Sayfa 8/9 İlkİlk ... 456789 SonSon
84 sonuçtan 71 ile 80 arası

  1. #71
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 625

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>kudsiye o hayat-ı akdeste var ki, o şuûnât böyle hadsiz faaliyetle ve nihayetsiz bir hallâkıyetle kâinatı daima tazelendiriyor, çalkalandırıyor, değiştiriyor.

    Sırr-ı kayyûmiyete bakan hadsiz faaliyet-i İlâhiyedeki hikmetin ikinci şubesi: Esmâ-i İlâhiyeye bakar. Malûmdur ki, herbir cemal sahibi, kendi cemâlini görmek ve göstermek ister. Herbir hüner sahibi, kendi hünerini teşhir ve ilân etmekle nazar-ı dikkati celb etmek ister ve sever. Ve hüneri gizli kalmış bir güzel hakikat ve güzel bir mânâ, meydana çıkmak ve müşterileri bulmak ister ve sever.

    Madem bu esaslı kaideler, herşeyde derecesine göre cereyan ediyor; elbette Cemîl-i Mutlak olan Zât-ı Kayyûm-u Zülcelâlin bin bir Esmâ-i Hüsnâsından herbir ismin, kâinatın şehadetiyle ve cilvelerinin delâletiyle ve nakışlarının işaretiyle, herbirisinin herbir mertebesinde hakikî bir hüsün, hakikî bir kemal, hakikî bir cemal ve gayet güzel bir hakikat, belki herbir ismin herbir mertebesinde hadsiz envâ-ı hüsünle hadsiz hakaik-i cemîle vardır.

    Madem bu esmânın kudsî cemallerini irâe eden âyineleri ve güzel nakışlarını gösteren levhaları ve güzel hakikatlerini ifade eden sayfaları bu mevcudattır ve bu kâinattır. Elbette o daimî ve bâki esmâ, hadsiz cilvelerini ve nihayetsiz mânidar nakışlarını ve kitaplarını, hem müsemmâları olan Zât-ı Kayyûm-u Zülcelâlin nazar-ı müşahedesine, hem hadd ü hesaba gelmeyen zîruh ve zîşuur mahlûkatın nazar-ı mütalâasına göstermek ve nihayetli, mahdut birşeyden nihayetsiz levhaları ve birtek şahıstan pek çok şahısları ve bir hakikatten pek kesretli hakikatleri göstermek için, o aşk-ı mukaddes-i İlâhîye istinaden ve o sırr-ı kayyûmiyete binaen, kâinatı umumen ve mütemadiyen cilveleriyle tazelendiriyorlar, değiştiriyorlar.




    Cemîl-i Mutlak: sınırsız güzellik sahibi Allah Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri
    Esmâ-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz güzellikte ve mükemmellikteki isimleri Kayyûm-u Zât-ı Zülcelâl/Zât-ı Kayyûm-u Zülcelâl: herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve haşmet sahibi Zât, Allah
    aşk-ı mukaddes-i İlâhîye: Cenâb-ı Hakkın zâtına mahsus mukaddes sevgisi binaen: dayanarak
    bâki: devamlı olan, sonsuz celb etmek: çekmek
    cemâl: güzellik cereyan etmek: meydana gelmek
    cilve: görünme, yansıma daimî: devamlı, sürekli
    delâlet: delil olma envâ-ı hüsün: güzellik çeşitleri
    esaslı: köklü esmâ: Allah’ın isimleri
    faaliyet-i İlâhiye: Allah’ın varlık âleminde gerçekleştirdiği faaliyetler hadd ü hesaba gelmemek: sınırsız ve hesapsız olmak
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakaik-i cemîle: güzel hakikatler, gerçekler
    hakikat: doğru gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hallâkıyet: yaratıcılık hayat-ı akdes: Cenâb-ı Hakkın Zâtına mahsus, her türlü noksanlıktan mukaddes hayatı
    hikmet: sebep, ince sır hüsün: güzellik
    irâe etmek: göstermek istinaden: dayanarak
    kaide: kural, prensip kemâl: mükemellik, olgunluk
    kesretli: çok sayıda kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak
    kâinat: evren mahdut: sınırlı
    mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar malûm: bilinen
    mertebe: derece, makam mevcudat: varlıklar
    mânidar: mânâlı, anlamlı müsemmâ: ismin gerçek sahibi
    mütemadiyen: sürekli olarak nakış: işleme, süsleme
    nazar-ı dikkat: dikkatli bakış nazar-ı mütalâa: dikkatlice bakıp anlamaya çalışmak
    nazar-ı müşahede: göz önünde, göze görünecek şekilde nihayet: son
    sırr-ı kayyûmiyet: Allah’ın her zaman ve her yerde olması ve bütün varlıkları ayakta tutmasında gizli olan sır teşhir etmek: sergilemek
    umumen: bütünüyle zîruh: ruh sahibi
    zîşuur: şuur sahibi şehadet: şahidlik yapma
    şuûnât: temel özellikler şuûnât-ı kudsiye: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal nitelikler


    Yazar : Risale Forum

  2. #72
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 626

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>DÖRDÜNCÜ ŞUA

    Kâinattaki hayretnümâ faaliyet-i daimenin hikmetinin üçüncü şubesi şudur ki: Herbir merhamet sahibi, başkasını memnun etmekten mesrur olur. Herbir şefkat sahibi, başkasını mesrur etmekten memnun olur. Herbir muhabbet sahibi, sevindirmeye lâyık mahlûkları sevindirmekle sevinir. Herbir âlicenap zat, başkasını mes’ut etmekle lezzet alır. Herbir âdil zat, ihkak-ı hak etmek ve müstehaklara ceza vermekte hukuk sahiplerini minnettar etmekle keyiflenir. Hüner sahibi herbir san’atkâr, san’atını teşhir etmekle ve san’atının tasavvur ettiği tarzda işlemesiyle ve istediği neticeleri vermesiyle iftihar eder.

    İşte bu mezkûr düsturların herbiri birer kaide-i esasiyedir ki, kâinatta ve âlem‑i insaniyette cereyan ediyorlar. Bu kaidelerin esmâ-i İlâhiyede cereyan ettiklerini gösteren üç misal, Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfında izah edilmiştir. Bir hülâsası bu makamda yazılması münasip olduğundan, deriz:

    Nasıl ki, mesela gayet merhametli, sehâvetli, gayet kerîm, âlicenap bir zat, fıtratındaki âli seciyelerin muktezasıyla, büyük bir seyahat gemisine, çok muhtaç ve fakir insanları bindirip, gayet mükemmel ziyafetlerle, ikramlarla o muhtaç fakirleri memnun ederek, denizlerde, arzın etrafında gezdirir. Ve kendisi de, onların üstünde, onları mesrurâne temâşâ ederek, o muhtaçların minnettarlıklarından lezzet alır ve onların telezzüzlerinden mesrur olur ve onların keyiflerinden sevinir, iftihar eder.

    Madem böyle bir tevziat memuru hükmünde olan bir insan, böyle cüz’î bir ziyafet vermekten bu derece memnun ve mesrur olursa, elbette bütün hayvanları ve insanları ve hadsiz melekleri ve cinleri ve ruhları, bir sefine-i Rahmânî olan küre-i arz gemisine bindirerek, rû-yi zemini, envâ-ı mat’umatla ve bütün duyguların ezvak ve erzâkıyla doldurulmuş bir sofra-i Rabbâniye şeklinde onlara açmak ve o muhtaç ve müteşekkir ve minnettar ve mesrur mahlûkatını aktâr-ı kâinatta





    aktâr-ı kâinat: kâinatın her tarafı arz: yer, dünya
    cereyan etmek: geçerli olmak cüz’î: ferdî, sınırlı
    düstur: kural envâ-ı mat’umat: yiyecek çeşitleri
    erzâk: gıda maddeleri esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    ezvak: zevkler faaliyet-i daime: sürekli çalışma
    fıtrat: yaratılış, mizaç hadsiz: sayısız
    hayretnümâ: hayret verici, şaşırtıcı hikmet: fayda, gaye
    hukuk: haklar hülâsa: özet, öz
    hüner: beceri iftihar etmek: övünmek
    ihkak-ı hak: hak sahibine hakkını verme ikram: bağış, ihsan
    izah etmek: açıklamak kaide: düstur, prensip
    kaide-i esasiye: temel kural kerîm: cömertlik ve ikram sahibi
    kâinat: evren küre-i arz: yerküre, dünya
    mahlûk: varlık mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar
    makam: yer, konum merhamet: acıma, şefkat
    mesrur: sevinçli mesrurâne: sevinçli bir şekilde
    mes’ut: mutlu mevkıf: bölüm, kısım
    mezkûr: adı geçen minnettar olmak: minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek
    misal: örnek muhabbet: sevgi
    mukteza: bir şeyin gereği mükemmel: kusursuz
    münasip: uygun müstehak: hak etmiş, layık
    müteşekkir: şükreden netice: sonuç
    rû-yi zemin: yeryüzü seciye: karakter, üstün özellik
    sefine-i Rahmânî: Allah’ın sonsuz şefkatinin sergilendiği gemi sehâvetli: cömert
    seyahat: yolculuk sofra-i Rabbâni: herşeyin Rabbi olan Allah’ın kulları için hazırladığı sofra
    tarz: biçim, şekil tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek
    telezzüz: lezzet alma temâşâ etmek: bakmak, seyretmek
    tevziat: dağıtım teşhir etmek: sergilemek
    âdil: adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah âlem-i insaniyet: insanlık âlemi
    âli: yüce âlicenap: yüksek ahlâklı, şerefli
    şuâ: ışık, ışın


    Yazar : Risale Forum

  3. #73
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 627

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>seyahat ettirmekle ve bu dünyada bu kadar ikramlarla onları mesrur etmekle beraber, dâr-ı bekàda, Cennetlerinden herbirini ziyafet-i daime için birer sofra yapan Zât-ı Hayy-ı Kayyûma ait olarak, o mahlûkatın teşekkürlerinden ve minnettarlıklarından ve mesruriyetlerinden ve sevinçlerinden gelen ve tabirinde âciz olduğumuz ve mezun olmadığımız şuûnât-ı İlâhiyeyi “memnuniyet-i mukaddese,” “iftihar-ı kudsî” ve “lezzet-i mukaddese” gibi isimlerle işaret edilen maânî-i rububiyettir ki, bu daimî faaliyeti ve mütemâdi hallâkıyeti iktiza eder.

    Hem meselâ bir mahir san’atkâr, plâksız bir fonoğraf yapsa, o fonoğraf istediği gibi konuşsa, işlese, san’atkârı ne kadar müftehir olur, mütelezziz olur, kendi kendine “Maşaallah” der.

    Madem icadsız ve sûrî bir küçük san’at, san’atkârının ruhunda bu derece bir iftihar, bir memnuniyet hissi uyandırırsa, elbette bu mevcudatın Sâni-i Hakîmi, kâinatın mecmuunu, hadsiz nağmelerin envâıyla sadâ veren ve ses verip tesbih eden ve zikredip konuşan bir musiki-i İlâhiye ve bir fabrika-i acibe yapmakla beraber; kâinatın herbir nev’ini, herbir âlemini ayrı bir san’atla ve ayrı san’at mucizeleriyle göstererek zîhayatların kafalarında bir fonoğraf, bir fotoğraf, birer telgraf gibi çok makineleri, hattâ en küçük bir kafada dahi, yapmakla beraber; herbir insan kafasına, değil yalnız plâksız fonoğraf, birer âyinesiz fotoğraf, bir telsiz telgraf, belki bunlardan yirmi defa daha harika, her insanın kafasında öyle bir makineyi yapmaktan ve istediği tarzda işleyip neticeleri vermekten gelen iftihar-ı kudsî ve memnuniyet-i mukaddese gibi mânâları ve rububiyetin bu nev’inden olan ulvî şuûnâtı, elbette ve herhalde bu faaliyet-i daimeyi istilzam eder.

    Hem meselâ, bir hükümdar-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zalimlerden




    Sâni-i Hakîm
    : herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah




    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm
    : her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah
    daimî: devamlı, sürekli dâr-ı beka: sonsuzluk âlemi, âhiret
    envâ: türler faaliyet-i daime: sürekli çalışma
    fabrika-i acibe: hayret verici, şaşılacak fabrika fonoğraf: gramofonun ilk şekli, ses cihazı
    hadsiz: sayısız, sınırsız hallâkıyet: yaratıcılık
    hükümdar-ı âdil: adaletli hükümdar icadsız: bir şey ortaya koymayan
    iftihar: övünmek iftihar-ı kudsî: her türlü eksik ve çirkinlikten yüce sevinç ve övünme
    ihkak-ı hak: hak sahibine hakkını verme ikram: bağış, ihsan
    iktiza etmek: gerektirmek istilzam etmek: gerektirmek
    kâinat: evren lezzet-i mukaddese: mukaddes lezzet; her türlü kusur ve noksandan yüce bir lezzet
    mahir: maharetli, becerikli mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar
    mazlum: zulme uğrayan maânî-i rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin ifadeleri
    maşaallah: “Allah dilemiş ve ne güzel yapmış” mecmu: birşeyin tamamı
    memnuniyet-i mukaddese: mukaddes memnuniyet; her türlü kusur ve noksandan uzak bir memnuniyet mesrur: sevinçli
    mesruriyet: sevinç mevcudat: varlıklar
    me’zun: izinli minnettarlık: minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek
    musiki-i İlâhî: İlâhî müzik mu’cize: Allah tarafından yaratılan ve insanların bir benzerini yapmaktan aciz oldukları şey
    müftehir olmak: iftihar etmek, övünmek mütelezziz: lezzet alan
    mütemâdi: sürekli nağme: ahenk, güzel ses
    netice: sonuç nev’i: çeşit
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi sadâ: ses
    sûrî: görünüşte, şeklen tabir: açıklama, yorumlama
    tarz: biçim, şekil tesbih etmek: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak
    ulvî: yüce zalim: acımasız ve haksız davranan
    zikretmek: Allah’ı anmak ziyafet-i daime: sürekli ziyafet
    zîhayat: canlı âciz: güçsüz
    âlem: dünya, evren şuûnât-ı İlâhiye/şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait nitelikler


    Yazar : Risale Forum

  4. #74
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 628

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>almakla ve fakirleri kavîlerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstehak olduğu hakkı vermekle lezzet alması, iftihar etmesi, memnun olması, hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan, elbette Hâkim-i Hakîm, Adl-i Âdil olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun bütün mahlûkatına, hususan zîhayatlara “hukuk-u hayat” tabir edilen şerâit-i hayatiyeyi vermekle; ve hayatlarını muhafaza için onlara cihazat ihsan etmekle; ve zayıfları kavîlerin şerrinden rahîmâne himaye etmekle; ve umum zîhayatlarda, bu dünyada ihkak-ı hak etmek nev’i tamamen ve haksızlara ceza vermek nev’i ise kısmen sırr-ı adaletin icrasından olmakla; ve bilhassa Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirde adalet-i ekberin tecellîsinden hâsıl olan ve tabirinde âciz olduğumuz şuûnât-ı Rabbâniye ve maânî-i kudsiyedir ki, kâinatta bu faaliyet-i daimeyi iktiza ediyor.

    İşte bu üç misal gibi, Esmâ-i Hüsnânın umumunda, herbirisi bu faaliyet-i daimede böyle kudsî bazı şuûnât-ı İlâhiyeye medar olduklarından, hallâkıyet-i daimeyi iktiza ederler.

