4 sonuçtan 1 ile 4 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 106 + 1246

    Otuz üçüncü söz otuz üç penceredir yedinci pencere

    OTUZ ÜÇÜNCÜ SÖZ OTUZ ÜÇ PENCEREDİR
    YEDİNCİ PENCERE
    Şu kainat yüzünde serpilen masnuatın kemal-i intizamları ve kemal-i mevzuniyetleri ve kemal-i zinetleri ve icadlarının sühuleti ve birbirine benzemeleri ve birtek fıtrat izhar etmeleri, nasılki bir Sani'-i Hakim'in vücub-u vücudunu ve kemal-i kudretini ve vahdetini gayet geniş bir mikyasta gösteriyorlar. Öyle de: Camid ve basit unsurlardan, hadsiz ve ayrı ayrı ve muntazam mürekkebatın icadı, mürekkebat adedince yine o Sani'-i Hakim'in vücub-u vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla gayet parlak bir tarzda kemal-i kudretini ve vahdetini gösterdiği gibi terkibat-ı mevcudat tabir edilen terkib ve tahlil hengamındaki teceddüdde nihayet derecede ihtilat ve karışma içinde nihayet derecede bir imtiyaz ve tefrik ile, mesela topraktaki tohumların ve köklerin çok karışık olduğu halde hiç şaşırmayarak bir surette sünbüllerini ve vücudlarını temyiz ve tefrik etmek ve ağaçlara giren karışık maddeleri yaprak ve çiçek ve meyvelere tefrik etmek ve hüceyrat-ı bedene karışık bir surette giden gıdai maddeleri kemal-i hikmetle ve kemal-i mizanla ayırıp tefrik etmek, yine o Hakim-i Mutlak ve o Alim-i Mutlak ve o Kadir-i Mutlak'ın vücub-u vücudunu ve kemal-i kudretini ve vahdetini gösterdiği gibi; zerreler alemini hadsiz ve geniş bir tarla hükmüne getirip, her dakikada kemal-i hikmetle ekip biçip, yeni yeni kainatlar mahsulatını ondan almak ve o camide, acize, cahile olan zerrata gayet şuurkarane ve gayet hakimane ve muktedirane hadsiz muntazam vazifeleri gördürmek, yine o Kadir-i Zülcelal'in ve o Sani'-i Zülkemal'in vücub-u vücudunu ve kemal-i kudretini ve azamet-i rububiyetini ve vahdetini ve kemal-i rububiyetini gösterir.
    İşte bu dört yol ile büyük bir pencere marifetullaha açılır. Ve büyük bir mikyasta bir Sani'-i Hakim'i akla gösterir.
    Şimdi ey bedbaht gafil! Şu halde Onu görmek ve tanımak istemezsen; aklını çıkar at, hayvan ol, kurtul...
    Lügatler
    Âcize :son derece güçsüz olan, tam âciz
    Aded :sayı, tane, miktar
    Âlem :dünya, kâinat
    Alîm-i mutlak : ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah
    Azamet-i rububiyet :Allah’ın rabliğinin yani terbiye edicilik ve rızık vericiliğinin büyüklüğü
    Bedbaht : talihsiz, şansız, kötü
    Câhile :son derece câhil olan, tam câhil
    Câmid :cansız, ruhsuz, sert
    Câmide :son derecede ruhsuz ve cansız olan
    Fıtrat :yaratılış, huy, yapı, mizaç
    Gâfil : dikkatsiz, uyanık olmayan, iyi düşünmeyen
    Gayet :çok, pek çok
    Gıdai :gıdayla ilgili
    Hadsiz : sayısız, sınırsız
    Hakîmane : hikmetli, gizli sırlı
    Hakîm-i mutlak : herşeyi hikmetle yapan, sınırsız hikmet sahibi Allah
    Hengâm :zaman, sıra, devir, vakit, mevsim
    Heyet-i mecmua :birlik oluşturanların tamamı, genel yapı, bütün
    Hüceyrat-ı beden :vücut hücreleri
    Hükmüne nun yerine, onun gibi olarak
    İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek
    İhtilat :karışmak, karışıp görüşmek, halleşmek, birileriyle dertleşmek
    İmtiyaz :ayrılma, farklılık
    İzhar :açığa vurmak, meydana çıkarmak, göstermek
    Kadîr-i Mutlak :her şeye gücü yeten mutlak güç ve kuvvet sahibi(Allah)
    Kadîr-i Zülcelal :her türlü eksiklikten yüce, kuvvet ve kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
    Kemal-i hikmet :tam bir hikmet
    Kemal-i intizam :tam bir düzen ve tertip
    Kemal-i kudret :kudretin mükemmelliği
    Kemal-i mevzuniyet : mükemmel derecede ölçülü olma
    Kemal-i mizan :mükemmel bir ölçü
    Kemal-i rububiyet :rububiyetin terbiye edicilik ve rızık vericiliğin mükemmelliği
    Kemal-i zinet :mükemmel süs
    Mahsulat :mahsuller, hasılat
    Marifetullah :Allah’ın isimlerini bilmek ve onu tanıyıp ona bağlanmak
    Masnuat :yapılanlar, sanatlı yapılmışlar
    Mesela :örnek olarak
    Mikyas :ölçü aleti, ölçek, ölçü
    Muktedirane :güçlü ve kuvvetli olarak, gücü yeterek
    Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı
    Mürekkebat : birkaç maddeden yapılmışlar, terkib edilmişler
    Nihayet: son
    Sâni-i Hakîm:her şeyi sanatla ve hikmetle yaratan(Allah)
    Sâni-i Zülkemâl :sonsuz mükemmellik sahibi olan yaratıcı(Allah)
    Suret : biçim, şekil
    Sühulet : kolaylık
    Sünbül: başak
    Şehadet : şahitlik, tanıklık
    Şuurkârane :şuurluca, bilinçli olarak
    Tabir :yorumlama, açıklama, ifade
    Tahlil :bir şeyi kolaylıkla tutmak, müşkül meseleyi halletmek, çözmek, hal değiştirmek
    Tarz :usul, şekil, metod, yol
    Teceddüd :yenilenmek
    Tefrik etmek :birbirinden ayırmak, seçmek, ayırdetmek
    Temyiz :ayırt etme
    Terkib :karıştırılıp bir araya gelmek, birkaç şeyin beraber olması
    Terkibat-ı mevcudat : varlıkların değişik elementlerin birleşmesiyle meydana gelişleri
    Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
    Vahdet: birlik, bir olmak
    Vazife :bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş, görev
    Vücub-u vücud :Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    Vücud: beden, varlık, var olmak
    Zerrat :atomlar, zerreler
    Zerre : atom, en küçük parça



    Benzer Konular
    Metin Tahlili, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Yedinci Pencere
    Metin Tahlili, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Yedinci Pencere
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Devami...
    Yazar : Risale Forum
    Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. "Ah!" müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş alam, "Oh!" dedirtir. O "Oh" muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün alamını çektirir, müterakimi unutturur. (Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 90-91)

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 106 + 1246

    Cevap: Otuz üçüncü söz otuz üç penceredir yedinci pencere

    Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan asırları, meşrebleri, meslekleri muhtelif olan enbiyanın, evliyanın, muvahhidinin kitablarının sırr-ı icma'ını cami'dir. Yani bütün o ehl-i kalb ve akıl, Kur'an-ı Hakim'in mücmel ahkamını ve esasatını tasdik eder bir surette, o esasatı kitablarında zikredip kabul etmişler. Demek onlar, Kur'an şecere-i semavisinin kökleri hükmündedirler. Hem Kur'an-ı Hakim, vahye istinad ediyor ve vahiydir. Çünki Kur'anı nazil eden Zat-ı Zülcelal, mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) ile, Kur'an vahiy olduğunu gösterir, isbat eder. Ve nazil olan Kur'an dahi, üstündeki i'caz ile gösterir ki, Arş'tan geliyor. Ve münzel-i aleyh olan Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın bidayet-i vahiydeki telaşı ve nüzul-i vahiy vaktindeki vaziyet-i bihuşu ve herkesten ziyade Kur'ana karşı ihlâs ve hürmeti gösteriyor ki: Vahiy olup ezelden geliyor, ona misafir oluyor.

    (Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)

    Lügatler
    Ahkâm :hükümler, kanunlar, nizamlar
    Aleyhissalatü vesselam :selam ve dua onun üzerine olsun
    Arş :taht, çatı
    Asır: yüzyıl
    Bidayet-i vahiy :vahiyin başlangıcı
    Cami’ :toplu, toplanmış, bir arada, kapsayan, içine alan
    Ehl-i kalb ve akıl :kalbe ve akla göre hareket edenler
    Enbiya :nebiler, peygamberler
    Esasat :asıllar, temeller, kökler
    Evliya :veliler, Allah dostları
    Ezel :öncesi olmayan zaman
    Hükmünde :benzeri, gibi
    Hürmet :saygı, değer verme, haysiyet, şeref
    İ’caz :aciz bırakmak, acze düşürmek, mucizevi olmak
    İhlâs :sırf Allah rızası için beklentisiz ve samimi iş yapmak
    İstinad :dayanma, güvenme
    Kur’an-ı Hakîm :her âyetinde hikmetler gizli olan Kur’an
    Kur’an-ı Mu’cizül beyan :beyan ve ifadesi mucize olan Kur’an
    Meslek :yol, sanat, usul, gidiş, sistem
    Meşreb :manevi haz ve feyiz alınan yer ve yol, huy, âdet, ahlâk, gidiş
    Mu’cizât-ı Ahmediye(a.s.) :Peygamberimizin (a.s.m.) mucizeleri
    Muhtelif: çeşitli
    Muvahhidin :bir Allah’a inanıp birliğe çalışanlar
    Mücmel :kısa, öz, sözü az manası çok olan
    Münzel-i aleyh :kendisine indirilen peygamber
    Nazil :yukarıdan aşağıya inen, bir yere konan
    Nüzul-ü vahiy :vahyin inmesi
    Resûl-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed(a.s.)
    Sırr-ı icma’ :bir araya geliş bir fikirde birleşme sırrı
    Suret : biçim, şekil
    Şecere-i semavi :semavi ağaç, gökten dallanan ve yayılan Kur’an ağacı
    Tasdik :doğrulamak, kabul etmek
    Vahiy :bir fikrin veya emrin Allah tarafından peygambere bildirilmesi
    Vaziyet-i bihuşu :huşu içindeki durum
    Zât-ı Zülcelal :celal ve büyüklük sahibi Zat(Allah)
    Zikretmek :anmak, hatırlamak, söylemek
    Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla





    --
    Yazar : Risale Forum
    Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. "Ah!" müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş alam, "Oh!" dedirtir. O "Oh" muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün alamını çektirir, müterakimi unutturur. (Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 90-91)

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 106 + 1246

    Cevap: Otuz üçüncü söz otuz üç penceredir yedinci pencere

    MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ 4.5.REŞHALAR(DEVAMI)
    BEŞİNCİ REŞHA
    Arkadaş! Şu zât-ı nuranî (a.s.m.), mürşid-i imânî, Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) bak, nasıl neşrettiği hakikatin nuruyla, hakkın ziyasıyla, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek, âlemde yaptığı inkılâp ile âlemin şeklini değiştirerek nuranî bir şekle sokmuştur. Evet, o zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumî içinde görünecekti. Bütün mevcudat birbirine karşı ecnebî ve düşman durumunda bulunacaktı. Cemâdat, birer cenaze suretini gösterecekti. Hayvan ve insanlar, eytam gibi zeval ve firakın korkusundan vâveylâlara düşeceklerdi. Ve kâinata, harekâtıyla, tenevvüüyle ve tagayyüratıyla, nukuşuyla tesadüfe bağlı bir oyuncak nazarıyla bakılacaktı. Bilhassa insanlar, hayvanlardan daha aşağı, zelil ve hakir olacaklardı.

    İşte, o zâtın telkin ettiği iman nazarıyla kâinata bakılmadığı takdirde, kâinat böyle korkunç, zulümatlı bir şekilde görünecekti. Fakat o mürşid-i kâmilin gözüyle ve iman gözlüğüyle bakılırsa, her taraf nurlu, ziyadar, canlı, hayatlı, sevimli, sevgili bir vaziyette arz-ı dîdâr edecektir.

    Evet, kâinat iman nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur. Birbirine düşman telâkki edilen mevcudat, birbirine ahbap ve kardeş olmuşlardır. Cenaze ve ölü şeklini gösteren cemâdat, ünsiyetli birer hayattar ve lisan-ı haliyle Hâlıkının âyâtını nâtık birer musahhar memuru şekline giriyorlar. Ağlayan, müteşekkî ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Halıkına şâkir sıfatını takınıyor. Ve kâinatın harekât, tenevvüat, tagayyürat ve nukuşu abesiyetten kurtuluyor. Rabbânî mektuplar, âyat-ı tekviniyeye sahifeler, esmâ-i İlâhiyeye ayineler suretine inkılâp ederler.

    Lügatler :
    abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
    acz : âcizlik, zayıflık
    ahbap : dostlar, sevgililer
    Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
    arz-ı dîdâr : nazarlara sunma, güzelliğini gösterme
    âyât : âyetler, deliler
    bilhassa : özellikle
    cemâdat : cansız varlıklar
    ecnebî : yabancı
    eytam : yetimler, yetim kalanlar
    firak : dostlardan ayrılık
    hak : doğru, gerçek
    hakikat : doğru gerçek
    hakir : hor ve değersiz
    Hâlık : herşeyi yaratan Allah
    harekât : hareketler, sürekli meydana gelen değişmeler
    hayattar : canlı
    inkılâp : değişim
    irad etmek : sunmak, söylemek
    kâinat : evren
    lisan-ı hal : hal dili
    mâtem-i umumî : herkesin yas tutması
    mescid-i zikir ve şükür : Allah'ın isim ve sıfatlarının sürekli anıldığı, verdiği sonsuz nimetler için şükredildiği mekân
    mevcudat : varlıklar
    musahhar : boyun eğerek itaatte bulunan
    mürşid-i imânî : insanlara iman hakikatlerini gösteren ve onları doğru yola ileten
    mürşid-i kâmil : insanları hakikî mânâda irşad eden, hakikatleri ders veren mürşid; Hz. Muhammed (a.s.m.)
    müteşekkî : şikâyet eden; şikâyetçi
    nâtık : konuşan
    nazar : bakış açısı, görüş
    neşretmek : yaymak
    nev-i beşer : insanlık
    nukuş : nakışlar, işlemeler
    nur : aydınlık, ışık
    nuranî : aydınlık, ışık saçan
    nurlu : aydınlık
    Rabbânî : her şeyin Rabbi olan Allah’a ait
    Resûl-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    reşha : “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi
    sıfat : özellik, vasıf
    sual : soru
    suret : biçim, şekil
    şâkir : Allah’a şükreden
    tagayyürat : başkalaşmalar, değişmeler
    tagayyürat : değişmeler
    telâkki edilen : kabul edilen; düşünülen
    telkin etmek : fikir aşılamak, öğüt vermek
    tenevvü : çeşitlilik
    tenevvüat : çok çeşitlilik
    ünsiyetli : cana yakın, dost
    vâveylâ : çığlık, feryad
    vaziyet : durum, hâl
    zâkir : zikreden, Allah’ı anan
    zât : kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)
    zât-ı nuranî : etrafına nur saçan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)
    zelil : aşağı, alçak
    zeval : geçip gitme, yok olup gitme
    ziya : ışık
    ziyadar : ışıklı
    zulümat : karanlık





    Yazar : Risale Forum
    Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. "Ah!" müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş alam, "Oh!" dedirtir. O "Oh" muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün alamını çektirir, müterakimi unutturur. (Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 90-91)

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 106 + 1246

    Cevap: Otuz üçüncü söz otuz üç penceredir yedinci pencere

    MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ 4.5.REŞHALAR(DEVAMI)
    BEŞİNCİ REŞHA
    Arkadaş! Şu zât-ı nuranî (a.s.m.), mürşid-i imânî, Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) bak, nasıl neşrettiği hakikatin nuruyla, hakkın ziyasıyla, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek, âlemde yaptığı inkılâp ile âlemin şeklini değiştirerek nuranî bir şekle sokmuştur. Evet, o zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumî içinde görünecekti. Bütün mevcudat birbirine karşı ecnebî ve düşman durumunda bulunacaktı. Cemâdat, birer cenaze suretini gösterecekti. Hayvan ve insanlar, eytam gibi zeval ve firakın korkusundan vâveylâlara düşeceklerdi. Ve kâinata, harekâtıyla, tenevvüüyle ve tagayyüratıyla, nukuşuyla tesadüfe bağlı bir oyuncak nazarıyla bakılacaktı. Bilhassa insanlar, hayvanlardan daha aşağı, zelil ve hakir olacaklardı.

    İşte, o zâtın telkin ettiği iman nazarıyla kâinata bakılmadığı takdirde, kâinat böyle korkunç, zulümatlı bir şekilde görünecekti. Fakat o mürşid-i kâmilin gözüyle ve iman gözlüğüyle bakılırsa, her taraf nurlu, ziyadar, canlı, hayatlı, sevimli, sevgili bir vaziyette arz-ı dîdâr edecektir.

    Evet, kâinat iman nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur. Birbirine düşman telâkki edilen mevcudat, birbirine ahbap ve kardeş olmuşlardır. Cenaze ve ölü şeklini gösteren cemâdat, ünsiyetli birer hayattar ve lisan-ı haliyle Hâlıkının âyâtını nâtık birer musahhar memuru şekline giriyorlar. Ağlayan, müteşekkî ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Halıkına şâkir sıfatını takınıyor. Ve kâinatın harekât, tenevvüat, tagayyürat ve nukuşu abesiyetten kurtuluyor. Rabbânî mektuplar, âyat-ı tekviniyeye sahifeler, esmâ-i İlâhiyeye ayineler suretine inkılâp ederler.

    Lügatler :
    abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
    acz : âcizlik, zayıflık
    ahbap : dostlar, sevgililer
    Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
    arz-ı dîdâr : nazarlara sunma, güzelliğini gösterme
    âyât : âyetler, deliler
    bilhassa : özellikle
    cemâdat : cansız varlıklar
    ecnebî : yabancı
    eytam : yetimler, yetim kalanlar
    firak : dostlardan ayrılık
    hak : doğru, gerçek
    hakikat : doğru gerçek
    hakir : hor ve değersiz
    Hâlık : herşeyi yaratan Allah
    harekât : hareketler, sürekli meydana gelen değişmeler
    hayattar : canlı
    inkılâp : değişim
    irad etmek : sunmak, söylemek
    kâinat : evren
    lisan-ı hal : hal dili
    mâtem-i umumî : herkesin yas tutması
    mescid-i zikir ve şükür : Allah'ın isim ve sıfatlarının sürekli anıldığı, verdiği sonsuz nimetler için şükredildiği mekân
    mevcudat : varlıklar
    musahhar : boyun eğerek itaatte bulunan
    mürşid-i imânî : insanlara iman hakikatlerini gösteren ve onları doğru yola ileten
    mürşid-i kâmil : insanları hakikî mânâda irşad eden, hakikatleri ders veren mürşid; Hz. Muhammed (a.s.m.)
    müteşekkî : şikâyet eden; şikâyetçi
    nâtık : konuşan
    nazar : bakış açısı, görüş
    neşretmek : yaymak
    nev-i beşer : insanlık
    nukuş : nakışlar, işlemeler
    nur : aydınlık, ışık
    nuranî : aydınlık, ışık saçan
    nurlu : aydınlık
    Rabbânî : her şeyin Rabbi olan Allah’a ait
    Resûl-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    reşha : “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi
    sıfat : özellik, vasıf
    sual : soru
    suret : biçim, şekil
    şâkir : Allah’a şükreden
    tagayyürat : başkalaşmalar, değişmeler
    tagayyürat : değişmeler
    telâkki edilen : kabul edilen; düşünülen
    telkin etmek : fikir aşılamak, öğüt vermek
    tenevvü : çeşitlilik
    tenevvüat : çok çeşitlilik
    ünsiyetli : cana yakın, dost
    vâveylâ : çığlık, feryad
    vaziyet : durum, hâl
    zâkir : zikreden, Allah’ı anan
    zât : kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)
    zât-ı nuranî : etrafına nur saçan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)
    zelil : aşağı, alçak
    zeval : geçip gitme, yok olup gitme
    ziya : ışık
    ziyadar : ışıklı
    zulümat : karanlık





    Yazar : Risale Forum
    Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. "Ah!" müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş alam, "Oh!" dedirtir. O "Oh" muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün alamını çektirir, müterakimi unutturur. (Bediüzzaman Said Nursi - Hakikat Çekirdekleri'nden 90-91)

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •