Sayfa 1/3 123 SonSon
24 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Münâcat

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Münâcat

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    Münâcat


    Bu Risale-i Münâcât, hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hem haşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüs’at-i rahmet, hem umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir kat’iyet ve hâlisiyet ve yakîniyet ile ispat eder. Haşre işârâtı ve bilhassa âhirdeki şiddetli işârâtı çok kuvvetlidir.




    إِنَّ فِى خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللهُ مِنْ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ َلايَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
    1


    Yâ İlâhî ve yâ Rabbî,


    Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki, semâvâtta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki, böyle intizamıyla Senin mevcudiyetine işaret ve delâlet etmesin.




    Not
    Dipnot-1 “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden nice deliller vardır.” Bakara Sûresi, 2:164.






    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâm üzerine olsun Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Risale-i Münâcât: Münâcât Risalesi (Üçüncü Şuâ) Yâ İlâhî: Ey İlâhım, Ey Allah’ım
    azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü delâlet etmek: işaret etmek
    deveran: dönme, dolaşma ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
    esâsât-ı imaniye: imanın esasları fevkalâde: olağanüstü
    haşmet-i Rububiyet: Allah’ın bütün varlıkları terbiye ve idare ediciliğinin büyüklüğü haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    hâlisiyet: samimilik ihata-i ilim: ilmin kuşatıcılığı ve genişliği
    ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi işârât: işaretler, belirtiler
    kat’iyet: kesinlik mevcudiyet: varlık
    münâcât: Allah’a yalvarma, yakarma semâvât: gökler
    talim: öğretme, eğitme umumiyet-i hâkimiyet: Allah’ın egemenliğinin kuşatıcılığı
    vahdet: Allah’ın birliği vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    vüs’at-i rahmet: rahmetin büyüklüğü, genişliği yakîniyet: şüphesizlik; kesinlik
    yâ Rabbî: Ey Rabbim âhir: son
    îcaz: veciz söz söyleme, az sözle çok mânâlar anlatma şümul-ü hikmet: Allah’ın hikmetinin herşeyi kapsaması



    Benzer Konular
    Bir Münacat
    Bir Münacat 🔹Hakk’ın İtaatkâr Kullarının Münacaatı🔹 🔹Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla🔹 🌷Allahım! Sana, layık olduğun surette ibadet ü
    Münâcât Yerine
    Münâcât Yerine Yıllar var hasret kaderimiz oldu. Bulunduğumuz yerde kalmaya hâlimiz müsait değil. Çırpınıp duruyoruz çaresizlik içinde. Dört bir yandan kuşatılmış gibiyiz ve düşürülmek istenen bir kaledekilerin heyecanını yaşıyoruz.
    rabbime münacat
    rabbime münacat Dedim: Çok yalnızım. Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186 Dedim: Evet biliyorum sen bana yakıns
    Münacat
    Münacat bu da VEYSEL KARANİ 'nin münacatı Allah'ım! Sen benim Rabbimsin, ben ise Senin bir kulunum. • Sen herşeyi yaratan Hâlık'sın, ben ise Senin bir mahlûkunum. Sen rızık veren Rezzâk'sın, ben ise Senin rızk
    Münacat
    Münacat Ya İlahî ve ya Rabbî! Ben îmanın gözüyle ve Kur'anın talimiyle ve nuruyla ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dersiyle ve İsm-i Hakîm'in göstermesiyle görüyorum ki: Semavatta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki; b
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 641

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Ve hiçbir ecram-ı semâviye yoktur ki, sükûtuyla, gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, Senin rubûbiyetine ve vahdetine şehadeti ve işareti olmasın.

    Ve hiçbir yıldız yoktur ki, mevzun hilkatiyle, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümâselet ve müşabehet sikkesiyle Senin haşmet-i ulûhiyetine ve vahdâniyetine işaret ve şehadette bulunmasın.

    Ve on iki seyyareden hiçbir seyyare yıldız yoktur ki, hikmetli hareketiyle ve itaatli musahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle Senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı ulûhiyetine işaret etmesin.

    Evet, gökler sekeneleriyle, herbiri tek başıyla şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, derece-i bedahette, ey zemin ve gökleri yaratan Yaratıcı, Senin vücub-u vücûduna öyle zâhir şehadet, ve ey zerrâtı muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden ve bu seyyare yıldızları manzum peykleriyle döndüren, emrine itaat ettiren, Senin vahdetine ve birliğine öyle kuvvetli şehadet ederler ki, göğün yüzünde bulunan yıldızlar sayısınca nuranî burhanlar ve parlak deliller o şehadeti tasdik ederler.

