Telefonuma gelen mesaj,

Telefonuma, WhatsApp’tan bir masaj geldi. Manası büyük ve esprili bir mesajdı. Görünüşte 4-5 aylık, zor oturabilen bir bebek. Eline telefon verilmiş. Çocuk onu elinde tutup, etrafa bakınarak suskunca oturuyor. Çocuğun elinden telefonu alınca, çocuk hemen sarsılarak ağlamaya başlıyor. O sarsıntıyla da sırtı üstü yıkılıyor. Alabildiğine tepiniyor ve ağlıyor. Etrafında görünmeyenlerin hoşuna gidiyor, onlar da gülüyor. Sonra bir el uzanıyor, çocuğu kaldırıp oturtuyor ve eline telefonu tekrar veriyor. Çocuk susuyor ve telefona bakmaya devam ediyor. Bu hareket bir iki defa tekrarlandıktan sonra video bitiyor. İnsanlar da gülüp geçiyor.

Türk dili kurumu sözlüğüne baktığımızda her kelimenin birden fazla manası olduğunu görürüz. Aynı kelimenin bir de ortak manası vardır. O kelimenin ortak manası daha çok herkes tarafından bilinenidir. Bu, dilde böyledir. Hal ve hareketlerimize yansıyan görüntülere de pek çok manalar yansıyabilir. Burada önemli olan ortak manayı bulabilmektir. Bu hareket daha çok neyi anlatıyor sorusunun cevabını bulmaktır. Ben de bu düşünceyle bahsi geçen videoyu bazıları ile paylaştım. Düşünceniz nedir diye sordum. Ortak cevabı söyleyen çıkmadı. Paydaşlarımdan biri “Gülüp geçilen bir şey, çocuk aileden gördüğünü yapıyor, zamane çocuğu” gibi ifadelerde bulundu. Hâlbuki çocuk, fıtratında olan sahiplenme (malikiyet) duygusu ile hareket ediyordu. Elinden alınan telefona sahip çıkma uğruna kendini yere atıyor, feryat figan içinde, telefonun verilmesini istiyordu. Almanya’da yaşayan bir paydaşımla paylaştım. Bu videodaki ortak anlam, mana, sence nedir? dedim. Paydaşım: “Bebek videosuna çok güldüm. Aslında bir yandan üzüldüm de, çünkü şimdiki insanların hali de farklı değil. Ben de dâhil. Bilmiyorum. Tahminim; anne ve babasını, çevresindeki insanları teknolojik aletlerle gören bebek, ya da çocukların böyle tepkisinin sonuçları. Biz başta ebeveyniyiz zannımca. Bana böyle geliyor, hani çocuk ailenin aynası deniyor ya” dedi. Ben de; daha doğru cevap şöyle olabilir dedim. Yaratılıştaki sahiplenme (malikiyet) duygusunun yansımasıdır. Yani dışa vurma halidir. Çocuk elindekinin ne olduğunu bilmediği halde elinden alınca tepinerek ağlıyor. Buradaki en güçlü ve ortak mana budur. Kapkaççıya çantasını kaptırmak istemeyen kişinin davranışı da sahiplenme duygusundandır. Kominizim rejiminde de mülkiyet hakkı tanınmıyordu. İnsanın en temel hakkı mülkiyet hakkıdır. İnsanın elinden sahiplenme duygusu alınınca geriye hayvanlık kalır. Hayvanın fıtrat programında bile sahiplenme hissi var. Önündeki yemi yerken, yanına yaklaşana boynuz atar, tekme atar, gagasını vurur. Hayvanların çoğu dişisini sahiplenir, dedim. Paydaşım: “Güzel izah ettiniz. İnanın ben 40 yıl düşünsem bu sahiplenme manasını çıkaramazdım” dedi. Gerçekte, bizim dediğimiz hiçbir şey bizim değil. Bedenimiz ve üzerinde bulunan bütün organlar da bizim değil. Mülkün sahibi, Malik-el Mülk olan Allah’tır. Kâinatın, mutlak iktidar ve güç sahibi O’dur! 99 sıfatıyla muttasıftır. Allah, insana bütün sıfatlarından verdiği için insanda da mülk edinme, (sahiplenme) duygusu vardır. Bu duygu ile hakkımıza sahip çıkmaya çalışırız. Hayvanlar bile kendilerine, Afrika sahralarında yer tayin etmiş. Onları ibretle seyrediyoruz. Çocukların sahiplenme duygusu büyüdükçe gelişir. Bu gelişme ilerledikçe mal-mülk edinmek ve meslek sahibi olmak ister. Bu davranışlar, Allah’ın Malik-el Mülk sıfatının insan üzerindeki belirgin yansımasıdır. İnsanın en çok arzu ettiği şey, bir evinin olmasıdır. Kominizim sisteminde mülkiyet hakkı olmadığı için kimsenin şahsi evi yoktu. Kendi başına herhangi bir ticaret de yapamıyordu. Bu yüzünden seyahat etme hakları da yoktu. Daha pek çok sebeplerden kominizim rejimi uzun ömürlü olamadı. Zalimler güçlü oldukları müddetçe zulümleri devam eder. Allah’ın kuluna verdiği özlük hakkı elinden alınamaz. Alan zulmetmiş olur ve haramdır. Er-geç ya dünyada veya ahirette cezasını görecektir. Zulüm ile abat olunmaz.
13. 11. 2015
Durmuş Göktekin