Sen insanoğlusun, azla yetinmeyecek bir fıtratta yaratılmışsın. Azla yetinemezsin sen.
Hadi sor bakalım nefsine sana ne cevap verecek? ‘’Ey benim bedbaht nefsim! Aynı fiyata havuzlu villa dururken, apartman dairesini ister misin?’’ Alacağın cevap elbette azla yetinmeyecek bir fıtratta yaratılmış olan nefsine yakışır bir cevap olacaktır.

İnsan fıtratı gereği hep daha fazlasını, daha güzelini, daha iyisini ister. Yaratılışı böyledir çünkü. Bu noktada insanı suçlamak bir acımasızlık olur belki de, çünkü o bu şekilde yaratılmıştır. Fakat insan yaratılışına uygun hareket etmez. İşte bu yüzden bütün suçlamaları hak edecek bir konuma düşer. Hani demiştik ya insan hep en iyiyi, en güzeli, en fazlayı ister diye. Heh işte insan bunu yapmıyor, dolayısıyla da fıtratıyla ters düşüyor. Küçük ve fani büyüklüklerin içinde bocalayıp duruyor, mutluluğu bir türlü bulamıyor, çünkü aslında peşinden koştuğu EN GÜZEL gerçekten EN GÜZEL değil. Daha güzeli var çünkü.
Her şeyin sahibini istemek dururken, bir şeyde boğuluyor insan. En büyüğe talib ve teslim olmak dururken, o çok büyük çok güzel sandığı fanilerde takılıp kalıyor. Bütün güzellikleri yaratan en güzele aşık olmak varken yaratılmış bir Leylaya mecnun oluveriyor… Sonuç? Ne yazık ki HÜSRAN.
Üstad hazretlerinin dediği gibi: ''Ey Nefsm…”Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor. Biri talep et; başkaları lâyık değiller. Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesindesaklanıyorlar…”

Ve ben diyorum ki;
Sen insanoğlusun, azla yetinmeyecek bir fıtratta yaratılmışsın! Bırak küçük şeylerle oyalanmayı, e,EN BÜYÜĞÜ iste. Bırak fani Leylaları, BAKİ BİR LEYLAYA mecnun ol. Azla yetinmeyi bırak artık, daha fazlasını iste.
En büyüğü, en güzeli, en merhametliyi iste, gönlünü O’na ver. HAYATI EN’LERDE YAŞA DOSTUM Fıtratının hakkını ver artık !


Tugba Talan