    Hem bu sâfi, temiz, güzel gökler, fevkalâde büyük ve fevkalâde sür’atli ecramıyla muntazam bir ordu ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve herşeyi icad eden kudretinin azametine zâhir delâlet ve hadsiz semâvâtı ihâta eden hâkimiyetinin ve herbir zîhayatı kucağına alan rahmetinin hadsiz genişliklerine kuvvetli işaret ve bütün mahlûkat-ı semâviyenin bütün işlerine ve keyfiyetlerine taallûk eden ve avucuna alan, tanzim eden ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin her işe şümûlüne şüphesiz şehadet ederler. Ve o şehadet ve delâlet o kadar zâhirdir ki,





    azamet: büyüklük, yücelik burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt
    cihet: şekil, yön delâlet: delil olma, işaret etme
    derece-i bedahet: apaçıklık derecesi ecram: gök cisimleri, yıldızlar
    ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri ehemmiyetli: önemli
    fevkalâde: olağanüstü hadsiz: sınırsız
    haşmet: büyüklük, görkem haşmet-i ulûhiyet: Allah’ın ilahlığının büyüklüğü, haşmeti
    heyet-i mecmua: genel yapı, bütün hikmet: fayda, gaye
    hilkat: yaratılış hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    icad etmek: yaratmak, var etmek ihata: içine alma, kapsama
    intizamlı: düzenli, tertipli keyfiyet: durum, nitelik, özellik
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı mahlûkat-ı semâviye: gökteki yaratıklar
    manzum: düzenli mevzun: ölçülü
    muntazam: düzenli, intizamlı musahhariyet: boyun eğmişlik
    mümaselet: benzerlik mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar
    müşabehet: benzeyiş nuranî: nurlu, aydınlık
    peyk: uydu, bağlı rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet : Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saltanat-ı Ulûhiyet: ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı
    sekene: sakinler, ikamet edenler semâvât: gökler
    seyyare: gezici, gezen sikke: damga, mühür
    sâfi: duru, temiz sükût: sessiz kalma, susma
    sür’atli: hızlı taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak
    tanzim etmek: düzenlemek tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak
    tedbir: idare etme, çekip çevirme vahdet: Allah’ın birliği
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu vücub-u vücud: varlığının gerekli ve zorunlu oluşu
    zemin: yer zerrât: zerreler
    zâhir: açık, âşikar zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklı etmek şehadette bulunmak: şahit olmak, tanıklık etmek
    şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 642

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>güya yıldızlar, şahit olan göklerin şehadet kelimeleri ve tecessüm etmiş nuranî delilleridirler.

    Hem semavat meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise, mutî neferler, muntazam sefineler, harika tayyareler, acâip lâmbalar gibi vaziyetiyle, Senin saltanat-ı ulûhiyetinin şâşaasını gösteriyorlar. Ve o ordunun efradından bir yıldız olan güneşimizin seyyarelerinde ve zeminimizdeki vazifelerinin delâlet ve ihtarıyla güneşin sâir arkadaşları olan yıldızların bir kısmı âhiret âlemlerine bakarlar ve vazifesiz değiller; belki bâki olan âlemlerin güneşleridirler.

    Ey Vâcibü’l-Vücûd, ey Vâhid-i Ehad,

    Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzim ve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden birtek Halıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah, Allahu Ekber derler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.

    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl, ey Kâdir-i Mutlak,

    Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.




    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”
    Halık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı mutlaka zorunlu olan ve yokluğu asla düşünülemeyen Allah Vâhid-i Ehad: birliği herşeyi kaplayan ve herbir şeyde görülen Allah
    acaib: şaşırtıcı, garip şeyler acîp: şaşırtıcı, hayranlık verici
    azamet-i kibriyâ: Allah’ın büyüklüğünün varlıkları kuşatması bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz
    cevv-i semâ: hava boşluğu, atmosfer delâlet: delil olma, işaret etme
    ecrâm-ı ulviye: gökteki büyük cisimler efrad: fertler, bireyler
    feza: uzay ihtar: hatırlatma, ikaz
    ihtifa etmek: gizlenmek kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    lisan-ı hal: hal dili mevcudiyet: varlık
    muntazam: düzenli, intizamlı mutî: emre uyan, itaatkâr
    nefer: asker, er nuranî: nurlu, parlak
    ra’d: gök gürültüsü saltanat-ı Ulûhiyet: Cenâb-ı Hakkın ilâhlık saltanatı, egemenliği
    sefine: gemi semâvât: gökler
    seyyare: gezegen sâir: diğer, başka
    takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek talim: öğretme, eğitme
    tanzim: düzenleme, düzene koyma tavzif etmek: vazifelendirmek
    tecessüm etmek: cisimleşmek tedbir: idare etme, çekip çevirme
    tekbir etmek: Allah’ın büyüklüğünü dile getirmek tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
    tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler teshir: emir altında tutma
    vahdet: Allah’ın birliği vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması
    zemin: yer zâhir: açık, âşikar
    âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat şaşaa: gösteriş, parlaklık
    şehadet: şahidlik, tanıklık şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme


    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 643

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.

    Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.

    Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.

    Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek ve nüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifelerle tavzif edilen rüzgârlar dahi, cevvi âdeta bir hikmete binaen “Levh-i mahv ve isbat” ve “yazar, ifade eder sonra bozar tahtası” suretine çevirmekle, Senin faaliyet-i kudretine işaret ve Senin vücûduna şehadet ettiği gibi, Senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi, mevzun, muntazam katreleri kelimeleriyle senin vüs’at-ı rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder.

    Ey Mutasarrıf-ı Fa’âl ve ey Feyyâz-ı Müteâl,

    Senin vücub-u vücuduna şehadet eden bulut, berk, ra’d, rüzgâr, yağmur, birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, keyfiyetçe birbirinden uzak, mahiyetçe birbirine muhalif olmakla beraber, birlik, beraberlik, birbiri içine girmek ve birbirinin vazifesine yardım etmek haysiyetiyle, Senin vahdetine ve birliğine gayet kuvvetli işaret ederler.

    Hem koca fezayı mahşer-i acâip yapan ve bazı günlerde birkaç defa doldurup boşaltan rububiyetinin haşmetine ve o geniş cevvi, yazar değiştirir bir levha gibi ve sıkar ve onunla zemin bahçesini sulandırır bir sünger gibi tasarruf eden kudretinin azametine ve herbir şeye şümulüne şehadet ettikleri gibi, umum zemine





    Feyyâz-ı Müteâ: çok bereket ve bolluk veren yüce Allah Levh-i Mahv, İsbat: bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren manevî levha, yaz boz tahtası
    Mutasarrıf-ı Fa’âl: Her zaman zatına has ve lâyık iş yapan, daima faaliyette bulunan, idâre eden ve tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hak azamet: büyüklük, yücelik
    berk: şimşek binaen: dayanarak
    cevv: hava, gök boşluğu câmid: cansız, katı
    faaliyet-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretiyle ortaya çıkan fiiller, işler fevâid-i tenvir: aydınlatmanın, nurlandırmanın faydaları
    feza: uzay haysiyet: itibar, özellik
    heyet-i mecmua: genel yapı, bütün hikmet: fayda, gaye
    imdad: yardım istifade: yararlanma
    katre: damla keyfiyet: durum, nitelik, özellik
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı lisân-ı kal: sözlü ifade
    mahiyet: temel özellik, nitelik mahşer-i acaip: hayret verici şeylerin toplandığı yer
    mevzun: ölçülü muhalif: aykırı, zıt
    muntazam: düzenli, intizamlı nüfus: nefisler
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ra’d: gök gürültüsü
    ra’dât: gökgürültüleri rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    suret: şekil, biçim takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek tavzif etmek: vazifelendirmek
    tenvir etmek: nurlandırmak tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    umum: bütün vahdet: birlik
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması vücûd: varlık
    vüs’at-ı rahmet: rahmetin genişliği, büyüklüğü zemin: yer
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âb-ı hayat: hayat suyu
    şefkat: acıma, merhamet şehadet etmek: şahitlik etmek
    şuur: bilinç, anlayış şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 644

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve bütün mahlûkatına cevv perdesi altında bakan ve idare eden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine ve herşeye yetişmelerine delâlet eder.

    Hem fezadaki hava o kadar hakîmâne vazifelerde istihdam ve bulut ve yağmur, o kadar alîmâne faidelerde istimâl olunur ki, herşeye ihâta eden bir ilim ve herşeye şâmil bir hikmet olmazsa, o istimal, o istihdam olamaz.

    Ey Fa’âlün limâ Yürid,

    Cevv-i fezadaki faaliyetinle her vakit bir nümune-i haşir ve kıyamet göstermek, bir saatte yazı kışa ve kışı yaza döndürmek, bir âlem getirmek, bir âlem gayba göndermek misilli şuûnatta bulunan kudretin, dünyayı âhirete çevirecek ve âhirette şuûnat-ı sermediyeyi gösterecek işaretini veriyor.

    Ey Kadîr-i Zülcelâl,

    Cevv-i fezadaki hava, bulut ve yağmur, berk ve ra’d Senin mülkünde, Senin emrin ve havlinle, Senin kuvvet ve kudretinle musahhar ve vazifedardırlar. Mahiyetçe birbirinden uzak olan bu feza mahlûkatı, gayet sür’atli ve âni emirlere ve çabuk ve acele kumandalara itaat ettiren Âmir ve Hâkimlerini takdis ederek rahmetini medh ü senâ ederler.

    Ey arz ve semâvâtın Hâlık-ı Zülcelâli,

    Senin Kur’ân-ı Hakîminin talimiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle iman ettim ve bildim ki: Nasıl semâvât yıldızlarıyla ve cevv-i feza müştemilâtıyla Senin vücub-u vücuduna ve Senin birliğine ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de, arz, bütün mahlûkatıyla ve ahvâliyle Senin mevcudiyetine ve vahdetine, mevcudatı adedince şehadetler ve işaretler ederler.




    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Fa’âlün limâ Yürid: dilediğini mükemmel şekilde yapan
    Hâkim: herşeye hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz ve haşmet ve şeref sahibi yaratıcı, Allah
    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) ahvâl: haller, vaziyetler
    alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek arz: dünya
    berk: şimşek cevv: hava, gök boşluğu
    cevv-i feza: uzay boşluğu delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    faide: fayda feza: uzay
    gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem hadsiz: sınırsız
    hakîmâne: hikmetli bir biçimde havl: güç, iktidar
    hikmet: yüksek bilgi, kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye ve fayda hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    ihata etmek: kuşatmak, kapsamak istihdam: çalıştırma, kullanma
    istimâl: kullanma kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    mahiyet: nitelik, özellik, esas mahlukât: yaratılmışlar
    medh ü senâ: övme ve yüceltme mevcudat: varlıklar
    mevcudiyet: varlık misilli: gibi
    musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş müştemilât: içindekiler
    nümune-i haşir: dirilme örneği rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    ra’d: gök gürültüsü semâvât: gökler
    sür’atli: hızlı takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    vahdet: birlik vazifedar: vazifeli
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması Âmir: emreden
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat şehadet etmek: şahitlik etmek
    şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler şuûnat-ı sermediye: sonsuz olan Allah’ın zâtına mahsus işleri
    şâmil: kapsayan


    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 645

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Evet, zeminde hiçbir tahavvül ve ağaç ve hayvanlarında her senede urbasını değiştirmek gibi hiçbir tebeddül—cüz’î olsun, küllî olsun—yoktur ki, intizamıyla Senin vücuduna ve vahdetine işaret etmesin.

    Hem hiç bir hayvan yoktur ki, zaafiyet ve ihtiyacının derecesine göre verilen rahîmâne rızkıyla ve yaşamasına lüzumlu bulunan cihazatın hakîmâne verilmesiyle, Senin varlığına ve birliğine şehadeti olmasın.

    Hem her baharda gözümüz önünde icad edilen nebatat ve hayvanâttan hiçbir tanesi yoktur ki, san’at-ı acîbesiyle ve lâtif ziynetiyle ve tam temeyyüzüyle ve intizamıyla ve mevzuniyetiyle Seni bildirmesin.

    Ve zemin yüzünü dolduran ve nebatat ve hayvanat denilen kudretinin hârikaları ve mu’cizeleri, mahdut ve maddeleri bir ve müteşabih olan yumurta ve yumurtacıklardan ve katrelerden ve habbe ve habbeciklerden ve çekirdeklerden yanlışsız, mükemmel, süslü, alâmet-i fârikalı olarak yaratılışları, Sâni-i Hakîmlerinin vücuduna ve vahdetine ve hikmetine ve hadsiz kudretine öyle bir şehadettir ki, ziyanın güneşe şehadetinden daha kuvvetli ve parlaktır.

    Hem, hava, su, nur, ateş toprak gibi hiçbir unsur yoktur ki, şuursuzluklarıyla beraber şuurkârâne, mükemmel vazifeleri görmesiyle; basit ve istilâ edici, intizamsız, her yere dağılmakla beraber, gayet muntazam ve mütenevvi meyveleri ve mahsulleri hazine-i gaybdan getirmesiyle, Senin birliğine ve varlığına şehadeti bulunmasın.

    Ey Fâtır-ı Kàdir, Ey Fettâh-ı Allâm, ey Fa’âl-i Hallâk,

    Nasıl arz bütün sekenesiyle Hâlıkının Vâcibü’l-Vücud olduğuna şehadet eder. Öyle de, Senin-ey Vâhid-i Ehad, ey Hannân-ı Mennân, ey Vehhâb-ı Rezzâk-vahdetine ve ehadiyetine, yüzündeki sikkesiyle ve sekenesinin yüzlerindeki sikkeleriyle





    Fa’âl-i Hallâk: herşeyi yaratan, dilediğini dilediği yapan Allah Fettâh-ı Allâm: herşeyi en ince ayrıntılarına varıncaya kadar bilen ver her şeye ayrı ayrı sûretler veren; Allah
    Fâtır-ı Kàdir: herşeye gücü yeten ve yoktan var eden yaratıcı; Allah (c.c.) Hannân-ı Mennân: rahmetlerin en hoş cilvesini kullarına bağışlayan ve sonsuz minnete lâyık olduğunu gösterecek şekilde kullarını nimetlendiren Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah
    Vehhâb-ı Rezzâk: çok fazla bağışta bulunan ve bütün yaratılmışların rızkını veren; Allah Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
    Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah alâmet-i farika: ayırt edici işaret
    arz: dünya cihâzât: donanım, cihazlar
    cüz’î: az, küçük ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
    habbe: tane, tohum hadsiz: sınırsız
    hakîmâne: hikmetli bir şekilde hayvanât: hayvanlar
    hazine-i gayb: gayb hazinesi hikmet: fayda, gaye
    icad etmek: yaratmak, var etmek intizam: düzen, tertip
    intizamsız: düzensiz istilâ edici: kuşatıcı
    katre: damla kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    küllî: kapsamlılık; tür lâtif: ince, güzel, hoş
    mahdut: sınırlanmış mevzuniyet: ölçülü olma
    muntazam: düzenli, intizamlı mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey
    mütenevvi: çeşitli müteşâbih: birbirine çok benzeyen
    nebatat: bitkiler rahîmâne: şefkatli ve merhametli şekilde
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler san’at-ı acîbe: hayrette bırakan ve hayranlık veren san’at
    tahavvül: değişim, başkalaşma tebeddül: değişim
    temeyyüz: benzerlerinden farklı, üstün olan urba: elbise
    vahdet: Allah’ın birliği vücud: varlık, var oluş
    zaafiyet: zayıflık, ihtiyaç hâli zemin: yer
    ziya: ışık, parlaklık ziynet: süs
    şehadet: şahitlik şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde
    şuursuzluk: bilinçsizlik, idraksizlik


    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 646

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve birlik ve beraberlik ve birbiri içine girmek ve birbirine yardım etmek ve onlara bakan rububiyet isimlerinin ve fiillerinin bir olmak cihetinde, bedahet derecesinde, Senin vahdetine ve ehadiyetine şehadet, belki mevcudat adedince şehadetler eder.

    Hem nasıl, zemin bir ordugâh, bir meşher, bir talimgâh vaziyetiyle ve nebatat ve hayvanât fırkalarında bulunan dört yüz bin muhtelif milletlerin ayrı ayrı cihazatları muntazaman verilmesiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve kudretinin herşeye yetişmesine delâlet eder. Öyle de, hadsiz bütün zîhayatın ayrı ayrı rızıkları, vakti vaktine, kuru ve basit bir topraktan, rahîmâne, kerîmâne verilmesi ile hadsiz o efradın kemâl-i musahhariyetle evâmir-i Rabbâniyeye itaatleri, rahmetinin herşeye şümulünü ve hâkimiyetinin herşeye ihatasını gösteriyor.

    Hem zeminde değişmekte bulunan mahlûkat kafilelerinin sevk ve idareleri, mevt ve hayat münavebeleri ve hayvan ve nebatatın idare ve tedbirleri dahi, herşeye taallûk eden bir ilimle ve herşeyde hükmeden nihayetsiz bir hikmetle olabilmesi, senin ihata-i ilmine ve hikmetine delâlet eder.

    Hem zeminde kısa bir zamanda hadsiz vazifeler gören ve hadsiz bir zaman yaşayacak gibi istidat ve mânevî cihazatla techiz edilen ve zemin mevcudatına tasarruf eden insan için, bu talimgâh-ı dünyada ve bu muvakkat ordugâh-ı zeminde ve bu muvakkat meşherde bu kadar ehemmiyet, bu hadsiz masraf, bu nihayetsiz tecelliyat-ı rububiyet, bu hadsiz hitabât-ı Sübhâniye ve bu gayetsiz ihsanat-ı İlâhiye, elbette ve herhalde, bu kısacık ve hüzünlü ömre ve bu karışık kederli hayata, bu belâlı ve fâni dünyaya sığışmaz. Belki, ancak başka ve ebedî bir





    bedahet: açıklık cihazat: cihazlar, donanımlar
    cihet: şekil, yön delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz efrad: fertler, bireyler
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi ehemmiyet: önem
    evâmir-i Rabbâniye: Allah’ın terbiyeye yönelik emirleri (r-b-b) fâni: geçici, yok olucu
    fırka: grup, taife gayetsiz: sonsuz
    hadsiz: sayısız hayvanât: hayvanlar
    haşmet: büyüklük, görkem hikmet: fayda, gaye; ilim, yüksek bilgi
    hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    ihata: içine alma, kapsama ihata-i ilim: ilminin kuşatıcılığı ve genişliği
    ihsanat-ı İlâhiye: Allah’ın lütuf ve bağışları istidat: kabiliyet, yetenek
    kemâl-i musahhariyet: tam bir boyun eğmişlik kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı mahlukât: yaratılmışlar
    mevcudat: varlıklar mevt: ölüm
    meşher: sergi yeri muhtelif: çeşit çeşit
    muntazaman: düzenli olarak muvakkat: gelip geçici
    münavebe: nöbetleşe iş görme nebatat: bitkiler
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz ordugâh: ordunun barınıp konakladığı yer
    ordugâh-ı zemin: ordunun barınıp konakladığı yer; dünya rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rahîmâne: merhametli bir şekilde rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler sekene: sakinler, oturanlar
    sikke: damga, mühür taallûk eden: alâkalı olan, ilgilendiren
    talimgâh: öğrenim yeri talimgâh-ı dünya: öğrenim yeri olan dünya
    tasarruf eden: kullanan tecelliyat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları
    teçhiz etmek: donatmak vahdet: Allah’ın birliği
    zemin: yeryüzü zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şehadet etmek: şahitlik etmek şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 647

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ömür ve bâki bir dâr-ı saadet için olabildiği cihetinden, âlem-i bekada bulunan ihsânat-ı uhreviyeye işaret, belki şehadet eder.

    Ey Hâlık-ı Küllî Şey,

    Zeminin bütün mahlûkatı, Senin mülkünde, Senin arzında, Senin havl ve kuvvetinle ve Senin kudretin ve iradetinle ve ilmin ve hikmetinle idare olunuyorlar ve musahhardırlar. Ve zemin yüzünde faaliyeti müşahede edilen bir rububiyet, öyle ihata ve şümul gösteriyor ve onun idaresi ve tedbiri ve terbiyesi öyle mükemmel ve öyle hassastır ve her taraftaki icraatı öyle birlik ve beraberlik ve benzemeklik içindedir ki, tecezzî kabul etmeyen bir küll ve inkısamı imkânsız bulunan bir küllî hükmünde bir tasarruf, bir rubûbiyet olduğunu bildiriyor. Hem zemin bütün sekenesiyle beraber, lisan-ı kalden daha zâhir hadsiz lisanlarla Halıkını takdis ve tesbih ve nihayetsiz nimetlerinin lisan-ı halleriyle Rezzâk-ı Zülcelâlinin hamd ve medh ü senâsını ediyorlar...

    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından istitar etmiş olan Zât-ı Akdes,

    Zeminin bütün takdisat ve tesbihatıyla, Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ve bütün tahmidat ve senâlarıyla Sana hamd ve şükrederim.

    Ey Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr,

    Kur’ân’ın dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle anladım ki:

    Nasıl gökler ve feza ve zemin, Senin birliğine ve varlığına şehadet ederler. Öyle de, bahirler, nehirler ve çeşmeler ve ırmaklar, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine bedahet derecesinde şehadet ederler.




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
    Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr: karaların ve denizlerin Rabbi olan Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Rezzâk-ı Zülcelâl: bütün yaratılmışların rızkını veren büyüklük ve azamet sahibi Allah
    Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve noksandan uzak ve yüce olan Zât, Allah acz: acizlik, güçsüzlük
    arz: dünya azamet-i kibriyâ: Allah’ın yücelik ve heybetinin büyüklüğü
    bahir: deniz bedahet: açıklık
    bâki: devamlı ve kalıcı cihet: şekil, yön
    dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret feza: uzay
    hadsiz: sayısız hamd: övgü ve şükür
    hamd ve medh ü senâ: şükretme ve övme havl: güç, iktidar
    hikmet: fayda, gaye ihata: içine alma, kapsama
    ihsânat-ı uhreviye: Ahiretteki ihsanlar, bağışlar inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma
    iradet: istek, dileme, tercih istitar etmek: gizlenmek
    kudret: güç, kuvvet ve iktidar küll: bütün, genel
    küllî: kapsamlılık; tür lisan: dil
    lisan-ı hal: hal dili lisan-ı kal: söz ile anlatım
    mahlukât: yaratılmışlar musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi sekene: sakinler, oturanlar
    senâ: övme ve yüceltme tahmidat: Allah’ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler
    takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma takdisat: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme tecezzî: bölünme, parçalanma
    tedbir: idare etme, çekip çevirme terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma tesbihat: tesbihler
    vahdet: Allah’ın birliği vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunluluğu
    zemin: yeryüzü zâhir: açık, âşikar
    âlem-i beka: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi şehadet etmek: şahitlik etmek
    şerik: ortak şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme
    şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 648

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Evet, bu dünyamızın menba-ı acâip buhar kazanları hükmünde olan denizlerde hiçbir mevcut, hattâ hiçbir katre su yoktur ki, vücuduyla, intizamıyla, menfaatiyle ve vaziyetiyle Hâlıkını bildirmesin.

    Ve basit bir kumda ve basit bir suda rızıkları mükemmel bir surette verilen garip mahlûklardan ve hilkatleri gayet muntazam hayvanât-ı bahriyeden, hususan bir tanesi bir milyon yumurtacıklarıyla denizleri şenlendiren balıklardan hiçbirisi yoktur ki, hilkatiyle ve vazifesiyle ve idare ve iaşesiyle ve tedbir ve terbiyesiyle yaratanına işaret ve rezzâkına şehadet etmesin.

    Hem denizde, kıymettar, hâsiyetli, ziynetli cevherlerden hiçbirisi yoktur ki, güzel hilkatiyle ve câzibedar fıtratıyla ve menfaatli hâsiyetiyle Seni tanımasın, bildirmesin.

    Evet, onlar birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, beraberlik ve birbiri içinde karışmak ve sikke-i hilkatte birlik ve icatça gayet kolay ve efratça gayet çokluk noktalarından Senin vahdetine şehadet ettikleri gibi; arzı, toprağıyla beraber bu küre-i arzı kuşatan muhit denizlerini muallâkta durdurmak ve dökmeden ve dağıtmadan güneşin etrafında gezdirmek ve toprağı istilâ ettirmemek ve basit kumundan ve suyundan, mütenevvi ve muntazam hayvanâtını ve cevherlerini halk etmek ve erzak vesair umûrlarını küllî ve tam bir surette idare etmek ve tedbirlerini görmek ve yüzünde bulunmak lâzım gelen hadsiz cenazelerinden hiçbirisi bulunmamak noktalarından, Senin varlığına ve Vâcibü’l-Vücud olduğuna mevcudatı adedince işaretler ederek şehadet eder.

    Ve Senin saltanat-ı rububiyetinin haşmetine ve herşeye muhit olan kudretinin azametine pek zâhir delâlet ettikleri gibi, göklerin fevkindeki gayet büyük ve muntazam yıldızlardan, tâ denizlerin dibinde bulunan gayet küçücük ve intizamla iaşe edilen balıklara kadar herşeye yetişen ve hükmeden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine delâlet ve intizâmâtıyla ve faydalarıyla ve hikmetleriyle




    Hâlık
    : herşeyi yaratan Allah




    Rezzâk
    : bütün canlıların rızıklarını veren Allah
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah arz: dünya
    azamet: büyüklük, yücelik cevher: asıl, öz
    câzibedar: çekici delâlet: delil olma, işaret etme
    efrad: fertler, bireyler erzak: rızıklar
    fevkinde: üstünde fıtrat: yaratılış, mizaç
    hadsiz: sayısız, sınırsız halk etmek: yaratmak
    hayvanât: hayvanlar hayvanât-ı bahriye: denizde yaşayan hayvanlar
    haşmet: büyüklük, görkem heyet-i mecmua: bütün birşeyin tamamı; bütün
    hilkat: yaratılış hususan: özellikle
    hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık hâsiyet: özellik, hususiyet
    iaşe: besleme, yedirip içirme iaşe etmek: beslemek
    intizam: düzen, tertip intizâmât: düzenler, tertipler
    katre: damla kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    küllî: kapsamlılık; tür küre-i arz: yerküre, dünya
    kıymettar: kıymetli mahlûk: yaratılmış
    menba-ı acâip: insanı hayrette bırakan şeylerin kaynağı mevcudat: varlıklar
    mevcut: varlık muallâk: asılı, boşta
    muhit: her tarafı kuşatan muntazam: düzenli, intizamlı
    mütenevvi: çeşitli rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler saltanat-ı Rububiyet: Rablık saltanatı; Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği
    sikke-i hilkat: yaratılış mührü suret: şekil
    tedbir: idare etme, çekip çevirme terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
    umûr: işler vahdet: Allah’ın birliği
    vaziyet: durum, hâl vücud: varlık, var oluş
    ziynet: süs zâhir: açık, âşikar
    şehadet etmek: şahitlik etmek, göstermek


    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 649

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve mizan ve mevzuniyetleriyle, Senin herşeye muhit ilmine ve herşeye şâmil hikmetine işaret ederler.

    Ve Senin bu misafirhane-i dünyada yolcular için böyle rahmet havuzların bulunması ve insanın seyr ü seyahatine ve gemisine ve istifadesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misafirlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikram eden Zât, elbette makarr-ı saltanat-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurmuş ki, bunlar onların fâni ve küçük nümuneleridirler. İşte denizlerin böyle gayet harika bir tarzda arzın etrafında vaziyet-i acibesiyle bulunması ve denizlerin mahlûkatı dahi gayet muntazam idare ve terbiye edilmesi, bilbedahe gösterir ki, yalnız Senin kuvvetin ve kudretinle ve Senin irade ve tedbirinle, Senin mülkünde, Senin emrine musahhardırlar ve lisan-ı halleriyle Halıkını takdis edip Allahu Ekber derler.

    Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl,

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbat fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan tasfiyesine ve suyun muhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.

    Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından ve zîhayata hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olan madeniyatın ecnâsından ve dağları, sahrâları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”
    Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    bilbedâhe: ap açık bir şekilde dahilî: iç
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz ecnâs: cinsler, türler
    envâ: neviler, türler esnaf: sınıflar
    fâni: geçici, yok olucu gazât-ı muzırra: zararlı gazlar
    hazinedar: hazine bekçisi hikmet: Allah’ın herşeyi yararlı ve faydalı bir şekilde yaratma sıfatı
    hususan: özellikle hüsn-ü hilkat: yaratılış güzelliği
    iddihar: biriktirme, depolama inkılâbat: inkılaplar, büyük değişimler
    intizam: düzen, tertip irade: dileme, tercih
    istifade: faydalanma, yararlanma istilâ: kuşatma, basma
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı lisan-ı hal: hâl dili
    madeniyat: madenler mahlukât: yaratıklar
    makarr-ı saltanat-ı ebediye: sonsuz saltanat merkezi mevzuniyet: ölçülü olma
    misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi mizan: ölçü, denge
    muhafaza: koruma, saklama muhit: kaplayan, kuşatan
    muhtelif: çeşitli, bir çok muntazam: düzenli, intizamlı
    musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş mütenevvi: çeşitli
    nebatat: bitkiler rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sahrâ: çöl sefine: gemi
    seyr ü seyahat: seyir ve seyahat sükûnet: durgunluk, hareketsizlik
    sükût: sessizlik, suskunluk takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak ve yüce olduğunu ilân etmek
    talim: öğretme, eğitme tasfiye: safileştirme, arındırma
    tedbir: idare etme, çekip çevirme tesirat: tesirler, etkiler
    vaziyet-i acibe: şaşırtıcı durum zelzele: deprem, sarsıntı
    zemin: yer zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şamil: içine alan, kapsayıcı


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •