Kendimizledost olmalıyız, dost!

Umumimanzara gösteriyor ki, aklı vestiyere asmış bir toplum halinde yaşıyoruz.Özellikle gençlerde oluşan unutkanlık hali bunun açık delillerinden biridir.Yedisinden yetmişine kadar herkesin elinde akıllı telefon. Günlük hayatın pekçok bilgileri bu telefona yüklenmiş, isteyen, istediği zaman telefonun bir tuşuna basıp istediği bilgiye ulaşabiliyor.Dolayısıyla beynin çalışması engelleniyor. Devre dışı kalan beyin zamanlatembelleşiyor. Unutkanlık dâhil pek çok kabiliyetler gelişmiyor. Akılvestiyerde, kitap rafta, okumak lafta kalıyor. Akıl vestiyerden, kitap raftaninmeli, beyin okumayla beslenmelidir. İhtiyaçlar alabildiğine çoğalıyor. İnsan,tüketmeye devam ediyor. İhtiyaçlarını, kredi kartlarıyla alıyor. Üretmediğinitüketiyor, kazanmadığını harcıyor. Benden sonra yıkılsın dünya anlayışında,hayatı yaşıyor. Böyle yapanlar, kendi dünyalarının enkazında kalacaklarını gözardı ediyor.

Derdini artıran bir toplum halinegelmişiz. Geçmişte, asli ihtiyaçlarımızın dışında, bugünkü kadar ihtiyaçlarımızçok değildi. Belki asli ihtiyaçlarımızı bile karşılamak sıkıntısı çekiyorduk amabugünkü kadar derdimiz de yoktu. Sıkıntımız; az okumamızdan, algılarımızdan,anlayışlarımızdan, fikirsizliğimizden, aklımızdan yeteri kadar faydalanamadığımızdankaynaklandığını düşünüyorum. Sıkıntım, ne geçim, ne seçim. Derdim; yazdıklarımıve söylediklerimi yaşayamamak. Elindeki çöpü sokağa atandan, tükürenden, aklakarayı, helal ile haramı, eğriyle doğruyu, iyi ile kötüyü, birbirinekarıştıranlardandır. Bunları yazarak, konuşarak, terennüm ederek biraz nefesalıyorum. İsterseniz siz de deneyin. Sizi sıkan, üzen konuları konuşun,anlatın, yazın. Söylediklerinizi ve yazdıklarınızı yaşayın. Rahatlayacağınızı umarım.

Ağız konuşmak, kalem yazmak, harfyazılmak için yaratılmış. Kitap okunmak için yazılmış. Yaz be kardeşim. Sen demaziyi, istikbale taşı. Yaz kendini ne olur. Kendindeki kendini yaz!Bildiklerini, düşündüklerini, hissettiklerini, hayallerini, ideallerini yaz! Eykalem, bunun için yaratılmışsın. Yaz be kalem. Kaybolmasın bunca kelam.

Herkes kendine sormalı. “Niçinyapmadıklarımı söyler ve yazarım” İnsan, kendine tezat düşmemeli, dost olmalıdost. Düşman değil. Herkes birbirine dost olmalı! Diyorsanız. O zaman niçinkendimize düşmanlık yapıyoruz? Bu sorularla yatmalı, cevaplarıyla kalkmalıyız.Değil mi? Suyu, havayı, çevreyi kirleten insandan başkası değil. İstekleriniçoğaltıp, üretimini artırmayan toplum yine biziz. Her türlü olumsuzluk veolumluluğun sahibi de biziz. Öyle olmasa, bu kavga, bu kadar sıkıntı neden? Bütünbunların sebebi aklın devre dışı kalması değil mi?. “Aklınız olmasaydı ne işeyarardınız” ihtarına muhatap olan biz değil miyiz? Başımızı iki elimizinarasına alıp düşünmeliyiz. Kendimize attığımız kör düğümleri yine kendimizçözmeliyiz. Biz kendimiz, kendimizi bağlamışız. Düşman gelip, bizim kördüğümlerimizi çözecek değil ya. “Bırak! Bunlar biraz daha birbirlerinedolaşsınlar, dalaşsınlar” Demezler mi?

Bir belgeselde seyretmiştim. Biraslan, avlanma sırasında, bir yaban hayvanının boynuzuna maruz kalmış. Hayvanınboynuzu aslanın ön ayak kürek kemiğinin etine saplanmış, boynuzu kırılmış veorada kalmış. Ucu diğer taraftan çıkmış. Aslan, topallayarak yürüyor veboynuzla birlikte yaşamına devam ediyor. Düşündüm… İnsan böyle bir şeye maruzkalsa ya kendisi veya diğer hemcinsinden yardım alır, onu oradan çıkartır vetedavi ettirir. Hayvanda öyle bir kabiliyet olmadığı için, öylece yaşamakzorunda kalıyor. Buna benzer hadiseler, insan aklının değerini defe atlaanlatıyor. Aklı olmayanın dini de yoktur. Akıllı insan öğüt alan insandır. Hernimetin şükrü kendindendir. Bütün deliler, dostun olacağına, akıllı bir dostunolsun daha iyi! Ham düşünceleri akıl pişirir. Akıl, aklımıza emanettir. Emanetehıyanet etmemeli. Aklımızı dost edinmeliyiz.
12.04. 2014
DurmuşGöktekin