Latif ERDOĞAN / BUGÜN


"Beni dünyaya çağırma"

"Dünya sevgisi bütün hataların başıdır" buyuruyor, eşyanın hakikatini en iyi okuyan, en iyi yorumlayan Nebiler Nebisi (a.s.). Dünyanın kendine bakan, fani ve fena yüzüyle nasıl öldürücü potansiyel bir tehlike taşıdığına dikkat çekiyorlar böylece.
Uyarıyorlar ümmetini. İkaz ediyor, irşat ediyorlar...


"Fakir olmanızdan değil, geçmiş ümmetlerde görüldüğü gibi, dünyanın size açılıp saçılmasından, dünya için birbirinizle yarışır/boğuşur hale gelmenizden ve geçmiş ümmetler helak olduğu gibi sizin de helak olmanızdan korkuyorum" buyuruyorlar Muhbiri Sadık Efendimiz bir başka kuşatıcı beyanın özü, hikmetli sözün kendisi yüce hadislerinde. Ümmet adına endişe edilmesi gereken asıl tehlikenin kimliğine, adresine dikkat çekiyorlar bilvesile. Uyarıyorlar bizi. İkaz ediyor, irşat ediyorlar.
"Dünyanın Allah yanında sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfir ondan bir yudum su içemezdi." buyuruyorlar, meleklerin dahi topalladığı beka vadilerinde at sürmüş, faninin baki yanındaki hakiki değer ve kıymetini hakkal yakin bilmiş, görmüş ve yaşamış bulunan beka vadilerinin Beyaz Zambağı (a.s.), içinde nice manalar dürülü diğer bir hadislerinde. Ne uğruna yaşanılması gerektiğine dikkatimizi çekiyor sözünün mefhumu muhalifiyle. Amelimize ebedilik, ömrümüze bakilik kazandıracak değerler bütününe uyarıyorlar bizi. İkaz ediyor, irşat ediyorlar.

"Benim dünya ile ne ilgim var? Bir yolcu, yolu üzerindeki bir ağacın gölgesinde bir süre dinlendi, sonra yoluna devam ile orayı terk etti." buyuruyorlar, dünyaya geliş hikmetini en iyi bilen ve dünyada kalış müddetini en iyi değerlendiren yaratılmışların en kıymetlisi, var edilmişlerin en değerlisi Peygamberimiz Efendimiz, bir başka lal ü güher beyanlarında. Diğer hayat serüvenlerine göre dünya hayatının kısalığına, dünya metaının geçiciliğine dikkat çekiyorlar bu temsilleriyle. Dünyada verilenlerin temlik değil intifa usulüyle verildiğine; hakkımız ölçüsünde yararlanmaya hakkımız olsa da sahiplenmeye hakkımız bulunmadığına uyarıyorlar bizi. İkaz ediyor, irşat ediyorlar.

"İsteseydim Allah benim sağımda, solumda, altından ve gümüşten dağlar yürütürdü ama ben istemiyorum" diyorlar, kainat hatırına yaratılmış Levlak Sultanı bir de. Bütün hazinelerin tek ve hakiki sahibinden istenilecekler listesinde, altına, gümüşe yer vermenin anlamsızlığına dikkatimizi çekiyorlar bu örnek halleriyle. İhlâs gibi, rıza gibi, aşk gibi, muhabbet gibi Zat-ı Bari'den istenilmeye layık yüzlerce, binlerce manevi cevher yanında dünyanın altın ve gümüşünün nasıl kalp para gibi durduğuna uyarıyorlar bizi.

İkaz ediyor, irşat ediyorlar.

Ve kendilerine "Melik peygamber mi, kul peygamber mi olmak istersin?" teklifini getiren meleğe "Bir gün tok olup şükreden, diğer gün aç kalıp tazarru eden kul peygamber olmak isterim." cevabını veriyorlar, o Allah'ın en Sevgilisi (a.a.). Kulluğun şeref ve kıymetine dikkatimizi çekiyorlar bu en kâmil tercih ve kabulleriyle. Başka makamlara, mansıplara rağbetin yanlışlığına, isabetsizliğine uyarıyorlar bizi. İkaz ediyor, irşat ediyorlar.

Yüzlerini ekşiterek elleriyle bir şeyi iter gibi yaptılar namazda, namazını ilahi sığınak edinen O Yüce Nebi. Sebebi sorulunca da şöyle cevapladılar: “Dünya karşımda temessül etti, kendini bana kabul ettirmek istedi, ittim onu, geri çevirdim. Ve dünya bana dedi ki, kendimi sana kabul ettiremedim, ama ümmetine ettireceğim.”
Ve bu hal, O'nun ümmeti adına duyduğu en büyük endişeleriydi. Bu sebeple de bu sâri tehlikeye, bu bulaşıcı hastalığa karşı bizi daim uyarmış, sürekli ikaz etmiş, her fırsatta irşat etmişlerdi.
Oruç Ayı'ndayız. Söz konusu tehlikeden korunmayı da orucumuzdaki kapsamlı niyete dahil edebilmemiz duasıyla...