4 sonuçtan 1 ile 4 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2011
    Nereden Yer
    şanlı urfa
    Mesajlar Mesajlar
    3
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 15 + 50


    kabeye inen melek

    ben inen melek olduguna inanmıyorum sizce?:006:

    Benzer Konular
    Göze inen perdeyi
    Göze inen perdeyi yaşlılarda görülen kataraktın şeker hastalığından sağlıksız beslenme ve ilaç kullanımına kadar birçok sebebi var. Ancak gelişen teknoloji sayesinde tedavisi im
    Melek Baykal yeni programı Melek
    Melek Baykal yeni programı Melek Melek Baykal gerek oyunculuğu gerekse kişiliği ile sanat dünyasının önde gelen isimlerinin arasında yer alıyor. Hanımefendiliği ile gönüllerde taht k
    Kabe'ye inen melek görüntüsü
    Kabe'ye inen melek görüntüsü 2744581
    Kabeye Benzetilmeye calisilan bar
    Kabeye Benzetilmeye calisilan bar kabeye benzetilmeye çalışılan bar Amerikada, hala insaat halinde bir bari kâbe'ye benzetip muslumanlarla dalga geçecekler.Kâbe gibi 24 saat açik olacak, içinde bir'den fazla bar islenecek. BUNU ENGELLEME
    Ebrehenin Kabeye saldırması
    Ebrehenin Kabeye saldırması Kabenin, Araplar ve kutsiyetini takdir edebilen herkes yanında müstesna bir ehemmiyeti vardı. Kurulduğu zamandan beri uzaktan yakından pek çok insan, Onu ziyarete gelirdi. Bu sebeple, Mekke şehri, insanların toplandığı,
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 174 + 11440


    Cevap: kabeye inen melek

    melek değil cin.
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Nov 2010
    Mesajlar Mesajlar
    1.142
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 174 + 11440


    Cevap: kabeye inen melek

    ve meleklerine


    Şimdi dikkat edelim...
    "Âmentü"iman ettim, "ve" sözü ile "meleklerine" bağlanıyor!.
    Meleklerine iman, "ALLAH"a imanın hemen akabinde ikinci sırada geliyor.
    Niçin meleklere iman bu derece önemli?
    Niçin kitaba ve rasûle imandan önce geliyor sıralamada?..
    Nitekim "Amener resûli" diye bildiğimiz Bakara Sûresi sonundaki ayetlerde de:
    "Küllün amene billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resûlih..."
    diye bu sıralamayı bildiriyor!...
    Meleklere iman nedir, nasıldır ve niçindir?
    Bu konuyu "[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]" isimli kitabımızda izah etmeye çalıştık.. Şimdi burada da
    bir bölümüyleüzerinde duralım.
    Melâike varlığını "ALLAH"`ın "esma`ül hüsna"sından alır!. "ALLAH"ın isimleri yani esmâül
    hüsnâ, (güzel isimler) manalarını ortaya koymaya başladığı anda oluşan mânâ varlıklar
    "MELEK" adını alır.
    "Melek", "melk"ten gelir ki, "güç, kuvve" anlamınadır... "ALLAH"ın kuvvede mevcut
    özelliklerinin-esmâsının- açığa çıkması ile oluşan birimler
    anlamınadır..
    Bu itibarla melekler, "ALLAH" rasûlleridir!..
    Ef`âl âlemi denen fiiller âleminin, yani bütün bu gördüğümüz-göremediğimiz, algıladığımız-
    algılayamadığımız fiillerin, bireylerin, birimlerin yani "kesret" denen "çokluk" âleminin
    meydana geldiği, oluştuğu ilk boyut, melekler âlemidir.
    Arşın üzerinde melekler yoktur!.
    ARŞ, soyut bir kavramdır!.
    ARŞ, soyut olan sırf mânâ ile çokluk arasındaki sınırıdır.
    Arşın üstü isimler, yani ALLAH`ın ilminde bulduğu, özellikler âlemidir!.
    İsimlerin mânâlarının olduğu boyuttur. Esmâ ve sıfat mertebesidir; ki, bu boyutta sadece
    "ALLAH"a ait soyut özellikler mevcuttur...
    Arşın altı ise, bu isimlerin mânâlarının kuvveden fiile çıktığı, birimleştiği ve de
    fiiller âleminin oluştuğu boyuttur .
    Nitekim Kur`ân`da;
    "RAHMAN ARŞIN ÜSTÜNE ISTİVA ETMİŞTİR"
    dendiği zaman, burada işaret edilen şey "Rahmâniyet" mertebesidir!..
    Yani çokluğu, kesreti, birimleri meydana getiren isimler ve vasıfların, soyut özelliklerin olduğu
    Sıfat mertebesi demektir..
    Sıfat mertebesi, sahip olduğu özellikler itibarıyla esmâ mertebesi diye de anlatılır.
    Esmâ mertebesi denen şey, ilâhi isimlerin anlamlarından başka bir şey değildir.
    İşte bu ilâhi isimlerin var olduğu boyut arşın üstüdür...
    Bu isimlerin mânâlarının kuvveden fiile çıkması, mânâdan birimselliğe, çokluğa
    dönüşmesi dearşın altına tenezzülü diye anlatılır.
    Meleklerin yapısı ve özelliği hakkında bazı hususları anlatmadan önce, değerli müfessir
    (yorumcu) Hamdi Yazır merhumun "Hak Dini Kur`ân Dili" isimli tefsirinden
    meleklerle ilgili bazı nakiller yapmak istiyorum...
    "Halbuki âlemde hiç bir hâdise olamaz ki, ona kudreti ilâhiyenin bir taalluku
    mahsusu bulunmasın; binâenaleyh, cinsi melâike, kudret ve tekvini
    ilâhinin vahdetten kesrete tevezzuunu, ve onun tenevvüat ve taayyunatı
    mahsusasını ifade eden mebadii faile olarak mülahaza edilmek lazımgelir...

    Ve kâinatta hiçbir şey, hiç bir hadise, hiç bir fiilü hareket tasavvur olunamaz ki,
    böyle bir risâlet vâki olmuş olmasın!.

    Bundan başka bir nevi melâike daha vardır ki bunlar hadisatı tekviniyeden mukaddem,
    şuuni emriye ve kelamiyeyi, tabiri aharle şuuni ruhiyeyi mevcudatı akılenin cereyanı
    ruhisine ait evamir ve irşadatı rabbaniyenin tecelliyatı mahsusasını ifade ederler...

    Bunlar daha evvel rasûli idrakdirler, müdrik ve muhtar olan mebadii faileye kablel fiil hayrın
    ve rızayı ilahinin vichesini ira`e eylerler ve melaikeye olduğu gibi beşere de müvekkeldirler....

    Gördüklerini madde zannedenler, onu kuvvet sayesinde gördüklerini bilmelidirler....
    ...binaenaleyh melâikesiz bir hadise tasavvuru gayri mümkindir; melâikesiz
    bir katra yağmur bile düşmez.... "


    Merhum Hamdi yazır bu arada iki de Rasûlullah açıklamasına yer veriyor:
    "Semâ gıcırdamaktadır!... Ve gıcırdamak da hakkıdır!. Onda bir ayak basacak kadar
    yer yoktur ki, bunda secde ya da rukû halinde bir melek bulunmasın!.."

    "Efendimiz Aleyhisselâm mi`raca çıktıklarında kale burçları gibi bir mevkide bir takım
    melâike görmüştü.. Bunlar birbirlerinin yüzüne doğru karşılıklı olarak yürüyüp gidiyorlardı...

    Rasûlullah, Cebrail`e sordu; Cebrail,
    -Bilmiyorum; ancak yaratıldığımdan beri ben bunları görürüm; ve daha evvel
    gördüğümün bir tanesini bile bir daha görmem!. dedi...

    Onlardan birine ikisi birden sordular:
    -Sen ne zaman yaratıldın?..
    cevap verdi o melek:
    -Bilmiyorum... ama Cenâb-ı Allah her dörtyüzbin yılda bir yıldız yaratır; ben yaratıldığımdan
    beri de dörtyüzbin yıldız yarattı!..." (c:1 s:303-308)

    Bizim zaman birimimizle o boyutun bir günü Kur`ân ‘a göre ellibin yıl olursa...
    Varın buna göre bu boyutu ve varlıklarını siz düşününün!...

    Evet, biz gelelim bu konudaki açıklamalarımıza...
    Arşın altındaki, yani, sırf mânânın çokluğa dönüştüğü mertebedeki ilk varlık "RUH" adlı melektir..
    Ayrıca "RUH-U ÂZAM" diye tanınır.
    Bu Melek sahip olduğu ilim itibarıyla "AKL-I EVVEL" adını alır. Bİr diğer ifadesiyle de
    "Nurların NURU"dur!.
    Hayatiyet ve hayat kaynağı olma vasfı itibarı ile, hayat vasfı itibarıyla "Ruh-u Âzam" denir.
    Hz. Rasûlullah Aleyhisselâm efendimizin "hakikatı-aslı-orijini-kaynağı" olması yönüyle de
    "HAKİKAT-I MUHAMMEDİYE"
    denilir.
    "ALLAH" evvelâ aklımı yarattı, "ALLAH" evvelâ nurumu yarattı..." diye Hz. Rasûlullah`ın
    açıklamasında yer alan "akıl" ve "nur", işte bu "Ruh" adlı Melek, yani, "RUHU ÂZAM"dır.
    Yani, bölünmesi parçalanması söz konusu olmayan, manada beliren ilk tekillik, birimlik
    kavramıyla mevcut olandır.
    Soyutun somuta dönüşmesi sınırında oluşan varlıktır.. Elbette burada, beş duyuya göre
    somutluktan sözetmiyoruz!..
    Yani, "ilmi ilâhi"de ilk mânâ sûretinin belirmesidir. Arş ve bunun altındaki oluşan ilk melektir.
    Bu Melek`ten katman katman, boyut boyut diğer melekler meydana gelmiş; ayrıca
    her bir boyutun da kendine has melekleri oluşmuştur...
    Melekler nur yapılıdır. Bunu bugünkü dille ifade etmek gerekirse, enerji kökenlidir diyebiliriz.
    Herşey enerjiden meydana gelmiştir dendiği zaman, burada bahsedilen enerjidir.
    Yalnız bir yanlış anlamayı ortadan kaldıralım...
    Enerji "ALLAH"`ın "kudret" vasfının kuvveden fiile çıkması hâlindeki adıdır. Yani "NUR"`dur.
    "Nur" diye bahsedilen şey bir tür "salt enerji"dir.
    Bu bilinçli enerji (kudret), -kozmik bilinç- evrende var olan herşeyi kendisinden meydana getirmiştir.
    Bir diğer ifade ile, bu kâinatta var olan herşey, O "RUH" adlı Meleğin gücünden,
    "O"nun ilmiyle meydana gelmiştir!.
    Eğer varlıktaki nesnelerin, yani kesitsel algılama araçları ile algılayabildiğimiz veya algılayamadığımız;
    tesbit edemediğimiz ama akıl yollu varlığını kabul ettiğimiz bütün varlıklar,
    gerçekte hep meleklerin varlığından ibarettir.
    Çünkü, evrende var olan her şey "enerji"den meydana gelmiştir... Yani, "nur"dan meydana gelmiştir... Meleklerin varlığı da "nur"dur; dolayısıyle, meleklerden meydana gelmemiş hiç bir şey yoktur!.
    "İnsan" denilen varlığın aslı, orijini de melektir!...
    İnsanlar, Cennete melekî yapıya dönüşmüş olarak gireceklerdir...
    Cin veya bunların insanları saptırıcı türü olan şeytanların, iblis`in orijin hammaddesi de melektir!..
    Cehennem varlıkları olup "zebâni" adıyla tanınanlar da "melek"tir!
    Ancak, insanın yapısının orijinalinin "melek" olmasına rağmen, nasıl insana "melek"
    denmiyorsa; aynı şekilde yapısının orijin boyutunda yer alan "melekî" alt yapı
    dolayısıyla, cine, şeytana da "melek" denmez!...
    Böyle denirse, bu, diyen kişinin bu konuda yetersiz bilgisi olmasındandır..
    Cehennemde ebedi kalacak insanlar ise, cin türü bir beden yapısıyla dalga(wave) bedenle
    yaşamlarını sürdüreceklerdir.. Ki o yapının bir alt boyutunu da gene melekler meydana getirmektedir!...
    Maddenin aslı da melektir!.
    Çünki melekler, her şeyin varlığını oluşturan "ALLAH" isimlerinin anlamlarının, soyut boyuttan somutluk ortamına geçişinde yer alan ilk bilinçli, kaynak varlıklardır!.
    Bu yüzden, "melek", kişinin kendi özünü, hakikatını, aslını, orijinini tanımada çok önemli
    bir boyut ve önemli bir katmandır!..
    Esasen "melek"lerin türleri ve işlevleri hakkında söylenecek pek çok şey daha olmasına rağmen,
    henüz bu konuda yeterli taban oluşmadığı için; şimdilik bu kadarıyla yetinelimm..
    Bunların ötesinde, "Rasûl`e vahyi getiren varlık olarak", öncelikle "meleklerin"
    varlığının kabul edilmesi zorunludur!..
    Şayet siz meleklerin varlığını kabul etmezseniz, onların vahyini nasıl kabul edeceksiniz ki?..
    Meleklerin vahyettiği Kitabı nasıl kabul edeceksiniz ki?..
    Böyle olduğu için de meleğe iman "ALLAH"a imandan hemen sonra ikinci sırayı almıştır.
    Öte yandan, kendi aslını, hakikatını anlamak isteyen kişinin, meleği tanımadan, anlayıp idrak etmeden
    "ALLAH"ı kavraması dahi zaten mümkün değil, anlayamaz!.
    "Melek" denen yapıyı, boyutunu tanımadan "ALLAH"ı tanımaya kalkarsa, o zaman tanrıya tapınmış olur!... Düşüncesinde bir "tanrı" yaratır ve "o tanrıya", "ALLAH" ismini vererek, hakikattan sapmış olur!.
    "ALLAH"ı anlamak için, önce "melek" kelimesiyle işaret edilen, veya bugünkü dille "bilinçli salt enerji"
    diye ifade edilen boyutu kavramak gerekir!... O boyutu kavramadan "ALLAH"ı anlamak mümkün değildir!.
    İşte bu yüzdendir ki "melek" bahsi çok önemlidir.
    Yapısı itibarıyla "nur" diye vasıflandırılan öz enerji kökenli bu varlıklar; "ALLAH" hangi ilâhi isimlerinin mânâlarının ortaya çıkmasını dilemişse, o mânâlara uygun özelliklerle bezenmiş, o ismin mânâsına
    uygun güçlerle güçlenmiş, o ismin mânâsını ortaya koymakla görevlendirilmişlerdir.
    Dolayısıyle, varoluşunu sağlayan ismin mânâsı istikametinde mânevi ve maddi sûreti vardır. Maddi derken bizim beş duyu boyutuna göre söylemiyorum!. "Evrensel boyutlarda" diyorum!... Bu konuyu beş
    duyunun getirdiği şartlanmalar kalıbı ile değil; akıl boyutu ile değerlendirmek ve idrak etmek zorundayız.
    İşte meselâ "Mumit" isminin açığa çıkışı... "Öldürür, yani bir halden başka bir hâle dönüştürür"!...
    "Mumit" isminin manasının ağırlıklı olarak sûretine bürünmüş "melek" Azrail ismi ile tanınmıştır.
    Burada anlaşılması gerekli çok önemli bir husus daha vardır...
    "Melek"ler de, "insan"lar gibi "esmâ terkipleri"dirler!.. Tek bir ismin açığa çıktığı birimler değil!...
    Yani, "melek" denen varlıklar da ana yapılarının mâhiyeti itibariyle "ALLAH" isimlerinin bir bileşimidirler... Ne var ki, bileşimlerinde bir veya bir kaç ismin mânâsı büyük ağırlıklı
    olarak açığa çıkmaktadır...

    "Mumit" isminin mânâsı ağırlıklı olarak mevcut olan bir bileşim kuvveden fiile çıktığı zaman, "nur" diye bahsedilen enerji boyutunda bir varlık, bir birim oluşturulmuş ve buna da "Azrail" denmiştir..
    . ki görevi "ölüm" denen "dönüştürme" olayını oluşturmaktır...
    Sadece insanın ölümünü Azrail`e bağlamak son derece yanlış ve sınırlı bir anlayıştır...ilkel bir yaklaşımdır!.
    "Azrail"in görevi, bir yapının varlığına son verip, o yapının son buluşu ile birlikte,
    ikinci bir yapının başlangıç ortamını sağlamaktır.
    Ancak ikinci yapıyı başlatan Azrail değildir...
    İkinci yapıyı başlatan, "El BÂİS" isminden oluşan melektir!.
    Azrail, ölümü tattırır; yani, o birimin mevcut yapısıyla alakasını keser; o yapıyla alâka kesilmesinin hemen akabinde, "BÂİS" isminden var olmuş melek görevi alır, o birimin yeni yapısını meydana getirerek,
    ikinci anda o yapı ile o varlığı meydana getirir.
    Burada enteresan ve farkedilmesi önemli olan bir husus daha var
    "BÂİS" ismi ağırlıklı meleğin göreviyle ilgili... O da şu...
    Bazı varlıklarda -mesela insan gibi-, "BA`S" meleğinin görevi daha o varlığın ilk oluşum safhalarında başlar... Meselâ, Ana rahminde 120. günde "BÂİS" ismi mazharı melek tarafından o ceninin
    özünden kaynaklanan bir biçimde
    , -dıştan değil- "RUH" meydana getirilir!..
    Ayrıca ölüm anında da, gene bu "Melek" tarafından bilincin ruhu kullanması sağlanır!..
    Elbette bu bizim müşahedemizdir ki, iman edilmesi zorunlu noktalar arasına girmez!.
    Şimdi dikkat edin, sade insan değil, bütün canlılar; yani evrendeki her nesne canlıdır,
    dolayısıyle bütün varlıkların sonsuza dek yaşamları devam eder.
    Çünkü; evrende var olan bütün varlıklar "ALLAH"ın varlığı ile kâim varlıklardır.
    "ALLAH"ın varlığının sonu olmadığına göre; "O"nun varlığından oluşmuş bulunan bilinçli
    varlıklara son düşünülmesi de "hükmi"dir, "indi"dir, "lokalize"dir, "an"lıktır!.
    O bilinçli varlık, daha sonra
    "O HER AN YENİ BİR ŞAN`DA(oluşta)DIR"
    ayetinin işret ettiği manada, yeni bir yapıya dönüşerek, bir üst ya da alt boyutta -ama asla
    geldiği boyuta geri dönmeksizin- yaşamına devam eder.
    "HİÇ BİR ŞEY HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HER ŞEY ONU ZİKREDER,
    TESBİH EDER FAKAT SİZ ONLARIN TESBİHİNİ ANLAYAMAZSINIZ ."

    diyor âyeti kerimede de ..
    Niye ?..
    Çünkü hiç bir şey hariç olmamak üzere, her şey canlıdır, şuurludur, diridir, varoluş gayesine
    göre, canlı ve şuurlu olarak tesbihini, zikrini yapmaktadır.
    Sen sadece olaya beş duyunla baktığın için olayı çözümleyemezsin.

    "ONLAR ALLAH`I AYAKTA İKEN, OTURURLARKEN ve YANLARI ÜZERE UZANIP
    YATARLARKEN ZİKREDERLER...." (3-191)

    Âyeti insanların dahi, her an ve her pozisyonda zikir halinde olduğunu;
    zikir halinde olması gerektiğini vurgular...
    Ancak, "O"nun varlığından meydana gelmiş bilinçli şeylerin toplamı olan
    tümel akıl Tanrıdır,
    görüşü de tümüyle yanlıştır!...
    Evet... "Kâinat, ALLAH`tır" görüşü bütünü ile bâtıldır ve yanlıştır!. Bu Panteist görüştür!.
    Yani, bütün mevcûdat bir araya gelince "tanrı" denen varlık ortaya çıkar görüşü... Bu yanlıştır!.
    Çünkü, gerçekte mevcûdat "yok"tur "ALLAH" vardır!.
    "ALLAH" her an (bize göre) kendi mânâlarını seyreder ve her şey bundan ibarettir...
    Bu yüzdendir ki, mevcûdatın varlığı yoktur; "ALLAH"ın varlığı vardır.
    Bu sebepledir ki, mevcûdat "ALLAH"tır, görüşü bâtıldır, ilkeldir!. Beş duyu kaydından kendini kurtaramayan dar görüşlü beyinlerin, 30 derecelik perspektifi olan kişilerin görüşüdür, mevcudat "ALLAH"tır görüşü!...
    İşte yaşamda, bütün olup ve bitenler ve bunlarda mevcut bilinçler hep bu
    melekî güçlerle, melekî şuurla meydana gelmektedir.
    Dışarıdan bakılan bu insan bedeninde, atomların yeri neyse; bir türü itibariyle, algılanan ve
    algılanacak olan tüm varlıkların temelinde "meleklerin" yeri de odur!..
    Bunun için eğer sen, işin özüne gerçeğine ve hakikatına inmek ve "görenler"den olmak istiyorsan,
    çıkış noktası olarak önce meleklere iman etmek zorundasın.
    Eğer "melekleri" inkâr edersen, işin özüne gitme yolları sana kapanmış olur!.
    Hakikate ermekten mahrum kalırsın!.
    Madde boyutunda beş duyu ile yaşarsın ve öylece de geçip gidersin bu dünya yaşamından!..
    Ancak bundan dolayı da biz seni kınamayız, seni küçük görmeyiz!... Çünkü sen de o
    kapasiteyle yaşamak için varolmuşsun; ve de var oluş gayeni yerine getirmektesin!.
    Ama senin bu varoluş gayeni yerine getirirken, geçireceğin aşamalar, sende belli üzüntü,
    sıkıntı ve azapları da meydana getirir... Bunu da hiç aklından çıkarma!.
    Evet "meleklere iman" denen olayı da bu kadarıyla anlayabildiysek, bilelim ki; vahiyden, yediğin yemeğin vücutta yararlı hale gelmesine; bunların beyinde değerlendirilip, madde beden ötesi ruh bedeninin
    yani, halogramik dalga(wave) bedeninin oluşturulması dahi hep meleki güçlerledir.
    Varlığında, özünde meleki güçler vardır!.
    Eğer ki sen meleklerin ne olduğunu anlayıp, -ki bunun için de imanla yola çıkacaksın- daha sonra da idrak edersen; şayet cehennemden de kendini kurtarabilmiş isen; kademe kademe arınmalar neticesinde,
    bu meleki boyutta yerini alıp; insan kemaline sahip melek olarak yaşamına sonsuza dek
    devam edersin, cennet diye târif olunan ortamda!.
    Yok eğer kendindeki bu meleki özelliklere ve güçlere rağmen, gerekli arınmayı sağlayamamışsan; o zaman dalga(wave) beden boyutunda kalırsın; ki bu boyutta cinlerin boyutudur!... Bu cehennem diye
    bahsedilen âlemde sonsuza dek yaşarsın...
    Sonuç olarak ölümden ve kıyâmetten sonraki yaşamda insanın mutlak akıbeti ikiden biridir...
    Ya "cin" denen, "şeytan" denilen; bugünün insanını "uzaylıyız diye kandıran" varlıkların boyutunda
    yer almak; ya da belli arınmalardan geçmek suretiyle "melek" denilen varlıkların
    boyutunda insani şuur ve kemâlâta sahip olarak yaşamını devam ettirmek.
    İşte bunun için de meleklere iman çok önemlidir...

    ahmedhulusi
    Yazar : Risale Forum
    iman insanı insan eder.


    Not : O şimdi ehli cennet biiznillah..

    Ölüm Tarihi : Ağustos 2011

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2011
    Nereden Yer
    şanlı urfa
    Mesajlar Mesajlar
    3
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 15 + 50


    Cevap: kabeye inen melek

    adem yakup kardeşim bana cevap vardigin için çok tşk ederim yanlız ben meleklere inanmıyorum demedim ki çk şükür müslümanız inanıyoruz fakat melek görünmez bence :022::037::037:
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222