Rüzgâr eken fırtına biçer!

Dünya dönüyor! Dünya ile beraber her şey dönüyor. Fakat bir türlü insan kendine dönmüyor. Tarih durmadan tekerrür ediyor. İnsanın insandan çektiğini, insan hiçbir şeyden çekmiyor. Her şeyin kurdu kendinden olduğu gibi, insanın kurdu da kendindenmiş. Yani “insan, insanın kurdudur” deyimi tam yerine oturuyor. En vahşi hayvanlar bile insan kadar zararlı olmazken, insanın verdiği zarar hiçbir şeyle kıyaslanmıyor. İnsan; aklıyla, zekâsıyla hemcinsini toplu halde öldürüyor. Dünya Müslümanlarının canı sinekten daha ucuz. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Kakılan itilen, dövülen, sövülen, ölen sürekli Müslümanlar oluyor. Değerlerimizi kaybedeli insanlığı unuttuk. Eskiden Hıristiyan halkı Müslümanlara sığınırdı. Şimdilerde Müslüman halkları Hıristiyanlara sığınmaya gidiyor. İnsanlar canları pahasına denize yürüyor. Bir zamanlar Müslümanların atının özengisini öpmeyi dudaklarına şeref sayanlar bugün Müslümanları ülkelerine kabul etmiyor. Bu ne korkunç bir hal! Diliyle inandım diyor, eliyle ateş açıyor. Vahşice öldürüyor. Öldüren, “Allah’u ekber” diyor. Ölen de “Eşhedüenlailaheillallah” diyerek ölüyor. Ölen Allah adıyla ölüyor, öldüren Allah adına öldürüyor. Aman Allah’ım bu ne garabet! Yeryüzünde fesat çıkaranları kime havale edeceğiz?

Kötülüğü besleyip büyüten, sonunda kendisi de onun kurbanı oluyor. Akıl sahibi olduğumuzu iddia ediyor, yaptıklarımızla yalanlıyoruz. Hayatımız tezatlarla dolu. Bu ne müthiş çelişki! Beslenen canavarsa, o canavar bir gün döner besleyeni de yer. Canavarın fıtratında yemek vardır. Akıllı insan şuur sahibi olan insandır. Bize gelen dert ve belaların sebebi kabahatlerimizdendir. Dertlerin ve sıkıntıların çokluğu suçumuzun çokluğunu gösteriyor. Güngörmüş bir insan dedi ki; “eskiden alıştığımız hava şartları bile değişti. Geçmişte, bu mevsimde yağmur yağar, kar yağardı. Şimdi yaz-kış birbirine karıştı.” Ben de kendisine dedim ki: Senin evin-barkın, yerin-yurdun vardır muhakkak! O da “var” dedi. O zaman sen onların sahibisin, malının mülkünün üzerinde istediğin tasarrufu yapmaya yetkilisin, öyle değil mi? “Evet” dedi. Ben de, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah, bize bakarak, emanet ettiği mülkünde tasarrufta bulunuyor, dedim.

Muhterem dostlar, dünyayı yangın yerine çevirdik. Bazıları, bu yangını yüksek kulelerden seyrediyor olabilir. Unutmayalım ki kuleniz ne kadar yüksek olursa olsun, ne kadar sağlam olursa olsun sonuçta onlar da bu zemindedir. Yeryüzü zeminini sallamadan tutan, ateşe sözü geçen, kuleleri yıkar, ateşe “yak” emrini verir ve hiçbir şeyin hükmü kalmaz. Saran ateş her şeyi içine alır ve yakar. O’nun mülkünden başka bir yer yok ki oraya kaçalım.

İnsan, yaşanabilir bir dünya için kendi değerlerine dönmek zorundadır. Akıl, ilim, İman ve amelle doğruları anlayıp bunlarla hayatımıza hayat katmalıyız. Tabiatı sevmeliyiz. İnsanları sevmeli, saymalı ve yardım etmeliyiz. İsraftan kaçınmalıyız. Çok okumalıyız. Savaştan ve kavgadan uzak durmalıyız. Bunları gelecek nesillere iyi anlatmalıyız. İnsan dünyayı imar için gönderilmiştir. Bu yüzden kendinden sonra gelen insanlara daha iyi bir dünya bırakmak için çalışmalıdır.

Ahlak, yaratmaktan, halk etmekten türetilmiş bir kavramdır. Yaratan, insana ahlakın esaslarını da koymuştur. İnsan bu esaslara uyarak yaşarsa insanca yaşamış olur. Yaratılışına sırt çeviren insanın yapmayacağı kötülük, yapmayacağı rezalet yoktur. Allah; anlamamız için akıl, görmemiz için göz, duymamız için kulak vermiş. Allah bizi biliyor, görüyor ve duyuyor. Bu bakımdan kaçar bir yönümüz bulunmuyor. Dünyadaki sıkıntılar günahlarımızın bedelidir. Bunları karakollarda çekilen sıkıntılara benzetirsek, ağır cezada verilecek cezaları da ahirette verilecek cezalara benzetebiliriz. “Cehennem dediğin dal odun yoktur, herkes ateşini buradan götürür.” “Rüzgâr eken fırtına biçer”
24. 11. 2015
Durmuş Göktekin