Eyyy Müslümanlar,

Mehmet Akif Ersoy’un 1912 yılında, yüreğine çöken sızı bize ayna olmalı. Geçmişten ibret almalıyız, geleceğe ümitle bakmalıyız. Feraset ve ön görü sahibi olmak Müslüman’ın sıfatıdır. Neden dağıttık kendimizi bu kadar. Bize nusret et, bizi bağışla! Yeniden derlenip toparlanma, birlik ve dirlik içinde yaşama gücü ve fırsatı ver, Allah’ım! Bizi anayurdumuzda yandırma Allah’ım! Bizi düşmanın diliyle kandırma Allah’ım! Asırlardır birlikte yaşayan bu milleti ateşlere daldırma Allah’ım! Müslüman’ı, Müslüman’ın üzerine saldırma Allah’ım!

Akif’in diliyle feryat ediyor, herkesi tefrika, ayrılık yangınına bir bardak su dökmeye çağırıyorum. Bir bardak su hangi yangını söndürecek demeyin! Siz onu gidin karıncaya sorun? Nimet azgınlığını bırakmak bir bardak su dökmektir. Her insan bir olumsuzluk bıraksa binlerce, milyonlarca olumsuzluk ortadan kalkar. Hayat yeniden taçlanır. Benim teklifim çok kolay. Hiç kimseye: ( Erciyes’in zirvesine çık) demiyorum. Kendine reva gördüğünü başkasına da reva gör! Yeter diyorum.
((……………………………………………………………………………………..
İşte , ey unsuru isyan, bu elim izmihlal, / Seni tahrik eden üç beş alığın marifeti! / Ya neden beklemiyordun bu rezil akıbeti? / Hani, milliyetin İslam idi… Kavmiyet ne! / Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine. / “Arnavutluk” ne demek? Var mı Şeriatte yeri? / Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri, / Arab’ın Türk’e; Laz’ın Çerkez’e, yahut Kürd’e; / Acem’in Çinli’ye rüçhanı mı varmış? Nerde! / Müslümanlıkta “anasır” mı olurmuş? Ne gezer! / Fikri kavmiyeti telin ediyor Peygamber. / En büyük düşmanıdır Ruh’u Nebi tefrikanın, (ayrılığın)/ Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın! / Şu senin akıbetin bin bu kadar yıl evvel, / Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel? / Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan! / Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan? / Ne Araplık, ne de Türklük kalacak aç gözünü! / Dinle Peygamber-i Zişanın ilahi sözünü! / Veriniz baş başa; zira sonu hüsran-ı mübin / Ne hükümet kalıyor ortadı, billahi ne de din! / ……………………………………
“Medeniyet!” size çoktan beridir diş biliyor; / Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor. / Arnavut’lar size ibret olacakken, hala, / Ne bu şuride (karışık) siyaset, ne bu fasid (bozuk) dava? / Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz…/ Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz! / Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavut’um…/ Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum!.
…………………………………………………………………………………….
Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım: / Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım! / ………………………..// Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan / Yatıyor şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan? / Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu, / Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu! /…………..Ey, bu toprakta birer naş-ı perişan bırakıp / Yükselen mevkib-i ervah! Sakın arza bakıp / Sanmayın: Şevk-ı şehadetle coşan bir kan var…/ Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var! / Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza! / Tükürün, belki biraz duygu gelir arımıza! / Tükürün cebhe-i lakaydına Şarkın, tükürün! / Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün! / Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere! / Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere! / Tükürün Ehl-i Salibin o hayasız yüzüne! / Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne! / Medeniyet denilen maskara mahluku görün: / Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!))
10. 03. 2015
Durmuş Göktekin