    Hem madem her kabiliyet, herbir istidat, inbisat ve inkişaf edip semere vermekle bir ferahlık, bir genişlik, bir lezzet verir. Hem madem her vazifedar, vazifesini yapmak ve bitirmekle, vazifesinden terhisinde büyük bir rahatlık, bir memnuniyet hisseder. Ve madem birtek tohumdan birçok meyveleri almak ve bir dirhemden yüz dirhem kâr kazanmak, sahiplerine çok sevinçli bir hâlettir, bir ticarettir. Elbette, bütün mahlûkattaki hadsiz istidatları inkişaf ettiren ve bütün mahlûkatını kıymettar vazifelerde istihdam ettikten sonra terakkivâri terhis ettiren, yani, unsurları madenler mertebesine, madenleri nebatlar hayatına, nebatları





    Adl-i Âdil: her zaman adaletle hükmeden adalet sahibi Allah Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri
    Hâkim-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve herşeye hükmeden Allah Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşir: haşir meydanında kurulacak olan büyük mahkeme
    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi
    adalet-i ekber: en büyük adalet bilhassa: özellikle
    cihazat: cihazlar, âletler dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gram ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    faaliyet-i daime: sürekli çalışma hadsiz: sayısız, sınırsız
    hallâkıyet-i daime: sürekli yaratıcılık himaye etmek: korumak
    hukuk-u hayat: hayat hakkı hususan: bilhassa, özellikle
    hâlet: durum, hâl hâsıl olan: meydana gelen
    icra: yerine getirme iftihar etmek: övünmek
    ihkak-ı hak: hak sahibine hakkını verme ihsan etmek: bağışlamak, sunmak
    iktiza etmek: gerektirmek inbisat etmek: genişlemek, yayılmak
    inkişaf etmek: açığa çıkmak istidat: kabiliyet
    istihdam etmek: çalıştırmak kaide-i esasiye: temel kural
    kavî: güçlü, kuvvetli kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kâinat: evren kıymettar: değerli
    mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar maânî-i kudsiye: kutsal anlamlar
    medar: dayanak noktası, kaynak mertebe: derece, makam
    misal: örnek muhafaza etmek: korumak
    müstehak: hak etmiş, lâyık nebat: bitki
    nev’: çeşit, tür rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde
    semere: meyve, netice sırr-ı adalet: adalet sırrı
    tabir: ifade tecellî: görünüm, yansıma
    terakkivâri: gelişme ve ilerleme şeklinde terhis etmek: göreve son vermek, serbest bırakmak
    umum: bütün, genel unsur: madde, element
    vazifedar: görevli zîhayat: canlı
    âciz: güçsüz şer: kötülük
    şerâit-i hayatiye: hayat şartları şuûnât-ı Rabbâniye: bütün varlıkların Rabbi olan Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zât’a ait nitelikler
    şuûnât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait nitelikler

    Yazar : Risale Forum

  5. #75
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 629

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>rızık vasıtasıyla hayvanların derece-i hayatına ve hayvanları, insanların şuurkârâne olan yüksek hayatına çıkarıyor.

    İşte, herbir zîhayatın zâhirî bir vücudunun zevâliyle (Yirmi Dördüncü Mektupta izah edildiği gibi) ruhu, mahiyeti, hüviyeti, sureti ve misalî vücutları ve ilmî ve gaybî mevcudiyetleri ve cesed-i necmîsi ve gılaf-ı ruhu gibi kendinden alınmış pek çok vücutlarını arkasında bırakıp ve yerinde vazife başına geçiren faaliyet-i daime ve hallâkıyet-i Rabbâniyeden neş’et eden maânî-i kudsiyenin ve rububiyet-i İlâhiyenin ne kadar ehemmiyetli oldukları anlaşılır.

    Mühim bir suale kat’î bir cevap: Ehl-i dalâletten bir kısmı diyorlar ki: “Kâinatı bir faaliyet-i daime ile tağyir ve tebdil eden zâtın, elbette kendisinin de mütegayyir ve mütehavvil olması lâzım gelir.”

    Elcevap: Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Yerdeki âyinelerin tagayyürü, gökteki güneşin tagayyürünü değil, bilâkis, cilvelerinin tazelendiğini gösterir. Hem ezelî, ebedî, sermedî, her cihetçe kemâl-i mutlakta ve istiğnâ-yı mutlakta, maddeden mücerred, mekândan, kayıttan, imkândan münezzeh, müberrâ, muallâ olan bir Zât-ı Akdesin tagayyürü ve tebeddülü muhaldir. Kâinatın tagayyürü Onun tagayyürüne değil, belki adem-i tagayyürüne ve gayr-ı mütehavvil olduğuna delildir. Çünkü müteaddit şeyleri intizamla daimî tağyir ve tahrik eden bir zat, mütegayyir olmamak ve hareket etmemek lâzım gelir. Meselâ, sen çok iplerle bağlı çok gülleleri ve topları çevirdiğin ve daimî intizamla tahrik edip vaziyetler verdiğin vakit, senin, yerinde durup tegayyür ve hareket etmemekliğin gerektir. Yoksa o intizamı bozacaksın. Meşhurdur ki, intizamla tahrik eden hareket etmemek ve devamla tağyir eden mütegayyir olmamak gerektir—tâ ki o iş intizamla devam etsin.




    Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah adem-i tagayyür: asla değişmeme
    bilâkis: tersine cesed-i necmî: yıldız gibi nurlu beden
    cihet: taraf, yön cilve: görünme, yansıma
    daimî: devamlı, sürekli derece-i hayat: hayat derecesi
    ebedî: sonsuz ehemmiyetli: önemli
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler ezelî: başlangıcı olmayan
    faaliyet-i daime: sürekli çalışma gaybî: bilinmeyen, gayba ait olan
    gayr-ı mütehavvil: değişken olmayan gılaf-ı ruh: ruhun kılıfı ( bk. r-v-h)
    hallâkıyet-i Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın yaratıcılığı hâşâ: asla öyle değil
    hüviyet: kimlik ilmî: ilimle ilgili, bilimsel
    imkân: varlığı ve yokluğu ihtimal dairesinde olan intizam: disiplin, düzen
    istiğnâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik izah etmek: açıklamak
    kat’î: kesin kayıt: sınırlayıcı
    kemâl-i mutlak: sınırsız mükemmellik kâinat: evren
    mahiyet: nitelik, özellik maânî-i kudsiye: kutsal anlamlar
    mekân: yer mevcudiyet: var olma hali
    meşhur: çok tanınan misalî: yansıyan, görüntü halinde olan
    muallâ: yüce, yüksek muhal: imkansız
    müberrâ: arınmış, temiz mücerred: soyutlanmış
    mühim: önemli münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
    müteaddit: bir çok mütegayyir: değişen, başkalaşan
    mütehavvil: değişken, başka hâle dönüşen neş’et eden: kaynaklanan
    rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan hakimiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi rızık: yenen içilen şeyler
    sermedî: daimi, sürekli suret: biçim, görünüş
    tagayyür: başkalaşma, değişme tahrik etmek: harekete geçirmek
    tağyir etmek: değiştirmek tağyir ve tebdil eden: değiştirip dönüştüren
    tebeddül: değişme vasıtasıyla: aracılığıyla
    vaziyet: durum vücud: varlık
    zevâl: geçicilik, yokluk zâhirî: dış görünüşte olan
    zîhayat: canlı şuurkârâne: şuurlu bir şekilde, bilerek ve anlayarak


    Yazar : Risale Forum

  6. #76
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 630

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Saniyen: Tegayyür ve tebeddül, hudüsten ve tekemmül etmek için tazelenmekten ve ihtiyaçtan ve maddîlikten ve imkândan ileri geliyor. Zât-ı Akdes ise, hem kadîm, hem her cihetçe kemâl-i mutlakta, hem istiğnâ-yı mutlakta, hem maddeden mücerred, hem Vâcibü’l-Vücud olduğundan, elbette tegayyür ve tebeddülü muhaldir, mümkün değildir.

    BEŞİNCİ ŞUA

    İki Meseledir.

    BİRİNCİ MESELESİ: İsm-i Kayyûmun cilve-i âzamını görmek istersek, hayalimizi bütün kâinatı temâşâ edecek, biri en uzak şeyleri, diğeri en küçük zerreleri gösterecek iki dürbün yapıp, birinci dürbünle bakıyoruz, görüyoruz ki: İsm-i Kayyûmun cilvesiyle, küre-i arzdan bin defa büyük milyonlar küreler, yıldızlar, direksiz olarak, havadan daha lâtif olan madde-i esiriye içinde kısmen durdurulmuş, kısmen vazife için seyahat ettiriliyor.

    Sonra, o hayalin, hurdebinî olan ikinci dürbünüyle, küçük zerrâtı görecek bir suretle bakıyoruz. O sırr-ı kayyûmiyetle, zîhayat mahlûkat-ı arziyenin herbirinin zerrât-ı vücudiyeleri, yıldızlar gibi muntazam bir vaziyet alıp hareket ediyorlar ve vazifeler görüyorlar. Hususan zîhayatın kanındaki “küreyvât-ı hamrâ ve beyz┠tabir ettikleri, zerrelerden teşekkül eden küçücük kütleleri, seyyar yıldızlar gibi, Mevlevîvâri iki hareket-i muntazama ile hareket ediyorlar görüyoruz.

    Bir hülâsatü’l-hülâsa: HAŞİYE-1 İsm-i Âzamın altı ismi, ziyadaki yedi renk gibi imtizaç ederek teşkil ettikleri ziya-yı kudsiyeye bakmak için, bir hülâsanın zikri münasiptir. Şöyle ki:


    Not

    Haşiye-1 Otuzuncu Lem’anın altı risaleciğinin esası ve mevzuu ve İsm-i Âzam’ın sırrını taşıyan altı mukaddes isimlerin gayet kısa bir hülâsasıdır.






    Mevlevîvâri: Mevlânâ’nın dönerek zikreden müridleri gibi; Mevlevîler gibi dönerek Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
    Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah cihet: taraf, yön
    cilve: görünme, yansıma cilve-i âzam: en büyük yansıma
    esas: temel hareket-i muntazama: düzenli hareket
    haşiye: dipnot hudüs: sonradan meydana gelme
    hurdebinî: mikroskobik hususan: bilhassa, özellikle
    hülâsa: özet, öz hülâsatü’l-hülâsa: özetin özeti
    imtizaç: birbiriyle karışma, kaynaşma ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ifade eden ismi
    ism-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı istiğnâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik
    kadîm: varlığının başlangıcı olmayan kemâl-i mutlak: sınırsız, mükemmellik
    kâinat: evren küre-i arz: yerküre, dünya
    küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvar ve akyuvarlar lem’a: parıltı
    lâtif: şirin, berrak madde-i esiriye: kâinatı kapladığına inanılan esir ismindeki çok şeffaf madde
    mahlûkat-ı arziye: dünyadaki yaratıklar mevzu: bahis, konu
    muhal: imkansız mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak
    muntazam: düzenli mücerred: soyutlanmış
    münasip: uygun risalecik: kitapçık
    saniyen: ikinci olarak seyyar: gezici, dolaşan
    suret: biçim, görünüş sırr-ı kayyûmiyet: Allah’ın herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının sırrı, gücü
    tabir edilen: ifade edilen tagayyür: başkalaşma, değişme
    tebeddül: değişme tekemmül etmek: gelişmek, mükemmelleşmek
    temâşâ etmek: bakmak, seyretmek teşekkül eden: oluşan
    teşkil etmek: oluşturmak vaziyet: durum
    zerrât: atomlar; zerreler zerrât-ı vücudiye: beden hücreleri
    zikretmek: anmak, dile getirmek ziya: ışık
    ziya-yı kudsiye: kutsal ışık zîhayat: canlı
    şua: ışık, ışın


    Yazar : Risale Forum

  7. #77
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 631

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Bütün kâinatın mevcudatını böyle durduran, bekà ve kıyam veren ism-i Kayyûmun bu cilve-i âzamının arkasından bak: İsm-i Hayyın cilve-i âzamı, o bütün mevcudat-ı zîhayatı cilvesiyle şulelendirmiş, kâinatı nurlandırmış, bütün zîhayat mevcudatı cilvesiyle yaldızlıyor.

    Şimdi bak, ism-i Hayyın arkasında ism-i Ferdin cilve-i âzamı, bütün kâinatı envâıyla, eczasıyla bir vahdet içine alıyor, herşeyin alnına bir sikke-i vahdet koyuyor, herşeyin yüzüne bir hâtem-i ehadiyet basıyor, nihayetsiz ve hadsiz dillerle cilvesini ilân ettiriyor.

    Şimdi ism-i Ferdin arkasından ism-i Hakemin cilve-i âzamına bak ki, yıldızlardan zerrelere kadar, hayalin iki dürbünüyle temâşâ ettiğimiz mevcudatın herbirisini, cüz’î olsun, küllî olsun, en büyük daireden en küçük daireye kadar, herbirine lâyık ve münasip olarak, meyvedar bir nizam ve hikmetli bir intizam ve semeredar bir insicam içine almış, bütün mevcudatı süslendirmiş, yaldızlandırmış.

    Sonra ism-i Hakemin cilve-i âzamı arkasından bak ki, ism-i Adlin cilve-i âzamıyla, İkinci Nüktede izah edildiği vecihle, bütün kâinatı, mevcudatıyla, faaliyet-i daime içinde öyle hayret-engiz mizanlarla, ölçülerle, tartılarla idare eder ki, ecrâm-ı semâviyeden biri, bir saniyede muvazenesini kaybetse, yani ism-i Adlin cilvesi altından çıksa, yıldızlar içinde bir hercümerce, bir kıyamet kopmasına sebebiyet verecek.

    İşte, bütün mevcudatın daire-i âzamı, kehkeşandan, yani Samanyolu tabir edilen mıntıka-i kübrâdan tut, tâ kan içindeki küreyvât-ı hamrâ ve beyzânın daire-i hareketlerine kadar herbir dairesini, herbir mevcudunu hassas bir mizan, bir ölçüyle biçilmiş bir şekil ve bir vaziyetle, baştan başa, yıldızlar ordusundan tâ zerreler





    bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk cilve: görünme, yansıma
    cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme cüz’î: küçük, ferdî
    daire-i hareket: hareket, faaliyet alanı daire-i âzam: en büyük daire
    ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri ecza: cüzler, bütünü oluşturan parçalar
    envâ: neviler, türler faaliyet-i daime: sürekli çalışma
    hadsiz: sayısız hassas: duyarlı
    hayret-engiz: hayret verici hercümerc: karma karışık
    hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma hâtem-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür
    insicam: düzgünlük, uyumluluk intizam: düzen
    ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi ism-i Ferd: Allah’ın eşi benzerinin olmadığını, tek olduğunu ifade eden ismi
    ism-i Hakem: Allah’ın haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren hüküm sahibi olduğunu bildiren ismi ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini ifade eden ismi
    ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ifade eden ismi izah etmek: açıklamak
    kehkeşan: samanyolu kâinat: evren
    küllî: büyük, geniş küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar
    kıyam vermek: ayakta durmasını sağlamak kıyamet: bütün kâinatın sonu, varlığın bozulup dağılması
    mevcud: varlık mevcudat: varlıklar
    mevcudat-ı zîhayat: canlı varlıklar meyvedar: meyveli
    mizan: ölçü, denge muvazene: denge
    münasip: uygun mıntıka-i kübrâ: geniş ve büyük alan
    nihayetsiz: sınırsız nizam: düzen
    nükte: derin ve ince anlamlı söz semeredar: meyveli, verimli
    sikke-i vahdet: Allah’ın birliğini gösteren damga tabir: ifade
    temâşâ etmek: bakmak, seyretmek vahdet: birlik
    vaziyet: durum vecih: şekil, yön
    zerre: atom zîhayat: canlı, hayat sahibi
    şulelendirmek: aydınlatmak, ışık vermek


    Yazar : Risale Forum

  8. #78
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 632

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ordusuna kadar bütün mevcudatın emr-i 1 كُنْفَيَكُونُ ’dan gelen emirlere kemâl-i musahhariyetle itaat ettiklerini gösteriyor.

    Şimdi, ism-i Adlin cilve-i âzamı arkasından, Birinci Nüktede izah edildiği gibi, ism-i Kuddûsün cilve-i âzamına bak ki, kâinatın bütün mevcudatını öyle temiz, pak, sâfi, güzel, süslü, berrak yapar gösterir ki, bütün kâinata ve bütün mevcudata Cemîl-i Mutlakın hadsiz derecede cemâl-i zâtîsine lâyık ve nihayetsiz güzel olan Esmâ-i Hüsnâsına münasip olacak güzel âyineler şeklini vermiştir.

    Elhasıl, İsm-i Âzamın bu altı ismi ve altı nuru, kâinatı ve mevcudatı ayrı ayrı güzel renklerde, çeşit çeşit nakışlarda, başka başka ziynetlerde bulunan yaldızlı perdeler içinde mevcudatı sarmıştır.

    BEŞİNCİ ŞU’NIN İKİNCİ MESELESİ: Kâinata tecellî eden kayyûmiyetin cilvesi, vâhidiyet ve celâl noktasında olduğu gibi, kâinatın merkezi ve medarı ve zîşuur meyvesi olan insanda dahi, kayyûmiyetin cilvesi, ehadiyet ve cemal noktasında tezahürü var. Yani, nasıl ki kâinat sırr-ı kayyûmiyetle kaimdir; öyle de, ism-i Kayyûmun mazhar-ı ekmeli olan insan ile, bir cihette kâinat kıyam bulur. Yani, kâinatın ekser hikmetleri, maslahatları, gayeleri insana baktığı için, güya insandaki cilve-i kayyûmiyet, kâinata bir direktir.

    Evet, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Halbuki melâikeler onları o zevkle bilemezler.


    Not

    Dipnot-1 “(Allah birşeyin olmasını murad ettiği zaman, O sadece) ‘Ol’ der, o da oluverir.” Bakara Sûresi, 2:117; Yâsin Sûresi, 36:82.





    Cemîl-i Mutlak: sınırsız güzellik sahibi olan Allah Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri
    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah celâl: heybet, haşmet, görkem
    cemal: güzellik cemâl-i zâtî: zâtında olan güzellik
    cihet: taraf, yön cilve: görünme, yansıma
    cilve-i kayyûmiyet: Allah’ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının cilvesi cilve-i âzam: en büyük yansıma
    câmiiyet-i tâmme: insanın İlâhî ilimlerin tecellîlerini mükemmel bir şekilde mahiyetinde toplanması ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
    ekser: pek çok elhasıl: kısaca, özetle
    emr-i kün feyekûn: Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    hadsiz: sınırsız hikmet: fayda, gaye
    hususan: bilhassa, özellikle irade etmek: dilemek
    ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ifade eden ismi
    ism-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusur ve çirkinlikten yüce olduğunu ve her işinde sınırsız bir temizlik görüldüğünü ifade eden ismi izah etmek: açıklamak
    kaim: ayakta duran, var olan kayyûmiyet: Allah’ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutması.
    kemâl-i musahhariyet: emirlere eksiksiz olarak boyun eğme kâinat: evren
    kıyam bulmak: ayakta kalmak, varlığı devam etmek maslahat: amaç, yarar
    mazhar-ı ekmel: en mükemmel şekilde bir özelliği üzerinde yansıtan medar: dayanak noktası, kaynak
    melâike: melekler mevcudat: varlıklar
    nakış: işleme, süsleme nihayetsiz: sınırsız
    nükte: derin ve ince anlamlı söz rızık: yenilip içilen şey
    sâfi: temiz, arınmış sırr-ı kayyûmiyet: Allah’ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının sırrı
    tecellî: görünüm, yansıma tezahür: ortaya çıkma, görünme
    ziynet: süs zîşuur: şuur sahibi
    İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı


    Yazar : Risale Forum

  9. #79
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 633

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>İşte, insanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsânâtını tattırmak için öyle iştahlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-ı mat’umatıyla kerîmâne doldurmuş.

    Hem bu maddî mide gibi hayatı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış. O hayat ise, duyguları vasıtasıyla, o sofra-i nimetten her çeşit istifadelerle, teşekkürâtın her nev’ini yapar.

    Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede rızık ve nimet ister. Akıl ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.

    Ve insaniyet midesinden sonra, hadsiz geniş diğer bir sofra-i nimet açmak için, İslâmiyet ve iman akidelerini, çok rızık ister bir mânevî mide hükmüne getirip, onun rızık sofrasının dairesini mümkinat dairesinin haricinde genişletip, esmâ-i İlâhiyeyi de içine alır kılmıştır ki, o mide ile ism-i Rahmânı ve ism-i Hakîmi en büyük bir zevk-i rızkî ile hisseder, “Elhamdü lillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî” der. Ve hâkezâ, bu mânevî mide-i kübrâ ile hadsiz nimet-i İlâhiyeden istifade edebilir. Ve bilhassa o midedeki muhabbet-i İlâhiye zevkinin daha başka bir dairesi var.

    İşte, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açtığının ve kâinatı insana musahhar ettiğinden ve kâinatın insan ile mazhar olduğu sırr-ı kayyûmiyetle bir cihette kaim olduğunun hikmeti ise, insanın mühim üç vazifesidir:

    BİRİNCİSİ: Kâinatta münteşir bütün envâ-ı nimeti insanla tanzim etmek.





    Elhamdü lillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî: hamd ve şükür sonsuz merhamet sahibi ve herşeyi hikmetle, bir gaye ve maksatla yaratan Allah’a aittir. Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah
    bilhassa: özellikle cihet: taraf, yön
    câmiiyet: kapsamlılık ehemmiyet: önem
    envâ-ı ihsânât: ihsan çeşitleri envâ-ı mat’umat: çeşit çeşit yiyecekler
    envâ-ı nimet: nimet çeşitleri esmâ: Allah’ın isimleri
    esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri hadsiz: sayısız, sınırsız
    haricinde: dışında hikmet: fayda, gaye
    hâkezâ: bunun gibi ihsas etmek: hissettirmek
    iman akideleri: iman esasları ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi
    ism-i Rahmân: Allah’ın sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olduğunu bildiren ismi istifade: faydalanma
    istifade etmek: faydalanmak kaim: ayakta duran, var olan
    kerîmâne: çok cömert bir şekilde kâinat: evren
    mazhar olmak: elde etmek, erişmek medar: dayanak noktası, kaynak
    mide-i kübrâ: büyük ve geniş mide muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi
    musahhar etmek: emrine vermek mühim: önemli
    mümkinat: olması imkan dahilinde olan şeyler münteşir: yayılmış
    nev’i: çeşit nimet: iyilik, lütuf
    nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yenilip içilecek şey
    semâvat: gökler sofra-i nimet: nimet sofrası
    sırr-ı kayyûmiyet: Ezelî ve ebedî olan kendi varlığı ile bütün yarattıklarının da varlığını sağlama sırrı tanzim etmek: düzenlemek
    teşekkürât: teşekkürler zemin: yeryüzü
    zevk-i rızkî: yiyip içme zevki


    Yazar : Risale Forum

  10. #80
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 634

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Ve insanın menfaati ipiyle tesbih taneleri gibi tanzim eder, nimetlerin iplerinin uçlarını insanın başına bağlar, rahmet hazinelerinin umum çeşitlerine insanı bir liste hükmüne getirir.

    İKİNCİ VAZİFESİ: Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hitâbâtına, insan, câmiiyeti haysiyetiyle en mükemmel muhatap olmak ve hayretkârâne san’atlarını takdir ve tahsin etmekle en yüksek sesli bir dellâl olmak ve şuurdârâne teşekkürâtın bütün envâıyla, bütün envâ-ı nimetine ve çeşit çeşit hadsiz ihsânâtına şükür ve hamd ü senâ etmektir.

    ÜÇÜNCÜ VAZİFESİ: Hayatı ile, üç cihetle Zât-ı Hayy-ı Kayyûma ve şuûnâtına ve sıfât-ı muhitasına âyinedarlık etmektir.

    Birinci vecih: İnsan, kendi acz-i mutlakıyla Hâlıkının kudret-i mutlakasını ve derecâtını ve aczin dereceleriyle kudretin mertebelerini hissetmektir. Ve fakr-ı mutlakıyla rahmetini ve rahmetinin derecelerini idrak etmek ve zaafıyla Onun kuvvetini anlamaktır. Ve hâkezâ, noksan sıfatlarıyla Hâlıkının evsâf-ı kemâline mikyasvâri âyine olmak... Gecede nurun daha ziyade parlamasına nazaran, gece zulmetinin elektrik lâmbalarını göstermeye mükemmel bir âyine olduğu gibi, insan dahi böyle nâkıs sıfatlarıyla kemâlât-ı İlâhiyeye âyinedarlık eder.

    İkinci vecih: İnsan, cüz’î iradesiyle ve azıcık ilmiyle ve küçücük kudretiyle ve zâhirî mâlikiyetiyle ve hanesini bina etmesiyle, bu kâinat ustasının mâlikiyetini ve san’atını ve iradesini ve kudretini ve ilmini, kâinatın büyüklüğü nisbetinde anlar, âyinedarlık eder.

    Üçüncü vecihteki âyinedarlığın iki yüzü var:

    Birisi: Esmâ-i İlâhiyenin ayrı ayrı nakışlarını kendinde göstermektir. Adeta insan, câmiiyetiyle kâinatın küçük bir fihristesi ve bir misal-i musağğarası hükmünde olup, umum esmânın nakışlarını gösteriyor.





    Esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri Hâlık: herşeyi yaratan Allah
    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah acz: güçsüzlük
    acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük cihet: taraf, yön
    câmiiyet: geniş kapsamlı oluş cüz’î irade: Allah tarafından insana verilen sınırlı irade
    dellâl: ilan edici, duyurucu derecât: dereceler
    envâ: neviler, türler envâ-ı nimet: nimet çeşitleri
    esmâ: Allah’ın isimleri evsâf-ı kemâl: mükemmel sıfatlar
    fakr-ı mutlak: sınırsız fakirlik fihriste: içindekiler, içerik
    hadsiz: sayısız, sınırsız hamd ü senâ etmek: teşekkür etmek ve övmek
    hayretkârâne: hayret ederek haysiyet: özellik
    hitâbât: hitâplar hâkezâ: bunun gibi
    idrak etmek: anlamak, kavramak ihsânât: bağışlar, iyilikler, lütuflar
    irade: dileme, tercih, seçme gücü kemâlât-ı İlâhiye: Allah’a ait mükemmellikler
    kudret: güç, iktidar kudret-i mutlaka: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı
    kâinat: evren menfaat: fayda
    mertebe: derece, makam mikyasvâri: ölçü şeklinde
    misal-i musağğar: küçültülmüş örnek muhatap: kendisine hitap edilen
    mâlikiyet: sahiplik nakış: işleme, süsleme
    nazaran: bakarak, –göre nimet: iyilik, lütuf
    nisbetinde: oranında nur: aydınlık
    nâkıs: eksik, noksan rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sıfât-ı muhita: herşeyi kuşatan sıfatlar tahsin etmek: güzel bulmak
    tanzim etmek: düzenlemek teşekkürât: teşekkürler
    umum: bütün vecih: şekil, yön
    zaaf: zayıflık ziyade: çok, fazla
    zulmet: karanlık zâhirî: dış görünüşte olan
    âyinedarlık: aynalık, ayna tutuculuk şuurdârâne: bilinçli bir şekilde
    şuûnât: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zât’a ait temel özellikler şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 8/9 İlkİlk ... 456789 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •