İSRAF, lüzumsuz yere harcamak, ihtiyacından fazla istihlâk etmek, aslî vazifeleri bırakıp lüzumsuz ve zararlı şeylerle meşgul olmak, ömrü boşa geçirmek demektir. İsraf, toplumları safâhata, safâhat ise milletleri sefâlete dûçâr eder.


Bu ne hazin bir tablodur ki, ülkemizde çöp bidonlarında ekmek kırıntısı toplayanlara mukâbil, ekmekleri çöpe atan, aç kalmamış, açlığı tatmamış, kıtlığı yaşamamış insanlar da mevcuttur...

Bir zamanlar ekmek kırıntısını yerlerde bulup onu öperek alnına koyanların çocuklarının bir haftada çöpe attıkları ekmek, Norveç gibi bir ülkenin bir günlük ekmek ihtiyacı kadardır. İsraf, toplumların kültürü olunca, tasarruf o toplumların nerede ise düşmanı oldu... Mevlâ'nın "İsraf etmeyiniz. Çünkü Allah, müsrifleri sevmez" emrine kul olanların yoğun olduğu bir cemiyette, israfın başını alıp yürümesi hangi geleneğin tezahürüdür acabâ!..

Diğer bir iptilâ da zaman isrâfı...Fertlerin ve milletlerin hem bu dünyada, hem öbür âlemde saâdetlerini esas alan İslâm, en çok zamanın üzerinde durduğu, pek çok ibâdetlerde zamanı şart koştuğu, zamana yemin ettiği, zamanı en kutsal nimet olarak nitelendirdiği halde, bu mesajların muhâtaplarının zamanla alay edercesine zamanzede olmalarını anlamak mümkün değil. Batılı toplumlar randevularını 15.40, 17.55 gibi hiç kullanmadığımız rakamlarla tespit ederken, Müslüman'ın, öğle ile ikindi arasında veya daha dakik olanının 16.00-17.00 arasında randevulaşma derbederliğini vakit nakittir sözünün mensuplarına yakıştırmak, sitemin en hafifiyle ne büyük talihsizliktir...

Zamanın geri gelmesi ve kazâsı da olmadığına göre, Bugün Allah için ne yaptın sorusunun evrensel ağırlığını, sorumluluğunu, izan ve vicdanında hissetmesi gereken inanan insanımızın, rekor kitaplarına geçercesine televizyon seyretme hastalığı ve sarhoşluğu, Amerika'dan sonra dünya ikincisi olması utanılacak bir garâbettir...

Dünya hayatında önemsediğimiz ve önceliğe aldığımız hususların yanında, keşke biraz da nesillerimizi kahreden ve her geçen gün için için öldüren uyuşturucu maddelerin, içkinin, kumarın vb. illetlerin saçtığı depremlere de kilitlenip uyansaydık da, kapımızı tokmak tokmak döven acılardan kurtulup, sevdâsıyla sarhoş olduğumuz, anlamadığımız dünyamızı anlasaydık, nişanlı olduğumuz ölümden korkmasaydık ne güzel olurdu!.. İşte peygamberimizin yürekleri ağza getiren sözleri:

- Milletlerin, birbirleri ile birleşip, oburların çanağa koştuğu gibi, elinizde bulunanları almaya koşmaları yakındır.

- O gün az oluşumuzdan mı yâ Resûlallah?

- Hayır, belki o gün siz çok olacaksınız, fakat sel üstündeki köpük gibi olacaksınız. Allah da, düşmanınızın kalplerinde size karşı duydukları çekinceleri kaldıracak ve sizin kalplerinize vehen atacaktır.

- Vehen nedir yâ Resûlallah?
- Vehen, dünya sevgisi ve ölüm korkusudur.

Necati Tayyar Taş