Hikâyemiz,

Değişik dönemlerden geçerek dünyaya gelen çocuğa sorsak herhalde şöyle anlatırdı: “Dokuz ay öyle bir yerde kaldım ki; orası, hem ıslak, hem de karanlıktı. Çırılçıplaktım. Giyeceğe, yiyeceğe, yatak ve yorgana da ihtiyacım yoktu. İçerdeyken farkına varmadığım güvenliğin, dışarı çıkınca ne kadar lüzumlu olduğunu anladım. Hâlbuki geldiğim yerdeyken bütün ihtiyaçlarım karşılanıyordu. Denizdeki balık neyse ben de öyleydim. Benden büyüklerin bana zarar vermeyeceğinden emindim. Korkusuz yaşıyordum. Beni şekilden şekle sokan güce tam bir teslimiyet içindeydim. İstek ve itirazlarım yoktu. Dolayısıyla yorgunluk ve telaşlarım da olmuyordu. Her şeyin düşünüldüğü bir ortamda rahat ve mutlu bir dönem geçirdim. Oradaki hayat müddetim dolup, dünyaya geldiğimde ihtiyaçlarımın farkına vardım. Ana rahmindeyken annemle bütünleşmenin farkında değildim ve anlamıyordum. Ne zaman ki annemden ayrıldım, cennet gibi bir hayattan ayrıldığımı fark ettim. Her ne kadar yanımda insanlar olsa da elimden birinin tutmasını bekliyorum. Çünkü hatıralarım taze, yeteneklerim gelişmemiş, annemin, sesine ve tenine, atan kalbinin pıtırtılarına, damarlarında dolaşan kanın akışına, nefesine ihtiyacım vardı. Soğuk, sıcak nedir bilmezdim. Şimdi soğukta üşüyor, sıcakta yanıyorum. Acıkınca yemeğim verilir doyardım. Şimdi acıktığım zaman sadece ağlıyorum. Soğuktan, sıcaktan korunmak için elbiseye ihtiyacım var. Eskiden hep su içindeydim ama şikâyetim yoktu. Şimdi altım ıslanınca ağlıyorum. Dokuz ay hiç yıkanmaya ihtiyaç duymadım. Şimdi ise her gün yıkanıyorum. Zaman nedir bilmezdim. Şimdi ise zaman ikiye bölündü. Biri karanlık, diğeri aydınlık. Şaşkınlık içindeyim! Üzerimde, hangi hassasiyetle durulursa durulsun, bir daha o cennet vari hayatı bulamayacağım. Zamanla pek çok şeyler değişebilecek ama hiçbir şey o eski evim gibi olmayacak! Geldiğim yeri özleyeceğim”

Ana rahminden dünyaya gelen bir çocuğun dilinden anlatmaya çalıştığım hikâye, hepimizin hikâyesidir. Hikâyemiz ruhlar âleminde başlayıp, ahiret âlemine kadar devam ediyor. Ana rahmine düşen çocuk dokuz ay ana rahminde, dünyada yaşayacak şekle geliyor ve dünyaya doğuyor. Dünya hayatı başlıbaşına büyük bir hikâye. Dünyadan sonra ahret süreci devam ediyor. Dünya hayatı da ahrete hazırlık yeri olarak tanımlanıyor. Bir nevi yüksek okula geçmek için öğrenim ve eğitim yaptığımız yer. Elbette bu öğrenim ve eğitim sırasında çetin imtihanlara tabi tutulacağız. Geçenlerle kalanlar ahiret hayatında belli olacak. Kopyalar burada çekilecek, doğru yanlış sorular burada sorulacak, izahı yapılacak konuların izahı burada yapılacak. Ne kadar doğru yanlış varsa burada yaşanacak. Ne kadar helal-haram varsa burada kullanılacak. Aklımızla, akıl ermez işleri burada yapacağız. Bütün bu işleri yaparken bize verilen tüm sıfatları kullanacağız. En sıkı imtihanlardan geçip, sonuçta bir yere varacağız. Orada imtihanlarımızdan da imtihan olacağız. Onun için dünyadaki hikâyemiz çok çetin. Rabbimiz; Rahman ve Rahimdir. Sıfatlarının cilvelerini ana rahminde gösterdiği gibi dünyada da göstermektedir. Olup bitenlerle bize büyük dersler vermektedir. Bu dersleri iyi dinlemeliyiz, iyi anlamalıyız ki, dünyayı başımıza cehennem etmeyelim. Acziyetimizi bilmeliyiz ve kabullenmeliyiz. Bir İslam âlimi şöyle diyor: “Ey insan! Sen kendini, kendine malik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise beyhude ızdıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. O Malik, hem Kadir’dir, hem Rahîm'dir; kudretine istinat et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul.” İnsan, hayatıyla ilgili ihtiyaçlarını temin ve tedarik edemeyeceğini, buna gücü, kuvveti, serveti yetmeyeceğini bilmeli, gücü sonsuz olan Allah’a teslim olmalı ve kulluk vazifesini yapmaya çalışmalıdır.
01. 11. 2015 Durmuş Göktekin