Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
24 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: Münâcat

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 650

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşit envâlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, Sâniin vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.

    Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetinin haşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de, zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvi hastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştahlarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek cihetiyle, senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne ve kerîmâne





    Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
    Kerîm: cömertlik ve ikram sahibi olan Allah Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan Allah
    Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah azamet: büyüklük, yücelik
    bedahet: açıklık bilhassa: özellikle
    cihet: şekil, yön delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi envâ: neviler, türler
    eşcar: ağaçlar eşya: şeyler, varlıklar
    hadsiz: sayısız, sınırsız haşmet: büyüklük, görkem
    heyet-i mecmua: birşeyin tamamı; bütün hikmet: fayda, gaye
    hilkat: yaratılış hususan: özellikle
    hâcet: ihtiyaç hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    icad: var etme, yaratma iddihârât: biriktirmeler, depolamalar
    ihata: herşeyi kuşatma ihzar etmek: hazırlamak
    ihzârât: hazırlamalar intizam: düzen, tertip
    kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    madeniyat: madenler mahlûk: yaratık
    masnu: san’at eseri varlık menşe: kaynak, kök
    mesken: ev, mekân muhtelif: çeşit çeşit
    muntazam: düzenli, intizamlı mâni: engel
    mütenevvi: çeşitli nebatat: bitkiler
    nevi: çeşit, tür nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rahîmâne: merhamet ve şefkat ederek
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi sair: diğer, başka
    sulfato: sülfirik asit tuz veya esteri suret: şekil, biçim
    sureten: görünüşte taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak
    tabakat: tabakalar, dereceler tanzim etmek: düzenlemek
    teshir etmek: boyun eğdirmek vahdet: Allah’ın birliği
    vahdet-i idare: idarenin tek elde olması vahdet-i tedbir: bir elden yönetme
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması vüs’at: genişlik
    zemin: yeryüzü zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şap: alüminyum ve potasyum sülfatından meydana gelen renksiz madde şehadet etmek: şahitlik etmek
    şiddet-i muhalefet: birbirine zıt olması şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 651

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.


    Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levâzımâtlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat ambarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm ve misafirperver ve bu kadar hakîm ve şefkatperver ve bu kadar kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin, elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler.

    Ey Kàdir-i Külli Şey,

    Dağlar ve içindeki mahlûklar Senin mülkünde ve Senin kuvvet ve kudretinle ve ilim ve hikmetinle musahhar ve müdahhardırlar. Onları bu tarzda tavzif ve teshir eden Hâlıkını takdis ve tesbih ederler.

    Ey Hâlık-ı Rahmân ve ey Rabb-i Rahîm,

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım:

    Nasıl ki semâ ve feza ve arz ve deniz ve dağ, müştemilât ve mahlûklarıyla beraber Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, zemindeki bütün ağaç ve nebatat, yaprakları ve çiçekleri ve meyveleriyle Seni bedâhet derecesinde tanıttırıyorlar ve tanıyorlar.

    Ve umum eşcârın ve nebatatın cezbedârâne hareket-i zikriyede bulunan yapraklarından ve ziynetleriyle Sâniinin isimlerini tavsif ve tarif eden çiçeklerinden




    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hâlık: herşeyi yaratan Allah
    Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    Kâdir-i Külli Şey: sınırsız güç sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah Rabb-i Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah
    arz: dünya bedâhet derecesinde: ap açık bir şekilde
    cezbekârâne: kendinden geçmiş bir şekilde cihazat: cihazlar, donanımlar
    cihet: yön delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz eşcâr: ağaçlar
    feza: uzay hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah
    hareket-i zikriye: zikir hareketi hikmet: ilim, yüksek bilgi
    ihsânât: bağışlar, ikramlar, iyilikler ihtiyat: önlem alma, tedbirli hareket etme
    ihtiyatlı: tedbirli inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik
    istikbal: gelecek zaman kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi
    kerîm: cömert, ikram sahibi kudret: güç, kuvvet, iktidar
    letaif: güzellikler, incelikler levâzımât: gerekli olan şeyler
    mahlûk: yaratılmış mahzen olmak: depo olmak
    mehâsin: güzellikler, iyilikler misafirperver: misafir ağırlamayı seven
    muntazam: düzenli, intizamlı musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    müdahhar: depolanmış, biriktirilmiş müştemilât: içindekiler
    nebatat: bitkiler rububiyetperver: ihtiyaca cevap vermeyi seven ve terbiye etmeyi seven
    semâ: gök suret: şekil, biçim
    takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma talim: öğretme, eğitme
    tavsif: vasıflandırma tavzif: vazifelendirme, görevlendirme
    tedâbir: tedbirler tesbih etmek: Allah’ı yüce şanına lâyık ifadelerle anmak
    teshir etmek: boyun eğdirmek umum: bütün
    zemin: yer ziynet: süs
    zâhir: açık, âşikar şefkatperver: acıyan
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek


    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 652

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve letâfet ve cilve-i merhametinden tebessüm eden meyvelerinden herbirisi, tesadüfe havalesi hiçbir cihet-i imkânı olmayan harika san’at içindeki nizam ve nizam içindeki mizan ve mizan içindeki ziynet ve ziynet içindeki nakışlar ve nakışlar içindeki güzel ve ayrı ayrı kokular ve kokular içindeki meyvelerin muhtelif tatlarıyla, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedâhet derecesinde şehadet ettikleri gibi; heyet-i mecmuasıyla, bütün zemin yüzünde birlik ve beraberlik, birbirine benzemeklik ve sikke-i hilkatte müşabehet ve tedbir ve idarede münasebet ve onlara taallûk eden icad fiilleri ve Rabbânî isimlerde muvafakat ve o yüz bin envâın hadsiz efradlarını birbiri içinde şaşırmayarak birden idareleri gibi noktalarıyla, o Vâcibü’l-Vücud Sâniin bilbedâhe vahdetine ve ehadiyetine dahi şehadet ederler.

    Hem nasıl ki, onlar Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de, rû-yi zeminde dört yüz bin milletlerden teşekkül eden zîhayat ordusundaki hadsiz efradın yüz binler tarzda iaşe ve idareleri, şaşırmayarak karıştırmayarak mükemmel yapılmasıyla, Senin rububiyetinin vahdâniyetteki haşmetine ve bir baharı bir çiçek kadar kolay icad eden kudretinin azametine ve herşeye taallukuna delâlet ettikleri gibi; koca zeminin her tarafında, hadsiz hayvanatına ve insanlara, hadsiz taamların çeşit çeşit aksamını ihzar eden rahmetinin hadsiz genişliğine ve o hadsiz işler ve in’âmlar ve idareler ve iaşeler ve icraatlar kemâl-i intizamla cereyanları ve herşey, hattâ zerreler o emirlere ve icraata itaat ve musahhariyetleriyle hâkimiyetinin hadsiz vüs’atine kat’î delâlet etmekle beraber; o ağaçların ve nebatların ve herbir yaprak ve çiçek ve meyve ve kök ve dal ve budak gibi herbirisinin herbir şeyini, herbir işini bilerek, görerek faydalara, maslahatlara, hikmetlere göre yapılmakla, Senin ilminin herşeye ihatasına ve





    Kerîm: cömert, ikram sahibi Rabbânî: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’a ait
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan Allah Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah aksam: kısımlar
    azamet: büyüklük, yücelik bedâhet: açıklık, aşikâr olma
    bilbedâhe: açık bir şekilde cereyan: akım, hareket
    cihet-i imkân: mümkün olma yönü cilve-i merhamet: merhamet cilvesi, görüntüsü
    delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek efrad: fertler, bireyler
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi envâ: neviler, türler
    hadsiz: sayısız, sınırsız hayvanat: hayvanlar
    haşmet: büyüklük, görkem heyet-i mecmua: birşeyin tamamı; bütün
    hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık iaşe: besleme, yedirip içirme
    icad etmek: yaratmak, var etmek icraat: faaliyet, iş
    ihata: içine alma, kapsama ihzar etmek: hazırlamak
    in’âm: nimetlendirme kat’î: kesin
    kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    letâfet: hoşluk, güzellik maslahat: fayda, gaye
    mizan: ölçü, denge muhtelif: çeşit çeşit
    musahhariyet: boyun eğmişlik muvafakat: uygunluk
    münasebet: bağlantı, ilişki müşabehet: benzeme
    nebat: bitki nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    nizam: düzen, kanun rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi rû-yi zemin: yeryüzü
    sikke-i hilkat: yaratılış mührü taallûk: ilgilendirmek, ait olmak
    taam: yemek tedbir: idare etme, çekip çevirme
    teşekkül etmek: oluşturmak vahdet: birlik
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması
    vüs’at: genişlik zemin: yer
    zerre: atom, çok küçük parça ziynet: süs
    zîhayat: canlı, hayat sahibi şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek


    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 653

    hikmetinin herşeye şümulunü pek zâhir bir surette delâlet ve hadsiz parmaklarıyla işaret ederler. Ve Senin gayet kemâldeki cemâl-i san’atına ve nihayet cemâldeki kemâl-i nimetine hadsiz dilleriyle senâ ve medhederler.

