Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
18 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    3 üyeden 3 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.





    Selamünaleyküm Degerli Kardeslerim;



    Bu haftaki Hadis Sohbetleri dersimiz basladi.


    Buyrun beraber mütaala edelim anladiklarimizi paylasalim insallah..



    Bilgi
    Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    (Tirmizî, Fiten 7, hadis no: 2166, Humus 1966; Nesâî, Tahrîm 6).









    Benzer Konular
    Hadis Sohbetleri 95-Allah-u Teâlâ’nın Yolunda Cihad
    Hadis Sohbetleri 95-Allah-u Teâlâ’nın Yolunda Cihad Selamünaleyküm Degerli Kardeslerim; Bu haftaki Hadis Sohbetleri dersimiz basladi
    Hadis Sohbetleri 91- Ey Allah'ın kulları, kardeş olun!
    Hadis Sohbetleri 91- Ey Allah'ın kulları, kardeş olun! Selamünaleyküm Degerli Kardeslerim; Bu haftaki Hadis Sohbetleri dersimiz baslad
    Hadis Sohbetleri 83- Allah'ın razı olması herşeye bedeldir
    Hadis Sohbetleri 83-   Allah'ın razı olması herşeye bedeldir .
    Hadis Sohbetleri 57:Hikmetin başı Allah korkusudur..
    Hadis Sohbetleri 57:Hikmetin başı Allah korkusudur.. بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِ
    Hadis Sohbetleri 11 : Allah'tan korkmak ve Kendini beğenmek
    Hadis Sohbetleri 11 : Allah'tan korkmak ve Kendini beğenmek Selamün aleyküm. Buyrun kardeşler. Sıradaki Hadis-i Şerif'imizi müzakere edelim.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  2. #2
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    CEMAATLEŞME BİLİNCİ VE FARKLILIKLARA TAHAMMÜL



    Muhammed (sav) ümmetinin uluslara, mezheplere, cemaatlere bölünmüş ve aralarındaki birliği kaybederek başsız, birliksiz, dirliksiz kalmış olması, geçirmekte olduğumuz dönemin en büyük musibetlerinden biridir. Kasvetli bir fetret devri sayabileceğimiz bu dönemin -inşallah- sonuna yaklaşırken, Müslümanların en büyük meselelerinden biri, İslam medeniyetini yeniden inşa edip yükseltmede en iyi usulün hangisi olduğu meselesidir.

    Sevinilecek bir husus varsa, o da Müslümanların, bu süre içinde, geçirdikleri onca ağır imtihanlara rağmen ümit ve inançlarını yitirmeyip, sürekli çare aramış, farklı metotlar deneyerek cemaat ve cemiyetler meydana getirmiş olmalarıdır.

    Hepimizin bildiği gibi, İslami ilimlerin yasaklandığı, din hizmetlerinin ciddi bir kesintiye uğradığı devirlerde dahi bir kısım mübarek zatlar, üstün fedakârlıklarla gelecek nesle iman aşısı vurmaya gayret etmiştir. Bu gibi şahısların birer güneş misali etraflarını aydınlatmaları, gönlü manaya susamış temiz insanların etraflarına toplanmalarına ve cemaat teşkil etmelerine vesile olmuştur. Tamamen gönüllülük esasıyla müesseseleşen bu cemaatler, yok edilmeye çalışılan manevi değerlerin diriltilmesi ve duyguların canlanmasında hiç kuşkusuz önemli bir rol oynamışlardır.

    Günümüzde bazı kesimlerin sorguladığını, hatta sertçe tenkit ettiğini gördüğümüz cemaatleşme meselesini ele alırken, öncelikle bu hakikatleri hatırlatmak ve onları cemaatlerimize daha hoşgörüyle ve iyimserlikle bakmaya davet etmek istiyoruz. Bugün İslami meseleleri idealist bir anlayışla ele alabilecek kadar detaylara inebiliyorsak, hiç kuşkusuz bu, yok edilmek üzereyken din ilimlerinin ihya edilmiş olması sayesindedir. En hor görüldüğü zamanlarda İslami anlayışı büyük fedakârlıklarla savunup temsil etmiş; hizmet kervanının ilerlemesi için hayatını vakfetmiş kişi ve gruplara karşı daha kadir bilir ve vefalı olunması icap eder kanaatindeyiz.

    İslam Cemaat dinidir

    İslam ümmetinin cemaatler teşkil etmesinin tarihi, İslam tarihiyle özdeştir. İlk tesis olunan İslam cemaatinin, Peygamberimizin etrafında kümelenen Sahabe-i Kiram hazerâtı olduğunu kabul edecek olursak, dinimizin, ilk devrinden itibaren cemaatleşme metodu ile varlık kesbettiğini anlamakta zorluk çekmeyiz. Bu çekirdek cemaatin, Peygamberimiz etrafında gittikçe genişleyen halkalar şeklinde büyüdüğünü, bir evvelki halkanın, yeni eklenen halkalara “İslam’ın nasıl yaşanacağına dair” örnek teşkil ettiklerini biliyoruz.

    Nitekim Peygamberimizden sonra Sahabe’ye, Sahabe’den sonra da onlara tabi olanlara uyulmuş, böylece onların teşkil ettiği cemaat, kurtuluşa ermek isteyenlerin yapıştığı bir “hablullah” (Kur’ani tabir; “Allah’ın ipi”) olarak, İslam ümmetinin içinde varlığını sürdürmüştür.

    Nitekim böyle olması, peygamberimizin emir ve tavsiyesinin icabıdır.

    İslam tarihinin bundan sonraki devirlerinde ne zaman Peygamberimizin haber verdiği çeşitli fitneler, sapkınlıklar ve bid’atlar ortaya çıksa, mutlaka bunlara karşı peygamberimizin sünnetini ihya eden âlimler de bulunmuş; çağdaşlarını doğru yola davet etmişlerdir.

    Bu âlimlerin silsile halinde birbirinden ilim, irfan ve feyz alıp yetişmesinde tasavvuf yolunun disiplini de büyük değer taşır. Esasen ümmetin içinde varlığını bu hizmete feda etmiş, ‘mukarrebun’ bir grubun varlığı da murâd-ı ilâhiye uygundur.

    “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir cemaat bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmran; 104)

    Ayet-i kerimede cemaat diye çevirdiğimiz, “ümmet” kelimesi, ‘Ümmet-i Muhammed’ derken kastettiğimiz umumi manada Müslümanları hayra davet eden; onların içinde ancak özel olarak yetişmiş bir topluluğa işaret etmekte gibidir. Bu hususi yetişmiş cemaat; halkın çoğu dünya işlerine daldığı, çeşitli musibetler ve karşılarına çıkan yeni meseleler karşısında kararsızlığa düştüğünde, onlara taze bir iman ve ümit aşılayacak bir manevi kadro olmalıdır.

    Günümüzde İslam ümmetinin içinde farklılaşmış, belli bir alanda uzmanlaşmış ve özel bir bağlılıkla birbirlerine tutunmuş cemaatlerin bulunması yadırganmakta gibidir. Oysa bu durumun zararlarından çok faydaları göz önünde bulundurulmalıdır. Ne de olsa fıtri tabiatının bir gereği olarak insan, kendisi bir şeye karar vermekten ziyade, başkalarına uymayı tercih eder.

    Hiçbir üyesi bulunmadığı halde, sadece o yolun prensiplerini okuyup öğrenerek bir yolu tesis edebilecek nitelikte insan sayısı çok çok azdır. Oysa bir örnek ve lider çevresinde muhabbetle birleşmiş bir cemaate uyan insan sayısı her zaman çoktur. Çünkü böyle bir cemaatin varlığı, o yolun aklıselim sahiplerini ikna edecek kadar sağlam, hayata geçirilebilir ve vaat ettiklerini sağlayabilen bir yol olduğunun ispatı yerinde olacaktır. Hele hele cemaat mensuplarının hal ve işlerinin güzelliği, bu yolda bulundukları sürece gösterdikleri iyileşme ve ilerleme, yeni kişilerin katılımını artırır.

    Zaten her insan mutlaka bir topluluğa uyar. Kimileri dünya zevklerine dalmış menfaat ve zevk ehline, kimileri de geçici hayatını Allah yolunda sarf etmeye azmetmiş ilim ve hizmet ehline…

    Uymak, insan yaratılışının icabı olduğu için, bu özelliği kötülemek yerine iyiye kullanmak daha uygun olur. İşte bu sebeplerden dolayı, İslam ümmetinin asr-ı saadetten beri uyguladığı prensip, cemaatleşmedir.

    Cemaat Nedir?

    Cemaatleşmenin özelliği, sevilen bir kişinin merkezinde durduğu, onun etrafında ama onun şahsını aşan bir sistem oluşturmasıdır. Cemaatler, yıldız şahsiyetlerin etrafında, onların İslam’dan alıp yansıttığı ışıkla aydınlanan insanlar yetiştirir.

    Yetişen nesil, o cemaati sürdürmekten öte onu ilerleten, yeni ufuklara taşıyan kişiler olmalıdır. Ancak zaman zaman tenkitlere konu olduğu üzere, cemaatlerde bazen aşırı bağlılık ve taassup yüzünden bir tür kabuklaşma görülebilmektedir. Bazen bir cemaat kendi metodu ve önceliklerinde ısrar etmeyi abartıp, diğerlerinden asgari müştereklerde dahi olsa kopma derecesinde ciddi bir farklılaşmaya ve birleşmeye engel olan derin ihtilaflara sebep olabilmektedir.

    Elbette tutkulu bir bağlılıkla bir araya gelmiş olan insanların kendi yollarını, üstadlarını veya onların metodunu çok fazla sevmeleri anlaşılabilir bir şeydir. Ancak bu durum, aracın amaç haline gelmesi durumunda rahatsız edici olabilmektedir.

    Örneğin, bazen bir üstadın eserleri esas alınarak sadece o eser okunmakta, Kur’an ve hadislerden daha önemliymiş gibi bir hava estirilmekte. Başka bir yerde ise bir önderin yerinin asla doldurulamayacağına inanılmakta veya onun asla hata etmeyeceği düşünülerek hareket edilmektedir.

    Bu husustaki hatalarımızı düzeltmenin yolu, bizden önce geçip gidenlerin kıssalarını anlatarak bize öğüt veren Kur’an-ı Kerime kulak vermektir. Kur’an-ı Kerim’de Mevlamız, “Allah’ı bırakıp bilginlerini Rab ittihaz etmeyi”; (Tevbe; 31) “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılmayı” (En’âm, 159) yasaklamış; “bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasulüne götürmeyi” (Nisa/59) emretmiştir.

    Aslında cemaatler arası ihtilafların çoğu öze ait meselelerden çok, metoda ait meselelerdir. Ancak, bazen bir cemaat mensubu, kendi hizmet metotlarının en doğru ve bu zaman için tek geçerli olan yol olduğunu ileri sürerken, diğer hizmetleri itham eder gibi tutum takınabilmektedir. Bu davranışın ise İslam ahlakına uygun olmadığını söylemeye bile gerek yoktur.

    Çoğu zaman cemaatleri farklı metotlara yönelten temel sebep, modernleşme ile birlikte gelen yeni durumlara karşı nasıl tavır takınılacağı meselesidir. Bu hususta her cemaatin tavrı, rehber kabul ettikleri üstadın reyi ile belirlenmekte, cemaatin bilinçsiz kesimi ise bu reyi İslam’ın aslından saymaktadır. Oysa üstadlar yorum farklılığının kökenini bilecek ilme sahip olduklarından birbirilerini gayet iyi anlamakta, itham etmemekte, ama kendi usullerinden fayda umdukları için, onu da bırakmamaktadırlar.

    Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, üstatlar arasındaki fikir ve usul farklılıkları, onların birbirlerine karşı olan sevgilerini azaltmamaktadır. Mesela Bediuzzaman ile Süleyman Hilmi Tunahan veya Mahmut Sami Ramazanoğlu arasındaki usul farklılığı, onları birbirinden ayırmamıştır. Aksine onlar birbirlerinin hizmetlerini methederek anmışlar, biri hastalanınca diğeri de hastalanacak kadar ve birbirlerine bütün sevaplarını bağışlayacak kadar muhabbet beslemişlerdir. (Prof.Ahmed Akgündüz; Arşiv Belgeleri Işığında Süleyman Hilmi Tunahan, OSAV Yayınları)

    İslam Farklı Yorumlara İzin Verir

    Cemaatler arası ihtilafların bir nedeni de, hassasiyet ve öncelik farklılıklarıdır. Mesela bir cemaatimiz, geleneksel İslam kıyafetini üzerinde taşımayı önemli bir amel olarak görürken, bir diğeri öncelikli bir mesele olarak görmemektedir. Aslında bu üstadların her biri iyi niyetle reyde bulundukları gibi, onlara uyanların da niyetleri düzgün olduğu nispette sevap alacakları kesindir. Hatta iyimser bir yorum yapılacak olursa, cemaatler arası farklı yorumlar, bir çeşitlilik kaynağı olarak ümmetin hayrına tecelli etmektedir.

    Yorumlardaki çeşitlilik, her durumdaki insanın İslam’ı hayata geçirmesine imkân veren bir genişlik sağladığı gibi, Müslümanlar arasında hoşgörüyü ve esnekliği geliştiren bir anlayışa zemin hazırladığı da söylenebilir. Çeşitlilik ve ona sebep olan itilaflar her şeyden önce; İslam’ın tek tip insan yetiştiren, tek tip bir doğru dayatan, katı ve şekilci bir ideoloji değil, hayata geçirilirken ufak tefek yorumlara izin veren bir öz ve ruh olduğunu ispat ettiği için çok önemlidir.

    Gerçekten de İslam’ın özü ve ruhu olan iman akideleri, ibadetlerin aslı, İslam’ın korumayı ve geliştirmeyi hedeflediği manevi değerlerin neler olduğu gibi hususlarda üstadlar arasında herhangi bir anlayış farkı yoktur. Mesela bütün üstadlar, infak bahsinde benzer görüşe sahiptir. Ancak adeta birer görev paylaşımı yapılmış gibi, her üstad farklı bir kesimden cemaat edindiği için, infak anlayışı da farklı biçimlere bürünmektedir.

    Böylece her cemaat toplumun başka bir kesimine ulaşmakta ve hizmet götürmektedir. Bu arada her cemaatin tecrübesi, ilerde yükselecek İslami müesseseler için istifade edilmesi mümkün bir tecrübe birikimi meydana getirmektedir. Hiç kuşkusuz İslam’ın parlak şafağı söktüğünde, bugün atılmış tohumların meyve verdiğine hep birlikte şahit olacağız.

    Eğitim anlayışı bakımından da üstadlar arasında öncelik farkları olduğunu görmek mümkündür. Bazı cemaatler iman hakikatlerine, bazıları fıkhî inceliklere, bazıları tasavvufî derinliklere yönelmiş, bu alanlarda ihtisas yapmaktadırlar. Böylece Hekimoğlu İsmail ağabeyimizin meşhur benzetmesiyle, her biri birer “görünmez üniversite” olan cemaatlerimizin, her kolu da birer “İslam ilimleri fakültesi” işlevi görmektedir.

    Aslında cemaatler arasındaki uzmanlaşma farklılığı, her çiçekten bal toplayıp, kendini iyi bir şekilde yetiştirmek isteyenler için bulunmaz fırsattır. Nitekim pek çok Müslüman’ın hayatının çeşitli devirlerinde farklı cemaatlerde bulunarak her birinden feyz aldıklarını görüyoruz.

    Mesela, gençlik çağında iman hakikatlerine dikkat çeken kitap-dergileri okuyup daha sonra bir cemaatin kursunda İslami ilimleri öğrenip, orta yaşa doğru ise daha disiplinli bir ibadet hayatına yönelmek üzere tasavvuf yoluna bağlananlar vardır. Bu satırları kaleme alan kardeşiniz olarak naçizane ben de birçok cemaatin eğitiminden istifade edip, sohbet halkalarında yer işgal ettiğim için, bu çalışmalara emeği geçen bütün hocalarıma karşı minnetle doluyum. Allah (cc) onlara layık olmayı nasip etsin.

    Bununla birlikte, cemaatler arasında daha fazla iletişim, iş birliği ve yardımlaşma olması, ortak değerlerimizin vurgulandığı çalışmalarda omuz omuza bir araya gelinmesi de önemli bir ihtiyaçtır. Müslümanlarla ortak duruştan kaçınıp, gayri Müslimlerle diyalog arayışına girmek ise bu dönemde en rahatsız edici tutum olacaktır.

    Son zamanlarda peygamber sevgisi, namaz gibi ortak değerlerimizi cemaatler üstü bir anlayışla işleyen platformların oluşturulması, bu ihtiyacın geniş kesimler tarafından hissedildiğini göstermektedir.

    Son söz olarak, bütün cemaatlerin hizmetleri Muhammed ümmetinin uyanışı ve eğitiminde önemli yere sahiptir. Yeter ki cemaatler, mensuplarını; cahiliye asabiyetini andırır bir şekilde dışa kapalı birer gruba dönüştürmesin.

    Yeter ki, cemaat mensupları kendilerini Allah’ın isimlendirdiği isimden; “Müslüman” adından başka bir isimle isimlendirmesin. (Tirmizî, Emsâl 3, (2867)) Fetih suresinin son ayetinde sahabenin örnek gösteren ruh hali gibi, “Müslüman kardeşine karşı rahmetle, küffara karşı şiddetle dolu” olsun. HATİCE KÜBRA ERGİN
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  3. #3
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    CEMAAT ŞuuruVE RAHMETİ



    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


    إِنَّ الْحَمْدَ لِلَّهِ ، نَحْمَدُهُ ، وَنَسْتَعِينُهُ ، وَنَسْتَغْفِرُهُ ، وَنَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا ، وَمِنْ سَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا ، مَنْ يَهْدِهِ اللَّهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ ، وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِيَ لَهُ ، وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلا تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ.
    يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَتَسَاءَلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا.
    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلا سَدِيدًا . يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا.
    أما بعد :
    فإن أصدق الحديث كتاب الله ، وخير الهدي هدي محمد ، وشر الأمور محدثاتها ، وكل محدثة بدعة، وكل بدعة ضلالة ، وكل ضلالة في النار


    Allah-u Teâlâ'ya hamd olsun! O’na şükreder, O’ndan yardım diler, O’nun bağışlamasını isteriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden O’na sığınırız. Allah-u Teâlâ kime hidayet ederse onu saptıracak, kimi de saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki; Allah-u Teâlâ‘dan başka ibadete layık ilah yoktur. O tektir, O’nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki; Muhammed (s.a.v.) O’nun kulu ve rasuludur.

    "Ey iman edenler! Allah’tan korkulması gerektiği gibi korkun ve sizler ancak müslümanlar olarak ölün!" (Ali İmran: 102)

    "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının! Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allahtan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının! Şüphesiz Allah sizin üzerinize gözetleyicidir."(Nisa: 1)

    "Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allah, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve rasulune itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab: 70-71)

    En doğru söz; Allah-u Teâlâ'nın kitabı ve en hayırlı yolu gösteren Rasulünün sünnetidir. En şerli şey; bidat olan şeydir. Her bidat dalalettir. Her dalalet ateştedir.
    Günümüzde insanların en büyük sorunu, iman küfür sınırlarını bilmemeleri dolayısıyla müslüman ve kafir ayrımını yapamamalarıdır.




    Lugat anlamı : "Toplamak, bir araya getirmek" anlamındaki cem' masdarından türeyen Arab­ça bir kelimedir.
    İstilahtaki anlamı ise İnsan topluluğu, bir fikir ve inanç etrafında toplanmış kimselerdir. İslâm cemâati.
    Fıkıhtaki manası ise Namazda imama uyanlar anlamına gelen terimdir.

    Öncelikli olarak kısaca bu fıkıhtaki [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] kavramı üzerinde kısaca bir duralım:

    İslâm dininde [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.][Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] halinde ibadet teşvik edilmiş, hatta bazı ibadetler için (Cuma bayram namazı) [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]şart koşulmuştur. Her gün kılı­nan beş vakit namaz, haftada bir kılı­nan cuma namazı, bayram namazları cemaatle eda edilen belli başlı ibadet­lerdir.
    Cemaatle namaz, müslümanlar arasında mevcut manevî bağın en önem­li tezahürlerinden biridir. Namazların ce­maatle kılınmasının hikmeti, müslümanların birbirleriyle görüşüp hallerinden haberdar olmalarını, bilgi alışverişinde bulunmalarını, aralarında disiplin, sevgi ve düzenin yerleşmesini ve ibadetlerini şevk ile yapmalarını sağlama amacına yönelik olmalıdır.
    Hz. Peygamber'in ha­yatı boyunca cemaate namaz kıldırma­sı, hastalandığında da cemaate katıla­rak Ebû Bekir'in arkasında kılması, ko­nunun İslâm'daki yerini göstermesi ba­kımından önemlidir.
    Mu’minler kendi aralarında seçtikleri ya da uygun gördükleri bir namaz imamının arkasında bir farz namazı kılmak üzere cemaat olurlar. Onun arkasında saf tutarlar. Namaz içerisinde onun komutuyla rukû’ ve secde yaparlar. Ayakta iken okumaları gereken kıraati (Kur’an’dan bir miktarı) muctehidlerin çoğunluğuna göre okumazlar. İmamın okuyuşu [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] için yeterli sayılır. Onunla birlikte hareket ederler, onunla beraber namazı tamamlarlar.
    Öte yandan sahih hadislerde, cema­atle kılınan namaza verilecek sevabın tek başına kılınan namazın sevabından 25 veya 27 derece fazla ol­duğu ve cemaate gitmek için atılacak her adımın mükâfatlandırılacağı bildiril­miş, ayrıca cemaate katılanların sayısı arttıkça kılınan namazın sevabının da ona göre artacağı haber verilmiştir. (Buhârî, Ezân 30; Muslim, Mesâcid 42, Hadis no: 649; Ebû Dâvud, Salât, Hadis no: 559, 1153; İbn Mâce, Mesâcid 16, Hadis no: 786-790; Tirmizî, Salât 245, Hadis no: 330).

    Bu arada cemaate gelmeyenlerin evlerinin yakılacağı tehdidinde bulunulmuştur [Buhari].

    Hz. Peygamber, cemaatin iki kişiden meydana gelebileceğini ifade etmişti [Buhârî, "Ezan", 35; Nesâî, "İmamet", 43-45].

    "Üç kişi bir mecliste olupta cemaatle namaz kılmazlarsa şeytan onları mağlup etmiştir.” (Buhari)

    Diğer bir hadisi şerifte 3 kişi yolculuğa çıktıklarında içlerinden birini [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] seçmeleri buyrulmuştur.
    Ebu Said’den Rasulullah’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    "Üç kişi yolculuğa çıktıkları taktirde, mutlaka başlarına birilerini [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] tayin etmelidirler.”[Ebu Davud, 2241]

    Rabbimiz Nisa suresi 101-102. ayetlerinde Hz. Peygamber'den, düşman korkusu­nun bulunduğu sefer halinde, cihad ortamında bile müslümanlara namazı cemaatle kıldırması­nın istemiş, tarifini dahi yapmış, namazın normal zamanlarda öncelikle cemaatle kılınması gereğini ortaya ko­yar.

    Cemaat teriminin Fıkıhtaki bu önemini hatırlattıktan sonra İslami literatürdeki-istilahtaki önemine değiniyoruz:

    En geniş anlamıyla ‘cemaat’; İslâm ümmeti topluluğunu ifâde eden bir kavramdır. Dünyadaki bütün müslümanlar bu anlamda bir bütün halinde ‘cemaat’tirler. Bu cemaatin ana özelliği, aynı Din’e, yani tevhid Dinine inanmaları, aynı kıbleye yönelmeleridir. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bütün müslümanlar İslâm cemaatinin birer üyesidirler.


    Cemaat; rastgele, tesadüfen veya şartların bir araya getirdiği insanlar değildir. Cemaatin üyeleri de yaptıklarını bilmeyen, hangi şartlar altında bir araya geldiğinden habersiz ve şuursuz kimseler değillerdir. Cemaat, şuurlu bir birlikteliktir. Kuru kalabalık, cansız varlıklar yani kitle (cemadât) değildir.
    Kitle, şartların bir araya topladığı kalabalıktır. Yolu ve hedefi belli değildir. Asgari müşterekleri bile ortada yoktur. Belki bir çıkarın, belki etkili bir rüzgârın, belki gözü açık bir propagandacının bir araya topladığı bir sürüdür. Sürüyü akıllı ve gözü açık çobanlar istediği gibi sürükleyip götürürler.

    Bir topluluğun cemaat adını alabilmesi için, o topluluğun belli bir fikir etrafında, belli bir hedefe gitmek üzere bir araya gelmesi, belli ilkelere bağlı olması ve başlarında [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] ile özdeşleşmiş, aynı amaca bağlı yetkin bir imamın (önderin) bulunması gerekir.


    Cemaat Anlayışı ve İslâm Topulumu:

    İslâm toplumunda herkes birbirinin kardeşidir. Tıpkı namazda saf tuttukları ve beraber oldukları gibi, kendi aralarından seçtiklari ehl-i hal ve’l akd (imam, halife, [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] sahibi, velîyyul emr) yetkilisinin başkanlığı altında dünya ve din işlerini yürütürler. Allah’ın dinini yaşamaya çalışırlar. Onların önderleri kendileri gibidir, hiç bir üstünlüğü yoktur ve onların serbest oylarıyla (biatleriyle) seçilmişlerdir.
    Namazdaki imam gibi yetkileri sınırlıdır ve o Allah’a itaat ettiği müddetçe müminler de ona itaat ederler. Bir kimse, cemaat istemediği halde onlara namaz imamı olamadığı gibi, hiç kimse de ümmet istemediği halde zorla, diktatörce, onlara imam (yönetici) olamaz. İnançta olduğu gibi, dünya işlerinde de bir araya gelip yardımlaşarak yaşayan samîmî ve ihlâslı müslümanların teşkil ettiği birlik akla gelir.
    Mu’minler, tıpkı namazda olduğu gibi toplum hayatında da birbirlerinin yanındadırlar. Müslümanlar namazda niçin bir araya geldiklerinin şuurunda oldukları gibi, müslümanlarla niçin bir arada olmaları gerektiğinin de farkındadırlar. Onların cemaat oluşu bilinçli bir tercihtir. Onların aralarındaki bağ İman bağıdır; soy, hemşehrilik, ırk, kabile, hizib, ya da vatandaşlık, hele hele çıkar beraberliği hiç değildir.
    Müslümanlar bulundukları yerlerde küçük cemaat olsalar bile aynı özelliği taşırlar, aynı şuura sahiptirler. Herhangi bir amacı gerçekleştirmek üzere bir araya gelen mü’min topluluklarının da bundan farklı yanları yoktur. Bazen bütün müslümanların bir önderin (imamın) yönetimi altında bir araya gelmeleri mümkün olmayabilir. Şartlar buna müsaade etmeyebilir.
    Günümüzde müslümanlar farklı coğrafyalarda ve farklı bağımsız ülkelerde yaşamaktadırlar. Birçok ayrı siyasî güç müslümanlara hakim durumdadır. Buna rağmen onlar İslâm’ın genel esasları ve hedefleri etrafında bir cemaat olmak durumundadırlar. Onlar birbirlerinin kardeşidirler. Herkes birbirinin destekçisi, yardımcısı ve duâcısıdır.
    Müslümanlar bulundukları yerde, az da olsalar cemaat anlayışını yaşatmakla görevlidirler. Bazı mü’minler, bir amacı ya da bir hedefi gerçekleştirmek üzere bir araya gelebilirler, bir grup çalışması yapabilirler. Vakıf, dernek, teşkilat çatısı altında örgütlenebilirler. Bu şekilde oluşan cemaatler, kendi aralarında bazı prensipleri uygulasalar bile, diğer müslüman cemaatlerle İslâm kardeşliği çerçevesinde ilişki kurarlar, ayrılık gütmezler, onlara sırtlarını dönmezler.
    Bir cemaatin İslâmî olup olmaması, onun İslâmî prensiplere ne kadar uyduğuna bağlıdır. ‘En iyi cemaat biziz’ iddiası geçersizdir.
    Belli bir amacı ve çalışmayı gerçekleştirmek üzere bir araya gelen cemaatler, tefrikaya sebep olmamalı, müslümanları bölüp parçalamamalıdır. Dinde ayrılık güdenlerin ve kendi cemaatinin veya grubunun görüşlerini, prensiplerini din haline getirenlerin son derece hatalı oldukları açıktır. Kaldı ki İslâm sürekli bir şekilde müslümanların kardeşliğini vurgulamakta, onları ‘vahdet’e dâvet etmektedir.
    Tevhid itikadını benimsemiş müminler cemaatli olmak fakat cemaatçi olmamak zorundadırlar.
    Müslümanlar, yaşadıkları yerlerde azınlık da olsalar cemaat olmaya çalışmalılar. Bunu yapmazlarsa ve cemaat şuurunu diri tutmazlarsa; cemaat olmanın avantajlarını ve nimetlerini kaçırırlar. ‘Cemadat’, yani şuursuz, sıradan sürü haline gelirler. Sürüleri güden çobanlar de her zaman bulunur.


    Cemaat Olmanın Önemi ve Zorunluluğu :

    Cemaat bir vucubiyet , cemaatsizlik bir vebaldır. Bu işin keyfiyeti kişinin kendi isteğine bırakılmamış “olmazsa da olur” değil, aksine "olmazsa olmazımızdır".
    İnsanın ihtirasları, çıkarcı, bireyci, bencil, dünyacı, karanlıklardan kurtulup gün yüzüne çıkması cemaat ortamlarının rahmet ve bereket ikliminde mümkün oluyor… Kişi cematpotasında olgunlaştıkça toplumsal duyarlılığı gelişir…
    Cemaat kişisel kabiliyetleri, kazanımları sosyalleştirmek için vardır… Hem kendi kalmak, hem de cemat atmosferinde zenginleşmek, derinleşmek, durulaşmak fırsatı yakalanmış oluyor…
    Tevhid akidesi ve hareketli organik ameliyle kişiye anlam ve değer yükleniyor… Hayatın fani çabalarını ebedileştirmenin yolu da buradan geçiyor…
    Cemaat her tür bereketin adıdır… Velayetin, vahdetin, uhuvvetin, rahmetin taşıyıcısıdır… İslam’ı pratize etmenin zeminidir… Müminleri bir arada tutan tutkal, bir duvar misali kaynaştıran harçtır…
    Modern dönemlerde İslami misyon ve mesajı sürdürebilme imkanı cemaat formunda kendini gösteriyor… Modernite ile gelen köklü yıkıma karşı duracak tek potansiyel güç İslam’dır… cemaat tüm zamanların bir zaruretidir.
    İslâm cemaat dinidir. İslâm’ın ilke ve prensipleri en güzel şekilde cemaatle beraber yerine getirilir. İslâm, müslümanların şuurlu cemaatler olmasını emretmiştir. Peygamberimiz Medine’de bu örnek cemaati kurmuş ve nasıl olacağını göstermiştir. Böyle bir cemaat mü’min için koruyucu bir elbise, kale gibidir.
    Cemaat olan mu’minler birbirlerini daha iyi tanırlar, birbirlerini sever sayarlar, destek olurlar, yardımda bulunurlar. Birbirlerinin durumlarından haberleri olur, birbirlerinin eksik taraflarını tamamlarlar. Tıpkı bir vücut gibi birbirlerinin acısıyla kederlenirler .
    İslâmî cemaat, Kur’an anlayışı ve Peygamberin yolu üzerine kurulur. Onların arasında kardeşlik, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, fedâkârlık ve saygı vardır. Onların arasında soy, sınıf, kabile, meslek, bölge üstünlüğü gibi şeyler yoktur.

    İslam alimlerinden "Dar'ul harb'te bile cemaat olmanın zorunluluğu"yla ilgili görüşlerini aktaracak olursak;

    Hanefi alimlerinden “İmamların Güneşi” lakablı Serahsi (Vefatı 483 ve ya 490 Hicri) “Şerhu's Siyeri'l Kebir” adlı kitabında, Ebu Hanife'nin telebesi İmam Muhammed eş Şeybani'den naklen bildiriyor:


    لا يجوز ترك المسلمين سدى ليس عليهم من يدبر أمورهم في دار الإسلام ولا في دار الحرب

    ’Müslümanları başlı başına, üzerlerinde işlerini idare eden birinin olmadığı şekilde terk etmek ne Dar'ul-İslam'da ne de Dar'ul-Harb'de caiz değildir.”

    (Serahsi: Şerhu's Siyeri'l Kebir: 2/258
    Dar'ul Kutubi'l İlmiyye - Bab/88, Mesele/1436)


    Allame Kemaluddin İbni Humem (790-861/1388-1457) Mehşur “El Hidaye” üzerine yazdığı “Fethul Kadir lil Acizil Fakir” adlı kitabında bu mevzuda :

    وإذا لم يكن سلطان ولا من يجوز التقلد منه كما هو في بعض بلاد المسلمين غلب عليهم الكفار كقرطبة في بلاد المغرب الآن وبلنسية وبلاد الحبشة وأقروا المسلمين عندهم على مال يؤخذ منهم يجب عليهم أن يتفقوا على واحد منهم يجعلونه واليا فيولى قاضيا أو يكون هو الذي يقضي بينهم وكذا ينصبوا لهم إماما يصلي بهم الجمعة

    Şimdiki zamanda Mağrib bölgesinde olan Kurtuba, Valensiya ve Habeşilerin ölkesi kimi kafirlerin galib olduğu bazı Müslüman ülkelerinde, Müslümanlar onlara mal ödeyerek yaşarlar. Bu kimi ülkelerde, Sultan ve ya ondan vazife almanın caiz olduğu birisinin olmaması halinde Müslümanların üzerine vacibdir ki, kendilerinden (içlerinden) olan birinin üzerinde ittifak etsinler, onu vali/idareci seçsinler. O da kadı tayin etmeli veya o onlar arasında hakimlik eden biri olmalıdır.
    Aynı şekilde onlar üçünün arkasında bütün namazları kılacakları bir imam nesb/tayin etmelidirler.”

    (Kemaluddin İbni Humem: Fethul Kadir: 7/264
    Beyrut: Dar'ul Fikr: İkinci neşr.)



    Cemaatleşmekle ilgili ayet-i kerimelere bakacak olursak:

    Rabbimiz , müslümanları Kur’an etrafında bir araya gelmeye dâvet ediyor (Âl-i İmran, 103).

    Dinlerini parçalayanlar gibi parça parça olmaktan sakındırıyor (Rûm, 32).

    Kuvvetli bir bina gibi bir araya gelip kendi yolunda cihad eden mü’minleri sevmektedir (Saff, 4).

    Onların işleri aralarında şura-danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler. Bir haksızlığa uğradıklarında üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar ”(Şûrâ: 38-39) buyurarak, müminlere işlerini ortaklaşa yapmalarını ve yardımlaşmalarını emredip, [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] ve beraberlik içinde olmalarını istemiştir.

    Allah ve Rasûlune itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal: 46)

    İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Al -i İmran 104)

    "Sen yönünü Allah'ı birleyici olarak doğruca dine çevir. Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler. Yalnız O'na yönelin ve O'ndan korkun; namazı kılın ve (Allah'a) ortak koşanlardan olmayın. Onlar ki dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Her grup kendi yanındakiyle sevin(ip övün)mektedir. " (Rum, 30/30-32).



    Cemaatleşmekle ilgili Hadis-i Şeriflere bakacak olursak:

    Cemaati terketmenin de cahiliye huylarından biri olduğunu ilan etmektedir.
    Nitekim bir hadiste Abdullah b. Ömer’den rivayet ile Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
    "Kim elini itaatten çekerse, kıyamet günü hüccetsiz olarak Allah'a kavuşur. Kim de boynunda bey'at olmadığı halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur." ( Muslim, 3441)

    Ne yazık ki bugün müslümanlar genelde bu duruma düşmüşler, dinlerini parça parça edip gruplara ayrılmışlardır. Övünmeleri de diğer gruptakilere karşıdır.
    Hz. Peygamber (s.a.s.): "Cemâat rahmettir, tefrika ise azaptır" buyurmaktadır. (İbn Hanbel, IV,145).

    Yine şöyle buyurur: "Allah'ın eli cemâatle beraberdir."
    (Tirmizî, Fiten, 7).

    "Bereket cemâatle beraberdir. " (İbn Mâce, At'ime, 17).

    Hz. Peygamber (s.a.s.) "Mu'minlerin birbirlerine karşı sevgi ve merhametlerindeki örneği bir vücudun örneği gibidir. Bir azası rahatsızlandığında tüm vücut uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur."(Buhari-Müslim) buyurmuştur.

    "Kıyamet günü Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: Celalim için birbirlerini sevenler nerededir? Benim gölgemden başka gölge bulunmayan bu günde, ben onları gölgemde gölgeleyeceğim." (Muslim)

    "Nefsim elinde olana yemin olsun ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil manada) iman etmiş olamazsınız." (Muslim Îmân, 94)
    (Birbirinizi sevmenize sebeb olacak ameli söyliyeyim mi. Aranızda selamı yayın) hadisin diğer farklı varyantlarında bu ifadeler bulunmaktadır.

    "Allah için birbirini seven ve O'nun için bir araya gelip ayrılan iki kişi" de Allah'ın, hiçbir gölgenin bulunmadığı günde kendi gölgesinde gölgelendireceği kimselerdendirler.(Buhari-Muslim)

    Enes b. Malik (r.a)’den: Rasulullah (s.a.s) buyurduki:
    «Hiç biriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşiniz içinde arzu etmedikçe iman etmiş olmaz (Buhari-Muslim)

    Çağımızdan iki örnek verecek olursak bunlardan biri Afganistan diğeri Filistin’dir. Afganistan’ın Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonra oradaki Müslüman cemaatler güçlerini birleştirerek bu düşmana karşı kıt imkânlarıyla savaş verdiler. Sonunda dünyanın iki süper gücünden biri olan Sovyetler Birliği yenilerek Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı.
    Filistin’e gelince, yarım yüzyılı aşkındır başta İngiltere’nin daha sonra da ABD’nin son model silahlarla donattığı İsrail işgal gücü bütün zulüm ve yıkımlarına rağmen Filistin Müslüman halkının mücadelesini durduramamış, onca gücüne karşın kıt imkânlara sahip Filistin mucahidlerine karşı aciz duruma düşmüştür. Daha geçenlerde sona eren 22 gün savaşında İsrail, ABD’nin en son ürettiği silahlarla mazlum Filistin halkı üzerine yüzbinlerce ton bomba yağdırarak Gazze’yi adeta harabeye çevirdi. Sivil katliamının yaşandığı saldırıda 1300’ü aşkın Filistinli şehid oldu, 5500’ü aşkın kişi de yaralandı. İsrail, bütün bu yıkıma rağmen HAMAS mucahidlerinin şanlı direnişini kıramamış, karadan şehre girememiş ve sonunda biçare tek taraflı ateşkes kararı almıştır.

    Yine bir hadis-i şerifle konumuza devam edelim.

    Haris el Eş’ari r.a. rivayet ediyor; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
    "Allah Teâla hazretleri, Yahya İbnu Zekeriya aleyhimâsselam'a, beş kelime söyleyip bunlarla amel etmesini ve onlarla amel etmelerini Beni İsrail'e de söylemesini [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] buyurdu. Ancak O, bu hususta ağır aldı. İsa aleyhisselâm kendisine:
    "Allah sana beş kelime öretip onlarla amel etmeni ve Beni İsrail'e de onlarla amel etmelerini emretmeni söyledi. Ya sen bunları onlara emredersin veya bunları onlara ben emredeceğim" dedi. Yahya aleyhisselam:
    "Onları emretmede benden önce davranacak olursan yere batırılmam veya azab görmemden korkarım!" dedi ve halkı Beytu'l-Makdis'te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. (Söz alıp): "Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de amel etmenizi emretmemi bana emretti:

    -Bunlardan birincisi Allah'a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah'a ortak koşanın misali şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve:
    "Bu benim evim, bu da işim. (Çalış kazandığını) bana öde!" der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Kölenin böyle yapmasına hanginiz razı olur?

    -Aynen bunun gibi, Allah da size namazı emretti. Namaz kılarken (sağa-sola) bakınmayın. Zira Allah yüzünü, namazda bulunan kulunun yüzüne karşı diker, o sağa sola bakmadığı müddetçe.

    -Allah size orucu emretti. Bunun misali şu insanın misaline benzer; O bir grup içerisindedir. Beraberinde bir çıkın içinde misk var. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hasıl olan) koku, Allah indinde miskin kokusundan daha hoştur.

    -Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam: "Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum" der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır.

    -Allah size, Allah'ı zikretmenizi de emretti. Bunun da misali, peşinden hızla düşmanın geldiği bir adamdır. Bu adam muhkem bir kaleye gelip, düşmandan kendini korur. Kul da böyledir. Şeytana karşı kendisini sadece zikrullah ile koruyabilir."

    Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm (burada hikayeyi tamamlayarak) dedi ki:
    "Ben de size beş şeyi emrediyorum: Allah onları bana emretti. Dinlemek, itaat etmek, cihâd, hicret ve cemaat. Zira, kim cemaatten bir karış ayrılırsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, geri dönen hariç. Kim de Cahiliye (ırkçılık) davası güderse o cehennem molozlarından biridir!"
    Bir adam: "Ey Allah'ın Rasulu! O kimse namazını kılar, orucunu tutar idiyse (yine mi cehennemlik)?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:
    "Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da!
    Ey Allah'ın kulları! Sizi müslümanlar, mü'minler diye tesmiye eden Allah'ın çağrısı ile çağırın!" buyurdular." Tirmizi, Emsal 3,(2867) İbni Huzeyme(salat 244,2/64) İbni Hibban(298-99) Hakim(1/117,235) Ahmed(4/202) Abdurrazzak(11/339) İbni Abdilberr İstiab(1/290) İbni Nehhas Meşariül Eşvak(11) hasendir.


    Cemaatte Emre İtaat Bilinci :

    Cemaatte emre itaatin önemi çok büyüktür. Basit, öenmsiz görülen bir görevdeki itaatsizlik ve gevşeklik bile çok büyük günaha, vebale ve büyük kayıplara sebeb olabilir. Bunu İslam tarihinden misallendirecek olursak Kuranı Kerimden Talut kıssasından başlayabiliriz:

    Bakara 249- Talut, ordusu ile birlikte sefere çıkınca askerlerine dedi ki; Allah sizi bir ırmak aracılığı ile sınavdan geçirecek. Kim bu ırmağın suyundan kana kana içerse benden değildir. Kim onun suyundan içmez de sadece bir avuç dolusu ile yetinirse o bendendir
    250- Talut ve askerleri, Calut ve ordusu ile karşılaştıklarında; `Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirlere karşı bize zafer nasip eyle' dediler.

    Bu ayetlerin Fi zilal’den alınan konumuzla ilgili tefsirlerinde şu açıklamalar bulunmaktadır:

    Askerlerin az bir kısmı dışında çoğu bu ırmaktan su içtiler. Bir süre sonra Talut, yanında kalan müminlerle birlikte o ırmağı geçince, askerlerin bir kısmı "Bugün bizim Calut ve ordusu ile başa çıkacak gücümüz yok." dediler.
    Fakat Allah'ın huzuruna çıkacaklarına kesinlikle inanmış olanlar "Allah'ın izni ile nice az sayılı topluluk, nice kalabalık topluluğu yenilgiye uğratmıştır."dediler.
    "Hiç kuşkusuz Allah, sabırlılarla beraberdir." -
    …….Burada yüce Allah'ın bu kişiyi hükümdar seçmesinin hikmeti somut biçimde ortaya çıkıyor. O, adım adım savaşa doğru ilerliyor. Komutası altındaki ordu, tarihinde birçok kez bozgunu ve ezikliği tatmış mağlup bir milletten oluşmuş, bir süre sonra da galip bir milletin ordusu ile karşılaşacak.
    O halde, ordusunun vicdanında gizli bir güç bulunmalıdır ki, onun sayesinde karşılaşacağı üstün ve güçlü ordu karşısında durabilsin. Bu gizli güç olsa olsa iradede bulunabilir.
    Nefsin arzularını ve içgüdülerini denetim altına alan, mahrumiyetlere ve sıkıntılara dayanan, zaruretlerin ve ihtiyaçların üstesinden gelen, itaati elden bırakmayan, bunun getireceği yükümlülüklere katlanan ve böylece ardarda gelecek sınavları başarı ile aşan bir iradedir onun aradığı. O halde Allah tarafından seçilmiş olan komutan, ordusunun iradesini, direnme gücünü ve sabırlılık derecesini mutlaka denemeli, sınavdan geçirmelidir.
    İlk önce, ordusunun isteklere ve arzulara karşı ne kadar dayanabildiğini, ikinci aşamada da yokluklara ve sıkıntılara karşı ne derece sabırlı olduğunu deneyecektir. Bu yüzden rivayetlerin verdikleri bilgiye göre Talut, askerlerinin susuz oldukları bir sırada bu denemeyi yapmayı uygun gördü.
    Böylece kendisi ile birlikte kalıp sabredecek olanlar ile rahatını tercih edip geri dönecek olanları ayırt edebilecekti. Deneme sonunda ileri görüşlülüğü ortaya çıktı:
    "Askerlerinin az bir kısmı hariç, çoğu bir ırmağın suyundan içtiler." ---------
    Kana kana içtiler. Oysa isteyenlere, ırmağın suyundan bir avuç dolusu olarak aşırı susuzluklarını gidermeleri ve böylece ordudan ayrılmak isteğinde olmadıklarını kanıtlamaları serbest bırakılmıştı. Ordunun çoğunluğu sırf nefislerinin isteklerine boyun eğerek söz dinlemedikleri için ondan ayrıldılar.
    Ondan ayrıldılar, çünkü onun ve kendilerinin omuzlarına yüklenen görev için yeterli kimseler değillerdi. Onların düşmanla yüzyüze gelmenin eşiğinde olan ordudan ayrılmaları hayırlı ve tedbirliliğe uygun bir olaydı. Çünkü orduda zayıflık, moralsizlik ve bozgunculuk tohumu oluşturuyorlardı.
    Orduların gücü, asker sayılarının kalabalıklığı ile değil, bu askerlerin kalplerinin dirençlilik derecesi ile, iradelerinin kesinliği ile, yolundan sapmaz ve sarsılmaz imanları ile ölçülür. Bu tecrübe sadece kalplerde gizli olan niyetlerin yeterli olmadığını, savaşa girmeden önce ordunun pratik bir sınavdan geçirilerek, bu yolda kaçınılmaz gerçekleri daha baştan ortaya çıkarıp tavrını ona göre belirleme gereğini ispatladı. Bunun yanısıra bu tecrübe, Allah tarafından seçilen komutanın cevherinin de dayanıklı olduğunu, çünkü ilk tecrübe sırasında ordusunun dökülüşü yüzünden sarsılmayarak yoluna devam ettiğini kanıtladı. (Fi zilal il Kur'an tefsiri)


    ****Aynı mesele hakkında Rasulullahın askerlerinden misal verecek olursak, Uhud savaşında Tepedeki okçulara değinmeden geçemeyiz.
    Okçuların başlarındaki Abdullah b. Cubeyr komutanlarının ısrarına rağmen dinlemeyip kendi şahsi kanaatlerine zan ve ihtirasta kamçı vurunca görev yerlerini terk etmiş ve bu sorumsuzluğun vehametini savaşın yenik tamamlanmasının yanında pek çok şehid ve yaralılarla tamamlanmasına sebeb olmuştur




    Cemaatte Kardeşliğin Önemine Dair :

    Cemaatte kardeşliğin yardımlaşmanın öneminden bahsedeceksek bu işe evvela ensar muhacir kardeşliğinden başlamamız gerekecektir.
    Rasulullah tarafından birbirine kardeş ilan edilen Sa’d bin Rebi (r a), Abdurrahman bin Avf’a (ra) "Ben mal cihetiyle Medineli Müslümanların en zenginiyim, malımın yarısını sana ayırdım, evimin odalarını ikiye böldüm, istersen hanımlarımdan birini boşayayım onu sana nikahlayayım " demişti
    Büyük Sahabi, cennetle müjdelenen 10 kişiden biri olan Abdurrahman bin Avf’ın (ra) verdiği cevap yapılan teklif kadar ibretlidir


    "Allah sana malını hayırlı kılsınBenim onlara ihtiyacım yok. Bana yapacağın en büyük iyilik, içinde alış-veriş yaptığınız çarşının yolunu göstermendir" buyurmuştur.


    Diğer bir hadis te: Ebu Hurayra (r.a.) diyor ki:

    "Bir adam Rasulullaha geldi ve ona "Ey Allanın Rasulu, ben açlıktan bit­tim." dedi.
    Rasulullah, hanımlarına bir adam gönderdi. Adam onlarda hiçbir yi­yecek bulamadı. Bunun üzerine
    "Bu adamı bu gece misafir edecek kimse yok mu? Allah ona rahmetini versin." buyurdu.
    Bunun üzerine Ensar'dan bir kışı ayağa kalktı ve "Ben misafir ederim ya Rasulallah." dedi ve adamı alıp evine götürdü. Hanımına "Bu, Resulullahın misafiridir, bundan hiçbir şey esirgeme." dedi.
    Hanımı: "Vallahi evde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yoktur." de­di. Adam: "Çocuklar akşam yemeğini istediklerinde onlan uyut gel, lambayı söndür. Bu gece karnımızı dürelim." dedi.
    Hanımı bunları yaptı. Sonra ev sahibi hakkında sabahleyin Rasulullah şöyle buyurdu: "Allah falan adama ve falan ka­dına hayret etti. (Onları takdir etti). "İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu.
    "Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve imanı kalplerinde yerleştirmiş olanlara gelince, onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler, kim nefsinin ihtiraslarından korunur ise, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir" (Haşr-9)


    Sözümü İmam Malik'in şu sözüyle sonlandırıyorum:
    Cemaatta hoşunuza gitmeyen şeyler, ayrılıkta hoşunuza giden şeylerden daha hayırlıdır.”
    alinti
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2010
    Mesajlar Mesajlar
    102
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 54 + 1226


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.


    Cemaatsiz Cennet Bulunmaz
    Nimetlere ulaşmanın bir çok yolu vardır; ancak bir yol var ki bütün yolların en emniyetlisi, en sevimlisi ve en verimlisidir. Bu, sırf Allah rızası ve muhabbetullah üzere kurulmuş bir takva cemaatına katılıp, Allah sevgisi üzerinde yaşamak ve o sevgi içinde dünyadan ayrılmaktir

    Kim istemez şerefli, edebli, terbiyeli, sevgili bir müslüman olmayı? Kim arzulamaz Yüce Mevla’nın sevgi ve rızasına ulaşmayı? Kim dilemez Hz. Rasulullah’ın (A.S.) iki cihana bedel bir tebessümüyle karşılaşmayı ve sevinçten ağlamayı? Kim düşünmez Cehennemi selametle geçip ebedi saadet ve selam yurdu Cennet’te bulunmayı?..

    Bütün bu nimetlere ulaşmanın bir çok yolu vardır; ancak bir yol var ki bütün yolların en emniyetlisi, en sevimlisi ve en verimlisidir. Bu, sırf Allah rızası ve muhabbetullah üzere kurulmuş bir takva cemaatına katılıp, Allah sevgisi üzerinde yaşamak ve o sevgi içinde dünyadan ayrılmaktır.

    Buna “Allah’ın ipine yapışmak” denir. Allahu Tealâ’nın kopmayan ipi Hz. Kur’andır. Kur’anın tek isteği iman ve takvadır. Onun bir ucu Rabbül Âlemin’de, bir ucu bizdedir. Kim ona sıkıca tutunur ve ölene kadar bırakmaz ise korkmasın, sonuçta yeri Cennet’tir. Bu, Rabbimizin açık vaadidir. Rasulullah (A.S.) Efendimiz de aynı müjdeyi vermiştir.

    Allahu Tealâ, “sakın huzuruma imansız ve İslam’sız gelmeyin” diyor ve dünyadan selametle ayrılmanın yolunu şöyle gösteriyor:

    “Hep birlikte, (kalbiniz ve kalıbınızla, erkek ve kadınınızla, yaşlı ve ihtiyarınızla) topluca Allah’ın ipine sarılın. Sakın parçalanıp dağılmayın. ”(Âl-i İmran/102-103)

    “Takvaya ulaşmak için birlik olun, biribirinize yardımcı olun.” (Mâide/2)

    Kur’an’ın en önde gelen hafızlarından Hz. İbnu Mes’ud (R.A.), “Allah’a götürecek ip taat ve cemaattır” diyor ve ekliyor: “Nefsinize acı ve ağır gelse de birliğinizi muhafaza edin. Sakın yalnızlıkta huzur aramayın bulamazsınız.” (Taberi)

    Büyük müfessir İmam Katâde’yi dinleyelim: “Allahu Teâlâ, sizin ayrılık içinde olmanızı çirkin görüyor. Onun için önce ‘sakın parçalanmayın’ emrini verdi ve dağınıklıktan sakındırıp nehyetti. Allahu Tealâ sizin hakkı dinleyen ve ona itaat eden, biribirini seven ve dostça geçinen bir cemaat olmanızı istiyor. Siz de, gücünüz yettiği kadar Allah’ın razı olduğu bu hale razı olun ve ona sahip çıkın. Bütün kuvvet Allah’a aittir.” (Taberi)

    Allah Rasulü (A.S.), şeytanın her an mü’min avında olduğunu, tek başına kalan kimsenin kalbine ve imanına saldırdığını haber verip sığınılacak kaleyi gösteriyor:

    “Allah yolunda Allah rızası için cemaat olun. Yoksa şeytana yem olursunuz. İman selameti ile ölmek ve Cennete girmek isteyen kimse cemaata sarılsın.” (Tirmizi, Hakim)

    Tek kalanı kurt kapar sözü, yalnız başına kalan insan için söylenmiştir.
    Başka bir ilaç:
    “Üç şey var ki, onlara riayet eden bir mü’min, katiyyen aldanmaz, yanılmış olmaz:
    * Allah için amelde ihlaslı olmak.
    * İşlerini sevk ve idare eden imamına karşı samimi davranmak.
    * Cemaata sımsıkı sarılmak.” (Ahmed, Hakim)

    Evet, bir kimse yaptığı işlerde Allah rızasını hedefe alır, Hakk yolunda kendisine tabi ve talebe olduğu kimseye özü ve sözüyle samimice davranır ve bu uğurda beraber olduğu cemaate sımsıkı sarılırsa, onun kalbinde şeytan taht kuramaz. Şeytanlaşmış insanlar da onu yolundan ayıramaz. Çünkü onun destekçisi Allahu Tealâ’dır.
    “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.” (Tirmizi, Tabarani) hadisi, cemaatın kerametini anlatmaya yeterlidir. Buradaki elden maksat, Allah’ın kudreti, desteği, muhabbeti, koruması ve melekleriyle takviyesidir.

    Mü’min, Allah yolundaki kardeşleriyle kuvvetlenir. İhlas ve edeb ilahi rahmeti çeker. Rahmet kalbi destekler. Rahmetle desteklenen kalbin şüphesi gider. İlahi nur ile aydınlanan kalp, fani olan eşyayı bırakıp baki olan Mevla’yı tercih eder; hep O’nu zikreder. Boş işlerden ve haramlardan muhabbetini çeker. Ahireti özler, ölümü sever.

    Cemaatla kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmiyedi derece daha faziletlidir ve daha bereketlidir. Cemaatla yapılan dua ve zikirler, tek başına yapılandan daha makbuldur. Cemaat halinde yapılan herşeyde ayrı bir bereket ve kazanç mevcuttur.

    Efendimiz (A.S.), mü’minleri biribirlerini temizleyen iki ele benzetiyor. Allah için kardeş olan mü’minlerin her birisi, diğerinin günahlara düşmemesi için bir kalkan vazifesi görür. Önce, onu kusur ve günaha çağırmaz, hata içinde bırakmaz. Yanlış yaparsa ikaz eder; hayır işlerse dua ile destekler. Bazen onun için gözyaşı döker. Ne mutlu Allah için sevdiği kardeşi için gözyaşı dökebilenlere. Bu hal, peygamberlerin ve sıddıkların ahlâkıdır. Az bulunur, çünkü çok kıymetlidir.

    Nereden bakılsa cemaat rahmettir. Cemaatın temeli Allah için muhabbettir. Onu ayakta tutacak esaslar ise ihlas ve edebtir. Birisi bulunmasa, sonuç felakettir.

    Mü’minler Cennet’e grup grup cemaat halinde gireceklerdir. Tek kişilik bir cennet yoktur. Cennetin süsü ve gülü olan Rasulullah (A.S.) Efendimize bile aşıklar ve sıddıklar komşu edilecektir. Cennet’te herkes sevdikleriyle beraber sevinecektir. .

    Cok tesekkurler hocam elinize saglik....Rabbim bizleri cemaatsiz tek basına nefsinin elinde oyuncak olarak bırakmasın hizmet ve kulluk suuru ile bilinçlendirsin insAllahu Teala
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    “Cemaatte hoşunuza gitmeyen şeyler, ayrılıkta hoşunuza giden şeylerden daha hayırlıdır.” (İmam-ı Malik)
    Dört hak mezhepten birinin kurucusu olan bu zat neden böyle bir şey demiştir? Çünkü: Cemaat İslam’ın olmazsa olmazıdır. İslamiyet cemaat dinidir.

    Resulullah (sav) buyuruyor:

    “Cemaat rahmettir, tefrika azaptır” (Ahmed b Hanbel)

    “ALLAH’ın eli cemaatle beraberdir.” (Tirmizi)


    Burada, Allahın yardımını almak için cemaat şeklinde hareket etmek gerektiği belirtilmiştir.

    Günümüzde; Kuran ve hadislerde bahsedilen cemaatten maksat, ehlisünnet cemaatidir diyenler çıkmıştır. Acaba bu kişiler, ehlisünnet cemaatinde olmanın sadece ehlisünnet cemaatindeyiz demek olduğunu mu sanıyorlar. Sahabelerdeki ehlisünnet cemaati, İslam’a hizmet eden, birçok insanın imana gelmesine ve İslam’ı sevmesine vesile olan cemaatti, karşılaştıralım, şuan var olan İslami cemaatler mi; yoksa, bu kişilerin dedikleri cemaat mi sahabelerdeki ehlisünnet vel cemaat tipine uyuyor.

    Cemaat, ortak gayeler için, birlikte hareket etmektir. Bu ortak harekette; birbiriyle kaynaşma, yardımlaşma ve bir birini geliştirme, yanlışını düzeltme vardır. Bunun içinde peygamberimiz bir sahabeyi bir yere göndereceği zaman, en az iki kişi olarak gönderir ve birini diğerine komutan ilan ederdi.

    Cemaat; bilinçli olarak bir araya geldiği için, doğru İslam’ı, doğru yaşayıp, yorumlayıp, pratiğe aktarabilir. Cemaat; aciz, kendi başına yetemeyen bir sürü değil, omuz omuza vererek büyük bir kardeşlik gücü ortaya koyan bir oluşumdur. Cemaat olmak ve cemaatte bir birey olmak her kişinin ve kalabalığın harcı değildir. Cemaate giren kişi enaniyetini bırakmalı ve ben de biliyorum diyerek enaniyet göstermemeli, herkesin bir söz hakkı vardır. Sıradan bir insan olarak bildiklerini paylaşmalı, ben biliyorum bunlar niye benim dediklerimi kabul edip yapmıyorlar, diye bir baskı kuramazlar. Kurmaya çalışsa da kimse takmaz. Bunun için cemaate girmek nefse söz geçirmekle olur. Cemaate girmeyen birçok kişi kendi bilgi ve yaşamının cemaattekilerden daha iyi olduğuna inanarak kibir gösterir, bu kibir onları cemaatin bereketinden uzaklaştırır.

    Hz. Ali :”Herkesi kendinden daha üstün gör ve kibre girme” sözü çok manidardır. Yoksa cemaattekilerin bilgi ve yaşamını kendi yaşamından daha iyi görseydi elbette cemaate girecektir. İslami yönden, toplumun sorunlarını cemaatin oluşturduğu ortak akıl ve faaliyet çözecektir. Yok, ben cemaatte değilim ama ben ve benim gibiler toplumdaki sorunları çözecek ve çözüyor diyen yoktur herhalde.(Eğer varsa Allah sayılarını arttırsın.)

    Bu insanlardan bazıları zannediyor ki; “İtaat kendilerini küçültür veya kendilerinin değerleri bilinmez”, sözde özgürlük, gerçekte İslam’ın tutsaklığı.. Çünkü İslam’a hücum edenler, birbirlerinin kusurlarına bakmıyor veya benimle tamı tamına aynı düşüncede değil demiyor, hep birden hücum edip, Müslümanları tutsaklık altına alıyor. Bizim tek takılan bazı zatlar ise “Cemaat bana ne verdi?” eleştirilerine takıldılar. Hâlbuki “Benim cemaat aracılığıyla halka, insanlara ve insanlığa katkım nedir ve ne olabilir?” sorusunu sormalıydılar. Kendi Tecrübe ve ilimlerine güvendiler, onu paylaşmaktan uzak durdular, Paylaşma adına da kendi düşüncelerini kabul ettirmek istediler, cemaattekiler onların düşüncelerini kabul etmeyince de cemaatten uzaklaşıp kötülemeye başladılar ve şeytanın sağdan yaklaşmasını kabul ettiler. Evet, İnsanlar ilme, tecrübeye ve nefsin arzularına tutsak olabilir.

    Cenab-ı Hak meleklere: O kavmin helak edileceğini söylediği zaman melekler: Yarabbi orada sana ibadetle zaman geçiren kullarında var demişlerdir. Cenab-ı Hak: Onlar bana ibadetle zaman geçirmiş, ama halkı yanlıştan alıkoymaya çalışmamıştır, diyerek o kavmi helak etmiştir.Sadece şahsi olarak ibadet edip, toplumdaki ahlaksızlığın gitmesi ve insanlıktan uzaklaşmış insanlara, yardımcı olmaktan uzak durmanın, müslümanın işi olmadığını Asr suresindeki: “Hakkı tavsiye edenler” ayeti bize bildiriyor.

    Peki, ülkemizde cemaate karşı olan bazı kişiler, neden vardır ve neden cemaate karşı çıkıyor?

    Bunlar birkaç gruptur:
    Birinci grup: Cahilliklerinden karşılar.
    İkinci grup: Kıskançlıklarından karşı çıkıyor.
    Üçüncü grupta: İslam düşmanlığından dolayı karşı çıkmaktadır.

    Allah rızası için insanlara faydalı olmaya çalışan, ayrımcılık yapmayan ve ayrımcılığa karşı olan, insanların Allaha iyi bir kul, vatanına milletine iyi bir vatandaş olmasına çalışan, maddi ve siyasi bir amacı olmayan insanlara başka hangi sebeple karşı çıkılsın?

    Yanlış düşüncelerden biride şudur: Kendi aralarında küçük cemaatler ve gruplar ehlisünnet cemaatine zıttır. Hayır, her bir mezhep imamı zamanında, insanlar imamların arkasında küçük birer cemaat değil miydi, o zatların çevresinde toplanıp, onların sohbetlerinde bulunmuyorlar mıydı? Onların etrafında toplanmış küçük cemaatler acaba bütün Müslümanları kapsayan ehlisünnet cemaatini bölüp ve zarar mı verdi, yoksa İslam âlemine ve insanlığa faydalı mı oldu? Biraz bilgisi ve vicdanı olanlara soruyorum.

    Bütün Müslümanlar ehlisünnet cemaatinin içindedir. Bu büyük cemaat içindeki küçük cemaatler bir binanın taşları hükmündedir. İsteyen hiçbir cemaate bağlı olmadan da İslam’ı yaşamaya çalışır, herkese saygılı olunmalıdır, yeter ki şahsi çıkarlarına uymadığı için cemaatleri kötülemesinler. Akla kapı açılır, irade elden alınmaz. Zaten cemaat; ülkede huzur, barış, ayrımcılığın olmaması, insanların vatan ve millete faydalı olması için çalışırlar. Cemaatlerin ne maddi nede siyasi bir amacı yoktur. Tek amaç; insanların dünya ve ahiret hayatlarına faydalı olmak ve Allah’ın rızasını kazanmaktır. Yani Kuranın müslümandan istediği görevler. Buna da kimsenin karşı olmaya hakkı yoktur. Tek başıma ben Kuranın bu emrini yapıyorum, hatta cemaatlerden daha iyi yapıyorum diyen varsa tebrik ediyoruz. Herkesin duygu ve düşüncelerine saygı duyulmalıdır.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  6. #6
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    Nerede benim rizam icin birbirini sevenler?
    Benim gölgemden baska bir gölgenin bulunmadigi bir günde onlari kendi gölgemde gölgelendirecegim.
    (Hadis-i Kutsi)

    "Dusuncelerle bir araya gelmis ve cemaat olusturmus 5-10 fert, insanligi asirlar boyu hep aydinlik iklimlerde dolastiran Ebu Hanife, Muhammed Bahauddin Naksibendi, Abdulkadir Geylani, Imam Gazzali ve emsali kimselere nasip olan mazhariyetlerin cok cok ötesinde, mazhariyetlere sahip olabilirler. Bu o buyuk zatlari tezyif veya misyonlarini inkar olarak anlasilmamali; Allah ( c.c)'in cemaate hususi ihsani seklinde yorumlanmalidir."

    Mevlana gibi yuce bir sahis devrimizde yasiyor olsaydi; cagimizdaki tehlikelerin farkina vardiginda umulur ki, o da bireysel maneviyattan cikip CEMAAT halinde bulunmanin ancak bu cagda ayakta kalabilmenin bir yolu oldugunu soyleyecektir.

    Eski zamanlarda kisinin tek basina kendisini yetistirmesi kolay oldugundan, manevi acidan kendilerine ceki duzen vermek isteyenlerin bir yerde inzivaya cekilmeleri yeterli olabilirdi. Ama dunyanin bir koy haline geldigi ve surekli insanlarla muhatap olunarak ilerlemelerin kaydedilebildigi cagimizda INZIVA hayatinin yasanilmasi dusunulemez. Bu devirde tek basina kalan bir insan, nefisinin ve seytanin buyruklarina cok fazla direnemeden eriyip gidebilir. Onun hatalarini duzeltecek HAYIRHAH'lari bulunmadigi muddetce kisinin basina daha da kotusu gelebilir. Bu, manevi olarak kayip gittiginin farkina varilmamasidir. Mesela, ilk basta namazi birakan bir insanin sonralari namaz kilmamayi normal olarak gormesi ve bundan istirap duymamaya baslamasidir.

    Peki eski zamanlardaki tehlikelerden daha fazlalari neler? Bir carsiya ciktiginizda bircok bayanin namahrem yerleri istemeseniz bile gozunuze carpar. Boyle durumlarda istememek bile buyuk bir basaridir. Televizyonu acarsaniz, gozunuzun harama takilmamasi mumkun degildir. Okula giderseniz, hakeza oyledir. Bu devirde gunahlardan korunmak icin ancak dagda bir kulubede yasamak gerekir. Bu da gunluk yasantimizin devami icin mumkun olmadigindan dolayi insan eski zamanin aksine bu gunahlardan korunmak icin bireysellikten cikip CEMAAT icerinde girmelidir.

    Nasil ki, bir cay birakildiginda sogumaya baslar, insan da boyledir. Ortam, insanin maneviyatini surekli olumsuz yonde etkileyerek, onun sogumasina meyilli olarak yaratilmistir. Buna care ise bu maneviyati surekli canli tutmak, daha dogrusu demligin altini surekli acik birakmaktir. Kisisel basari ile de bu mumkun olamayacagindan dolayi, maneviyattaki sureklılık ancak CEMAATLE mümkündür...

    Bir tek agaci dusunun... Agac ne kadar buyuk de olsa tek basina bir yagmur bulutunu kendisine cekmesi mumkun degildir. Ama yagmur ormanlarindaki birliktelik sayesinde yagmur bulutlari bu ormanlarin uzerlerine gelip yagmurunu bosaltmaktadir.

    Cemaatte ise kisi her ne kadar bozuk da olsa, etrafindaki insanlari ornek alma gibi bir durum soz konusu olabilir. Onu surekli hayra cagiran insanlar da bulunmaktadir. Kendisin cok buyuk gunahlari oldugu halde, belki de Allah tarafindan sevilmese bile, sirf Allah'in sevdigi kullar arasinda bulundugundan dolayi Allah rahmet nazari ile bakabilir, etrafindaki iyi insanlar sebebiyle onu da affedebilir.

    Bir insan tek basinayken yaptigi gunah tekildir, yaptigi hayir da tekildir. Cemaatte ise durum farklidir; cemaat icinde bulunan bir kisinin yaptigi gunah tekil, yaptigi hayir ise umumidir. Yani her sahsin yaptigi hayir herkese miktari eksilmeksizin SAMIMIYETLERI OLCUSUNDE dagitilir. Bu sayede Allah insanlari birlik halinde olmayi tevsik etmistir. Oyle ki, insan oldukten sonra bile mensubu bulundugu cemaatte bulunan herkesin yaptigi hayirlar ona yazilmaya devam edilir...

    Dogadaki kanun da boyledir. Tek basina yasayan hayvanlar, toplu halde yasayanlara gore cok daha zayiftirlar ve avcilari tarafindan cok kolay pusuya dusurulebilir, yenebilirler. Toplu halde yasayanlar ise kendi aralarindaki guclu etkilesim ve haberlesmelerle dusmanlara karsi gayet iyi direnebilirler.

    Iki fert, ayri ayri olduklarinda 1'i asamazken, yan yana gelince "11" olur. Uc ayri '1' yan yana geldiginde "111"e ulasir. Simdi, basitce rakam oyunlariyla ifade etmeye calistigimiz bu durumu, karanlikta elinde mes'ale tutan bir kisinin meydana getirecegi aydinlikla, 11 ya da 111 kisinin meydana getirecegi aydinligi mukayese ederek dusunun! Bir hazineyi kaldirmada da ayni durum soz konusudur. Buna bir de, pazu kuvvetinin yaninda kabiliyetlerin, ilmin, idrakin ve dusuncelerin ittifakinin eklendigini dusunun! Ayrica bir de, gaye ve ideal birligi, cehd ve azim musterekleri de varsa, iste o zaman, gercekten toplarin sindiremeyecegi olcude gurul gurul ses getiren yureklerin gucu kendiliginden ortaya cikar.

    Aynen bunun gibi, ic alemlerinin, ruh ve kalp dunyalarinin hayat dereceleri cok ulvi olan ve simalarinda melek cehrelerini musahede edebilecegimiz arkadaslarin, sefkat, merhamet ve nurdan tebessumlerle suslenmis aydin bakislari altinda isiklasmalarin yasandigini dusundukce, seytanin aldatmalarina ve gunahlarinin yikiciligina karsi nasil bir atmosfer icinde bulundugumuzu daha iyi anlariz. Bu atmosfer icinde direnc kazanacak olan zayif kalp ve iradelerimizin, fer ve kuvvetinin arttigini ve zulcenaheyn, yani iki kanatli, cift yonlu bir kuvvete sahip oldugumuzu hissederiz.

    Cemaatin, cemaat olmanin yaninda, cemaat prensipleri ile yurumesinin de insan ve topluma kazandirdigi pek cok sey vardir. Bunlar bilhassa globallesen bir dunyada, bugun daha fazla ehemmiyet kazanmis durumdadir. Soyle ki; fert, dahi bile olsa ve dahiyane tesebbusleriyle ortaya harikulade isler dahi koysa, cemaat dusuncesi ve beraberligi ile ortaya konan seyler, onu rahatlikla cok gerilerde birakir. Zira, bir Arap atasozunde de ifade edildigi gibi "iki kafa bir kafadan hayirlidir." Kafa yani dusunen beyin sayisi, alinan kararlari uygulamada omuz veren insan sayisi ne kadar cogalirsa, ortaya konan performans dogrultusunda istenilen neticeye ulasmak da o kadar kolay ve mukemmel olur. Butun bunlari, tek bir ferdin -dahi de olsa- basarmasi, yapmasi dusunulemez.

    Ayrica cemaat halinde veliligi temsil eden kisiler gurur, fahr ve ucb (kendini begenme) icine de girmez, hatta giremezler. Zira o gayeye ulasmada ve o noktaya yukselmede kendisinin oldugu kadar cemaatin sair fertlerinin de payi vardir ve belki de onunkinden daha yuksektir. Burada goruldugu gibi cemaat icinde bulunma, ayni zamanda ucb, gurur, fahr gibi ahlak-i seyyienin de onunu kesebiliyor.

    Cemaat kavramini anlatmaya calistigimiz bu fasilda, uzerinde mutlaka durulmasi gereken bir baska nokta da; Allah'in inayetinin cemaat uzerinde tecelli etmesi gercegidir. Allah Rasulu ( s.a.s) buna "Allah'in inayet ve kudreti cemaatle beraberdir" (Tirmizi, Fiten, 7; Nesei, Tahrim, 6) hadisleri ile isaret buyurur. Bu ise nihayetsiz acz u fakr icinde bulunan insanin nihayetsiz guc ve kudrete sahip olan Allah'in destegi ile yurumesi, is yapmasi demektir.

    "Ummetim dalalet uzerine ictima etmez" hadisi zaviyesinden cemaat gercegine bakilacak oldugunda, yanilma oraninin cemaatlerde daha az olacagi da unutulmamalidir.

    Gun gelecek, eliniz, ayaginiz, gozunuz, kulaginiz, kisaca butun azalariniz fayda vermez olacak ve o zaman arkadaslarinizin elleriyle tutacak, onlarin ayaklari ile yuruyecek ve gozleriyle gorup, kulaklariyla isiteceksiniz. Oyleyse, simdiden sadik arkadaslar edinmege bakin. Zannediyorum, "Sadiklarla beraber olun!" ayeti bu hakikata isaret etmekte!

    Once surasi iyi bilinmelidir ki, bir ferd, dalalet adina tahripkar cemaatler karsisinda tek basina mukavemet edemez. Bir insan, 'gavs' bile olsa, sahsi dehasiyla, kultur ve ilim dunyasiyla, hatta kesif ve kerametleriyle asrimizin dalaletleri ve gunah tufanlari karsisinda tek basina yasayamaz; yasasa da, suruden ayri kaldigi icin her zaman kurtlara yem olabilir. Ayrica, cemaat icinde bulunmanin getirecegi feyizlerden, saglayacagi avantaj ve lutuflardan da mahrum kalir. Ayaklari cemaat zeminine basmayan insan, ayaklar altinda bir yaprak ve bir tuy gibidir; bu yandan uflesen ote yana, ote yandan uflesen bu yana savruluverir. Bu yuzdendir ki, Gavs-i A'zamlar, Imam-i Rabbaniler, Muhyiddin Ibn Arabiler bile bu asirda yasasalardi, herhangi bir cemaatin bir uzvu olmak isteyeceklerdi. Sahabe devrinin o en kuvvetli, en iktidarli ve meleklere parmak isirtacak insanlari bile cemaatlesme ve birlik teskil etme luzumunu duymuslardi. Bu sebeple, hasimlarimizin ictimai kanal ve kollarla gececegimiz yollarda kurduklari sayisiz tuzaklara ve onlarin cemaatce hucumlarina, ayrica, manevi hasimlarimiz olan seytana, nefse ve gunah tufanlarina karsi yem olmaktan, bogulmaktan bizi koruyacak en muhim siginak, cemaatlesmedir. Evet, bu fikre davet, gunumuzun en hayati mes'eleleri arasindadir.

    Hadisin beyaniyla, Allah'in rahmeti cemaatle beraberdir. Cemaat uzerinde dolasan bir bulut, adeta altina girene rahmet yagdirir. Bir kisinin duasi, sadece bir ferdin duasi olup, tasidigi rahmet damlalari da o kadardir. Halbuki, tam olarak ittihad etmis, agiz gonul birligi icindeki bir cemaatin duasinin karsiligi, tek tek her ferde inen miktarin kat kat ustundedir ve saganak saganaktir. Eger rahmete acik semereli bir agac olmak istiyorsaniz, orman icinde bir agac olmaya bakiniz; tek basiniza kaldiginizda hicbir rahmet dusmez.. kuruyup gidebilirsiniz; ama ormana mutlaka rahmet inecek ve siz de o rahmetten bol bol yararlanacaksiniz. Yine diyelim ki, siz bir sivilsiniz, silahiniz yok; kuvvet ve kudretiniz de sermayeniz kadar.. Oysa, askerde tek basiniza bile olsaniz, iktidariniz, silahiniz, ferdi kabiliyet ve cesaretinizin yanisira, icinde bulundugunuz birligin kuvvet ve iktidarini da yaninizda bulur ve yerinde bir pasayi, hatta bir orduyu bile esir edebilirsiniz.
    Ister hayir adina, isterse ser adina olsun, her hal u karda cemaatin isgucu ve te'siri her turlu tasavvurun ustunde oldugu gibi, boyle bir sahs-i manevinin Allah'a teveccuh edip yalvarmasi da, Cenab-i Hakk'in rahmetini ihtizaza getirmesi ve Ilahi imdada vesile olmasi bakimindan cok onemlidir. Hatta o kadar ki, ehl-i dalalet bile bir cemaat halinde dua etse, bazi ahvalde sizin tek basiniza yaptiginiz dualari geri cevirebilir. O halde, dalalet cemaatlerine karsi mukabele ve mukavemet edebilmek icin, mu'minlerin de cemaatlesmeye, cemaat halinde mudafaaya ve cemaat ruhuyla duaya ihtiyaclari vardir.
    Cemaat icinde bulunmanin bir buyuk faydasi da sudur: Kisinin masiyetleri, gunahlari, dualarinin kabul semasina yukselmesine engel olabilir; cemaatin dualarinin kabul olacagi ise, kat'i gibidir. Bir kudsi hadisde Allah (cc) soyle buyurur: "Humu'l kavmu la yeska bihim celisuhum- Onlar oyle bir cemaattir ki, onlarla bir arada bulunan bedbaht olmaz." Evet, gul bahcesinde bulunan, hic olmazsa o bahcenin kokusundan istifade eder.

    Cemaat, Ilahi rahmeti cazibesi ve duasiyla davet edip sinelere ulastirmada vasita oldugu gibi, bela ve musibetlerin def'ine de onemli bir vesiledir. Sema, kendine acilan semavi simalilarin elleri ve gonulleriyle cok alakadardir. Evet, cemaat halinde dua ve yakaris, Rahmete acilan avuclara semavi tebessumleri celbederken, ayni zamanda yere uzanan afet ve musibetlerin de def'ine sebeptir.

    Peki hangi cemaat? Bu konuda belli bir yonlendirme yapilmasi yanlis olur. Her insan kendi fikirlerine, yasam tarzina ve dogruluguna inandigi bir topluluga girebilir. Onemli olna FERDIYETten uzaklasmak, CEMAATin feyzi ve bereketinin yaninda daha guvenli olmaktir.

    Bir gun hesaba cekilecegiz, Allah korusun, gunahlarimiz agir basarsa belki icinde bulundugumuz CEMAATte Allah'in razi oldugu kullardan varsa; olanlarin yuzusuyu hurmetine bizler de affediliriz. Sadece bu umut icin bile CEMAAT halinde yasamak buyuk bir lutuftur...
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  7. #7
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    Mü'minler , ALLAH'ı razı etme noktasında,her konuda olduğu gibi,cemaatleşme konusundada gereken hassasiyeti,İMANİ bir olgunlUk olarak göstermeli ve bunu gerçekleştirerek ortaya koymalıdırlar.

    Mü'minler açısından cemaatleşme bir gereklilik bir mecburiyet, KUR'AN'IN emri ve dini açıdan bir ihtiyaçtır . Cemaatleşme olmazsa hem DİNİ emirler tam ve mütekamil bir şekilde yaşanmaz hemde İSLAM'İ esaslar hiçbir zaman sosyal hayata ve topluma egemen olamaz.

    Cemaatleşme; İSLAM'İ bir yapılanma şekli,organize olmuş bir bütünlüktür . Organize olmayan hiç bir düşünce toplum üzerinde etkili olamaz.Organizeli bir hareket başarının ilk ve temel şartıdır.Siyasi literatürde geçtiği gibi örgütlenmiş (organize olmuş) bir azınlık,örgütlenmemiş çoğunluğa daima hükmeder;kuralı gereği mü'minler münferit olarak milyonlara varan çoğunlukta olsalar bile , örgütlenmiş müşrik ve kafir bir azınlık grubu tarafından daima güdülürler. O takdirde de zillet içine girerler. Bu nedenle YÜCE ALLAH (c.c) şöyle buyuruyor.

    "Ve topluca ALLAH'IN ipine yapışın ,ayrılmayın..."(3 AL-İ İMRAN,103)

    YÜCE ALLAH (c.c) mü'minlerin toptan hareket etmelerini istemektedir.Çünkü münferit hareketler hem kişiye hemde temsil ettiği davaya zarar getirir başarı isterken hüsranla yüzyüze kalır insan .

    İSLAMİ harekette cemaatleşmenin gereğine inanan dava önderleri,kavimlerini,kendi etraflarında toplanmaya çağırmışlardır.Bütün dava önderleri, ULUHİYETİN ALLAH'A ait olduğu gerçeğini ifade ettikten hemen sonra kavimlerine şu gerçeği söylemişlerdir.

    "Artık ALLAH'tan korkun ve bana itaat edin."(26 ŞUARA,108,126,144,150,)

    Ayeti kerimedende anlaşıldığı gibi,bütün elçiler kavimlerini ,ALLAH'TAN korkmaya ve kendilerine itaat etmeye çağırmışlardır.Elçiye itaat etmek,belirli bir merkez etrafında bütünleşmektir.O halde ALLAH'A İMAN eden Mü'minlerin, İMAN ettikten hemen sonra,organizeli bir birlik oluşturmaları İMANLARININ bir gereği ve KUR'AN'İ bir sorumluluktur.Bu birliktelikten kaçanlar ALLAH'A gereği gibi İMAN etmemişlerdir demektir. KUR'AN'I KERİMİN mü'minlere hitabı hep çoğul olarak kullanılmakta ,münferit hitaba rastlanılmamaktadır.

    Cihaddan iyiliği emir,kötülüğü nehye,kardeşlikten velayete,dostluktan sırdaşlığa kadar bütün konularda,KUR'AN'I KERİM "EY İMAN EDENLER"hitabını kullanarak seslenmektedir.Yani KUR'AN mü'minlerden söz ederken,bütüncül ifadeler kullanmakata,mü'minlerin bu bütünlük içerisinde hareket etmelerini istemektedir.KUR'AN yalnız mü'minlerin değilEhli kitabında,ALLAH'IN ULUHİYETİNİ tasdik ettikten sonra bu birliktelik içerisinde hareket etmelerini istemektedir.

    "De ki:" Ey KİTAP ehli,bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin:Yalnız ALLAH'A ibadet (itaat) edelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım;birbirimizi ALLAH'TAN başka RAB'ler edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse:"Şahid olun ,biz MÜSLÜMANLARIZ!"deyin." (3 AL-İ İMRAN,64)

    KUR'AN'I KERİM Cemaatleşmeye,birlikteliğe,organizeli harekete çok büyük önem vermekte ve cemaat içinde olanları övmektedir.

    "Muhammed ALLAH'ın elçisidir, Onun yanında bulunanlar,kafirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler,Onları,ruku ve secde ederek ALLAH'ın LUTUF ve RIZASINI aradıklarını görürsün,yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Onların Tevrattaki ve İncildeki vasıflarıda şudur.Bir ekin gibidirlerki,filizini çıkardı,onu güçlendirdi,kalınlaştı,derken gövdesinin üstüne dikildi,ekincilerin hoşuna gider,onlara karşı kafirleride öfkelendirir bir duruma geldi. ALLAH onlardan inanıp salih ameller işleyenlere mğfiret ve büyük mükafat vaad etmiştir." (48 FETH,29)

    KUR'AN'I KERİM'DE Mü'minlerin bir kişiden bir cemaat haline gelmeleri ve bu cemaati büyütüp geliştirmeleri istenmekte,YÜCE ALLAH (c.c) 'da cemaat haline gelenlere büyük mükafat vadetmektedir.Mü'minlerin güçlü bir cemaat haline gelmeleri için,her mü'minin,inandığı doğruların en yakınlarından başlayarak topluma duyurması ve bu duyuruyu sürekli yapması gerekmektedir.

    Cemaatin yapısını oluşturan mü'minler birbirlerinin dostu ve yardımcıları olmalıdırlar. Velayet hukuku gereği mü'minler birbirlerinin sorunlarıyla ilgilenmeli,çözümü için yardımcı olmalıdırlar.Mü'minler her konuda bir bütün olarak hareket etmelidirler.Bütünlük içinde hareket etmeyenlerin mü'minler üzerinde bir velayetleri yoktur.Ancak yardım istemeleri halinde onlara yardım edilir.

    "Onlarki İMAN ettiler,hicret ettiler,ALLAH yolunda mallarıyla canlarıyla savaştılar ve onlarki barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar birbirlerinin velisidirler.İMAN edipte hicret etmeyenlere gelince,onlar hicret edinceye kadar,onların velayetinden size bir şey yoktur.Fakat Dinde yardım isterlerse yardım etmeniz gerekir.Yalnız aranızda andlaşma bulunan bir topluma karşı (yardım etmeniz) olmaz.ALLAH yaptıklarınızı görmektedir."(8 ENFAL , 72)

    Kişi İMAN etse bile İSLAM cemaati içinde yer almazsa mü'minler üzerinde hiçbir velayeti olmaz.Yardım istesede,ancak belli şartlar içerisinde,cemaat yardım eder kişi cemaate girdikten sonra,cemaatte bulunanlarla velayet hukuku çerçevesinde ilişkilerini sürdürür ,cemaatin istek ve kurallarına kesinlikle uyar.Ancak o halde başarı elde eder . Çünkü cemaatin istek ve kuralları KUR'AN'İ esaslar doğrultusundadır.Bu nedenle ALLAH ve Resulunun yolunda KUR'AN ve SÜNNET doğrultusunda hareket edilmeli davranışlar İSLAM'İ ölçüler içerisinde düzenlenmelidir .İşte ancak ALLAH'IN YARDIMI VE RAHMETİ o zaman mü'minler üzerine olur ve mü'minler ancak o zaman başarıya ulaşırlar.

    "Sizin veliniz,ancak ALLAH, O'nun RESULU ve namazlarını kılan,zekatlarını veren,rukuya varan mü'minlerdir.
    Kim ALLAH'I , O'nun Resulunu ve mü'minleri veli tutarsa galip gelecek olanlar,yalnız ALLAH'IN TARAFTARLARIDIR."(5 MAİDE,55-56)
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  8. #8
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kim itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölür."

    [Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâret 53, (1848); Nesâî, Tahrim 28, (7, 123); İbnu Mace, Fiten 7, (3948).]

    Ebû Hüreyre'nin bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kim itaatten çıkar, cematten ayrılır (ve bu halde ölürse) cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Kim de körükörüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür. Kim ümmetimin üzerine gelip iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mü'min olanlarına hurmet tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim."

    [Müslim, İmâret 53, (1848); Nesâî, Tahrim 28, (7, 123); İbnu Mâce, Fiten 7, (3948).]

    AÇIKLAMA:

    Son iki hadiste, cemaat, asabiyyet, ummiyye bayrak gibi, bilhassa zamanımızda Müslümanların iyice bilmeleri zaruret halini almış bazı tâbirler var:

    CEMAAT MESELESİ

    "... Aslında cemaate uyulması ile alâkalı Nebevî emir bundan ibaret değildir. Bu mevzuda gelen birçok rivâyet, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ısrarla cemaate uymayı, cemaatten ayrılmamayı emrettiğini gösterir. Bir iki tanesini kaydedelim:

    "Size cemaati tavsiye ederim, ayrılıktan da sakının, zîra şeytan iki kişiden uzak durur. Cennetin ortasını isteyen, cemaatten ayrılmasın."

    "Allah ümmetimi dalalet üzere toplamaz. Allah'ın eli cemaatledir.

    “Cemaatten ayrılan ateşe gider."

    "Cemaat rahmet, ayrılık azabtır."

    "Kim cemaatten bir karış ayrılır, sonra da ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur... boynundaki İslâm bağını çıkarıp atmış olur."

    CEMAATTEN MAKSAD NEDİR

    Yukarıda kaydettiklerimizle cemaatin ehemmiyeti anlaşılmış olmakla beraber, bizim için henüz müphem olan nokta, cemaatten kastedilen şeyin ne olduğudur. Acaba uymakla mükellef olduğumuz şey nedir? Bu husus zikredilen hadislerde açıkca gözükmüyor.

    Nitekim âlimler de "cemaat" tâbiri ile kastedilen şey hususunda ihtilaf etmiş, bundan "Ashab", "ehl-i ilim", "ümmetin ekseriyeti", "diğer dinlerin mensuplarına karşı da -vacib meselelerde ihtilâfa düşmedikçe- Müslümanların cemaati" vs... kastedilebileceğini ileri sürmüşlerdir.

    İbnu'l-Mübârek, din büyüklerinin, etrafında toplanmış bulundukları şeylerin "cemaat" olduğu görüşünü benimsediği için, kendisine buradaki cemaatten sorulunca: "Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer'dir" cevabını verir. Onların ölmüş bulundukları hatırlatılınca da başka isimler... ve en sonunda da devrindeki salih ve muttaki bir kimsenin ismini vererek, tek kişiyi "cemaat" olarak vasıflandırır.

    Adil imamı ve âlim kişiyi "cemaat" olarak kabul eden, bu görüşü benimseyen İbnu'l-Arabî daha vâzıh bir ifade ile: "İslam'ın cemaati adalet ve ilimdir" yorumuna ulaşır.
    Kanaatimizce, hadiste uyulması vacib olduğu belirtilen cemaat hakkında âlimlerin yaptığı bu yorumların hepsinin bir doğruluk, haklılık yönü vardır. Ancak herbirinin haklılığı mutlak olmayıp hususî şartlar, değişik zaviye ve nokta-i nazarlarla kayıtlıdır.

    Bütün hadisler gözönüne alındıkta ve daha umumî şartlar muvâcehesinde bu görüşlerden biri üzerine sabit kalmak oldukça zor ve tekellüflü olacaktır. Bu sebeple burada mevzubahis olan cemaatten "sevâdul-âzam"ı, yani büyük ekseriyeti anlamamız daha uygun olacaktır: İlmî meselelerde âlimlerin ekseriyetini, herkesi ilgilendiren içtimâî meselelerde efrâd-ı milletin ekseriyetini vs..

    Nitekim, umumiyetle, ilim adamları, bu tâbir ile "sevâdul-âzam" yâni, ihtilaf durumunda "ekseriyetin bulunduğu [ilmi] taraf" kastedildiğini kabul etmiştir. Delil olarak şu hadisi gösterirler. "Benî İsrail yetmiş bir fırkaya ayrılmıştır, benim ümmetim ise yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bu fırkalardan biri hariç, hepsi ateştedir. Ateşe gitmeyecek olan fırka, cemaattir."

    Cemaatten, ekseriyetin kastedildiğini ifade eden başka rivâyetler de gelmiştir. Bunlardan birinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Ümmetim dalâlet üzerine toplanmaz, öyle ise aralarında ihtilâf görürseniz, size sevâd-ı âzamı iltizam etmeyi tavsiye ederim (aleyküm bisevâdil-âzam)" buyurmaktadır.

    Hadiste gelen "sevâd-ı âzam" tâbiri ile ekseriyetin kastedildiği âlimlerce belirtilmiştir.

    Suyûtî, sevâdu'l-âzamı "doğru yolda gitmek üzere birleşenlerin ekseriyeti" diye izah eder.

    İhtilaf ve fitne zamanlarında ekseriyet tarafın iltizam edilmesi gereğini ifade eden daha vazıh bir rivâyet Ebû Mes'udi'l-Ensârî'den gelmektedir. Mezbur (radıyallâhu anh)'dan, Hz. Osman fitnesi sırasında bu durumla alâkalı olarak Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den bir işittiği varsa onu, yoksa şahsî kanaatini söylemesi istendiği vakit şu tavsiyede bulunur: "Size ümmet-i Muhammed'in ekseriyetine uymayı tavsiye ederim (aleyküm bi-uzmi ümmet-i Muhammed). Zîra Allah, ümmet-i Muhammed'i dalalet üzerine toplamaz."

    İbnu Kaadı Simavî'nin Fetâva's-Sagir'den naklen Câmiu'l-Fusûleyn'den kaydettiği bir görüş de bizim için aydınlatıcı mahiyettedir: "Eğer Hz. Ali olmasaydı, ehl-i kıble ile savaşı aklımız almazdı. Hz. Ali ve O'na tabi olanlar ehl-i adl'dir, hasmı ve ona tâbi olanlar da buğât'dır (âsilerdir). Zamanımızda kimin ehl-i adl, kimin bâği olduğu hususundaki hüküm, galebe çalana (ekseriyete) göredir. Âdil veya âsi olanı bilemeyiz, zîra hepsi de dünyayı taleb ediyorlar."

    Bu meselede son olarak İbnu'l-Arabî'nin "cemaate uyup, ondan ayrılmama" emrini muhtevî hadisten çıkardığı hüküm de burada kayda değer. O, mevzuunu ettiğimiz hadisten iki hüküm çıkarır:

    1- Ümmet bir meselede icma edip anlaştıktan sonra arkadan gelenlerin aynı meselede yeni bir görüş ortaya atmaları caiz değildir.

    2- Müslümanlar bir imam (lider) [halife] üzerine birleştikten sonra onun üzerine arkadan niza ve ihtilâf çıkarmak helâl değildir.

    CEMAATTEN AYRILANLARI TEL'İN:

    Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Müslümanları bir taraftan birliğe çağırırken, diğer taraftan da ayrılanları, nifak ve ihtilâf çıkaranları lânetlemektedir. Bu mevzuda da pek çok rivâyet gelmiştir. Birkaç tanesini daha kaydedeceğiz:

    "Benden sonra bir takım şerler, fesadlar ortaya çıkacak. Bu zamanda, her kimin cemaatten ayrıldığını veya -birlik halinde olan- ümmet-i Muhammed'in birliğini bozmayı arzu ettiğini görecek olursanız, kim olursa olsun onu öldürün. Zîra Allah'ın eli (hıfzı, yardımı) (birlik içinde olan) cemaatle beraberdir, zîra şeytan, cemaatten ayrılanla beraberdir."

    Müslim'in bir rivâyetinde aynı mâna şu şekilde tekrar edilir: "Siz bir lider etrafında birlik haline iken, kim size gelerek birliğinizi bozmak, cemaatinizi dağıtmak isterse, onu mutlaka öldürün."

    Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu hadiste cemaatte ısrar edişinin, Müslümanlar için cemaatin lüzumunun iki mühim sebebini de açıklar: "Allah ümmetimi -veya Muhammed ümmetini- dalâlet üzere birleştirmeyecektir ve Allah'ın eli (himayesi, yardımı, zaferi vs.) cemaat üzerindedir. Kim ayrılırsa, gideceği yer ateştir."

    TEFRİKA ÇIKARACAK ŞEYLERDEN KAÇINMAK:

    Şurası muhakkak ki, içtimâî heyette vukua gelecek bir çatlama, bir kopukluk bilâhere kapanması mümkün olmayacak kadar zor bir yaradır. Öyle ise bütün imkânları seferber edip, böyle bir çatlamaya önceden mani olmalı, herhangi bir kopukluğa müncer olacak her çeşit sebepleri önceden bertaraf etmelidir. İslam'ın fitne, fesad, nifak, tefrika gibi çeşitli tâbirlerle ifade edip şiddetle yasakladığı şey işte budur. "Hepiniz toptan Allah'ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın..." âyetinde geçen, parçalanıp ayrılmayın tâbirine bir kısım âlimler, "kendisinden ayrılık, tefrika çıkacak olan şeyi, mevcut kaynaşma ve beraberliği izale edecek şeyi ihdas etmeyin" şeklinde anlamıştır.

    CEMAAT YOKSA:

    Yukarıda kaydedilen hadislere dikkat edilecek olursa, onlarda beyan edilen irşadlar "bir şahsın etrafında" birliğin bulunduğu veya ekseriyetin teveccüh etmiş bulunduğu belli bir istikamet, veya muayyen bir şahsın bulunma durumlarıyla alâkalıdır. Halbuki, insan cemiyetinde daha farklı ahvallerin zuhuru da mümkündür. Bu mevzular mevzubahis edilince hemen akla gelecek başka durumlar da vardır. Nitekim, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in muhatapları cemaatin, yani ekseriyetin bulunmama ihtimalini de gözönüne alarak, o durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğini sormuşlardır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in Buharî'de gelen cevabı "inzivaya çekilmek" şeklindedir:

    "...Ey Allah'ın Resûlü, bahsettiğiniz fitne devrine ulaşırsak ne tavsiye edersiniz?"

    "Müslümanların cemaatine ve imamına uy."

    "Ya onların cemaatleri ve imamları yoksa?"

    "(O takdirde) mevcut fırkaların hepsini terket. Hatta bir ağacın köküne dişlerinle tutunmuş vaziyette olsan bile, ölüm sana gelinceye kadar öyle kal (ve fakat fitneye karışma)."

    Hadiste geçen "bir ağacın köküne dişlerinle tutunmuş vaziyette olsan bile..." tabirinden, karışmamak sebebiyle maruz kalınacak sıkıntı her ne olursa olsun, insanların kınaması, ayıplaması nevinden mânevî; açlık, susuzluk vs. nevinden maddî olan tahammülü zor her çeşit zorluklara, darlıklara, meşakkatlere tahammülün kinâye edildiği şârihlerce belirtilmiştir.

    UMMİYE BAYRAK

    Âlimlerin bir kısmı, bununla, gayesi, hedefi belli olmayan mübhem bir umurun kastedildiğini söylemiş, misal olarak bir kavmin asabiyet için yaptığı savaşı göstermiştir. Şahsî ihtiras ve gadab yolunda yapılan mukâtelenin de buraya girdiğini ayrıca belirtmişlerdir. Bayrak tâbirine yer verilmesini nazar-ı dikkate alan bazıları, bu tâbirle hak mı bâtıl mı olduğu meçhul olan bir iş üzerine toplanmış kimselerin kinaye edildiğini söylemişlerdir. Şu halde, hadis, bu çeşit savaşlara katılmayı yasaklamaktadır.

    ASABİYET

    Sıkca geçen ve kavmiyetçilik, ırkçılık gibi tâbirlerle tercüme ettiğimiz bu kelime, -İbnu'l-Esîr'in açıklamasına göre- "kavmine zulümde yardım eden kimse" mânasına gelen asabî'den gelir. Lügat yönünden asabî, asabesi için öfkelenen ve onları himaye eden kimse demektir. Asabe ise, bâba cihetinden gelen akrabalara denir.

    İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resulü bulunduğuma şehadet eden kimsenin kanı, üç hal dışında helal değildir:

    * Zina yapan dul.

    * Cana can kısas.

    Dinden çıkıp cemaatten ayrılan."

    [Buharî, Diyat 6; Müslim, Kasâme 25, (1676); Ebu Davud;, Hudud 1, (4352); Tirmizî, Diyat 10, (1402); Nesâî, Tahrim 5, (7, 90, 91), Kasâme 5, (8, 13).]

    …….

    İbnu Dakîku'l-Îd hadisle ilgili olarak şunu da söyler: "Hadiste geçen "cemaatten ayrılan" tabirinden şu hüküm de çıkmaktadır: "Bundan murad icma ehline muhalefettir." Böylece, "İcmaya muhalefet eden kâfir olur" diyenlerin görüşü, hadisten destek bulur.

    Bu görüş, bazı alimlere nisbet edilmiştir ve bu zayıf da değildir. Çünkü icmaya göre meseleler bazan şeriat sahibinden tevatürle habere dayanır -ki namazın farziyyeti böyledir- bazan da tevatüre dayanmaz. Önceki kısmı inkar eden, icmaya muhalefeti için olmasa da tevatüre muhalefeti için tekfir edilir. Ancak ikinci kısım icmaya muhalif olan tekfir edilmez."

    İcmayı inkar edenin tekfiri hususunda şu görüş de ileri sürülmüştür: "Dinin bir vacibi olduğu zarureten bilinen şeyin inkarı diye kayıtlamak gerekir; beş vakit namaz gibi."

    Bazıları: "Vacib olduğu tevatürle bilinen şeyin inkarı küfrü gerektirir" demiş, misal olarak âlemin hudusu meselesini göstermiştir. İyaz ve başkaları "âlemin kıdemini iddia edenin tekfir edileceğine icma edildiğini" naklederler.
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  9. #9
    ABDULLAH çevrimdışı Forum Yöneticisi
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden Yer
    Gurbet eller
    Mesajlar Mesajlar
    9.245
    Blog Blog Girişleri
    61
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 815 + 40638


    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    Huzur Cemaattedir, Yalnızlıkta Değil




    İslam tevhid dinidir ve bizden tevhid (Allah rızası etrafında birlik) istemektedir. Bir mümin olarak bu tevhide (birliğe, cemaate) kalben, fikren, fiilen, kısacası hayatımızla iştirak etmemiz gerekmektedir. Ne yazık ki günümüzde müslümanların en büyük sıkıntısı birlik şuurundan uzak bulunmaları ve cemaatin ne kadar gerekli olduğunu unutmuş olmalarıdır


    Dinimiz ancak cemaatle yaşanır. İnsanın kemalâtı cemaatle tamam olur. Cemaat ne denli zahmetli olsa bile, kişinin yalnızlıkta bulduğunu zannettiği bütün rahatlıklardan daha hayırlıdır. İslamın öngördüğü cemaatte Allah’ın emirleri karşısında herkes; kuvvetlisi, zayıfı, efendisi, kölesi, hakimi, mahkumu, amiri, memuru eşittir. Üstünlük sadece takva iledir. Hz. Peygamber (A.S.) “insanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır” (Tabaranî) buyurmuştur. Bu Hadis-i Şerifde işaret edilen faydalı olabilme, ancak insanlarla diyalog kurup kaynaşmakla, yani cemaatle mümkündür.

    Müslümanın Allah yolunda takva için birlik olmaları farz-ı ayndır. Müminin asıl yaratılış gayesi tevhid akidesi üzere ve cemaat disiplini içinde ilahi hükümleri hayatına tatbik etmektir. Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan tam manasıyla korkun ve ancak müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a, ihlasa, taata, cemaate) sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın.” (Âl-i İmran/102-103) Görülüyor ki Rabbimiz, müminlere önce kendisinden tam manasıyla korkmayı emretmiş, sonra müslüman olarak ölmelerini istemiş ve bunun yolunun hep birlikte Allah’ın ipine, yani Kur’an ve Sünnet çizgisinde cemaate sarılmakta olduğunu bildirerek bu ipe tutunmayı farz kılmıştır.


    Cenab-ı Allah, ayrılığı, bozgunculuğu ve çekişmeyi de yasaklamıştır. Ayet-i celilede, “kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Böyle davrananlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran/105) buyuruluyor. Başka bir ayet-i kerimede Rabbimiz, müminlerin nasıl birlik halinde olmalarına işaret ederek şöyle buyuruyor: “Allah kendi yolunda, kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Sâf/4)

    Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz de bir çok hadis-i şeriflerinde, cemaat olmayı emretmiş, ayrılıktan, tefrikadan müminleri şiddetle men etmiştir:
    “Cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıktan sakının. Şüphesiz şeytan tek kalanla beraberdir. Kim iman selametiyle ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa cemaate yapışsın. Kim iyileri sevindiriyor, kötüleri üzüyorsa o kâmil bir mümindir.” (Tirmizî)
    “Şüphesiz Allah Tealâ ümmetimi sapıklık ve fitne üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.” (Tirmizî)

    Dünyevî çıkar ve hesaplarımıza uymasa da bütün müminleri kardeş bilip onlara kalbimizde değer, meclisimizde yer vermemiz icap etmektedir. İnsanın yaradılışındaki cevher, birlik ve hizmet içinde ortaya çıkar.

    Cemaat topluluktur. Topluluk olunca, idare edenlerin olması da kaçınılmazdır. “Ulu’l-emr” diye de vasıflandırılan bu toplum idarecisine itaat, Cenab-ı Hakk’ın bir emridir.

    Allah rızasını taleb eden her müminin en önemli vazifesi, kendi nefsinin keyfine değil, tabi olduğu imama, yani ulu’l-emre uymaktır. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere ve sizden olan ulu’l-emre de itaat edin.” (Nisâ/59)

    Fahr-i Cihan (A.S.) Efendimiz de ulu’l-emre itaatin ölçü ve çerçevesini şöyle belirlemiştir: “Müslümanın, başındaki imama (ulu’l-emr) hoşuna giden ve gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak emredilen masiyet (Allaha isyan) ise, o zaman durum değişir. Bu durumda (hiç kimse) dinlenmez ve itaat edilmez” (Buhari, Müslim)

    “Hiç şüphesiz bana itaat etmeniz, Allah’a itaattir. Başınızdaki (benim vekilim, emirim olan) imamlarınıza itaat etmeniz de bana itaat olmaktadır.” (Suyuti)

    Allah yolunda tabi olunan imama, verilen emir ve yapılan tavsiye hak olduktan sonra, acı-tatlı her durumda itaat edilmelidir. Verilen bir emrin nefse hoş gelmemesi onun haksız olduğunu göstermez ve şahsi çıkarların zedelenmesi isyanı gerektirmez. Allah için yapılan bir işte nefsin keyfi amir olamaz, olursa o iş hak olmaz.

    Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz, “Kim başındaki imamdan hoşlanmadığı bir şey görürse, sabretsin (hemen cemaatten ayrılmasın). Çünkü kim hak üzre giden cemaatten bir karış ayrılırsa cahiliye ölümüyle ölür” (Müslim) ikazıyla, müminin hak olduğu müddetçe cemaatten ayrılmaması ve ulu’l-emre itaat etmesi gerektiğini belirtmiştir.

    Kısaca: Allahu Tealâ tektir, kullarından tek bir hedef etrafında tevhid (birlik, cemaat) istemektedir. Tevhid dini İslam aynı hedef ve halde olmayı gerektirmektedir. Kalp ve düşüncesi, dert ve hesapları hak yolda bir olmayan kimseler tevhidin tadını alamaz. Bir çizgide buluşamaz, aynı atmosferi paylaşamaz ve İslamın güzelliğine ulaşamaz. Allah rızası için birlik ruhu taşımayan, bu ruh ile cemaat olmayan, cemaat disiplinini gereksiz veya ağır bulan müslümanların bu dini temsil etmeleri mümkün değildir. Dinine cemaat ruhuyla ve birlik halinde sahip çıkmayanların, düşmanların oyununa gelip, bilmeden dinden çıkmaları muhtemeldir. Sırf kendi derdine düşmüş kimselerin en azından zillet içinde yaşamaları kesindir. İşte bunun için Allah yolunda cemaat olmanın hedefini, şeklini ve hukukunu bilip gereğini yerine getirmek farzı ayn olmaktadır.

    Allah’a emanet olunuz. Muhammed Saki Erol
    Yazar : Risale Forum
    “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir (Riyâzu’s-Sâlihîn, 211)


  10. #10
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 460 + 32174


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: Hadis Sohbetleri 64: Allah'ın eli cemaatle beraberdir.

    • Ben kendi başıma münferiden dinimi ve imanımı muhafaza edebilirim “ demek çok tehlikelidir. Bilhassa fitne ve fesatların ortalığı kasıp kavurduğu , insanın yakın dostlarıyla bile arasının açıldığı şu zamanımızda dinini ve imanını tek başına muhafaza etmek âdeta imkansızdır.

      Böyle düşünen ve böyle davrananların âhir ömürlerinin , yani akıbetlerinin hayırla hitam bulması çok zordur. Zira bazen fert , küçük bir zorlama ve az bir tazyik karşısında bile pek çok taviz verilebilmekte ve çok şeylerini kaybetmektedir.

      Zamanımızda fikri ve ahlaki , iktisadi ve ameli sahada yüz gösteren fitne ve fesatlar küfrün ve dalaletin şahs-ı manevisini temsil eden kefere ve fecerenin toptan hareket etmelerinden ve birlikte hücuma geçmelerinden kaynaklanmaktadır.

      Ve meydana gelen telafisi çok zor olan zararlarda zaten ondan kaynaklanmaktadır. İşte böylesine korkunç bir hücum ve felaket karşısında dayanabilmek , imanını ve ahlakını koruyabilmek , ancak Müslümanların yekvücut halinde hareket etmeleri ve İman ve İslam’ın şahs-ı manevisini temsil eder mahiyette , hizmet vermeleriyle mümkündür.

      Bu ise cemaat halinde yaşamanın zaruretine dair gayet açık ve son derece kat’i bir delildir.



    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

100, 102, 103, 104, 105, 108, 115, 117, 119, 121, 126, 128, 130, 135, 138, 140, 143, 144, 145, 153, 154, 157, 159, 160, 161, 165, 171, 172, 174, 184, 196, 2004, 592, adedince, aldıkları, allah, anarşilik, anlayışlar, aracı, araf, arapca, arz, avatar, aya, ayrımı, ağzı, bab, bakmıyor, baskı, bayrak, başarının, başlarında, başındaki, belgeleri, beraber, beraberlik, bertaraf, bildirip, bilgi, bilinen, biliniz, bilinmez, bilmede, bilmeliyiz, binaen, bir adam, birlik, bizleri, budur, bulunduğunuz, bulunmak, buyrun, çalışıyor, çarşı, çağdaş, çekerse, cemaattedir, çerçevesi, çoktur, çözümü, çıkın, dadır, dedikleri, dediler, delildir, den, derece, deyince, değilim, değiştirilemez, dinimi, dininde, disiplini, diyenlerin, doğruları, dünyadan, duruma, düşmanı, düşünüyor, dış, dışında, ebeveynin, edelim, edenleri, ediyorlar, elçisidir, eli, emridir, emrini, emsal, esasa, etmemiz, etmeyiz, ettiğimiz, ferit, fikirleri, gaflete, galebe, gaybi, gayret, geçirmiş, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, gerçeğini, getirip, gökte, görmeyi, görüşleri, günahlarınızı, güzelliği, hadislerden, halka, hapis, hayatımızla, hazretlerini, hizmete, hücum, huyları, hıristiyan, ibarettir, idrakin, ihtiras, ihtirasları, ilişkileri, insallah, insanin, istekleri, itham, izale, işaret, işgal, işlemeyen, işlevi, kalsı, kardeslerim, kardeşi, kardeşlerimin, kavmin, kavramı, kazancı, kendilerini, kendisinde, kesretli, kinaye, koruması, koyan, küfrü, kullar, külliye, kurdudur, kuvvetiniz, kuvvetle, kırılmaya, kısmı, kıymetini, kıymetler, lam, lüzumu, mahkeme, malımı, mağlup, mesafeleri, mescidler, meselâ, meselede, meselesine, meseleyi, milleti, muazzam, mübhem, muhabbettir, muhakkak, müjdeyi, mukayese, mümkü, müphem, müş, nasılki, nihayet, niyetle, niza, olana, olduk, olduğuna, olduğundan, olmaktan, olmamak, olmayı, olsalar, onbir, onlardan, orga, paylaşmak, planı, profesyonel, rahatla, rahatı, rahatını, ricası, roman, sâdıklarla, sakı, sarılmak, sekiz, semeresi, sermaye, sevindiriyor, sizde, size, sohbetleri, somut, söylemiş, süre, suresindeki, surlar, sürü, susuz, sıhhat, sığı, sığınmak, takdim, taksim, tarihinden, tasavvur, taviz, tavır, taşları, tecrübedir, tefrikaya, toplamak, topluma, toplumdan, türklere, uhrevî, uhreviyede, umum, üstü, vacib, vade, verdiği, verilmiş, vicdanında, yalnızlıkta, yapması, yapışı, yardımı, yarım, yaygın, yayı, yazdığı, yaşanmaz, yerden, yönden, yönelin, yüzleri, yıldızları, zamanları, zira, şahsî, şahsiyet, şahsiyetini, şartları, şevk, şeye, şeytanı

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222