğu,borcu kasdederek, borcumu ödedim diye yemin ederse, yalan yemin etmiş olur



    Yalan yere şehadetin dünyevi cezası:



    Hukukçularımız, yalancı şahitler için cezayı sadece ahirete bırakmamışlar, dünyada da bir takım cezalar öngörmüşlerdir. Yalan yere ettikleri şahitlik yüzünden sebep oldukları maddî zararın tazmininin yanı sıra başka cezalar da verilir. Yalancı şahit için genelde belli bir ceza tesbiti yapılmamış, bu tamamen hâkimin takdirine bırakılmıştır.


    İmam Ebû Hanîfe yalancı şahidin caddelerde teşhir edileceğini, Ebû Yusuf ve Muhammed ise dayak ve hapis cezası ile cezalandırılacaklarını söylerler (Merğinânî, a.g.e., III, 132; İbn Kudâme, a.g.e., XII, XII, 154;11, 154; ayrıca bkz. Şehadet).



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  10. #10
    ABDULLAH şimdi çevrimiçi Ayın Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.020
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 791 + 40278


    Cevap: Hadis Sohbetleri 93- Yalan söylemenin dinimizdeki yeri nedir?

    Yalan yere yemin, gerçeğe aykırı olan bir şeyin doğruluğuna yemin etmek.

    Yalan yere yemin eden kişi, Allah'ı yeminine şahid göstererek insanları kandırmak istediği için O'nun mukaddes adını istismar etmekte, O'na iftirada bulunmaktadır. Bu nedenle Hz. Peygamber (asm), büyük günahların en büyüklerinden birinin de yalan yemin olduğunu söylemiştir. (Buharî, Edeb, 6).

    "Birbirinizi aldatmak için (yalan) yemin etmeyin, bu yüzden yere sağlam basan ayak sürçebilir ve Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azab tadarsınız. Bunun için size (ahirette de) büyük bir azab vardır." (Nahl,16/94)

    âyeti, yalan yeminin cezasının ilahî azab olduğunu belirtmektedir.

    Bir kimse geleceğe yönelik yaptığı bir yemini bozduğunda, kefaretini ödemek suretiyle yeminin günahından kurtulur (bk. Yemin Keffareti); fakat yalan yemin öyle büyük bir günahtır ki, onun cezasını keffaret dahi düşüremeyeceği için, yalan yeminde keffaret olmaz. Böyle bir günah işleyen kişi, yalanına şahid gösterdiği Allah'a tövbe etmeli, af dilemeli ve bir daha bu günahı işlememelidir. Onun günahını ancak Allah affedebilir.

    Yalan yeminle başkalarının hakkı alınmışsa, velev ki bu kanun yoluyla olsun, ikinci bir günah daha işlenmiş olur. Haksız yere elde edilen bu hak, sahibine ödenmedikçe tövbe ile kurtuluş olmaz.

    Mesela bir kimse, ödemediği borcunu bile bile "ödedim" diye yemin etse, karşı taraf da alacağını isbat edemese ve hâkim, yalan yemin edenin borçsuz olduğuna hükmetse, bu kişi iki büyük günahı birden işlemiş olur.

    Bir de dikkatsizlik, kötü alışkanlık, hata... gibi sebeplerle yalan yere yemin etmek durumuna düşülür. Şüphesiz ki bunun günahı diğeri gibi değildir. Fakat gelişigüzel, lüzumsuz yere Allah'ın adını anmak da bir günahtır. Bu nedenle dile hakim olmalı, yemini alışkanlık haline getirmemeli, ancak çok önemli durumlarda yemin etmelidir.

    Yeminde niyet, yemin ettirenin maksadına göredir. Bu nedenle, yemin eden kişi kalbinden başka şeyleri geçirerek yemin ederse, yine yalan yemin etmiş olur. Mesela, Ahmed'e olan borcu için yemin ettirilen kişi, Mehmed'e ödemiş olduğu borcu kasdederek, "borcumu ödedim" diye yemin ederse, yalan yemin etmiş olur.

    (Akif KÖTEN, Şamil İslam Ans.)
    Yazar : Risale Forum
    Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 34 kullanıcı var. (0 üye ve 34 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222