Sayfa 5/9 İlkİlk 123456789 SonSon
84 sonuçtan 41 ile 50 arası

  1. #41
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 595

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }.listlevel1WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel2WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel3WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel4WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel5WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel6WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel7WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel8WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel9WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }</style>
    • Hem şuûnât-ı İlâhiyenin gayet câmi bir âyinesidir.


    • Hem Rahmân, Rezzak, Rahîm, Kerîm, Hakîm gibi çok Esmâ-i Hüsnânın cilvelerini câmi ve rızık, hikmet, inâyet, rahmet gibi çok hakikatleri kendine tâbi eden ve görmek ve işitmek ve hissetmek gibi umum duyguların menşei, madeni bir acube-i hilkat-i Rabbâniyedir.
    • Hem hayat, bu kâinatın tezgâh-ı âzamında öyle bir istihale makinesidir ki, mütemadiyen, her tarafta tasfiye yapıyor, temizlendiriyor, terakki veriyor, nurlandırıyor. Ve zerrat kafilelerine güya hayatın yuvası olan cesedi, o zerrelere vazife görmek, nurlanmak, talimat yapmak için bir misafirhane, bir mektep, bir kışladır. Adeta Zât-ı Hayy ve Muhyî, bu makine-i hayat vasıtasıyla, bu karanlıklı ve fâni ve süflî olan âlem-i dünyayı lâtifleştiriyor, ışıklandırıyor, bir nevi bekà veriyor, bâki bir âleme gitmeye hazırlattırıyor.
    • Hem hayatın iki yüzü, yani mülk, melekût vecihleri parlaktır, kirsizdir, noksansızdır, ulvîdir. Onun için, perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya dest-i kudret-i Rabbâniyeden çıktığını âşikâre göstermek için, sair eşya gibi zâhirî esbabı, hayattaki tasarrufât-ı kudrete perde edilmemiş bir müstesna mahlûktur.
    • Hem hayatın hakikati, altı erkân-ı imaniyeye bakıp mânen ve remzen ispat eder. Yani,
    • hem Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücudunu ve hayat-ı sermediyesini,






    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir gayeye yönelik olarak faydalı ve yerli yerinde yapan Allah
    Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah Rezzak: bütün varlıkların rızıklarını veren Allah
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah Zât-ı Hayy ve Muhyî: gerçek hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Zât, Allah
    acube-i hilkat-i Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın yarattığı varlıklardaki şaşkınlık veren özellikler bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
    bâki: varlıkların görünmeyen yönü ceset: vücut, beden
    cilve: görünme, yansıma câmi: kapsamlı
    dest-i kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın kudret eli erkân-ı imaniye: iman esasları
    esbab: sebepler eşya: varlıklar
    fâni: gelip geçici, ölümlü hakikat: doğru gerçek
    hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik istihale: bir halden başka hale dönüşme
    kafile: grup, topluluk kâinat: evren
    lâtifleştirmek: hoş ve şirin hâle getirmek, berraklaştırmak mahlûk: yaratık
    makine-i hayat: hayat makinesi, canlı olan vücut fabrikası melekût: birşeyin iç yüzü, aslı, esası
    menşe: kaynak mânen: mânevî olarak
    mülk: varlıkların görünen yönü mütemadiyen: sürekli olarak
    nevi: çeşit, tür noksansız: eksiksiz
    nurlandırmak: aydınlatmak, ışıklandırmak rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    remzen: işareten rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    sair: başka, diğer süflî: alçak, âdi
    talimat: eğitim tasarrufât-ı kudret: Allah’ın kudretiyle dilediği gibi icraat ve faaliyetlerde bulunması
    tasfiye: arındırma terakki vermek: yükseltmek, ilerletmek
    tezgâh-ı âzam: büyük tezgâh tâbi eden: bağlı kılan, uyduran
    ulvî: yüce, büyük umum: bütün
    vasıta: aracı vecih: yön
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması zerrat: zerreler, atomlar
    zâhirî: gözle görünen âlem: dünya, evren
    âlem-i dünya: dünya âlemi şuûnât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler


    Yazar : Risale Forum

  2. #42
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 596

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }.listlevel1WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel2WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel3WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel4WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel5WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel6WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel7WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel8WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel9WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }</style>
    • hem dâr-ı âhireti ve hayat-ı bâkıyesini,


    • hem vücud-u melâike,
    • hem sair erkân-ı imaniyeye pek kuvvetli bakıp iktiza eden bir hakikat-i nuraniyedir.
    • Hem hayat, bütün kâinattan süzülmüş en sâfi bir hülâsası olduğu gibi, kâinattaki en mühim bir maksad-ı İlâhî ve hilkat-i âlemin en mühim neticesi olan şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbeti netice veren bir sırr-ı âzamdır.


    İşte, hayatın bu mezkûr yirmi dokuz ehemmiyetli ve kıymettar hassalarını ve ulvî ve umumî vazifelerini nazara al. Sonra bak, Muhyî isminin arkasında ism-i Hayyın azametini gör. Ve hayatın bu azametli hassaları ve meyveleri noktasından, ism-i Hayy nasıl bir İsm-i Âzam olduğunu bil.

    Hem anla ki, bu hayat madem kâinatın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymettar meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinat kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vasıtasıyla neticesi, gelecek bir ağaçtır. Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.

    Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârâne nimetlenmektir” diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne, belki de kâfirâne, bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip dehşetli bir küfran-ı nimet ederler.

    İKİNCİ REMİZ

    İsm-i Hayyın bir cilve-i âzamı ve ism-i Muhyînin bir tecellî-i eltafı olan bu



    Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah Zât-ı Hayy ve Muhyî: gerçek hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Zât, Allah
    azamet: büyüklük cehalet: cahillik
    cilve-i âzam: en büyük yansıma dehşetli: korkunç, ürkütücü
    dâr-ı âhiret: âhiret yurdu ehemmiyetli: önemli
    erkân-ı imaniye: iman esasları gaflet: âhiretten ve Allah’ın bildirdiği şeylerden habersiz olma, umursamama
    hakikat-i nuraniye: nurlu, parlak gerçek hamd: övgü ve şükür
    hassa: temel özellik hayat-ı bâkıye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
    hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı heveskârâne: hevesine düşkün bir şekilde
    hilkat-i âlem: âlemin yaratılışı hülâsa: öz, esas
    ihsan: bağış iktiza etmek: gerektirmek
    ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini ifade eden ismi ism-i Muhyî: Allah’ın bütün canlılara hayat verdiğini bildiren ismi
    istihfaf etmek: hafife almak kâfirâne: kâfirce, inkâr ederek
    kâinat: evren küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük
    kıymettar: değerli maksad-ı İlâhî: Allah’ın maksadı, hedefi
    mezkûr: adı geçen, anılan muhabbet: sevgi
    mühim: önemli münkirâne: inkâr edercesine
    nazara almak: dikkate almak netice: son, sonuç
    nimetlenmek: Allah’ın rızık olarak verdiklerinden faydalanmak remiz: işaret
    sair: başka, diğer sâfi: temiz, arınmış
    sırr-ı âzam: en büyük sır tahkir etmek: aşağılamak
    tecellî-i eltaf: çok lâtif, çok hoş olan bir güzelliğin yansıması ulvî: yüce
    umumî: bütün, genel vasıta: aracı
    vücud-u melâike: meleklerin varlığı İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    şuur: bilinç, anlayış şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma


    Yazar : Risale Forum

  3. #43
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 597

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>hayatın Birinci Remizdeki fihristesi, zikredilen bütün mertebeleri ve vasıfları ve vazifeleri beyan etmek, o vasıflar adedince risaleler yazmak lâzım geldiğinden, Risale-i Nur’un eczalarında o vasıfların, o mertebelerin, o vazifelerin bir kısmı izah edildiğinden, kısmen tafsilâtı Risale-i Nur’a havale edip, burada birkaç tanesine muhtasaran işaret edeceğiz.

    İşte, hayatın yirmi dokuz hassalarından yirmi üçüncü hassasında şöyle denilmiştir ki: Hayatın iki yüzü de şeffaf, kirsiz olduğundan, esbab-ı zâhiriye ondaki tasarrufât-ı kudret-i Rabbâniyeye perde edilmemiştir.

    Evet, bu hassanın sırrı şudur ki: Kâinatta gerçi herşeyde bir güzellik ve iyilik ve hayır vardır. Ve şer ve çirkinlik gayet cüz’îdir ve vâhid-i kıyasîdirler ki, güzellik ve iyilik mertebelerini ve hakikatlerinin tekessürünü ve taaddüdünü göstermek cihetiyle, o şer ise hayır ve o kubh dahi hüsün olur. Fakat zîşuurların nazar-ı zâhirîsinde görünen zâhirî çirkinlik ve fenalık ve belâ ve musibetten gelen küsmekler ve şekvâlar Zât-ı Hayy-ı Kayyûma teveccüh etmemek için, hem aklın zâhirî nazarında habis, pis görünen şeylerde, kudsî, münezzeh olan kudretin bizzat ve perdesiz onlarla mübaşereti kudretin izzetine münâfi gelmemek için, zâhirî esbablar o kudretin tasarrufâtına perde edilmişler. O esbab ise icad edemiyorlar; belki haksız olan şekvâlara ve itirazlara hedef olmak ve izzet ve kudsiyet ve münezzehiyet-i kudreti muhafaza içindirler.

    Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamının Mukaddimesinde beyan edildiği gibi, Hazret-i Azrâil (a.s.) kabz-ı ervah vazifesi hususunda Cenâb-ı Hakka münâcât etmiş, demiş: “Senin kulların benden küsecekler.” Cevaben ona denilmiş: “Senin vazifen ile vefat edenlerin ortasında hastalıklar ve musibetler perdesini bırakacağım. Vefat edenler sana değil, belki itiraz ve şekvâ oklarını o perdelere atacaklar.”




    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Hazret-i Azrâil: [
    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah belâ: büyük sıkıntı
    beyan etmek: açıklamak cihet: yön
    cüz’î: ferdî, az ecza: kısımlar, bölümler
    esbab: sebepler esbab-ı zâhiriye: görünürdeki maddî sebepler
    fena: kötü, çirkin fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü, içerik
    habis: kötü, pis hakikat: doğru gerçek
    hassa: temel özellik hüsün: güzellik
    icad etmek: var etmek, yaratmak izah etmek: açıklamak
    izzet: büyüklük, yücelik kabz-ı ervah: ruhları teslim alma
    kubh: çirkinlik kudret: güç, iktidar
    kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kâinat: evren kısmen: bir miktar
    makam: derece, yer, konum mertebe: derece
    muhafaza: koruma muhtasaran: özet olarak
    mukaddime: başlangıç, giriş musibet: belâ, büyük sıkıntı
    mübaşeret: doğrudan temas münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten uzak
    münezzehiyet-i kudret: kudret ve güç açısından eksiği, noksanı ve kusuru olmama hâli münâcât etmek: Allah’a yalvarmak, dua etmek
    münâfi: aykırı, zıt nazar: bakış
    nazar-ı zâhirî: dış görünüşü dikkate alan bakış açısı remiz: işaret
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbiri taaddüd: çok sayıda olma
    tafsilât: ayrıntılar tasarrufât: faaliyetler, istediği şekilde yönlendirmeler
    tasarrufât-ı kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudretiyle varlıklar üzerinde dilediğini yapması tekessür: çoğalma
    teveccüh etme: yönelme vasıf: özellik, sıfat
    vâhid-i kıyasî: ölçü birimi zikredilen: anılan
    zâhirî: dış görünüşte olan zîşuur: şuur sahibi
    şeffaf: saydam, parlak şekvâ: şikâyet
    şer: kötülük


    Yazar : Risale Forum

  4. #44
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 598

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Bu münâcâtın sırrına göre, ölümün ve vefatın ehl-i iman hakkında hakikî güzel yüzünü görmeyen ve ondaki rahmetin cilvesini bilmeyenlerin küsmeleri ve itirazları Zât-ı Hayy-ı Kayyûma gitmemek için Hazret-i Azrâil’in (a.s.) vazifesi de bir perde olduğu gibi, sair esbablar dahi zâhirî perdedirler. Evet, izzet, azamet ister ki, esbab perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Fakat vahdet ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

    Fakat hayatın hem zâhirî, hem bâtınî, hem mülk, hem melekût vecihleri kirsiz, noksansız, kusursuz olduğundan, şekvâları ve itirazları davet edecek maddeler onda bulunmadığı gibi, izzet ve kudsiyet-i kudrete münâfi olacak pislik ve çirkinlik olmadığından, doğrudan doğruya, perdesiz olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun “ihyâ edici, hayat verici, diriltici” isminin eline teslim edilmişlerdir. Nur da öyledir, vücut ve icad da öyledir. Onun içindir ki, icad ve halk, doğrudan doğruya, perdesiz, Zât-ı Zülcelâlin kudretine bakar. Hattâ yağmur bir nevi hayat ve rahmet olduğundan, vakt-i nüzulü bir muttarid kanuna tâbi kılınmamış—tâ ki her vakt-i hâcette eller dergâh-ı İlâhiyeye rahmet istemek için açılsın. Eğer yağmur, güneşin tulûu gibi, bir kanuna tâbi olsaydı, o nimet-i hayatiye, her vakt-i hâcette rica ile istenilmeyecekti.

    ÜÇÜNCÜ REMİZ

    Yirmi dokuzuncu hassasında denilmiştir ki: Kâinatın neticesi hayat olduğu gibi, hayatın neticesi olan şükür ve ibadet dahi, kâinatın sebeb-i hilkati ve ille-i gayesi ve maksud neticesidir.

    Evet, bu kâinatın Sâni-i Hayy-ı Kayyûmu, bu kadar hadsiz envâ-ı nimetiyle kendini zîhayatlara bildirip sevdirdiğine mukabil, elbette zîhayatlardan o nimetlere karşı teşekkür; ve sevdirmesine mukabil sevmelerini; ve kıymettar san’atlarına





    Hazret-i Azrâil: [ Sâni-i Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratıp ayakta tutan Allah
    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan zât, Allah
    azamet: büyüklük bâtınî: görünmeyen, iç yönde olan
    celâl: azamet, yücelik, haşmet cilve: görünme, yansıma
    dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
    envâ-ı nimet: nimet çeşitleri esbab: sebepler
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakikî: gerçek, asıl
    halk: yaratma hassa: özellik
    icad: var etme ihyâ etmek: canlandırmak, hayat vermek
    ille-i gaye: birşeyin var olma gayesi izzet: büyüklük, yücelik
    kudret: güç, iktidar kudsiyet-i kudret: kudretin her türlü eksiklikten uzak olması
    kâinat: evren kıymettar: kıymetli, değerli
    maksud: kastedilen, hedef alınan şey melekût: varlıkların görünmeyen iç yönü
    mukabil: karşılık muttarid: düzenli olarak devam eden
    mülk: varlıkların görülebilen dış yönü münâcât: dua
    münâfi: aykırı, zıt nazar: bakış, görüş
    netice: son, sonuç nevi: çeşit, tür
    nimet-i hayatiye: hayatı devam ettiren nimet noksansız: eksiksiz
    perdedâr-ı dest-i kudret: Allah’ın kudret elinin önünde perdeci rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    remiz: ince işaret rica: ümit
    sair: başka, diğer sebeb-i hilkat: yaratılış sebebi
    tesir-i hakikî: gerçek tesir kaynağı tulû: doğması
    tâbi: bağlı, uyan vahdet: birlik
    vakt-i hâcet: ihtiyaç zamanı vakt-i nüzul: inme vakti
    vecih: yön vücut: varlık, var olma
    zâhirî: dış görünüşte olan zîhayat: canlı
    şekvâ: şikâyet şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma


    Yazar : Risale Forum

  5. #45
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 599

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>mukabil medh ü senâ etmelerini; ve evâmir-i Rabbânîsine karşı itaat ve ubudiyetle mukabele etmelerini ister.

    İşte bu sırr-ı rububiyete göre teşekkür ve ubudiyet, bütün envâ-ı hayatın ve dolayısıyla bütün kâinatın en ehemmiyetli gayesi olduğundandır ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan pek çok hararetle ve şiddetle ve halâvetle şükür ve ibadete sevk ediyor. Ve “İbadet Cenâb-ı Hakka mahsus ve şükür Ona lâyık ve hamd Ona hastır” diye çok tekrarla beyan ediyor. Demek bu şükür ve ibadet doğrudan doğruya Mâlik-i Hakikîsine gitmek lâzım olduğunu ifade için, hayatı bütün şuûnâtıyla perdesiz kabza-i tasarrufunda tutmasına delâlet eden

    وَهُوَ الَّذِى يُحْيِـى وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلاَفُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ
    1
    وَهُوَ الَّذِى يُحْيِـى وَيُمِيتُ فَاِذَا قَضٰىۤ اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ 2
    فَيُحْيِـى بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا 3


    gibi âyetler, pek sarih bir surette vasıtaları nefyedip, doğrudan doğruya hayatı Hayy-ı Kayyûmun dest-i kudretine münhasıran veriyor.

    Evet, minnettarlık ve teşekkürü davet eden ve muhabbet ve senâ hissini tahrik eden, hayattan sonra rızık ve şifa ve yağmur gibi vesile-i şükran şeyler dahi doğrudan doğruya Zât-ı Rezzâk-ı Şâfîye ait olduğunu, esbab ve vesait bir perde olduğunu,

    هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ4 وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ 5

    Not

    Dipnot-1 “Dirilten de, öldüren de ancak Odur. Geceyle gündüzü değiştirmek de ancak Onun eseridir.” Mü’minûn Sûresi, 23:80.
    Dipnot-2 “Dirilten de, öldüren de ancak Odur. O birşeyin olmasını dilediği zaman Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Mü’min Sûresi, 40:68.
    Dipnot-3 “Yeryüzünü ölümünün ardından diriltir.” Rum Sûresi, 30:24.
    Dipnot-4 “Rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Odur.” Zâriyat Sûresi, 51:58.
    Dipnot-5 “Hastalandığımda bana şifa veren ancak Odur.” Şuarâ Sûresi, 26:80.





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân Mâlik-i Hakikî: herşeyin gerçek sahibi olan Allah
    Zât-ı Rezzâk-ı Şâfî: bütün canlıların rızkını veren ve hastalıklara Şifâ veren Zât, Allah beyan etmek: açıklamak
    delâlet eden: delil olan dest-i kudret: Allah’ın kudret eli
    envâ-ı hayat: hayat çeşitleri, yaşayış seviyeleri esbab: sebepler
    evâmir-i Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın emirleri halâvetle: tatlılıkla, hoşlukla
    hamd: övgü ve şükür hararetle: yoğun bir şekilde
    has: özel itaat: emre uyma, boyun eğme
    kabza-i tasarruf: hüküm ve idare eden el kâinat: evren
    mahsus: özgü medh ü senâ: övme ve yüceltme
    minnettarlık: şükran duymak, iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek muhabbet: sevgi
    mukabele etmek: karşılık vermek mukabil: karşılık
    münhasıran: mahsus olarak nefyetmek: reddetmek
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler sarih: açık
    senâ: övgü sevk etmek: yöneltmek
    suret: şekil sırr-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı
    tahrik eden: harekete geçiren ubudiyet: kulluk
    vasıta: aracı vesait: araçlar, vasıtalar
    vesile-i şükran: teşekkür aracı âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi
    şifa: iyileşme, sağlıklı olma şuûnât: işler, durumlar, hâller; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler
    şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma


    Yazar : Risale Forum

  6. #46
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 600

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    وَهُوَ الَّذِى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا 1

    gibi âyetlerle, rızık, şifa ve yağmur münhasıran Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun kudretine hastır. Perdesiz, Ondan geldiğini ifade için, kaide-i nahviyece alâmeti hasr ve tahsis olan هُوَ الَّذِى , هُوَ الرَّزَّاقُ 2 ifade etmiştir. İlâçlara hâsiyetleri veren ve tesiri halk eden, ancak o Şâfî-i Hakikîdir.

    DÖRDÜNCÜ REMİZ

    Hayatın yirmi sekizinci hassasında beyan edilmiştir ki: Hayat, imanın altı erkânına bakıp ispat ediyor, onların tahakkukuna işaretler ediyor.

    Evet, madem bu kâinatın en mühim neticesi ve meyvesi ve hikmet-i hilkati hayattır; elbette o hakikat-i âliye, bu fâni, kısacık, noksan, elemli hayat-ı dünyeviyeye münhasır değildir. Belki, hayatın yirmi dokuz hassasıyla mahiyetinin azameti anlaşılan şecere-i hayatın gayesi, neticesi ve o şecerenin azametine lâyık bir meyvesi, hayat-ı ebediyedir ve hayat-ı uhreviyedir, taşıyla ve ağacıyla, toprağıyla hayattar olan dâr-i saadetteki hayattır. Yoksa, bu hadsiz cihazat-ı mühimme ile teçhiz edilen hayat şeceresi, zîşuur hakkında, hususan insan hakkında meyvesiz, faydasız, hikmetsiz, hakikatsiz olmak lâzım gelecek. Ve sermayece ve cihazatça serçe kuşundan meselâ yirmi derece ziyade ve bu kâinatın ve zîhayatın en mühim, yüksek ve ehemmiyetli mahlûku olan insan, serçe kuşundan, saadet-i hayat cihetinde yirmi derece aşağı düşüp en bedbaht, en zelîl bir biçare olacak. Hem en kıymettar bir nimet olan akıl dahi, geçmiş zamanın hüzünlerini ve gelecek zamanın korkularını düşünmekle kalb-i insanı mütemadiyen incitip bir lezzete



    Not
    Dipnot-1 “İnsanlar ümitsizliğe düştüklerinde yağmuru indiren ancak Odur.” Şûrâ Sûresi, 42:28.
    Dipnot-2 “..öyle ki, Odur.” Şûrâ Sûresi, 42:28; “Rızık verici ancak Odur.” Zâriyat Sûresi, 51:58.







    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah alâmet-i hasr ve tahsis: bir özelliğin sadece bir şeye özel ve ait olduğunu gösteren işaret
    azamet: büyüklük bedbaht: talihsiz, bahtsız
    beyan edilmek: açıklanmak biçare: çaresiz
    cihazat: donanım cihazat-ı mühimme: önemli cihazlar
    cihet: yön dâr-ı saadet: mutluluk yeri; Cennet
    ehemmiyetli: değerli, önemli elemli: acı veren, üzücü
    erkân: esaslar, şartlar fâni: gelip geçici, ölümlü
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakikat-i âliye: yüce gerçek
    hakikatsiz: asılsız, bir hakikate dayanmayan halk eden: yaratan
    has: özel hassa: özellik
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı hayattar: canlı
    hikmet-i hilkat: yaratılış hikmeti ve gayesi hikmetsiz: gayesiz, faydasız
    hususan: özellikle hâsiyet: özellik
    kaide-i nahviye: Arapça gramer kaidesi, dilbilgisi kuralı kalb-i insan: insan kalbi
    kudret: güç, iktidar kâinat: evren
    kıymettar: değerli mahiyet: bir şeyin asıl yönü, temel yapısı
    mahlûk: varlık mühim: önemli
    münhasır: ait, mahsus münhasıran: sadece bir şeye mahsus olarak
    mütemadiyen: sürekli olarak netice: sonuç
    noksan: eksik remiz: işaret
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler saadet-i hayat: hayatın mutluluğu
    tahakkuk: gerçekleşme tesir: etki
    teçhiz edilen: donatılan zelîl: alçak, aşağılık
    ziyade: çok, fazla zîhayat: canlı
    zîşuur: şuur sahibi âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
    Şâfî-i Hakikî: hastalıkları iyileştiren, gerçek şifâ verici olan Allah şecere: ağaç
    şecere-i hayat: hayat ağacı şifa: iyileşme, sağlıklı olma


    Yazar : Risale Forum

  7. #47
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 601

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>dokuz elemleri karıştırdığından, en musibetli bir belâ olur. Bu ise yüz derece bâtıldır. Demek bu hayat-ı dünyeviye, âhirete iman rüknünü kat’î ispat ediyor ve her baharda haşrin üç yüz binden ziyade nümunelerini gözümüze gösteriyor.

    Acaba senin cisminde, senin bahçende ve senin vatanında senin hayatına lâzım ve münasip bütün levazımatı ve cihazatı hikmet ve inâyet ve rahmetle ihzar eden ve vaktinde yetiştiren, hattâ senin midenin bekà ve yaşamak arzusuyla ettiği hususî ve cüz’î olan rızık duasını bilen ve işiten ve hadsiz leziz taamlarla o duanın kabulünü gösteren ve mideyi memnun eden bir Mutasarrıf-ı Kadîr, hiç mümkün müdür ki, seni bilmesin ve görmesin? Ve nev-i insanın en büyük gayesi olan hayat-ı ebediyeye lâzım esbabı ihzar etmesin? Ve nev-i insanın en büyük, en ehemmiyetli, en lâyık ve umumî olan bekà duasını, hayat-ı uhreviyenin inşasıyla ve Cennetin icadıyla kabul etmesin? Ve kâinatın en mühim mahlûku, belki zeminin sultanı ve neticesi olan nev-i insanın Arş ve ferşi çınlatan umumî ve gayet kuvvetli duasını işitmeyip, küçük bir mide kadar ehemmiyet vermesin, memnun etmesin, kemâl-i hikmetini ve nihayet rahmetini inkâr ettirsin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!

    Hem hiç kabil midir ki, hayatın en cüz’îsinin pek gizli sesini işitsin, derdini dinlesin ve derman versin ve nazını çeksin ve kemâl-i itinâ ve ihtimamla beslesin ve ona dikkatle hizmet ettirsin ve büyük mahlûkatını ona hizmetkâr yapsın; ve sonra en büyük ve kıymettar ve bâki ve nazdar bir hayatın gök sadâsı gibi yüksek sesini işitmesin? Ve onun çok ehemmiyetli bekà duasını ve nazını ve niyazını nazara almasın? Adeta bir neferin kemâl-i itinâ ile teçhizat ve idaresini yapsın ve mutî ve muhteşem orduya hiç bakmasın? Ve zerreyi görsün, güneşi görmesin? Sivrisineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!





    Arş: Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği en yüksek makam Mutasarrıf-ı Kadîr: herşeyde istediği gibi tasarruf eden ve herşeye gücü yeten Allah
    bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk belâ: büyük sıkıntı
    bâki: devamlı olan, sonsuz bâtıl: hak olmayan
    cihazat: cihazlar, donanım cisim: beden
    cüz’î: sınırlı, küçük derman: ilâç
    ehemmiyet: değer, önem elem: acı, keder
    esbab: sebepler ferş: yer
    hadsiz: sınırsız, sayısız hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
    hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı
    haşir: öldükten sonra ahirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hikmet: fayda, gaye
    hizmetkâr: hizmet yapan kimse hususî: özel
    hâşâ: asla öyle değil icad: var etme
    ihtimam: özen gösterme, önem verme ihzar etmek: hazırlamak
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik inşa: kurma, bina etme
    kabil: mümkün kat’î: kesin
    kemâl-i hikmet: her şeyin en mükemmel bir şekilde belli bir gaye ve hedefe yönelik yaratılması kemâl-i itinâ: mükemmel seviyede özen gösterme
    kâinat: evren kıymettar: değerli
    levazımat: ihtiyaçlar leziz: lezzetli
    mahlûk: varlık mahlûkat: yaratıklar
    muhteşem: görkemli musibet: belâ, başa gelen acı durumlar
    mutî: emre uyan, itaat eden mühim: önemli
    münasip: uygun nazara almak: dikkate almak
    nazdar: nazlı nefer: asker
    netice: son, sonuç nev-i insan: insan türü, insanlık
    nihayet: sınırsız niyaz: dua, yalvarma
    nümune: örnek rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rükün: esas, temel rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    sadâ: ses taam: yemek, yiyecek
    teçhizat: cihazlar, donanım umumî: bütün, genel
    zemin: yeryüzü ziyade: çok, fazla
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat


    Yazar : Risale Forum

  8. #48
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 602

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Hem hiçbir cihetle akıl kabul eder mi ki, hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihayet derecede şefkatli ve kendi san’atını çok sever ve kendini çok sevdirir ve kendini sevenleri ziyade sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyade kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni’ine fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan ruhu, mevt-i ebedî ile idam edip, kendinden o sevgili muhibbini ve habibini ebedî bir surette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin? Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Bu kâinatı cilvesiyle süslendiren bir cemâl-i mutlak ve umum mahlûkatı sevindiren bir rahmet-i mutlaka, böyle hadsiz bir çirkinlikten ve kubh-u mutlaktan ve böyle bir zulm-ü mutlaktan, bir merhametsizlikten, elbette nihayetsiz derece münezzehtir ve mukaddestir.

    Netice: Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler, dâr-ı bekàda ve Cennet-i bâkiyede hayat‑ı bâkiyeye mazhar olacaklardır. Âmennâ.

    Ve hem nasıl ki yeryüzünde bulunan parlak şeylerin güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıkları ziyanın lem’alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar yine hayalî güneşçiklere âyinelik etmeleri bilbedâhe gösteriyor ki, o lem’alar, yüksek birtek güneşin cilve-i in’ikâsıdırlar ve güneşin vücudunu muhtelif dillerle yad ediyorlar ve ışık parmaklarıyla ona işaret ediyorlar. Aynen öyle de, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun Muhyî isminin cilve-i âzamıyla berrin yüzünde ve bahrin içinde zîhayatların kudret-i İlâhiye ile parlayıp, arkalarından gelenlere yer vermek için “Yâ Hayy” deyip perde-i gaybda gizlenmeleri, bir hayat-ı sermediye sahibi olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına





    Cennet-i bâkiye: devamlı ve kalıcı olan Cennet Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah
    Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah
    Zât-ı Kadîr-i Hakîm: sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Zât, Allah akis: yansıma
    bahr: deniz ber: kara
    bilbedâhe: açık bir şekilde cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik
    cevher: asıl, öz cihet: taraf, yön
    cilve: görünme, yansıma cilve-i in’ikâs: görüntünün yansıması
    cilve-i âzam: en büyük yansıma dâr-ı beka: sonsuzluk yeri, âhiret
    ebedî: sonsuz fıtraten: yaratılış açısından
    habib: sevgili hadsiz: sayısız, sınırsız
    hayalî: hayale dayalı hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
    hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil
    inkâr etmek: reddetmek kubh-u mutlak: sınırsız çirkinlik
    kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kudreti kâinat: evren
    lem’a: parıltı mahlûkat: yaratıklar
    mazhar olmak: nail olmak, elde etmek mevt-i ebedî: tekrar dirilmemek üzere ölüm
    muhabbet: sevgi muhib: seven kişi
    muhtelif: çeşitli mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak
    münezzeh: kusur ve eksiklikten uzak netice: son, sonuç
    nihayet: son nur-u muhabbet: muhabbet nuru, sevgi ışığı
    perde-i gayb: gayb perdesi; görünmeyen âlemleri gözümüzden gizleyen perde perestiş eden: aşırı derece seven
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rahmet-i mutlaka: sınırsız rahmet
    rencide etmek: incitmek suret: biçim, görünüş
    sû-i istimal: kötüye kullanma sırr-ı rahmet: şefkat ve merhametteki sır
    umum: bütün, genel vücud: var olma
    yad etmek: anmak yâ Hayy: ey gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah’ım
    ziya: ışık ziyade: çok, fazla
    zulm-ü mutlak: sınırsız zulüm zîhayat: canlı
    âmennâ: iman ettik


    Yazar : Risale Forum

  9. #49
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 603

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve vücub-u vücuduna şehadetler, işaretler ettikleri gibi; umum mevcudatın tanziminde eseri görünen ilm-i İlâhîye şehadet eden bütün deliller ve kâinata tasarruf eden kudreti ispat eden bütün burhanlar ve tanzim ve idare-i kâinatta hükümfermâ olan irade ve meşieti ispat eden bütün hüccetler ve kelâm-ı Rabbânî ve vahy-i İlâhînin medarı olan risaletleri ispat eden bütün alâmetler, mu’cizeler ve hâkezâ yedi sıfât-ı İlâhiyeye şehadet eden bütün delâil, bil’ittifak Zât-ı Hayy‑ı Kayyûmun hayatına delâlet, şehadet, işaret ediyorlar. Çünkü, nasıl birşeyde görmek varsa hayatı da var; işitmek varsa hayatın alâmetidir; söylemek varsa hayatın vücuduna işaret eder; ihtiyar, irade varsa hayatı gösterir. Aynen öyle de, bu kâinatta âsârıyla vücutları muhakkak ve bedihî olan kudret-i mutlaka ve irade-i şâmile ve ilm-i muhit gibi sıfatlar, bütün delâilleriyle, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına ve vücub-u vücuduna şehadet ederler ve bütün kâinatı bir gölgesiyle ışıklandıran ve bir cilvesiyle bütün dâr-ı âhireti zerrâtıyla beraber hayatlandıran hayat-ı sermediyesine şehadet ederler.

    Hem hayat, melâikeye iman rüknüne dahi bakar, remzen ispat eder. Çünkü, madem kâinatta en mühim netice hayattır ve en ziyade intişar eden ve kıymettarlığı için nüshaları teksir edilen ve zemin misafirhanesini gelip geçen kafilelerle şenlendiren zîhayatlardır. Ve madem küre-i arz bu kadar zîhayatın envâıyla dolmuş ve mütemadiyen zîhayat envâlarını tecdit ve teksir etmek hikmetiyle, her vakit dolar boşanır ve en hasis ve çürümüş maddelerinde dahi kesretle zîhayatlar halk edilerek bir mahşer-i huveynat oluyor. Ve madem hayatın süzülmüş en sâfi hülâsası olan şuur ve akıl ve en lâtif ve sabit cevheri olan ruh, bu küre-i




    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah alâmet: belirti, işaret
    bedihî: açık, aşikâr bil’ittifak: ittifakla, birleşerek
    burhan: güçlü delil cevher: öz, temel
    cilve: görünme, yansıma delâil: deliller, işaretler
    delâlet: delil olma dâr-ı âhiret: âhiret yurdu
    envâ: neviler, türler halk etme: yaratma
    hasis: âdi, değersiz hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat
    hikmet: fayda, gaye hâkezâ: bunun gibi
    hüccet: sarsılmaz delil, kanıt hükümfermâ: hüküm süren
    hülâsa: özet, öz idare-i kâinat: evrenin idaresi
    ihtiyar: dileme, seçme ilm-i muhit: herşeyi içine alan ilim
    ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi intişar etmek: yayılmak
    irade: dileme, isteme, tercih irade-i şâmile: herşeyi kuşatan irade
    kafile: grup, topluluk kelâm-ı Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın kelâmı
    kesret: çokluk kudret: güç, iktidar
    kudret-i mutlaka: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı kâinat: evren
    küre-i arz: yerküre, dünya kıymettar: değerli
    lâtif: berrak, şirin, hoş mahşer-i huveynat: mikroskobik canlıların toplanma yeri
    medar: dayanak noktası, kaynak melâike: melekler
    mevcudat: varlıklar meşiet: dilek, arzu
    muhakkak: gerçekliği kesin olan mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika işler
    mühim: önemli mütemadiyen: sürekli olarak
    netice: son, sonuç nüsha: kopya
    remzen: işareten risalet: elçilik, peygamberlik
    rükün: esas, şart sâfi: temiz, arınmış
    sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları tanzim: düzenleme
    tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek tecdit: yenileme
    teksir etmek: çoğaltmak umum: bütün, genel
    vahy-i İlâhî: Allah tarafından peygamberlere bildirilen emir ve yasaklar vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması
    vücut: varlık, var oluş zemin: yeryüzü
    zerrât: atomlar, zerreler ziyade: çok
    zîhayat: hayat sahibi, canlı âsâr: eserler
    şehadet: şahitlik şuur: bilinç


    Yazar : Risale Forum

  10. #50
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 605

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>arzda gayet kesretli bir surette halk olunuyorlar; adeta küre-i arz, hayat ve akıl ve şuur ve ervah ile ihyâ olup öyle şenlendirilmiş. Elbette küre-i arzdan daha lâtif, daha nuranî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye, ölü, câmid, hayatsız, şuursuz kalması imkân haricindedir. Demek gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayattar vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuur, zîhayat ve semâvâta münasip sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir.

    Hem hayatın sırr-ı mahiyeti, peygamberlere iman rüknüne bakıp remzen ispat eder. Evet, madem kâinat, hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i âzamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san’at-ı ecmelidir. Madem hayat-ı sermediye, resullerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir. (Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o hayat-ı ezeliye bilinmez. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayattar olduğu anlaşılır; öyle de, bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitap eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve ellerinde nâzil olan kitaplardır.) Elbette kâinattaki hayat, kat’î bir surette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “irsâl-i rusül” ve “inzâl-i kütüb” rükünlerine bakar, remzen ispat eder. Ve bilhassa risalet-i Muhammediye (a.s.m.) ve vahy-i Kur’ânî hayatın ruhu ve aklı hükmünde olduğundan, bu hayatın vücudu gibi hakkaniyetleri kat’îdir denilebilir.

    Evet, nasıl ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır. Ve şuur ve his dahi





    Hayy-ı Ezelî: başlangıcı olmaksızın devamlı hayat sahibi olan Allah Hayy-ı Kayyûm-u Ezelî: varlığının ve diriliğinin başlangıcı olmayıp her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah
    Zât: Allah bilhassa: özellikle
    celevât: cilveler, yansımalar cilve-i âzam: en büyük yansıma
    câmid: cansız ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri
    ehemmiyetli: değerli, önemli emir ve nehiy: bir şeyin yapılmasını emretme veya yasaklama
    ervah: ruhlar hakkaniyet: doğruluk, hakka taraftar olma
    halk olunmak: yaratılmak hayat-ı ezeliye: başlangıcı ve sonu olmayan hayat
    hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat hayattar: canlı
    hitap eden: konuşan hitâbât: hitâplar, konuşmalar
    hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları hülâsa: özet, öz
    ihyâ olmak: hayat verilmek imkân haricinde: imkânsız
    inzâl-i kütüb: kitapların indirilmesi irsâl-i rusül: peygamberlerin gönderilmesi
    kat’î: kesin kelimât: sözler
    kesretli: çok kâinat: evren
    küre-i arz: yerküre, dünya lâtif: güzel, hoş
    mazhar olmak: erişmek melâike: melekler
    münasip: uygun münâsebât: bağlantılar, ilişkiler
    nakş-ı ekmel: en mükemmel nakış netice-i hilkat-i semâvât: göklerin yaratılış neticesi
    nuranî: nurlu, parlak nâzil olan: inen
    remzen: işaretle resul: Allah’ın elçisi
    risalet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği rükün: temel, esas
    san’at-ı ecmel: en güzel san’at sekene: sakinler, yaşayanlar
    semâvât: gökler suret: biçim, şekil
    sırr-ı hayat: hayat sırrı sırr-ı mahiyet: bir şeyin özündeki sır, gizem
    vahy-i Kur’ânî: vahiyle gelen Kur’ân vaziyet: durum
    vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması vücud: var olma
    zîhayat: canlı zîşuur: şuur sahibi
    âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem şehadet etmek: şahitlik etmek
    şuur: bilinç şuâât: ışınlar, parıltılar


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 5/9 İlkİlk 123456789 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •