Yaratılanlar ve kanunları

İlim adamları; dünya merkezinin, 6000 derecede kaynıyor olduğunu söylüyorlar. 60 km. derinlikte, ısı 1800 dereceymiş. Yüksek basınç altında bekleyen lavlar dağların zirvesinden fışkırmaya hazır bekliyormuş. Yüzeye doğru basınç azaldığından ve yükseldikçe de basınç seviyesi düştüğünden, lavlar yüksek dağların göbeğinden değil, tepesinden çıkıyormuş. Dünyayı tabaka, tabaka yaratan Allah, üzerindeki canlıların yaşayabilmesi için bazı tabakaları ısı geçirmez halde yaratmış. Şefkat ve merhameti sonsuz olan Rabbimiz, güneşi süzecek süzgeci semaya takmış, bize dünyayı cennetten bir köşe gibi hazırlamış. Yeryüzünü, canlıların yaşamasına uygun hale getirmiş. Koyduğu kanunlarla basıncı yerkürenin merkezinde en yüksek seviyeye çıkarmış. Deniz seviyesinden itibaren hava basıncını insanın ve diğer canlıların yaşayacağı seviyede ayarlamış. Kanımızın damarlarımızda normal dolaşması için dünya ortamını ona göre hazırlamış. Deniz seviyesinden yükseldikçe hava basıncı azaldığından kalbin kan basıncı yükseliyor. Damarlarımızdaki kan dışa doğru basınç yaptığından kulaklarımız tıkanıyor. Sular da bu kural vasıtasıyla dağlardan çıkıyor. Dağlardan çıkan su ovayı suluyor, insanlar ekiyor, dikiyor, bereketli ürünler alıyor.

Fizik kanunlarını Allah yaratmış, insanlar bulmuş. Bu kanunların çoğu bulanların ismiyle biliniyor. Allah’ın yarattığı kanunları öğrenmek, hayata geçirmek insanı kalkındırır, güçlendirir, ilerletir. Bu kanunlarla insan toplumları birbirlerine karşı üstünlük kazanır. Dünya ve ahiretini cennet etmek isteyen Müslüman bunları göz ardı edemez. Aksi halde bunları öğrenip hayata geçiren yabancıların gücü altında ezilirler. Buna kader denmez cehalet denir. Aynı zamanda bu kanunları öğrenen her Müslüman Allah’ı daha iyi tanır ve Allah’a yaklaşmış olur. Eşyanın kanunlarını bilmek insanın ona hâkimiyetini güçlendirir. Kalkınmış ülke toplumları bu kanunları öğrenmiş, hayata geçirmiş ve ilerlemiş. Kanunlar; sebep sonuç ilişkisini, düşünüp şükredelim diye yaratılmış. Tohumu toprağa atan insan, belli bir süre geçtikten sonra onun toprak üstüne çıkacağını düşünür, bekler, şükreder. Kanunlar, düzenlilik ve süreklilik gösteren kurallardır. İnsana yaşadığı sürede nasıl adım atması gerektiği hususunda sağlıklı fikir verir. Aynı zamanda bu kanunlar, istediği bir sonuca nerede ve nasıl ulaşacağı konusunda ona güven ve huzur verir. Kanunlarda tedrîcilik söz konusudur. Bu ise insana İlâhî san’atın azamet ve inceliklerinin safha, safha görülüp seyredilmesi imkânını sunar. Bu da insanlar için şükrü gerektiren bir durumdur. Nitekim Rahmân Sûresi’nde, Ay ve Güneş’in belli bir hesapla/düzenle hareket ettirildiğine, semanın belli bir ölçüyle yükseltilip konumlandırıldığına ve arzın bitki ve canlı varlıkların istifadesine uygun biçimde düzenlendiğine dikkat çekildikten sonra şu cümleye yer verilir: “Şu hâlde, Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz.” (Rahmân, 55/5-13) Yaratıcının düzenli icraatlarının adı olan tabiat kanunları, taklit edilerek pek çok iş başarılabilir. Mesela tavuk olmadan, tavuğun verdiği ısıyı yumurtalar üzerine vermek suretiyle, 21 günde yumurtadan civciv çıkarmak insan için mümkün olmuş. İnsan bunu öğrenip taklit etmiş. Yani ilmin gelişmesiyle varlıktaki kanunların keşfi kolaylaşmış ve teknolojiye dönüştürülmek suretiyle istifade edilmiştir. Kanunlar, sadece olayların cereyan ediş şeklinin tasviridir. Yani bizim ‘kanun’ dediğimiz şey; eşyanın düzenli yaratılması, yaratılışının devamlılığı ve yaratılanın devam ettirilme halidir. Diğer bir ifadeyle, kanun, her an hükmünü icra eden Allah’ın âdetidir, sebep-sonuç çizgisi içinde bize yansıyan görüntüsüdür. Allah bu kanunlarla insanlara yol gösterir ve onların bu kurallara uygun hareket etmesini ister.
28. 12. 2015
Durmuş Göktekin