Sayfa 4/9 İlkİlk 12345678 ... SonSon
84 sonuçtan 31 ile 40 arası

  1. #31
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 585

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>tâ ki, birbirine baş başa verip muallâkta durabilsinler. O halde, o ustanın kolayca gördüğü işini görmek için, yüz usta kadar, yüz derece işinden daha ziyade işler görülecek, sonra o vaziyetler alınacak.

    Üçüncü temsil: Meselâ küre-i arz, Zât-ı Ferd-i Vâhidin bir memuru, bir neferi olduğundan, yalnız o birtek nefer, o tek Zâtın tek emrini dinlediği için, mevsimlerin husulü ve gece ve gündüz vakitlerinin vücudu ve semâvattaki ulvî ve haşmetli harekâtın zuhuru ve sinemavâri semâvî levhaların tebdili gibi neticeleri istihsal için, arz gibi birtek nefer, birtek Zâtın birtek emrini almakla, o vazifenin neş’esinden gelen bir cezbe ile, meczup Mevlevî gibi iki hareketiyle semâa kalkar, bütün o muhteşem neticelerin husulüne ve zuhuruna vesile olur. Güya o tek nefer, kâinat yüzündeki muhteşem manevraya bir kumandanlık eder.

    Eğer hâkimiyet-i ulûhiyeti ve saltanat-ı rububiyeti umum kâinatı ihata eden ve hüküm ve emri umum mevcudata geçen bir Zât-ı Ferde verilmezse, o halde o neticeleri, o semâvî manevrayı ve arzî mevsimleri tahsil etmek için, küre-i arzdan bin defa büyük milyonlarla yıldızlar ve küreler, milyonlar sene uzun bir mesafeyi her yirmi dört saatte, herbir senede gezmekle o neticeler gösterilebilir.

    İşte, küre-i arz gibi birtek memur, meczup bir Mevlevî gibi mihveri ve medârı üstünde iki hareketle hâsıl olan o haşmetli neticelerin husulü ise, vahdette ne derece hadsiz suhulet olduğuna bir misal olması gibi, aynı neticeleri kazanmak için milyonlar defa o hareketten daha müşkül ve hadsiz uzun yollarla o neticeleri kazanmak ne derece müşkülâtlı, belki muhal olduğuna, şirk ve küfrün yolunda ne derece muhaller, bâtıl şeyler bulunduğuna misaldir.

    Esbaba tapanların ve tabiatperestlerin cehaletlerine bu misalle bak. Meselâ, “Bir zât, harika bir fabrikanın veya acip bir saatin veya muhteşem bir sarayın veya mükemmel bir kitabın gayet muntazam bir surette eczalarını, çarklarını




    Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse Zât-ı Ferd: tek ve benzersiz olan Zât, Allah
    Zât-ı Ferd-i Vâhid: bir ve tek olan, eşi ve benzeri olmayan Zât, Allah acip: hayret verici
    arz: dünya arzî: dünyaya ait
    bâtıl: hak olmayan cehalet: cahillik
    cezbe: kendinden geçme ecza: kısımlar, bölümler
    esbab: sebepler hadsiz: sonsuz, sınırsız
    harekât: hareketler haşmetli: büyük, görkemli
    husul: meydana gelme hâkimiyet-i ulûhiyet: İlâhî egemenlik
    hâsıl olan: meydana gelen hüküm: emir, hakimiyet
    ihata etmek: içine almak, kapsamak istihsal: üretme, ortaya çıkarma
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar küfür: Allah’ı inkâr etme, inançsızlık, dinsizlik
    küre-i arz: yerküre, dünya levha: tablo
    manevra: eğitim, tatbikat meczup: cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
    medâr: eksen mevcudat: varlıklar
    mihver: eksen, yörünge misal: örnek
    muallâkta: boşlukta, havada muhal: imkânsız
    muntazam: düzenli müşkül: zor
    müşkülâtlı: zor, güç nefer: asker
    netice: sonuç saltanat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği
    semâa kalkmak: Mevlevîlerin kollarını iki tarafa açıp kendi etraflarında dönmeleri semâvât: gökler
    semâvî: Allah tarafından olan sinemavâri: sinema filmi gibi
    suhulet: kolaylık suret: biçim, şekil
    tabiatperest: herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia eden tahsil etmek: elde etmek
    tebdil: değişim temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme
    ulvî: yüce, büyük umum: bütün
    vahdet: birlik vaziyet: durum, hâl
    vesile olmak: aracı olmak vücud: var oluş
    ziyade: çok, fazla zuhur: ortaya çıkma, görünme
    şirk: Allah’a ortak koşma


    Yazar : Risale Forum

  2. #32
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 586

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>fevkalâde san’atıyla hazır ettikten sonra, kendisi kolayca o eczaları terkip edip işletmeyerek, belki çok uzun masraflarla o eczaları kendi kendine işlemek ve usta yerine fabrikayı, sarayı, saati yapmak, kitabı yazmak için herbir cüz’ü, herbir çarkı, hattâ kâğıdı, kalemi birer harika makine hükmüne getiriyor ve teşhirini çok istediği bütün hünerlerini, kemâlâtını izhara vesile olan o üstadlığını ve san’atını onlara havale ediyor” diye zannetmek, ne derece akıldan uzak ve cehalet olduğunu anlarsın. Aynen öyle de, esbaba ve tabiatlara icad isnad edenler, muzaaf bir cehalete düşerler. Çünkü tabiatların ve sebeplerin üstünde dahi gayet muntazam bir eser-i san’at var; onlar da sair mahlûkat gibi masnudurlar. Onları öyle yapan Zât, onların neticelerini dahi yapar, beraber gösteriyor. Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar. Ve ağacı yapan, onun üstünde meyveleri dahi o icad eder. Yoksa, ayrı ayrı tabiatların, sebeplerin vücuda gelmeleri için, yine muntazam başka tabiatları, sebepleri isteyecekler. Ve hâkezâ, git gide, nihayetsiz, mânâsız, imkânsız bir silsile-i mevhûmâtı mevcut kabul etmek lâzım gelir. Bu ise, cehaletlerin en antikasıdır.

    BEŞİNCİ İŞARET

    Çok yerlerde kat’î delillerle ispat etmişiz ki, hâkimiyetin en esaslı hassası istiklâldir, infiraddır. Hattâ hâkimiyetin zayıf bir gölgesi, âciz insanlarda dahi, istiklâliyetini muhafaza etmek için, gayrın müdahalesini şiddetle reddeder ve kendi vazifesine başkasının karışmasına müsaade etmez. Çok padişahlar, bu redd-i müdahale haysiyetiyle mâsum evlâtlarını ve sevdiği kardeşlerini merhametsizce kesmişler. Demek, hakikî hâkimiyetin en esaslı hassası ve infikâk kabul etmez bir lâzımı ve daimî bir muktezası istiklâldir, infiraddır, gayrın müdahalesini reddir.

    İşte bu çok esaslı hassa içindir ki, rububiyet-i mutlaka derecesindeki hâkimiyet-i İlâhiye, gayet şiddetle şirki ve iştiraki ve müdahale-i gayrı reddettiğinden, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan dahi gayet hararetle ve şiddetle ve pek çok tekrarla tevhidi gösterip şirki, iştiraki azîm tehditlerle reddediyor.





    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan
    : açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân





    azîm
    : büyük
    cehalet: cahillik cüz’: kısım, parça
    daimî: sürekli ecza: kısımlar, bölümler
    esaslı: sarsılmaz, köklü esbab: sebepler
    eser-i san’at: san’at eseri fevkalâde: olağanüstü
    gayr: başka hakikî: gerçek
    hararetle: çok yoğun bir şekilde hassa: temel özellik
    haysiyet: özellik hâkezâ: bunun gibi
    hâkimiyet: egemenlik, hükmü ve idaresi altına alma hâkimiyet-i İlâhiye: İlâhî hâkimiyet, egemenlik
    icad: var etme infikâk: ayrılma
    infirad: tek başına olma isnad eden: dayandıran
    istiklâl: bağımsızlık istiklâliyet: bağımsızlık
    izhar: gösterme, ortaya çıkarma iştirak: ortaklık
    kat’î: kesin kemâlât: mükemmel özellikler, kusursuzluklar
    mahlûkat: yaratıklar masnu: san’atlı yapılmış eser
    mevcut: var muhafaza etmek: korumak, saklamak
    mukteza: bir şeyin gereği muntazam: düzenli
    muzaaf: kat kat, katmerli mâsum: günahsız, temiz, saf
    müdahale-i gayr: başkasının karışması müsaade etme: izin verme
    netice: son, sonuç nihayetsiz: sınırsız
    redd-i müdahale: başkasının müdahalesini kabul etmeme rububiyet-i mutlaka: Allah’ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi
    sair: başka, diğer silsile-i mevhûmât: kuruntular zinciri
    tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa terkip etmek: düzenlemek, bir araya getirmek
    tevhid: Allah’ın birliği teşhir: sergi
    vesile: aracı, vasıta vücuda gelmek: meydana gelmek
    âciz: güçsüz şirk: Allah’a ortak koşma


    Yazar : Risale Forum

  3. #33
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 587

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>İşte, rububiyetteki hâkimiyet-i İlâhiye, tevhid ve vahdeti kat’î bir surette iktiza ettiği ve gayet kuvvetli bir dâîyi ve gayet şiddetli bir muktazîyi gösterdiği gibi, kâinat yüzündeki nihayet derecede mükemmel ve mecmu-u kâinattan, yıldızlardan tut, tâ nebâtat, hayvânat, maâdin, tâ cüz’iyat ve efrada ve zerrelere kadar görünen intizam-ı ekmel ve insicam-ı ecmel, o ferdiyete, o vahdete hiçbir cihetle şüphe getirmez bir şahid-i âdil, bir burhan-ı bâhirdir. Çünkü gayrın müdahalesi olsa, bu gayet hassas nizam ve intizam ve muvazene-i kâinat elbette bozulacaktı ve intizamsızlık eseri görünecekti.

    1 لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا âyetinin sırrıyla, bu harika, mükemmel nizam-ı kâinat karışacaktı ve fesada girecekti. Halbuki,
    2 فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ âyetiyle, zerrattan tâ seyyârâta, ferşten tâ Arşa kadar hiçbir cihetle kusur ve noksan ve müşevveşiyet eseri görülmediğinden, gayet parlak bir surette, bu nizam-ı kâinat ve şu intizam-ı mahlûkat ve şu muvazene-i mevcudat, ism-i Ferdin cilve-i âzamını gösterip vahdete şehadet eder.

    Hem cilve-i ehadiyet sırrıyla, en küçük bir zîhayat mahlûk, kâinatın bir misal‑i musağğarası ve küçük bir fihristesi hükmünde olduğundan, o tek zîhayata sahip çıkan, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan Zât olabilir. Ve bir çekirdek, hilkatçe bir ağaçtan geri olmadığı ve bir ağaç küçük bir kâinat hükmünde olduğu, herbir zîhayat dahi küçük bir kâinat ve küçük bir âlem hükmünde olduğundan, bu sırr-ı ehadiyet cilvesi, şirk ve iştiraki muhal derecesine getiriyor.



    Not
    Dipnot-1 “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
    Dipnot-2 “Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun?” Mülk Sûresi, 67:3.







    burhan-ı bâhir: çok açık ve sarsılmaz delil cihet: şekil, yön
    cilve: görüntü, yansıma cilve-i ehadiyet: Allah’ın birliğinin her birşeyde görünmesi
    cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme cüz’iyat: küçük ve ferdî şeyler
    dâî: gerektiren sebep efrad: fertler, bireyler
    ferdiyet: tek ve benzersiz oluş ferşten Arşa: yeryüzünden göğün en yüksek tabakasına
    fesad: bozulma fihriste: ana özelliklerin sıralandığı liste
    gayr: başka hassas: duyarlı
    hayvânat: hayvanlar hilkat: yaratılış
    hâkimiyet-i İlâhiye: İlâhî hâkimiyet, egemenlik iktiza etmek: gerektirmek
    insicam-ı ecmel: çok güzel düzgünlük, uyumluluk intizam: disiplin, düzen
    intizam-ı ekmel: çok mükemmel düzen intizam-ı mahlûkat: varlıklardaki disiplin, düzen
    ism-i Ferd: Allah’ın tek, eşi ve benzeri bulunmayan ve birliğinin herbir varlıkta görüldüğünü ifade eden ismi iştirak: ortaklık
    kabza-i tasarruf: hüküm ve idare eden el kat’î: kesin
    kâinat: evren mahlûk: yaratık
    maâdin: mâdenler mecmu-u kâinat: bütün evren
    misal-i musağğar: küçültülmüş örnek muhal: imkânsız
    muktazî: gerekçe, gerektirici sebep muvazene-i kâinat: kâinattaki denge ve ölçü
    muvazene-i mevcudat: kâinattaki varlıkların ölçü ve denge içinde olması müşevveşiyet: karışıklık
    nebâtat: bitkiler nihayet: son
    nizam: düzen nizam-ı kâinat: kâinattaki düzen
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi seyyârât: gezegenler
    suret: biçim, şekil sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı
    tevhid: Allah’ın bir oluşu vahdet: Allah’ın birliği
    zerrat: zerreler, atomlar zîhayat: canlı
    âlem: dünya, evren âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
    şahid-i âdil: adaletli ve sadece doğruları söyleyen şahit şehadet etmek: şahitlik etmek
    şirk: Allah’a ortak koşma
    Yazar : Risale Forum

  4. #34
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 588

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Bu kâinat, o sırla, değil yalnız tecezzî kabul etmez bir külldür; belki mahiyetçe, inkısam ve iştiraki ve tecezzîsi imkânsız ve müteaddit elleri kabul etmez bir küllî hükmüne geçtiğinden, ondaki her cüz, bir cüz’î ve bir ferdi hükmünde ve o küll dahi bir küllî hükmünde olduğundan, hiçbir cihetle iştirakin imkânı olmuyor. Bu ism-i Ferdin cilve-i âzamı, hakikat-i tevhidi, bu sırr-ı ehadiyetle bedâhet derecesinde ispat ediyor.

    Evet, kâinatın envâları birbiri içine girift olması ve kenetleşmesi ve herbirinin vazifesi umuma baktığı cihetle, kâinatı, rububiyet ve icad noktasında tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirdiği misilli, kâinatta faaliyet gösteren ef’âl-i umumiye-i muhîta dahi, birbirinin içinde tedahül cihetiyle, yani, meselâ hayat vermek fiili içinde, aynı anda iaşe ve terzik fiili görünüyor. Ve o iaşe, ihyâ fiilleri içinde, aynı zamanda o zîhayatın cesedini tanzim, teçhiz fiilleri müşahede olunuyor. Ve o iaşe, ihyâ, tanzim, teçhiz fiilleri içinde, aynı vakitte tasvir, terbiye ve tedbir fiilleri nazara çarpıyor. Ve hâkezâ, böyle muhit ve umumî ef’âlin birbiri içine tedahülü ve girift olması ve ziyadaki yedi renk gibi imtizaç, belki ittihad etmesi haysiyetiyle ve o ef’âlin herbiri mahiyetçe bir birlik ve vahdet içinde ekser mevcudata ihatası ve şümulü ve vahdânî birer fiil olduğundan, herhalde fâilinin birtek Zât olması ve herbiri umum kâinatı istilâ etmesi ve sair ef’âl ile muavenettârâne birleşmesi itibarıyla, kâinatı tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirdiği gibi; zîhayat mahlûkların herbirisi, kâinatın bir çekirdeği, bir fihristesi, bir nümunesi hükmünde olduğundan, kâinatı rububiyet noktasında tecezzî ve inkısamı imkân haricinde bir küllî hükmüne getirmiştir.




    bedâhet: çok açık bir şekilde görünme cesed: beden
    cihet: yön, şekil cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme
    cüz: kısım, parça cüz’î: ferd
    ef’âl: fiiler, işler ef’âl-i umumiye-i muhîta: herşeyi kuşatan genel fiiller, işler
    ekser: pek çok envâ: türler, çeşitler
    ferd: birey fihriste: içindekiler, içerik
    fâil: işi yapan girift: karmaşık, iç içe
    hakikat-i tevhid: Allah’ın bir ve tek olduğu ve ondan başka ilâh olmadığı gerçeği haysiyet: özellik
    hâkezâ: böylece, bunun gibi iaşe: besleme, yedirip içirme
    icad: yaratma, var etme ihata: içine alma, kuşatma
    ihyâ: hayat verme imkân: olabilirlik
    imtizaç: birbiriyle karışma, kaynaşma inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma
    ism-i Ferd: Allah’ın ferdlerden kâinata kadar bütün varlıkları birlik içinde tutmayı ifade eden ismi istilâ etmek: kaplamak, yayılmak
    itibarıyla: bakımından ittihad etmek: birleşmek, birlikte hareket etmek
    iştirak: ortak olma, katılma kâinat: evren
    küll: bütün küllî: tür, kapsamlı varlık
    mahiyet: bir şeyin neden ibaret olduğu, temel yapı mahlûk: yaratık
    mevcudat: varlıklar misilli: benzeri
    muavenettârâne: yardım ederek muhit: herşeyi içine alan, kuşatan
    müteaddit: bir çok, çeşitli müşahede olunmak: gözlemlenmek
    nazara çarpmak: göze takılmak nümune: örnek
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi sair: başka, diğer
    sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı tanzim: düzenleme, düzene koyma
    tasvir: şekil ve görünüm verme tecezzî: bölünme, parçalanma
    tedahül: iç içe olma tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama
    terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma terzik: rızık verme, besleme
    teçhiz: donatma umum: bütün
    umumî: genel vahdet: birlik
    vahdânî: bir tek elden çıkan, bir tek zâtı gösteren ziya: ışık
    zîhayat: canlı şümul: kapsamlılık, kuşatıcılık


    Yazar : Risale Forum

  5. #35
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 589

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Demek kâinat öyle bir külldür ki, bir cüz’e rab olmak, umum o külle rab olmakla olur. Ve öyle bir küllîdir ki, herbir cüz, bir ferd hükmüne geçip, birtek ferde rububiyetini dinlettirmek, umum o küllîyi musahhar etmekle olabilir.

    ALTINCI İŞARET

    Ferdiyet-i Rabbâniye ve vahdet-i İlâhiye, bütün kemâlâtın HAŞİYE-1 medarı, esası olduğu ve kâinatın hilkatindeki hikmetlerin ve maksatların menşei ve madeni olduğu gibi, zîşuur ve zîaklın, hususan insanın metalibinin ve arzularının husul bulmasının menbaı ve çare-i yegânesidir. Eğer ferdiyet olmazsa, beşerin bütün metalip ve arzuları sönecek. Hem hilkat-i kâinatın neticeleri hiçe inecek, hem mevcut ve muhakkak olan ekser kemâlâtın in’idâmına vesile olacak.

    Meselâ, insanda en şedit ve sarsılmaz ve aşk derecesinde bir arzu-yu bekà var. Ve o matlabı vermek için, bütün kâinatı sırr-ı ferdiyetle kabzasında tutan ve bir menzili kapayıp öbür menzili açmak gibi kolay bir surette dünyayı kapayıp âhireti açabilir bir Zât, o arzu-yu bekàyı yerine getirebilir. Ve bu arzu gibi, ebede uzanmış ve kâinatın etrafına yayılmış, beşerin binler arzuları, sırr-ı ferdiyete ve hakikat-i tevhide bağlıdırlar. Eğer o ferdiyet olmazsa, onlar olmaz, akîm kalırlar.




    Not
    Haşiye-1 Hattâ hadsiz kemal ve cemâl-i İlâhînin tahakkukuna en zâhir burhan ve en kuvvetli bir delil, vahdettir. Çünkü, kâinatın Sânii, Vâhid-i Ehad bilinse, bütün kâinattaki kemâlât ve cemaller, o Sâni-i Vâhidde bulunan kudsî kemâlâtın ve cemallerin gölgeleri ve cilveleri ve işaretleri ve tereşşuhatları olduğu bilinecek. Yoksa, kâinatın kemâlâtı ve cemalleri, mahlûkata ve şuursuz bir kısım esbaba ait kalacaktı. O vakit, akl-ı beşer nazarında, kemâlât-ı İlâhiyenin hazine-i sermediyesi anahtarsız, meçhul kalırdı.






    Ferdiyet-i Rabbaniye: Rab olan Allah’ın bir ve benzersiz oluşu Sâni-i Vâhid: tek olan ve herşeyi san’atlı yapan Allah
    Sâni’: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah
    akl-ı beşer: insan aklı akîm: neticesiz
    arzu-yu bekà: sonsuz yaşama isteği beşer: insan, insanlar
    burhan: güçlü ve sağlam delil cemâl: güzellik
    cilve: görünme, yansıma cüz’: kısım, parça
    ebed: sonsuzluk ekser: çoğunluk
    esas: temel esbab: sebepler
    ferd: birey ferdiyet: teklik, birlik
    hadsiz: sınırsız, sonsuz hakikat-i tevhid: Allah’ın bir ve tek olduğu ve ondan başka ilâh olmadığı gerçeği
    hazine-i sermediye: bitmek tükenmek bilmeyen hazine haşiye: dipnot
    hikmet: gaye, amaç hilkat: yaratılış
    hilkat-i kâinat: evrenin yaratılışı husul: meydana gelme
    hususan: özellikle in’idâm: yok olma
    kabza: el, tutam kemâl ve cemâl-i İlâhî: Allah’ın mükemmellik, kusursuzluk ve güzelliği
    kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler kemâlât-ı İlâhiye: Allah’a ait mükemmel özellikler
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak kâinat: evren
    küll: bütün küllî: tür, geniş, kapsamlı
    mahlûkat: yaratıklar maksat: amaç, gaye
    matlab: istek medar: dayanak noktası, kaynak
    menba: kaynak menzil: yer, mekân
    menşe: kaynak metalip: istekler, arzular, talep edilen şeyler
    mevcut: var meçhul kalmak: bilinmez olmak
    muhakkak: gerçekliği kesin olarak bilinen musahhar etmek: boyun eğdirmek, emri altına almak
    nazar: bakış, görüş netice: sonuç
    rab: ilâh, yaratıcı rububiyet: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma
    suret: biçim, şekil sırr-ı ferdiyet: bütün varlıkları yaratanın tek olması sırrı
    tahakkuk: gerçekleşme tereşşuhat: sızıntılar, izler
    umum: bütün vahdet: Allah’ın birliği
    vahdet-i İlâhiye: Allah’ın birliği vesile: aracı
    zahir: açık, âşikâr zîakıl: akıl sahibi
    zîşuur: şuurlu, bilinçli âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    çare-i yegâne: tek çare şedit: şiddetli
    şuursuz: bilinçsiz


    Yazar : Risale Forum

  6. #36
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 590

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Ve vahdetle bütün kâinata birden tasarruf eden bir Zât-ı Ferd olmazsa, o matlaplar yerine gelmez. Farazâ gelse de çok nâkıs olur.

    İşte bu sırr-ı azîm içindir ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, tevhid ve ferdiyeti pek çok tekrarla, kuvvetli bir hararetle, yüksek bir halâvetle ders verdiği gibi, bütün enbiya ve asfiya ve evliya, en büyük zevklerini ve saadetlerini, kelime-i tevhid olan Lâ ilâhe illâ Hû’da buluyorlar.

    YEDİNCİ İŞARET

    İşte bu tevhid-i hakikîyi bütün meratibiyle en mükemmel bir surette ders veren, ispat eden, ilân eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti, elbette o tevhidin kat’iyeti derecesinde sabit olmak lâzım gelir. Çünkü, madem daire-i vücudun en büyük hakikati olan tevhidi bütün hakaikiyle o zât ders veriyor; elbette tevhidi ispat eden bütün burhanlar, dolayısıyla, onun risaletini ve vazifesinin hakkaniyetini ve dâvâsının doğruluğunu dahi kat’î ispat eder denilebilir. Evet, böyle binler hakaik-i âliyeyi cem eden ferdiyet ve vahdâniyeti hakkıyla keşfedip ders veren bir risalet, gayet kat’î bir surette o tevhid, o ferdiyetin muktezasıdır ve lâzımıdır. Onlar, onu herhalde isterler.

    İşte o vazifeyi tam tamına yerine getiren zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın şahsiyet-i mâneviyesinin derece-i ehemmiyetine ve ulviyetine ve bu kâinatın bir güneşi olduğuna şehadet eden pek çok delillerden, sebeplerden üç tanesini nümune olarak beyan ediyoruz.

    BİRİNCİSİ: Umum ümmet, umum asırlarda işledikleri umum hasenâtın bir misli, es-sebebü ke’l-fâil sırrınca, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın sahife-i hasenâtına geçtiği gibi; umum ümmet, her günde ettikleri salâvat duasının





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
    Zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) zâtı, kendisi Zât-ı Ferd: her yönüyle tek ve benzersiz olan Zât, Allah
    asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar asır: yüzyıl
    beyan etmek: açıklamak, anlatmak burhan: güçlü ve sağlam delil
    cem eden: toplayan daire-i vücud: varlık dairesi
    derece-i ehemmiyet: önem derecesi dâvâ: savunulan bir iddia
    enbiya: nebiler, peygamberler es-sebebü ke’l-fâil: “sebeb olan yapan gibidir”
    evliya: veliler, Allah dostları farazâ: farz edelim ki, varsayalım
    ferdiyet: tek ve benzersiz olma, teklik hakaik: hakikatler, gerçekler
    hakaik-i âliye: yüksek hakikatler, gerçekler hakikat: doğru gerçek
    hakkaniyet: doğruluk, hakka taraftar olma halâvet: tatlılık
    hararetle: şiddetle isteyerek hasenât: iyilikler, sevaplar
    kat’iyet: kesinlik kat’î: kesin
    kelime-i tevhid: Allah’tan başka ilâh olmadığını ifade eden cümle “Lâ ilâhe illâ Hû” keşfetmek: gizli birşeyi açığa çıkarmak
    kâinat: evren matlap: istek
    meratib: mertebeler, dereceler misil: benzer
    mukteza: bir şeyin gereği nâkıs: eksik, noksan
    nümune: örnek risalet: elçilik, peygamberlik
    saadet: mutluluk sahife-i hasenât: iyiliklerin yazıldığı sayfa, sevap defteri
    salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası suret: biçim, şekil
    sırr-ı azîm: büyük sır tasarruf eden: herşeyi dilediği gibi idare edip kullanan
    tevhid: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme tevhid-i hakikî: araştırarak, delilleriyle Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etme
    ulviyet: yücelik umum: bütün
    vahdet: birlik, teklik vahdâniyet: birlik, ortağının bulunmayışı
    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet
    şehadet: şahitlik


    Yazar : Risale Forum

  7. #37
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 591

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>kat’î makbuliyeti cihetiyle, o hadsiz duaların iktiza ettikleri makam ve mertebeyi düşünmekle, şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın bu kâinat içinde nasıl bir güneş olduğu anlaşılır.

    İKİNCİSİ: Âlem-i İslâmın şecere-i kübrâsının menşei, çekirdeği, hayatı, medarı olan mahiyet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın, fevkalâde istidat ve cihazatıyla, âlem-i İslâmiyetin mâneviyâtını teşkil eden kudsî kelimâtı, tesbihâtı, ibâdâtı, en evvel, bütün mânâlarıyla hissedip yapmaktan gelen terakkiyât-ı ruhiyesini düşün, Habîbiyet derecesine çıkan ubudiyet-i Muhammediyenin (a.s.m.) velâyeti sair velâyetlerden ne kadar yüksek olduğunu anla.

    Bir zaman, birtek tesbihin, birtek namazda, Sahabelerin tarz-ı telâkkisine yakın bir surette bana inkişafı, bir ay kadar ibadet derecesinde ehemmiyetli göründü; Sahabelerin yüksek kıymetini onunla anladım. Demek, bidâyet-i İslâmiyede kelimât-ı kudsiyenin verdiği feyiz ve nurun başka bir meziyeti var. Tazeliği haysiyetiyle başka bir letâfeti, bir tarâveti, bir lezzeti var ki, gaflet perdesi altında mürur-u zamanla gizlenir, azalır, perdelenir. Zât-ı Muhammediye (a.s.m.) ise, onları menba-ı hakikîsinden (Zât-ı Akdesten) turfanda, taze olarak, fevkalâde istidadıyla almış, emmiş, massetmiş. Bu sırra binaen, o zât, birtek tesbihten, başkasının bir sene ibadeti kadar feyiz alabilir.

    İşte bu nokta-i nazardan, zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın, haddi ve nihayeti olmayan merâtib-i kemâlâtta ne derece terakki ettiğini kıyas et.

    ÜÇÜNCÜSÜ: Bu kâinatın Hâlıkı, bu kâinattaki bütün makasıdının en ehemmiyetli medarı nev-i insan olduğundan ve bütün hitâbât-ı Sübhâniyenin en anlayışlı





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Habîbiyet: Allah’ın en sevgili kulu olma
    Hâlık: herşeyi yaratan Allah Sahabe: Hz. Peygamberi dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar
    Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah Zât-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in şahsiyeti
    bidâyet-i İslâmiye: İslâmiyetin başlangıcı binaen: dayanarak
    cihazat: cihazlar, donanım cihet: yön
    ehemmiyetli: değerli, önemli evvel: önce
    fevkalâde: olağanüstü feyiz: mânevî gıda, bereket
    gaflet: umursamazlık, dalgınlık had: sınır
    haysiyet: özellik hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları
    ibâdât: ibâdetler iktiza etmek: gerektirmek
    inkişaf: ortaya çıkma, açılma istidat: kabiliyet
    kat’î: kesin kelimât: kelimeler, sözler
    kelimât-ı kudsiye: kutsal kelimeler kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    kâinat: evren letâfet: hoşluk, güzellik
    mahiyet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’e ait temel özellik makam: derece, yer
    makasıd: maksatlar, gayeler makbuliyet: kabul edilmişlik
    massetmek: emmek medar: dayanak noktası, kaynak
    menba-ı hakikî: gerçek kaynak menşe: kaynak
    merâtib-i kemâlât: mükemmellik dereceleri meziyet: üstün özellik
    mâneviyât: mânâ âlemine ait özellikler mürur-u zaman: zamanın geçmesi
    nev-i insan: insan türü, insanlık nihayet: son
    nokta-i nazar: bakış açısı sair: başka, diğer
    suret: biçim, şekil tarz-ı telâkki: anlayış tarzı
    tarâvet: tazelik terakki etmek: ilerlemek, yükselmek
    terakkiyât-ı ruhiye: ruh ile mânevî mertebelere yükselme tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    tesbihât: Allah’ın her türlü kusurdan uzak olduğunu, herşeyden büyük ve yüce olduğunu ifade eden kelimeleri tekrarlamak teşkil eden: oluşturan
    turfanda: yeni, taze ubudiyet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in mükemmel kulluk ve ibadeti
    velâyet: velilik âlem-i İslâm: İslâm âlemi
    şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in mânevî şahsiyeti şecere-i kübrâ: büyük ağaç


    Yazar : Risale Forum

  8. #38
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 592

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>bir muhatabı nev-i beşer olduğundan; o nev-i beşer içinde en meşhur, en namdar ve âsârıyla ve icraatıyla en mükemmel, en muhteşem fert olan zât-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) o nevi namına, belki umum kâinat hesabına kendine muhatap ittihaz eden Zât-ı Ferd-i Zülcelâl, elbette onu hadsiz kemâlâtta hadsiz feyzine mazhar etmiştir.

    İşte, bu üç nokta gibi çok noktalar var, kat’î bir surette ispat ederler ki, şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye (a.s.m.), kâinatın mânevî bir güneşi olduğu gibi; bu kâinat denilen Kur’ân-ı kebîrin âyet-i kübrâsı ve o furkan-ı âzamın ism-i âzamı ve ism-i Ferdin cilve-i âzamının bir âyinesidir. Kâinatın umum zerrâtının, umum zamanlarındaki umum dakikalarının bütün âşirelerine darb edilip, hâsıl-ı darb adedince o zât-ı Ahmediyeye salât-ü selâm, nihayetsiz hazine-i rahmetinden inmesini, Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samedden niyaz ediyoruz.


    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1







    Not

    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.





    Kur’ân-ı kebîr: büyük Kur’ân Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, bir ve benzersiz olup ortağı olmayan Zât, Allah
    Zât-ı Ferd-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi, tek ve benzersiz olan Zât, Allah cilve-i âzam: en büyük yansıma
    darb etmek: matematikteki çarpma işlemini yapmak fert: birey, kişi
    feyz: mânevî gıda, bereket furkan-ı âzam: hakkı batıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap, kâinat
    hadsiz: sınırsız, sayısız hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi
    hâsıl-ı darb: çarpma işleminin sonucu icraat: faaliyet, iş yapma
    ism-i Ferd: Allah’ın tek ve benzersiz oluşunu ifade eden ismi ism-i âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    ittihaz eden: edinen, kabullenen kat’î: kesin
    kemâlât: mükemmellik ve kusursuzluk özellikleri kâinat: evren
    mazhar etmek: eriştirmek muhatap: hitap edilen
    namdar: şan ve şöhret sahibi namına: adına
    nev-i beşer: insanlar nevi: çeşit, tür
    nihayetsiz: sonsuz niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma
    salât-ü selâm: Peygamberimiz için yapılan dua suret: biçim, şekil
    umum: bütün zerrât: zerreler, atomlar
    zât-ı Ahmedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in velâyet sahibi zâtı zât-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in şahsiyeti
    âsâr: eserler âyet-i kübrâ: en büyük delil
    âşire: saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in mânevî şahsiyeti


    Yazar : Risale Forum

  9. #39
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 593

    Otuzuncu Lem’anın Beşinci Nüktesi




    فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِـى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِـى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 1

    âyet-i azîmenin ve

    اَللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نوْمٌ 2

    âyet-i azîmin birer nüktesi ile, İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın iki ziyasından bir ziyası veya altı nurundan bir nuru olan ism-i Hayyın bir cilvesi, Şevvâl-i Şerifte, Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa aklıma göründü. Vaktinde kaydedilmedi ve çabuk o kudsî kuşu avlayamadık. Tebâud ettikten sonra, hiç olmazsa bazı remizlerle o hakikat-i ekberin ve nur-u âzamın bazı şualarını muhtasaran göstereceğiz.

    BİRİNCİ REMİZ

    İsm-i Hayy ve ism-i Muhyînin bir cilve-i âzamından olan “Hayat nedir? Ve mahiyeti ve vazifesi nedir?” sualine karşı, fihristevâri cevap şudur ki:

    Hayat,

    • şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi,
    • hem en büyük neticesi,
    • hem en parlak nuru,
    • hem en lâtif mâyesi,




    Not
    Dipnot-1 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
    Dipnot-2 “Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayy ve Kayyûmdur. Onu ne uyuklama ve ne de uyku tutmaz, gafletin hiçbir çeşidi hiçbir zaman Ona ârız olamaz.” Bakara Sûresi, 2:255.







    Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler - Eskişehir) cilve: görüntü, yansıma
    cilve-i âzam: en büyük yansıma ehemmiyetli: değerli, önemli
    fihristevâri: özet şeklinde, başlıklar halinde hakikat-i ekber: en büyük gerçek
    ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini bildiren ismi ism-i Muhyî: Allah’ın bütün canlılara hayat verdiğini ifade eden ismi
    kudsî: kutsal kâinat: evren
    lem’a: parıltı lâtif: güzel, hoş
    mahiyet: öz nitelik, özellik muhtasaran: özet olarak
    mâye: maya netice: sonuç
    nur-u âzam: en büyük nur nükte: derin ve ince anlamlı söz
    remiz: işaret tebâud etmek: uzaklaşmak
    ziya: ışık âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet
    İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı Şevvâl-i Şerif: Hicrî aylardan onuncusu; Ramazan’dan sonraki ay
    şua: ışık, parıltı


    Yazar : Risale Forum

  10. #40
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 594

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }.listlevel1WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel2WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel3WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel4WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel5WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel6WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel7WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel8WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel9WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }</style>
    • hem gayet süzülmüş bir hülâsası,


    • hem en mükemmel meyvesi,
    • hem en yüksek kemâli,
    • hem en güzel cemâli,
    • hem en güzel ziyneti,
    • hem sırr-ı vahdeti,
    • hem rabıta-i ittihadı,
    • hem kemâlâtının menşei,
    • hem san’at ve mahiyetçe en harika bir zîruhu,
    • hem en küçük bir mahlûku bir kâinat hükmüne getiren mu’cizekâr bir hakikati,
    • hem güya kâinatın küçük bir zîhayatta yerleşmesine vesile oluyor gibi, koca kâinatın bir nevi fihristesini o zîhayatta göstermekle beraber, o zîhayatı ekser mevcudatla münasebettar ve küçük bir kâinat hükmüne getiren en harika bir mu’cize-i kudrettir.
    • Hem en büyük bir küll kadar, hayat ile küçük bir cüz’ü büyülten ve bir ferdi dahi küllî gibi bir âlem hükmüne getiren ve rububiyet cihetinde kâinatı tecezzî ve iştiraki ve inkısamı kabul etmez bir küll, bir küllî hükmünde gösteren fevkalâde harika bir san’at-ı İlâhiyedir.
    • Hem kâinatın mahiyetleri içinde Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve vahdetine ve ehadiyetine şehadet eden burhanların en parlağı, en kat’îsi ve en mükemmeli,
    • hem masnuat-ı İlâhiye içinde en hafîsi ve en zâhiri, en kıymettarı ve en ucuzu, en nezihi ve en parlak ve en mânidar bir nakş-ı san’at-ı Rabbâniyedir.
    • Hem sair mevcudatı kendine hâdim ettiren, nâzenin, nazdar, nazik bir cilve-i rahmet-i Rahmâniyedir.






    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah burhan: güçlü ve sağlam delil
    cemâl: güzellik cihet: yön
    cilve-i rahmet-i Rahmâniye: sonsuz şefkat ve merhameti bütün varlık âlemini kuşatan Allah’ın rahmetinin yansıması cüz’: kısım, parça
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta görünmesi ekser: pek çok
    ferd: kişi fevkalâde: olağanüstü
    fihriste: ana özelliklerin sıralandığı liste, içerik hafî: gizli
    hakikat: gerçek hâdim: hizmetçi
    hülâsa: öz, esas inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma
    iştirak: ortaklık kat’î: kesin
    kemâl: kusursuzluk, mükemmellik kemâlât: kusursuzluklar, mükemmellikler
    kâinat: evren küll: bütün, genel
    küllî: tür, geniş, kapsamlı kıymettar: değerli
    mahiyet: temel özellik mahlûk: varlık
    masnuat-ı İlâhiye: Allah’ın san’atla yarattığı varlıklar menşe: kaynak
    mevcudat: varlıklar mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi
    mu’cizekâr: mucize dolu mânidar: mânâlı, anlamlı
    münasebettar: ilgili, bağlantılı nakş-ı san’at-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’a ait san’atlı nakış
    nazdar: nazlı nazik: ince, zarif
    nevi: çeşit, tür nezih: temiz, hoş
    nâzenin: ince, nazik rabıta-i ittihad: birlik bağı
    rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma sair: başka, diğer
    san’at-ı İlâhiye: Allah’ın san’atı sırr-ı vahdet: birlik sırrı
    tecezzî: bölünme, parçalanma vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görünmesi
    vesile olmak: aracı olmak vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması
    ziynet: süs zâhir: açık bir şekilde görünen
    zîhayat: canlı zîruh: ruh sahibi
    âlem: dünya şehadet eden: şahidlik eden


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 4/9 İlkİlk 12345678 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •