Bir belgeselden yansıyanlar,

“Allah’a dayan, saye sarıl, hikmete ram ol. / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.” Mehmet Akif Ersoy, yılar önce parçalanmış bir yürekle bunları söylüyordu. Bugün, Allah’a dayandım deyip, kardeşlerine zulmedenler Mehmet Akif Ersoy’un ruhunu incitiyorlar. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Müslüman Müslüman’a düşman olmamalı. Kardeş kardeşi Moskof gibi görmemeli. Kardeşler birbirine düşmemeli. Olup-biten hadiseler kimin işine yarıyor? Sonuç çok kötü. Yaktığımız Işığı söndürmemeliyiz. Karanlıkta önümüzü göremeyiz. İstikbalimizi karartmamalıyız. Şahsi menfaatler uğruna millet bölünüp parçalanmamalı. “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; / Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” Mehmet Akif Ersoy, bu şiirleri bayram nutuklarında okunsun diye yazmamıştır herhalde. Bu şiirlerin manası hayata geçirilmeli ve yaşanmalıdır. Millete cephe alanlarla, milletle birlik olanlar ayan-beyan ortaya çıktı. Bir taraf, yoldaki parke taşlarını söktü, masum insanların başını yardı. Cadde ve sokakları alt-üst etti, araçları yaktı, binaları yıktı. İş yerlerini yağmaladı. Bankamatikleri kırıp-döktü. Milletin canına ve malına kastetti. Diğer yanda, isteklerini insanca dile getirenler. Akıl sahibi insanlar bunları görmeli ve düşünmelidir. Şu masum ve itaatkâr millete, yüreğinde zerre kadar merhameti olan adaletle muamele eder. Allah’a dayanan herkes kardeşine dost, günahına düşman olmalı. Devletine ebed-müddet ömür biçenler bunu düşünmek zorundadır. Yoksa lafla peynir gemisi yürümediğini herkes görüyor. Hayata geçmeyen fikir, toprağa atılmayan tohum gibidir.

Bir televizyon kanalında seyrettiğim belgeselde; Afrika kıtasında, Fildişi Sahili Cumhuriyetini gösteriyordu. Mehmet Akif Ersoy’un yıllar önce söylediği sözlerini unutmayan Akif’in torunları Allah’a dayanmış oraya gitmiş, ışıklar yakmış. Oradaki insanlara insan olduklarını insanlıklarıyla anlatmış, milletini tanıtmış, milletinin sesi soluğu olmuş. Memleketinin yerini haritada göstermiş, ismini duyurmuş, bayrağını dalgalandırmış. Tarihini ve ecdadını devleti adına temsil etmiş. Beyaz insanı; can alıcı, mal alıcı olarak gören Afrika insanı, bu beyaz insanları görünce gökten melekler indi zannetmişler. Çünkü bu insanlar orada, onlara vermeye gitmişler. Almaya değil! Kendilerine değer verildiğini görmüşler. Sahip oldukları nimetlerin değerlerini öğrendikçe mutlu olmuşlar. Gayret ve çalışmaları artmış. Oranın halkı ve devleti, oraya giden o fedakâr genç insanları bağırlarına basmışlar, sahip çıkmışlar. Onları İlahi bir lütuf kabul etmişler. Şafak İlköğretim okulunda iki öğrenciyle başlayan eğitim-öğretim, sonraki yıllarda onlarca, yüzlerce öğrenciye ulaşarak devam etmiş. Devletini, milletini temsil eden bir ünite gibi çalışmış. Bugün lise seviyesine çıkmış. Fransız sömürgesinde kalan o bölgenin en güzel yerleri Fransız zenginleri tarafından işgal edilmiş ve kullanılıyormuş. O gariban Afrika insanı değil oralarda yaşamak, oraları görme imkânı bile bulamamış. Bir yanda bohemce yaşayan Fransızlar, diğer yanda fakirlikten kıvranan Fildişi Sahili halkı. Masumların güçsüzlüğü zalimlerin iştahını kabartır. Masumlar birlik içinde, Allah’a dayanıp, hakka tutunarak güçlenmedikçe zalimlerin zulmünden kurtulamaz. Şuursuzluk bir hastalıktır. İlacı Allah’a dayanmaktır. Her devirde yolu Allah’a çıkanlar güçlü olmuş, üstün olmuş.

Fildişi Sahili Cumhuriyeti devlet ricali, Türkiye ile Eğitim-sağlık ve ticari iş birlikteliği gibi pek çok alanda çalışma yapabileceklerini ifade ediyorlar. Bugün dünyada ilerleme yarışında olanlar arasında Türkiye, halkıyla barışık olmak zorundadır. Halkı birbirine karşı ayrıştırmak tehlikeli ve yanlış bir yoldur. Bu durum düşmanı sevindirir, dostu üzer. İnsanlar, birbirlerine kızabilir, küsebilir. Kızmak ve küsmek geçici bir haldir. Kalıcı olan kardeşliktir, sulhtur. Önemli olan memleket ve milletin birlik ve bütünlüğüdür. Bunun olması da menfaatlerin, Hak ve hukuk dairesinde paylaşılmasıdır. Bütün kıyamet; Hak ve hukuka riayet etmemekten, hasetten, kıskançlıktan, kin ve düşmanlıktan kaynaklanmaktadır. Herkesin ölçüsü Hak olmalı, hukuk olmalı. Terazi hukuk’un simgesidir. Bu terazi herkesi aynı tartmalı. Herkes kendine göre bir terazi yapmamalı. Kilogram nasıl herkes içinse, hukuk da herkes için olmalı. İnsanlığın ayakta kalması buna bağlıdır. Aksi halde ayaklar altında sürünmekten kurtulamayız. Yaldızlı, makyajlı ve yalan sözler işe yaramıyor.
20. 12. 2014
Durmuş Göktekin