    Hem bu muvakkat handa ve fâni misafirhanede ve kısa bir zamanda ve az bir ömürde, eşcar ve nebatatın elleriyle, bu kadar kıymettar ihsanlar ve nimetler ve bu kadar fevkalâde masraflar ve ikramlar, işaret belki şehadet eder ki, misafirlerine burada böyle merhametler yapan kudretli, keremkâr Zât-ı Rahîm, bütün ettiği masrafı ve ihsanı, kendini sevdirmek ve tanıttırmak neticesinin aksiyle, yani bütün mahlûkat tarafından “Bize tattırdı, fakat yedirmeden bizi idam etti” dememek ve dedirmemek ve saltanat-ı ulûhiyetini iskat etmemek ve nihayetsiz rahmetini inkâr etmemek ve ettirmemek ve bütün müştak dostlarını mahrumiyet cihetinde düşmanlara çevirmemek noktalarından, elbette ve herhalde, ebedî bir âlemde, ebedî bir memlekette, ebedî bırakacağı abdlerine, ebedî rahmet hazinelerinden, ebedî cennetlerinde, ebedî ve cennete lâyık bir surette meyvedar eşcar ve çiçekli nebatlar ihzar etmiştir. Buradakiler ise, müşterilere göstermek için nümunelerdir.

    Hem ağaçlar ve nebatlar, umumen yaprak ve çiçek ve meyvelerinin kelimeleriyle Seni takdis ve tesbih ve tahmid ettikleri gibi, o kelimelerden herbirisi dahi ayrıca Seni takdis eder. Hususan meyvelerin bedî bir surette, etleri çok muhtelif, san’atları çok acip, çekirdekleri çok harika olarak yapılarak o yemek tablalarını ağaçların ellerine verip ve nebatların başlarına koyarak zîhayat misafirlerine göndermek cihetinde, lisan-ı hal olan tesbihatları, zuhurca lisan-ı kâl derecesine çıkar. Bütün onlar senin mülkünde, Senin kuvvet ve kudretinle, Senin irade ve ihsanatınla, Senin rahmet ve hikmetinle musahhardırlar ve Senin herbir emrine mutîdirler.




    Zât-ı Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat merhamet sahibi Zât; Allah abd: kul
    acip: hayret verici, şaşırtıcı bedî: güzel, benzersiz
    cemâl: güzellik cemâl-i san’at: sanat güzelliği
    cihet: yön, taraf delâlet: delil olma, işaret etme
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz eşcar: ağaçlar
    fevkalâde: olağanüstü fâni: geçici, yok olucu
    hadsiz: sayısız hikmet: fayda, gaye
    hususan: özellikle ihsan: bağış, ikram
    ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar ihzar etmek: hazırlamak
    irade: dileme, tercih iskat etmek: susturmak
    kemâl: kusursuzluk, mükemmellik kemâl-i nimet: nimetin tam ve mükemmel olması
    keremkâr: lütfeden, bağışlayan kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    kıymettar: kıymetli lisan-ı hal: hal dili
    lisan-ı kal: söz ile anlatım mahlukât: yaratıklar
    medhetmek: övmek meyvedar: meyveli, meyve veren
    muhtelif: çeşit çeşit musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    mutî: emre uyan, itaatkâr muvakkat: gelip geçici
    müştak: şiddetli istek, arzu nebat: bitki
    nebatat: bitkiler nihayet: son derece
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz nümune: örnek, misal
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet saltanat-ı Ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı
    senâ: övme ve yüceltme suret: şekil, biçim
    tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma takdis etmek: kutsamak, Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    umumen: bütünüyle zuhur: belirme, görünme
    zâhir: açık, âşikar zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 654

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey kibriya-yı azametinden tesettür etmiş olan Sâni-i Hakîm ve Hâlık-ı Rahîm,


    Bütün eşcar ve nebatatın, bütün yaprak ve çiçek ve meyvelerin dilleriyle ve adediyle Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ederek hamd ü senâ ederim.

    Ey Fâtır-ı Kadîr, ey Müdebbir-i Hakîm, ey Mürebbî-i Rahîm,

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve iman ettim ki nasıl nebatat ve eşcar Seni tanıyorlar, Senin sıfât‑ı kudsiyeni ve Esmâ-i Hüsnânı bildiriyorlar. Öyle de, zîhayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanattan hiçbirisi yoktur ki; cisminde gayet muntazam saatler gibi işleyen ve işlettirilen dahilî ve haricî âzâlarıyla ve bedeninde gayet ince bir nizam ve gayet hassas bir mîzan ve gayet mühim faydalarla yerleştirilen âlât ve duygularıyla ve cesedinde gayet san’atlı bir yapılış ve gayet hikmetli bir tefriş ve gayet dikkatli bir muvazene içinde konulan cihazat-ı bedeniyesiyle, Senin vücûb-u vücuduna ve sıfatlarının tahakkukuna şehadet etmesin. Çünkü, bu kadar basîrâne nazik san’at ve şuurkârâne ince hikmet ve müdebbirâne tam muvazeneye, elbette kör kuvvet ve şuursuz tabiat ve serseri tesadüf karışamazlar ve onların işi olamaz ve mümkün değildir. Ve kendi kendine teşekkül edip öyle olması ise, yüz derece muhâl içinde muhâldir. Çünkü, o halde herbir zerresi, herbir şeyini ve cesedinin teşekkülünü, belki dünyada alâkadar olduğu herşeyini bilecek, görecek, yapabilecek, âdeta ilâh gibi ihatalı bir ilmi ve kudreti bulunacak, sonra teşkil-i ceset ona havale edilir ve “kendi kendine oluyor” denilebilir.

    Ve heyet-i mecmuasındaki vahdet-i tedbir ve vahdet-i idare ve vahdet-i nev’iye





    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Esmâ-i Hüsna: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
    Fâtır-ı Kadîr: herşeye gücü yeten yaratıcı, Allah Hâlık-ı Rahîm: sınırsız rahmet sahibi ve yaratıcı olan Allah
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Müdebbir-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyi idare eden Allah
    Mürebbî-i Rahîm: herşeyi hikmetle yapan, terbiye edici Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah acz: acizlik, güçsüzlük
    alâkadar olmak: ilgili olmak basîrâne: görerek, bilerek
    cihazat-ı bedeniye: bedendeki organlar eşcar: ağaçlar
    hamd ü senâ: şükretme ve övme havale etmek: bir işi başka birine bırakma
    hayvanat: hayvanlar heyet-i mecmua: birşeyin tamamı, bütün
    hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma hikmetli: herşeyi bir gaye ve maksada yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yapılması
    ihatalı: kuşatıcı, kapsayıcı kibriya-yı azamet: son derece büyüklük ve kudret
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı muhâl içinde muhâl: imkansızlık içinde imkansızlık
    muntazam: düzenli, intizamlı muvazene: denge
    mîzan: tartı, ölçü müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek
    nebatat: bitkiler nizam: düzen, kanun
    sıfât-ı kudsiye: kutsal vasıflar ve özellikler tahakkuk: gerçekleşme
    takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek talim: öğretme, eğitme
    tefriş: döşeme tesettür etmek: örtünmek, gizlenmek
    teşekkül: oluşma teşkil-i ceset: cesedi oluşturma, meydana getirme
    vahdet-i idare: idare birliği vahdet-i nev’iye: tür birliği
    vahdet-i tedbir: tedbir birliği vücub-u vücud: varlığının gerekli oluşu ve var olmak için bir nedene ihtiyacının olmayışı
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âlât: âletler, organlar
    âzâ: uzuvlar, organlar şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek
    şerik: ortak şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme
    şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde şuursuz: bilinçsiz


    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 655

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve vahdet-i cinsiye ve umumun yüzlerinde göz, kulak, ağız gibi noktalarda ittifak cihetinde müşahede edilen sikke-i fıtratta birlik ve herbir nev’in efradı simalarında görülen sikke-i hikmette ittihad ve iaşede ve icadda beraberlik ve birbirinin içinde bulunmak gibi keyfiyetlerinden hiçbirisi yoktur ki, Senin vahdetine kat’î şehadette bulunmasın ve herbir ferdinde kâinata bakan bütün isimlerin cilveleri bulunmakta, vâhidiyet içinde, Senin ehadiyetine işareti olmasın.

    Hem nasıl ki insan ile beraber hayvanatın, zeminin bütün yüzünde yayılan yüz bin envâı, muntazam bir ordu gibi teçhiz ve talimat ve itaat ve musahhariyetle ve en küçükten tâ en büyüğe kadar, rububiyetin emirleri intizamla cereyanlarıyla o rububiyetinin derece-i haşmetine ve gayet çoklukla beraber gayet kıymetli ve gayet mükemmel olmakla beraber gayet çabuk yapılmaları ve gayet san’atlı olmakla beraber gayet kolay yapılışlarıyla, kudretinin derece-i azametine delâlet ettikleri gibi; şarktan garba, şimalden cenuba kadar yayılan mikroptan tâ gergedana kadar, en küçücük sinekten tâ en büyük kuşa kadar bütün onların rızıklarını yetiştiren rahmetinin hadsiz vüs’atine ve herbiri emirber nefer gibi vazife-i fıtriyesini yapmak ve zemin yüzü her baharda, güz mevsiminde terhis edilenler yerinde yeniden taht-ı silâha alınmış bir orduya ordugâh olmak cihetiyle, hâkimiyetinin nihayetsiz genişliğine kat’î delâlet ederler.

    Hem nasıl ki hayvanâttan herbirisi kâinatın bir küçük nüshası ve bir misal-i musağğarı hükmünde gayet derin bir ilim ve gayet dakik bir hikmetle, karışık eczaları karıştırmayarak ve bütün hayvanların ayrı ayrı suretlerini şaşırmayarak hatasız, sehivsiz, noksansız yapılmalarıyla, ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin herşeye şümulüne, adetlerince işaretler ederler. Öyle de, herbiri birer mucize-i san’at ve birer harika-i hikmet olacak kadar san’atlı ve güzel yapılmasıyla, çok sevdiğin ve teşhirini istediğin san’at-ı Rabbâniyenin kemâl-i hüsnüne ve gayet





    San’at-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye edip idaresi altında bulunduran Allah’ın san’atı cenub: güney
    cereyan: akım, hareket cihet: şekil, yön
    cilve: görünme, yansıma dakik: ince, derin
    delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek derece-i azamet: büyüklük derecesi
    derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi ecza: cüzler, parçalar
    efrad: fertler, bireyler ehadiyet: her bir varlıkta görünen birlik tecellisi
    emirber: emre hazır envâ: neviler, türler
    garb: batı hadsiz: sınırsız
    harika-i hikmet: hikmetin harikalığı hayvanat: hayvanlar
    hikmet: ilim, yüksek bilgi hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    iaşe: besleme icad: var etme, yaratma
    ihata: içine alma, kapsama intizam: düzen, tertip
    ittifak: birleşme, birlik ittihad: birleşme, birlik
    kemâl-i hüsün: mükemmel güzellik keyfiyet: durum, nitelik, özellik
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    misal-i musaggar: küçültülmüş örnek muntazam: düzenli, intizamlı
    musahhariyet: boyun eğmişlik mu’cize-i san’at: san’at mu’cizesi
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek nefer: asker, er
    nev’i: tür, cins nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    ordugâh: ordu yeri rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi sehivsiz: hatasız
    sikke-i fıtrat: yaratılış mührü sikke-i hikmet: hikmet mührü
    sima: yüz suret: şekil
    taht-ı silâh: silâh altı talimat: bildiriler, emirler
    terhis etmek: vazifeye son vermek teçhiz: cihazlanma, donanma
    teşhir: ilan etme, duyurma umum: bütün, genel
    vahdet: birlik vahdet-i cinsiye: cins birliği
    vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev vâhidiyet: birlik
    vüs’at: genişlik zemin: yer
    şark: doğu şehadet: şahidlik, tanıklık
    şimal: kuzey şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 656

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>derecede güzelliğine işaret ve herbirisi, hususan yavrular, gayet nazdar, nâzenin bir surette beslenmeleriyle ve heveslerinin ve arzularının tatmini cihetiyle, Senin inayetinin gayet şirin cemâline hadsiz işaretler ederler.

    Ey Rahmânürrahîm, ey Sâdıku’l-Va’di’l-Emîn, ey Mâlik-i Yevmiddîn,


    Senin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmının tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin irşadıyla anladım ki:

    Madem kâinatın en müntehap neticesi hayattır. Ve hayatın en müntehap hülâsası ruhtur. Ve zîruhun en müntehap kısmı zîşuurdur. Ve zîşuurun en camii insandır. Ve bütün kâinat ise hayata musahhardır ve onun için çalışıyor. Ve zîhayatlar zîruhlara musahhardır; onlar için dünyaya gönderiliyorlar. Ve zîruhlar insanlara musahhardır; onlara yardım ediyorlar. Ve insanlar fıtraten Hâlıkını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir. Ve insanın istidadı ve cihazat-ı mâneviyesi, başka bir bâki âleme ve ebedî bir hayata bakıyor. Ve insanın kalbi ve şuuru, bütün kuvvetiyle beka istiyor ve lisanı, hadsiz dualarıyla beka için Hâlıkına yalvarıyor. Elbette ve herhalde, o çok seven ve sevilen ve mahbub ve muhib olan insanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir.

    Belki, başka bir ebedî âlemde mes’udâne yaşaması hikmetiyle, bu dünyada çalışmak ve onu kazanmak için gönderilmiştir. Ve insana tecellî eden isimlerin, bu fâni ve kısa hayattaki cilveleriyle âlem-i bekada onların ayinesi olan insanların, ebedî cilvelerine mazhar olacaklarına işaret ederler.

    Evet, ebedînin sâdık dostu ebedî olacak. Ve bâkinin âyine-i zîşuuru bâki olmak lâzım gelir.

    Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml’i




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Mâlik-i Yevmiddîn: kıyamet gününün sahibi olan Allah
    Neml: Süleyman’ın (a.s.) karıncası Rahmânü’r-Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sâdıku’l-Va’di’l-emîn: vaad ve sözünde mutlaka duran Allah; vaadinin doğruluğundan emin olunan Allah
    adâvet: düşmanlık bekà: devamlılık, kalıcılık
    bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz camii: toplayıcı, kapsamlı
    cemâl: güzellik cihet: şekil, yön
    cihâzât-ı mâneviye: mânevî donanım, cihazlar cilve: görünme, yansıma
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz fâni: geçici, yok olucu
    fıtraten: yaratılış itibariyle hadsiz: sayısız, sınırsız
    hikmet: gaye hususan: özellikle
    hüdhüd-ü Süleymânî: Hz. Süleyman’ın haberleşme vasıtası olarak kullandığı kuş hülâsa: özet
    inayet: yardım, iyilik, bağış irşad: doğru yolu gösterme
    istidad: yetenek, kabiliyet kàbil: mümkün
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar lisan: dil
    mahbub: sevgili mazhar olmak: erişmek, nail olmak
    mes’udâne: mutlu bir şekilde muhabbet: sevgi
    muhib: Allah’ı seven musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
    müntehap: seçilmiş nazdar: nazlı
    nâzenin: ince, nâzik sadık: doğru, dürüst
    suret: şekil talim: öğretme, eğitme
    tecellî eden: yansıyan zîhayat: canlı, hayat sahibi
    zîruh: ruh sahibi zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    âlem-i beka: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi âyine: ayna
    âyine-i zîşuur: bilinçli varlıkların aynası şuur: bilinç, anlayış


    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 657

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir nev’in, arasıra istimâl için bir tek cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza ederler.

    Ey Kàdir-i Kayyûm,

    Bütün zîhayat, zîruh, zîşuur, senin mülkünde, yalnız Senin kuvvet ve kudretinle ve ancak Senin irade ve tedbirlerinle ve rahmet ve hikmetinle, rububiyetinin emirlerine teshir ve fıtrî vazifelerle tavzif edilmişler. Ve bir kısmı, insanın kuvveti ve galebesi için değil, belki fıtraten insanın zaafı ve aczi için rahmet tarafından ona musahhar olmuşlar. Ve lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile Sânilerini ve Mâbudlarını kusurdan, şerikten takdis ve nimetlerine şükür ve hamd ederek, herbiri ibadet-i mahsusasını yapıyorlar.

    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından perdelenmiş olan Zât-ı Akdes,

    Bütün zîruhların tesbihatıyla seni takdis etmek, niyet edip

    سُبْحَانَكَ يَا مَنْ جَعَلَ مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ 1
    diyorum.

    Yâ Rabbe’l-Âlemîn, yâ İlâhe’l-Evvelîne ve’l-Âhirin, yâ Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn,

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve iman ettim ki:


    Not
    Dipnot-1 “Ey su ile herşeyi canlandıran Zât-ı Akdes, Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim.”





    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    Kàdir-i Kayyûm: Ezelden ebede kadar var olan sonsuz kudret sahibi, Allah Mâbud: kendisine ibadet edilen Allah
    Nâka-i Salih: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)] Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn: göğün ve yerin Rabbî, Allah
    Rabbü’l-Âlemin: âlemlerin Rabbi, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve noksandan yüce olan Zât, Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük azamet-i kibriyâ: büyüklüğün varlıkları kuşatması
    bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz efrad-ı mahsusa: özel fertler
    fıtraten: yaratılış itibariyle fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hakikat: gerçek mahiyet, asıl ve esas hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak
    hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma; ilim, yüksek bilgi ibadet-i mahsusa: kendine özgü ibadet
    iktiza etmek: gerektirmek irade: dileme, tercih
    istimâl: kullanma kelb-i Ashâb-ı Kehf: (bk. bilgiler)
    kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı lisan-ı hal: hal dili
    lisan-ı kàl: söz ile anlatım musahhar olmak: boyun eğmek
    nev’: tür, cins rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rivâyât-ı sahîha: Peygamberimizden dosdoğru olarak, sahih olarak nakledilmiş rivâyetler, sözler rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    takdis etmek: kutsamak, Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek talim: öğretme, eğitme
    tavzif etmek: vazifelendirmek tedbir: idare etme, çekip çevirme
    tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler teshir: emir altında tutma
    zaaf: zayıflık, güçsüzlük zîhayat: canlı, hayat sahibi
    zîruh: ruh sahibi zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    İlâhe’l-Evvelîne ve’l-Âhirin: başlangıç ve sonun ilâhı, Allah şerik: ortak
    şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme


    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 658

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Nasıl sema, feza, arz, ber ve bahr, şecer, nebat, hayvan, efradıyla, eczasıyla, zerrâtıyla seni biliyorlar, tanıyorlar ve varlığına ve birliğine şehadet ve delâlet ve işaret ediyorlar. Öyle de, kâinatın hülâsası olan zîhayat ve zîhayatın hülâsası olan insan ve insanın hülâsası olan enbiya, evliya, asfiyanın hülâsası olan kalblerinin ve akıllarının müşahedat ve keşfiyat ve ilhamat ve istihracatla yüzer icma ve yüzer tevatür kuvvetinde bir kat’iyetle, Senin vücub-u vücuduna ve Senin vahdâniyet ve ehadiyetine şehadet edip ihbar ediyorlar, mucizat ve kerâmât ve yakînî burhanlarıyla haberlerini isbat ediyorlar.

    Evet, kalblerde, perde-i gaybda ihtar edici bir Zâta bakan hiç bir hâtırat-ı gaybiye ve ilham edici bir Zâta baktıran hiç bir ilhâmât-ı sâdıka; ve hakkalyakîn sûretinde sıfât-ı kudsiye ve Esmâ-i Hüsnânı keşfeden hiçbir itikad-ı yakîne; ve enbiya ve evliyada, bir Vâcibü’l-Vücudun envârını aynelyakîn ile müşahede eden hiçbir nuranî kalp; ve asfiya ve sıddîkînde, bir Hâlık-ı Küllî Şey’în âyât-ı vücubunu ve berâhin-i vahdetini ilmelyakîn ile tasdik eden, ispat eden hiçbir münevver akıl yoktur ki, Senin vücub-u vücuduna ve sıfât-ı kudsiyene ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve Esmâ-i Hüsnâna şehadet etmesin, delâleti bulunmasın ve işareti olmasın.

    Ve bilhassa, bütün enbiya ve evliya ve asfiya ve sıddîkînin imamı ve reisi ve hülâsası olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ihbarını tasdik eden hiçbir





    Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Esmâ-i Hüsna: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
    Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    arz: dünya asfiya: Hz. Peygamber yolundan giden ilim ve takvâ sahibi hâlis kullar
    aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme bahr: deniz
    ber: kara berâhin-i vahdet: birlik delilleri
    bilhassa: özellikle burhan: güçlü delil
    delâlet: delil olma, işaret etme ecza: cüzler, parçalar
    efrad: fertler, bireyler ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
    enbiya: nebiler, peygamberler envâr: nurlar, ışıklar
    evliya: veliler, Allah dostları feza: uzay
    hakkalyakîn: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme hâtırat-ı gaybiye: gaybtan gelen hatıralar, mânevî bilgiler
    hülâsa: özet icmâ: fikir birliği
    ihbar etmek: haber vermek ihtar: hatırlatma, ikaz
    ilham: kalbe gelme, gönüle doğma ilhamat: ilhamlar
    ilhâmât-ı sâdıka: doğru ilhamlar ilmelyakîn: ilmî bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme
    istihracat: çıkarmalar itikad-ı yakîn: şüphesiz ve kesin olarak bilme
    kat’iyet: kesinlik kerâmât: kerametler
    keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme
    kâinat: evren mu’cizât: insanların yapmada âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere verilen olağanüstü hâl ve hareketler
    münevver: aydın, aydınlanmış müşahedat: gözlemler
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek nebat: bitki
    perde-i gayb: mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde sema: gök
    suret: tarz, biçim sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere çok sâdık olanlar
    sıfât-ı kudsiye: kutsal sıfatlar, kusursuz özellikler tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak
    tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber vahdet: Allah’ın birliği
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması yakînî: kesin, şüphesiz
    zerrât: zerreler zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âyât-ı vücub: varlığı vacip ve mutlaka gerekli olan Allah’ın âyetleri, delilleri şecer: ağaç
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek


    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Münâcat - Sayfa 659

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>mu’cizat-ı bâhiresi ve hakkaniyetini gösteren hiç bir hakikat-i aliyesi ve bütün mukaddes ve hakikatli kitapların hülâsatü’l-hülâsası olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hiçbir âyet-i tevhidiye-i katıası ve mesâil-i imaniyeden hiçbir mesele-i kudsiyesi yoktur ki, Senin vücûb-u vücûduna ve kudsî sıfatlarına ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve esmâ ve sıfâtına şehadet etmesin ve delâleti olmasın ve işareti bulunmasın.

    Hem nasıl ki bütün o yüz binler muhbir-i sâdıklar, mucizatlarına ve keramâtlarına ve hüccetlerine istinad ederek, Senin varlığına ve birliğine şehadet ederler. Öyle de, herşeye muhit olan Arş-ı Âzamın külliyat-ı umurunu idareden, tâ kalbin gayet gizli ve cüz’î hâtırâtını ve arzularını ve dualarını bilmek ve işitmek ve idare etmeye kadar cereyan eden rububiyetinin derece-i haşmetini ve gözümüz önünde hadsiz muhtelif eşyayı birden icad eden, hiçbir fiil bir fiile, bir iş bir işe mâni olmadan, en büyük bir şeyi en küçük bir sinek gibi kolayca yapan kudretinin derece-i azametini, icmâ ile, ittifak ile ilân ve ihbar ve ispat ediyorlar.

    Hem nasıl ki, bu kâinatı, zîruha, hususan insana mükemmel bir saray hükmüne getiren ve Cenneti ve saadet-i ebediyeyi cin ve inse ihzar eden ve en küçük bir zîhayatı unutmayan ve en âciz bir kalbin tatminine ve taltifine çalışan rahmetinin hadsiz genişliğini ve zerrattan tâ seyyarata kadar bütün envâ-ı mahlûkatı emirlerine itaat ettiren ve teshir ve tavzif eden hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atini haber vererek, mucizat ve hüccetleriyle isbat ederler. Öyle de, kâinatı, eczaları adedince risaleler içinde bulunan bir kitab-ı kebir hükmüne getiren ve





    Arş-ı Âzam: Cenâb-ı Hakkın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
    Muhbir-i Sadık: doğru sözlü haber verici Peygamber Efendimiz (a.s.m.) cereyan etmek: meydana gelmek
    cin ve ins: cinler ve insanlar cüz’î: ferdî, küçük
    delâlet: delil olma, işaret etme derece-i azamet: büyüklük derecesi
    derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi ecza: cüzler, parçalar
    ehadiyet: her bir varlıkta görünen birlik tecellisi envâ-ı mahlûkat: bütün yaratılmış varlık türleri
    esmâ: isimler eşya: şeyler, varlıklar
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: asıl, esas
    hakikat-i aliye: yüksek, yüce gerçekler hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik
    hususan: özellikle hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık
    hâtırat: hâtıralar, anılar hüccet: sarsılmaz delil
    hülâsatü’l-hülâsa: özetin özeti icad etmek: yaratmak, var etmek
    icmâ: fikir birliği ihbar: haber verme
    ihzar etmek: hazırlamak istinad etmek: dayanmak
    ittifak: birleşme, fikir birliği keramât: kerametler
    kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    külliyat-ı umur: işlerin tamamı, bütünü mesele-i kudsiyesi: kutsal mesele
    mesâil-i imâniye: imanî meseleler muhit: kuşatıcı
    muhtelif: çeşit çeşit mukaddes: kutsal
    mu’cizat-ı bâhire: ap açık mu’cizeler mu’cizât: mu’cizeler
    mâni olmak: engel olmak nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet risale: mektup, küçük çaplı kitap
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    seyyarat: gezegenler sıfât: nitelikler, özellikler
    taltif: iyilik ve güzellikle muamele etme tavzif etmek: görevlendirmek
    teshir: emir altında tutma vahdet: birlik
    vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir nedene ihtiyacının olmaması vüs’at: genişlik
    zerrat: zerreler, atomlar zîhayat: canlı, hayat sahibi
    zîruh: ruh sahibi âciz: güçsüz, zayıf
    âyet-i tevhidiye-i katıa: Allah’ın birliğini gösteren kesin âyet, delil şehadet etmek: şahitlik etmek


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •