Sayfa 7/8 İlkİlk ... 345678 SonSon
77 sonuçtan 61 ile 70 arası

  1. #61
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 537

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>اِذْ هُوَ الْمُوجِدُ الْمَوْجُودُ الْبَاقِى فَلاَ بَأْسَ بِزَوَالِ الْمَوْجُودَاتِ لِدَوَامِ الْوُجُودِ الْمَحْبُوبِ بِبَقآءِ مُوجِدِهِ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ.

    وَهُوَ الصَّانِعُ الْفَاطِرُ الْبَاقِى فَلاَحُزْنَ عَلٰى زَوَالِ الْمَصْنُوعِ لِبَقآءِ مَدَارِ الْمَحَبَّةِ فِى صَانِعِهِ.

    وَهُوَ الْمَلِكُ الْمَالِكُ الْبَاقِى فَلاَ تَأَسُّفَ عَلٰى زَوَالِ الْمُلْكِ الْمُتَجَدِّدِ فِى زَوَالٍ وَذِهَابٍ.

    وَهُوَ الشَّاهِدُ الْعَالِمُ الْبَاقِى فَلاَ تَحَسُّرَ عَلٰى غَيْبُوبَةِ الْمَحْبُوبَاتِ مِنَ الدُّنْيَا لِبَقآئِهَا فِى دآئِرَةِ عِلْمِ شَاهِدِهَا وَفِى نَظَرِهِ. وَهُوَ الصَّاحِبُ الْفَاطِرُ الْبَاقِى فَلاَ كَدَرَ عَلٰى زَوَالِ الْمُسْتَحْسَنَاتِ لِدَوَامِ مَنْشَأِ مَحَاسِنِهَا فِى اَسْمآءِ فَاطِرِهَا.

    وَهُوَ الْوَارِثُ الْبَاعِثُ الْبَاقِى فَلاَ تَلَهُّفَ عَلٰى فِرَاقِ اْلاَحْبَابِ لِبَقآءِ مَنْ يَرِثُهُمْ وَيَبْعَثُهُمْ.وَهُوَ الْجَمِيلُ الْجَلِيلُ الْبَاقِى فَلاَ تَحَزُّنَ عَلٰى زَوَالِ الْجَمِيلاَتِ الْلاَتِى هُنَّ مَرَايَا لِلاَسْمآءِ الْجَمِيلاَتِ لِبَقآءِ اْلاَسْمآءِ بِجَمَالِهَا بَعْدَ زَوَالِ الْمَرَايَا.

    وَهُوَ الْمَعْبُودُ الْمَحْبُوبُ الْبَاقِى فَلاَ تَأَلُّمَ مِنْ زَوَالِ الْمَحْبُوبَاتِ الْمَجَازِيَّةِ لِبَقآءِ الْمَحْبُوبِ الْحَقِيقِىِّ.وَهُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ الْوَدُودُ الرَّؤُوفُ الْبَاقِى فَلاَ غَمَّ وَلاَمَأْيُوسِيَّةَ وَلاَ اَهَمِّيَّةَ مِنْ زَوَالِ الْمُنْعِمِينَ الْمُشْفِقِينَ الظَّاهِرِينَ لِبَقآءِ مَنْ وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ وَشَفَقَتُهُ كُلَّ شَىْءٍ.1




    Not
    O varlıkları icad eden Mûcid, varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, varlıkların geçip gitmelerinde bir beis yoktur. Çünkü mahbubun (sevgilinin) varlığı daimîdir.O herşeyi san’atla yapan Sâni, herşeyi benzersiz ve yoktan var eden Fâtır ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, san’at eserlerinin geçip gitmeleri üzüntüyü gerektirecek bir hal değildir. Çünkü muhabbet kaynağı olan, onların San’atkârının isim ve sıfatları bâkîdir.O herşeyin mülkü tamamen kendisine ait Melik, herşeyin sahibi Mâlik ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, mülkün zevâl ve gidiş gelişlerle yenilenmesinde esef duyulacak bir hal yoktur. O bütün âlemleri ve hâdiseleri her an görüp gözeten Şâhid ve herşeyi bilen Âlim ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, sevilen şeylerin dünyadan kaybolup gitmeleri üzüntüye sebebiyet vermez. Çünkü o sevgililerin varlığı, Ezelî Şahid’in ilim dairesinde ve nazarında bekà bulmaktadır.O herşeye Sahib, herşeyi yaratan Fâtır ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, güzel şeylerin geçip gitmesi keder vermez. Çünkü onların güzelliklerinin kaynağı olan Yaratıcılarının isimleri bâkîdirler.O bütün mülk ve servetin ezelî ve ebedî sahibi olan Vâris, bütün ölüleri haşirde tek bir emirle diriltip huzurunda toplayan Bâis ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, ahbâbın ayrılıklarından âh ü vâh etmek gerekmez. Çünkü bütün onlar kendisine dönen ve onları tekrar diriltecek olan Zât Bâkîdir.O sıfatlarının ve isimlerinin tecellisinde güzelliğin sonsuz mertebeleri bulunan ve kâinattaki bütün güzelliklerin kaynağı olan Cemîl, sonsuz haşmet ve yüceliğine lâyık sıfatları olan ve haşmetini varlıklar üzerinde gösteren Celîl ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, güzel şeylerin zevâliyle mahzun olmak gerekmez. Çünkü o güzeller, güzel olan İlâhî isimlerin aynalarıdırlar; İsimler ise, aynaların zevâlinden sonra, kendi güzellikleriyle beraber bâkîdir.O Kendisine ibadet eden bütün varlıkların tek ilâhı olan Mâbud, Kendisini seven âşıkların tek sevgilisi olan ve kâinattan sonsuz sevgiyle sevilen Mahbub ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, mecazî sevgililerin geçip gitmesinden elem çekilmez. Çünkü hakiki sevgili olan Mahbub bâkîdir.O rahmeti bütün varlıkları kuşatan Rahmân, her bir varlık üzerinden hususi rahmet tecellisi olan Rahîm, yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd ve her bir canlıya hususî şefkat ve ihsanı olan ve onlar üzerinde iltifatının incelikleri görünen Raûf ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, zâhirî nimet verici ve şefkat edicilerin geçip gitmelerinin ehemmiyeti yoktur; onlar için gam çekilmez ve ye’se düşülmez. Çünkü rahmet ve şefkati herşeyi kaplayan Zât bâkîdir.





    Yazar : Risale Forum

  2. #62
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 538

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>وَهُوَ الْجَمِيلُ اللَّطِيفُ الْعَطُوفُ الْبَاقِى فَلاَ حِرْقَةَ وَلاَعِبْرَةَ بِزَوَالِ اللَّطِيفَاتِ الْمُشْفِقَاتِ لِبَقآءِ مَنْ يَقُومُ مَقَامَ كُلِّهَا، وَلاَيَقُومُ الْكُلُّ مَقَامَ فَبَقآؤُهُ بِهٰذِهِ اْلاَوْصَافِ يَقُومُ مَقَامَ كُلِّ مَا فَنٰى وَزَالَ مِنْ اَنْوَاعِ مَحْبُوبَاتِ كُلِّ اَحَدٍ مِنَ الدُّنْيَا.1
    [حَسْبُنَا اللهُ وَنِعمَ الْوَكِيلُ]. نَعَمْ، حَسْبِى مِنْ بَقآءِ الدُّنْياَ وَمَا فِيهَا بَقآءُ مَالِكِهاَ وَصَانِعِهاَ وَفَاطِرِهاَ.

    اَلنُّكْتَةُ الثَّانِيَةُ :

    حَسْبِى HAŞİYE-1 مِنْ بَقآئِى أَنَّ اللهَ هُوَ إِلهِىَ الْباَقِى، وَخَالِقِىَ HAŞİYE-2 الْباَقِى، وَمُوجِدِىَ الْباَقِى، وَفَاطِرِىَ الْباَقِى، وَمَالِكِىَ الْباَقِى، وَشَاهِدِىَ الْباَقِى، وَمَعْبُودِىَ الْباَقِى، وَبَاعِثِىَ الْباَقِى،1 فَلاَ بَأْسَ وَلاَ



    Not
    Dipnot-1O bütün güzelliklerin kaynağı Cemîl, bütün ince lûtufların şirin ihsanların sahibi Lâtif ve sınırsız ikramlarıyla varlıklarını donatan Atûf ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, lütuf ve şefkat sahiplerinin geçip gitmesi azap sebebi olmadığı gibi, onlara ehemmiyet dahi verilmez. Çünkü onların hepsine bedel olan ve bütün bunlar, Onun tecellilerinden birtek tecellînin yerini tutamayan Zât bâkîdir.

    Onun, bütün bu sıfatlarıyla beraber bâkî oluşu, dünyadaki herbir ferdin fenâ ve zeval bulan her nevi sevdiği şeye bedeldir. Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.Evet, dünyanın ve içindekilerin bekàsı için, onun Mâlikinin (Sahibinin) ve Sâniinin (San’atkârının) ve Fâtırının (Yaratıcısının) bekàsı bana yeter.


    İkinci NükteBekà için Allah bana yeter.HAŞİYE 1 Çünkü O benim bâkî olan İlâhım ve bâkî olan Hâlıkım (Yaratıcım)HAŞİYE 2 ve bâkî olan Mûcidim (İcad edenim) ve bâkî olan Fâtırım (Yoktan var edicim) ve bâkî olan Mâlikim (Sahibim) ve bâkî olan Mâbudum (ibadetlerimi takdim ettiğim) ve bâkî olan Bâisimdir (Öldükten sonra dirilticimdir).


    Haşiye-1 Nasıl ki afakın ve dünyanın fena ve zevalinin arkasında Bakî-i Zülcelal’in Baki esmasının cilvelerini gördüm tam teselli buldum. Öyle de şahsıma baktım, şahsımdaki müteaddit, muhtelif tabaka-i mevcudat-ı nefsiye ve meftun olduğum sıfât ve hakaik-i şahsiye gayet sür’atle zeval ve fenaya koştuklarından insanın fıtratındaki aşk-ı bekà sırrıyla o fânilerde bir bekà aradım. Halıkımın bakî cilve-i esmasını gördüm. Her bir sıfatımın zevalinde ona temessül eden bir ismin cilvesini baki gördüm. Ve kat’iyyen anladım ki, fıtrat-ı insaniyedeki aşk-ı bekà muhabbet-i ilâhiyeden teşa’ub eden bir muhabbettir. Mahbubunu yanlış bir surette arıyor. Aynada temessül edeni de sevmek, aramak lâzımken aynayı veya aynanın ziyneti hükmüne geçen temessülün keyfîyetini sevmeye başlıyor. “Huve” yerine “Ene” ye perestiş eder. Zevalinden sonra yanlışını anlıyor. Kalb ve mahiyet-i insaniye zişuur bir aynadır. Onda temessül edeni şuur ile hisseder. Aşk-ı bekà ile sever.



    Haşiye-2 Şu gelecek sekiz kelimedeki “Ye” harfleri mütekellim zamiri olup, kendini gösteriyor.




    Bakî-i Zülcelal: varlığı kalıcı ve sürekli olan; heybet ve celal sahibi Allah Halık: her şeyi yaratan Allah
    afak: bütün dünya, gözle görülen âlem aşk-ı beka: sonsuzluk aşkı, arzusu
    bakî: ölümsüz, devamlı, kalıcı beka: devamlılık, kalıcılık
    cilve: görüntü, akis cilve-i esma: Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması
    ene: ben
    esma: Allah’ın isimleri
    fena: gelip geçicilik fâni: geçici, ölümlü
    fıtrat: yaratılış fıtrat-ı insaniye: insanın yaratılışı, tabiatı
    hakaik-i şahsiye: kişinin kendisine ait gerçekler huve: O, Allah
    hâşiye: dipnot, açıklayıcı not kat'iyyen: kesin olarak
    keyfîyet: nitelik, içerik mahbub: sevgili
    mahiyet-i insaniye: insana ait özellikler, insanın iç yapısı meftun: düşkün, tutkun
    muhabbet: sevgi muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi
    muhtelif: birçok müteaddit: birçok
    mütekellim: konuşan perestiş etmek: taparcasına sevmek
    surette: şekilde sür'atle: hızla
    sıfât: nitelikler, özellik tabaka-i mevcudat-ı nefsiye: nefsin hoşuna giden varlıklar tabakası
    temessül: görünme, belirme teşa'ub etmek: şubelere ayrılmak
    zamir: ismin yerini tutan kelime zeval: sona erme
    ziynet: süs zîşuur: şuur sahibi, bilinçli

    Yazar : Risale Forum

  3. #63
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 539

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>حُزْنَ وَلاَ تَأَسُّفَ وَلاَ تَحَسُّرَ عَلٰى زَوَالِ وُجُودِى لِبَقآءِ مُوجِدِى، وَاِيجَادِهِ بِاَسْمآئِهِ. وَمَافِى شَخْصِى مِنْ صِفَةٍ إِلاَّ وَهِىَ مِنْ شُعَاعِ اِسْمٍ مِنْ اَسْمآئِهِ الْبَاقِيَةِ، فَزَوَالُ تِلْكَ الصِّفَةِ وَفَنَاؤُهَا لَيْسَ اِعْدَاماً لَهَا، ِلاَنَّهَا مَوْجُودَةٌ فِى دآئِرَةِ الْعِلْمِ وَبَاقِيَةٌ وَمَشْهُودَةٌ لِخَالِقِهَا.1
    وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْبَقآءِ وَلَذَّتِهِ عِلْمِى وَاِذْعَانِى وَشُعُورِى وَاِيمَانِى بِأَنَّهُ إِلهِٰىَ الْبَاقِى الْمُتَمَثِّلُ شُعَاعُ اِسْمِهِ الْبَاقِى فِى مِرْآةِ مَاهِيَّتِى؛ وَمَا حَقِيقَةُ مَاهِيَّتِى اِلاَّ ظِلٌّ لِذ ٰلِكَ اْلاِسْمِ. فَبِسِرِّ تَمَثُّلِهِ فِى مِرْآةِ حَقِيقَتِى صَارَتْ نَفْسُ حَقِيقَتِى مَحْبُوبَة ً لاَ لِذَاتِهَا بَلْ بِسِرِّ مَا فِيهَا وَبَقآءُ مَا تَمَثَّلَ فِيهَا اَنْوَاعُ بَقآءٍ لَهَا.
    اَلنُّكْتَةُ الثَّالِثَةُ: HAŞİYE-1[حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ] اِذْ هُوَ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى مَا هذِهِ الْمَوْجُودَاتُ السَّيَّالاَتُ اِلاَّ مَظَاهِرُ لِتَجَدُّدِ تَجَلِّيَاتِ اِيجَادِهِ وَوُجُودِهِ، بِهِ وَبِاْلاِنْتِسَابِ اِلَيْهِ وَبِمَعْرِفَتِهِ اَنْوَارُ الْوُجُودِ بِلاَحَدٍّ، وَبِدُونِهِ ظُلُمَاتُ الْعَدَمَاتِ وَاٰلاَمُ الْفِرَاقَاتِ الْغَيْرِ الْمَحْدُودَاتِ. 1



    Not
    Dipnot-1Öyleyse, benim vücudumun zevâlinde (geçip gitmesinde) beis yok, hüzün yok, teessüf yok, tahassür yoktur. Zira benim Mûcidim (icad edenim) bâkîdir ve Onun isimleriyle icadı dahi bâkîdir. Benim şahsımdaki nitelikler dahi, Onun bâkî olan isimlerinden bir ismin bir şuâsından başka birşey değildir. O sıfatlar, Hâlıkının (Yaratıcının) ilim dairesinde mevcut ve gözetimi altında bâkî olduğundan, onlar zeval ve fenâya gitmekle yok olmuyorlar.

    Kezâ, bâkî olan İlâhımın bâkî isminin benim mahiyetimin aynasındaki şuâsının bâkî olduğuna; benim mahiyetimin hakikatinin dahi o ismin bir gölgesinden başka birşey olmadığına; ve o ismin, benim mahiyetimin aynasında temessülü sırrıyla, benim hakikatim dahi bizzat mahbup değil, onda olan ve onda bâkî kalan şeylerin çeşit çeşit bekàlar olması hasebiyle mahbup olduğuna dair ilmim ve iz’ânım ve şuurum ve imanım, bekà ve bekà lezzeti itibarıyla bana yeter.


    Üçüncü NükteHAŞİYEAllah bize yeter; O ne güzel vekildir. Zira O öyle bir varlığı zorunlu Vâcibü’l-Vücuddur ki, bu akıp giden varlıklar Onun icad ve varlığının tecelliyatına birer mazhardan başka birşey değildir. Onunla ve Ona bağlanmakla ve Onun tanımakla, sınırsız varlık nurları hasıl olur. Ona iman ve bağlılık olmazsa, had ve hesaba gelmeyen yokluk karanlıkları ve ayrılık acıları ortaya çıkar.


    Haşiye-1 Kâinatın en mühim muamması mütemadiyen mevt ve hayat, zeval ve fena içindeki faaliyet-i daimenin tılsımını keşfeden Yirmi Dördüncü Mektup’ta beş remiz ve beş işaretle izah edilen mühim bir hakikatın meratibine gayet icmalli işaretler nev’inden eskiden beri tahatturla tefekkür ediyordum. Ve fena ve zeval ve adem ise başka başka vücutların ünvanları olduğunu ve kesretli vücutları semere verdiğini ve zevale giden birşey kendine bedel çok vücutları bıraktığını gösterir bir nüktedir. Bir zihayatın mevti ve zevali birçok vücutları meyve verip arkasında bırakır, sonra gider. Evet, bir fânî, çok cihetlerle bâkî kalır. Bir dane çürümekle ölür, yüz daneyi camî bir sümbülü yerinde bırakır. İşte bu sırra binaen mevt ve ademden ürkmek ve zevalden teessüf etmek yerinde değildir.





    adem: hiçlik, yokluk bedel: karşılık
    binaen: -dayanarak bâkî: sürekli, kalıcı
    cihet: yön câmi: kapsamlı, içine alan
    dane: tohum faaliyet-i daime: sürekli faaliyet, iş
    fena: gelip geçicilik fâni: gelip geçici, yok olucu
    gayet: son derece hakikat: gerçek, asıl
    hâşiye: dipnot, açıklayıcı not icmalli: özet şekilde
    izah edilen: açıklanan kesretli: pek çok
    keşfetmek: açığa çıkarmak, göstermek kâinat: evren
    meratib: mertebeler, dereceler mevt: ölüm
    meyve vermek: netice vermek muamma: anlaşılması ve çözülmesi güç şey
    mühim: önemli mütemadiyen: sürekli olarak
    nev'inden: türünden nükte: ince ve derin anlam
    remiz: işaret semere vermek: meyve, netice vermek
    tahattur: hatırlama teessüf etmek: üzülmek
    tefekkür etmek: düşünmek tılsım: sır, gizem
    vücut: varlık zeval: sona erme
    zihayat: canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum

  4. #64
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 540

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>وَمَا هٰذِهِ الْمَوْجُودَاتُ السَّيَّالَةُ اِلاَّ وَهِىَ مَرَايَا، وَهِىَ مُتَجَدِّدَةٌ بِتَبَدُّلِ التَّعَيُّنَاتِ اْلاِعْتِبَارِيَّةِ فِى فَنآئِهَا وَزَوَالِهَا وَبَقآئِهَا بِسِتَّةِ وُجُوهٍ: اَلاَوَّلُ: بَقآءُ مَعَانِيهَا الْجَمِيلَةِ وَهُوِيَّاتِهَا الْمِثَالِيَّةِ.


    وَالثَّانِى: بَقآءُ صُوَرِهَا فِى اْلاَلْوَاحِ الْمِثَالِيَّةِ.وَالثَّالِثُ: بَقآءُ ثَمَرَاتِهَا اْلأُخْرَوِيَّةِ.وَالرَّابِعُ: بَقآءُ تَسْبِيحَاتِهَا الرَّبَّانِيَّةِ الْمُتَمَثِّلَةِ لَهَا، الَّتِى هِىَ نَوْعُ وُجُودٍ لَهَا وَالْخَامِسُ: بَقآؤُهَا فِى الْمَشَاهِدِ الْعِلْمِيَّةِ وَالْمَنَاظِرِ السَّرْمَدِيَّةِ.1وَالسَّادِسُ: بَقآءُ اَرْوَاحِهَا اِنْ كَانَتْ مِنْ ذَوِى اْلاَرْوَاحِ، HAŞİYE-1 وَمَا وَظِيفَتُهَا فِى كَيْفِيَّاتِهَا الْمُتَخَالِفَةِ فِى مَوْتِهَا وَفَنآئِهَا وَزَوَالِهَا وَعَدَمِهَا وَظُهُورِهَا وَاِنْطِفآئِهَا اِلاَّّ اِظْهَارُ الْمُقْتَضَيَاتِ ِلاَسْمآءٍ إِلَهِيَّةٍ. فَمِنْ سِرِّ هَذِهِ الْوَظِيفَةِ صَارَتِ الْمَوْجُودَاتُ كَسَيْلٍ فِى غَايَةِ السُّرْعَةِ تَتَمَوَّجُ مَوْتاً وَحَيَاةً وَوُجُوداً وَعَدَماً. وَمِنْ هَذِهِ الْوَظِيفَةِ تَتَظَاهَرُ الْفَعَّالِيَّةُ الدآئِمَةُ وَالْخَلاَّقِيَّةُ الْمُسْتَمِرَّةُ، فَلاَبُدَّ لِى وَلِكُلِّ اَحَدٍ أَنْ يَقُولَ: 1

    Not
    Dipnot-1Bu akıp giden varlıklar ancak birer aynadır ve zeval, fenâ ve bekàlarında taayyünat-ı itibariyelerinin (itibarî varlıklarının) değişmesiyle altı yönden yenilenmeye mazhardır.

    Birincisi: Güzel mânâlarının ve misalî hüviyetlerinin bekàsı.İkincisi: Suretlerinin misalî levhalarda bâkî kalması.Üçüncüsü: Uhrevî meyvelerinin bekàsı.Dördüncüsü: Onun için bir nevi varlık demek olan, hafızaların levhalarında temessül eden Rabbânî tesbihlerin bekàsı.Beşincisi: İlmî meşhedlerde (sahnelerde) ve sermedî (daimî) manzaralarda bekàsı.Altıncısı: Eğer ruh sahiplerinden ise ruhunun bekàsı.HAŞİYE Zira onun ölümünde, fenâsında, zevâlinde, yokluğunda, ortaya çıkışında ve sönüp gitmesindeki çeşitli keyfiyet ve görevleri, İlâhî isimlerin muktazilerini (gerekli kıldığı şeyleri) izhar etmekten ibarettir. Bu görev sırrıdır ki, varlıkları, gayet sür’atle ölüm ve hayat, varlık ve yokluk dalgaları arasında gayet sür’atle cereyan eden bir sel haline getirmiştir. Kâinattaki daimî faaliyetin ve devamlı yaratılışın tezahürü, işte bu görev sırrından doğar. Öyleyse, ben ve herbir fert,


    Haşiye-1 Meâli: Ruhun bekàsına dair Yirmi Dokuzuncu Risalede kat’î ve zarurî bir şekilde ve bâhir burhanlarla ispat edildiği gibi, eğer zîruhlardan değilse, hakikatinin kanunları ve mahiyetinin namusları ve teşekkülâtının düsturları bekà bulur. Zira o kanun ve namus ve düstur, o fert ve nevi için bir ruh-u emrî hükmündedir. Nasıl ki bir incir ağacı ölür ve yok olur; onun teşekkülâtının kanunlarından ibaret olan ruh-u emrîsi ise bekà bulur ve zerre gibi çekirdeklerinde devam eder. İşte o ruh-u emrî ölmemiş; belki suretler onun üzerinde yenileniyor, belki mahiyet-i hayatı devam ediyor. Zira onun mahiyeti, bâkî olan Esmâ-i Hüsnâdan bir ismin bir gölgesidir ki, o mahiyet, o bâkî ismin şuâsı altında bekà bulur ve onun hüviyeti dahi pek çok misalî levhalarda devam eder. Öyleyse, adem, zâil bir vücuttan daimî vücutlara geçiş için bir ünvandan başka birşey değildir.






    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri adem: hiçlik, yokluk
    beka: devamlılık, kalıcılık burhan: güçlü ve sarsılmaz delil
    bâhir: açık, görünen bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz
    daimî: devamlı düstur: kural
    hakikat: gerçek, asıl hâşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hüviyet: kimlik, temel özellik kat'î: kesin
    levha: tablo mahiyet: öz nitelik, özellik
    mahiyet-i hayat: hayatın mahiyeti, esası, içyüzü meâl: açıklama, anlam
    misalî: görüntüye dayalı namus: kanun
    nevi: tür ruh: hayat kaynağı, can, cevher
    ruh-u emrî: Allah’ın emrinden gelen ruh suret: biçim, şekil
    teşekkülât: oluşumlar vücut: varlık
    zarurî: zorunlu zâil: gelip geçici
    zîruh: ruh sahibi şuâ: parıltı
    Yazar : Risale Forum

  5. #65
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 541

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>[حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ] يَعْنِى حَسْبِى مِنْ الْوُجُودِ اَنِّى اَثَرٌ مِنْ اثَارِ وَاجِبِ الْوُجُودِ. كَفَانِى اٰنٌ سَيَّالٌ مِنْ هٰذَا الْوُجُودِ الْمُنَوَّرِ الْمَظْهَرِ، مِنْ مَلاَيِينَ السَّنَةِ مِنَ الْوُجُودِ الْمُزَوَّرِ اْلأَبْتَرِ.

    نَعَمْ بِسِرِّ اْلاِنْتِسَابِ اْلاِيمَانِىِّ تَقُومُ دَقِيقَةٌ مِنَ الْوُجُودِ مَقَامَ اُلُوفِ السِّنِينَ بِلاَ اِنْتِسَابٍ اِيمَانِيٍّ، بَلْ تِلْكَ الدَّقِيقَةُ أَتَمُّ وَاَوْسَعُ بِمَرَاتِبٍ مِنْ تِلْكَ اْلآلآفِ سَنَةً.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْوُجُودِ وَقِيْمَتِهِ اَنِّى صَنْعَةُ مَنْ هُوَ فِى السَّمآءِ عَظَمَتُهُ وَفِى اْلاَرْضِ ايَاتُهُ، وَخَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ. وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْوُجُودِ وَكَمَالِهِ أَنِّى مَصْنُوعُ مَنْ زَيَّنَ وَنَوَّرَ السَّمآءَ بِمَصَابِيحَ، وَزَيَّنَ وَبَهَّرَ اْلاَرْضَ بِاَزَاهِيرَ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْفَخْرِ وَالشَّرَفِ أَنِّى مَخْلُوقٌ وَمَمْلُوكٌ، وَعَبْدٌ لِمَنْ هَذِهِ الْكآئِنَاتُ بِجَمِيعِ كَمَالاَتِهَا وَمَحَاسِنِهَا ظِلٌّ ضَعِيفٌ بِالنِّسْبَةِ اِلٰى كَمَالِهِ وَجَمَالِهِ، وَمِنْ ايَاتِ كَمَالِهِ وَاِشَارَاتِ جَمَالِهِ.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَنْ يَدَّخِرُ مَا لاَيُعَدُّ وَلاَيُحْصَى مِنْ نِعَمِهِ فِى صُنَيْدَقَاتٍ لَطِيفَةٍ هِىَ بَيْنَ [الْكَافِ وَالنُّونِ] فَيَدَّخِرُ بِقُدْرَتِهِ مَلاَيِينَ الْقَنَاطِيرَ فِى قَبْضَةٍ وَاحِدَةٍ فِيهَا صُنَيْدَقَاتٌ لَطِيفَةٌ تُسَمَّى بُذُوراً وَنُوىً.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنْ كُلِّ ذِى جَمَالٍ وَذِى اِحْسَانٍ، اَلْجَمِيلُ الرَّحِيمُ الَّذِى مَا هَذِهِ الْمَصْنُوعَاتُ الْجَمِيلاَتُ اِلاَّ مَرَايَا مُتَفَانِيَةٌ لِتَجَدُّدِ اَنْوَارِ جَمَالِهِ بِمَرِّ الْفُصُولِ وَالْعُصُورِ وَالدُّهُورِ، وَهَذِهِ النِّعَمُ الْمُتَوَاتِرَةُ وَاْلاَثْمَارُ الْمُتَعَاقِبَةُ فِى الرَّبِيعِ وَالصَّيْفِ مَظَاهِرُ لِتَجَدُّدِ مَرَاتِبِ إِنْعَامِهِ.1


    Not
    Evet, imanî intisab (bağ) sırrıyla bir dakikalık varlık, imanî intisabtan (bağdan) mahrum binlerce seneye mukabil gelir. Hattâ o bir dakika, varlık mertebeleri itibarıyla diğer binler seneden daha mükemmel ve daha geniştir.

    Kezâ, göklerde büyüklüğü ve yerde âyetleri görünen ve gökleri ve yeri altı günde yaratan Zâtın san’atı olmam, bana varlık ve varlığın kıymeti itibarıyla yeter. Kezâ, göğü kandillerle süsleyip nurlandıran ve zemini çiçeklerle göz kamaştırıcı bir şekilde süsleyen Zâtın san’at eseri olmam, bana varlık ve varlığın kemâli itibarıyla yeter.
    Kezâ, kâinat bütün kemâller ve güzellikleriyle Onun kemâl ve cemâline nisbetle bir zayıf gölgeden ve Onun kemâlinin delillerinden ve cemâlinin işaretlerinden ibaret olan Zâtın mahlûku ve memlûkü ve kulu olmam, bana iftihar ve şeref için yeter.
    Kezâ, had ve hesaba gelmeyen nimetlerini kâf ve nun arasındaki lâtif sandukçalarda depolanan ve milyonlarla kantarı tohum ve çekirdek denilen bir avuç dolusu lâtif sandukçalarda kudretiyle toplayan Zât, herşey için bana yeter.

    Kezâ, bütün cemal ve ihsan sahipleri yerine, bana o herşeyi güzel yaratan Cemîl ve her bir varlığa özel rahmet tecellisiyle Rahîm olan Zât yeter ki, bu güzel san’at eserleri, mevsimlerin ve asırların ve dehirlerin geçmesiyle Onun güzelliğinin nurlarını tazelendirmek için fenâya (yokluğa) mazhar olan aynalardan başka birşey değildir; ve bu bahar ve yaz mevsimlerinde tekrarlanan nimetler ve birbirini takip eden meyveler, mahlûkların ve günlerin ve senelerin gelip geçmesiyle Onun daimî nimetlerinin tazelenmesi için mahzarlardan (aynalardan) ibarettir.




    Yazar : Risale Forum

  6. #66
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 542

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَمَاهِيَّتِهَا أَنِّى خَرِيطَةٌ وَفِهْرِسْتَةٌ وَفَذْلَكَةٌ وَمِيزَانٌ وَمِقْيَاسٌ لِجَلَوَاتِ اَسْمآءِ خَالِقِ الْمَوْتِ وَالْحَيَاةِ.
    وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَوَظِيفَتِهَا كَوْنِى كَكَلِمَةٍ مَكْتُوبَةٍ بِقَلَمِ الْقُدْرَةِ، وَمُفْهِمَةٍ دآلَّةٍ عَلٰى اَسْمآءِ الْقَدِيرِ الْمُطْلَقِ الْحَىِّ الْقَيُّومِ بِمَظْهَرِيَّةِ حَيَاتِى لِلشُّؤُونِ الذَّاتِيَّةِ لِفَاطِرِى الَّذِى لَهُ اْلاَسْمآءُ الْحُسْنىٰ.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَحُقُوقِهَا اِعْلاَنِى وَتَشْهِيرِى بَيْنَ اِخْوَانِى الْمَخْلُوقَاتِ وَاِعْلاَنِى وَاِظْهَارِى لِنَظَرِ شُهُودِ خَالِقِ الْكآئِنَاتِ بِتَزَيُّنِى بِجَلَوَاتِ اَسْمآءِ خَالِقِى الَّذِى زَيَّنَنِى بِمُرَصَّعَاتِ حُلَّةِ وُجُودِى وَخِلْعَةِ فِطْرَتِى وَقِلاَدَةِ حَيَاتِى الْمُنْتَظَمَةِ الَّتِى فِيهَا مُزَيَّنَاتُ هَدَايَا رَحْمَتِهِ.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنْ حُقُوقِ حَيَاتِى فَهْمِى لِتَحِيَّاتِ ذَوِى الْحَيَاةِ لِوَاهِبِ الْحَيَاةِ وَشُهُودِى لَهَا وَشَهَادَاتٌ عَلَيْهَا. وَكَذَا حَسْبِى مِنْ حُقُوقِ حَيَاتِى تَبَرُّجِى وَتَزَيُّنِى بِمُرَصَّعَاتِ جَوَاهِرِ إِحْسَانِهِ بِشُعُورٍ اِيمَانِىٍّ لِلْعَرْضِ لِنَظَرِ شُهُودِ سُلْطَانِىَ اْلاَزَلِىِّ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَلَذَّاتِهَا عِلْمِى وَاِذْعَانِى وَشُعُورِى وَاِيمَانِى بِأَنِّى عَبْدُهُ وَمَصْنُوعُهُ وَمَخْلُوقُهُ وَفَقِيرُهُ وَمُحْتَاجٌ اِلَيْهِ، وَهُوُ خَالِقِى رَحِيمٌ بِى كَرِيمٌ لَطِيفٌ مُنْعِمٌ عَلَيَّ يُرَبِّينِى كَمَا يَلِيقُ بِحِكْمَتِهِ وَرَحْمَتِهِ.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَقِيْمَتِهَا مِقْيَاسِيَّتِى بِاَمْثَالِ عَجْزِى الْمُطْلَقِ وَفَقْرِى الْمُطْلَقِ وَضَعْفِى الْمُطْلَقِ، لِمَرَاتِبِ قُدْرَةِ الْقَدِيرِ الْمُطْلَقِ وَدَرَجَاتِ رَحْمَةِ الرَّحِيمِ الْمُطْلَقِ وَطَبَقَاتِ قُوَّةِ الْقَوِىِّ الْمُطْلَقِ.1



    Not
    Dipnot-1:Kezâ, ölüm ve hayatın Yaratıcısı olan Allah’ın isimlerinin cilvelerine bir harita ve fihriste ve fezleke ve ölçü ve mikyas olmam, bana hayat ve hayatın mahiyeti itibarıyla yeter.
    Kezâ, bütün Esmâ-i Hüsnânın müsemmâsı (sahibi) olan Fâtırımın (yoktan var edicim) zâtî şe’nlerine (sıfatların mahiyetlerinde bulunan zâtî özelliklerine) hayatımın mazhariyeti sırrıyla, kudret kalemiyle yazılan ve o herşeye mutlak gücü yeten Kadîr ve varlıklara hayat veren ve Kendisi ezelî ve ebedî hayat sahibi olan, bütün varlıkları ayakta tutan ve varlığının devamı için hiçbir sebebe muhtaç olmayan Hayy-ı Kayyûmun isimlerini gösterip anlatan bir kelime olmam, hayat ve hayatın görevi itibarıyla bana yeter.
    Kezâ, beni, rahmet hediyelerinin süslerini ihtiva eden vücut elbisemin ve fıtrat (yaratılış) kaftanımın ve muntazam hayat gerdanlığımın süsleriyle zinetlendiren Yaratıcımın isimlerinin cilveleriyle süslenerek kardeşlerim olan mahlûklara ilân ve teşhirim ve kâinatın Yaratıcısının nazar-ı şuhuduna ilânım ve görünmem, hayat ve hayatın hukuku itibarıyla bana yeter.

    Kezâ, hayatımın hukuku itibarıyla, hayat sahiplerinin Vâhib-i Hayata (hayatlarını verene) olan tahiyyatlarını (manevî hediyelerini) anlamam ve onlara şahit olup şahitlik etmem bana yeter.Kezâ, Ezelî Sultanımın görüşlerine arz olunmanın şuur ve imanında olarak Onun ihsan cevherlerinin süsleriyle süslenip güzelleşmem, hayatımın hukuku olarak bana yeter.Kezâ, Onun kulu ve san’at eseri ve mahlûku olduğuma ve Ona muhtaç bulunduğuma ve Onun, hikmetine ve rahmetine lâyık bir surette beni terbiye eden ve bana lütufta bulunup nimetlerini ihsan eden Hâlık-ı Rahîmim ve Rabb-i Kerîmim olduğuna dair iz’ânım ve şuurum ve imanım, hayat ve hayatın lezzeti itibarıyla bana yeter.Kezâ, mutlak acz ve mutlak fakr ve mutlak zaafım misaliyle o herşeye kàdir olan Kadîr-i Mutlakın kudret mertebelerine ve o herşeyi rahmetiyle kaplayan Rahîm-ı Mutlakın rahmet derecelerine ve o herşeye gücü yeten Kaviyy-i Mutlakın kuvvet tabakalarına ölçü teşkil etmem, hayat ve hayatın değeri itibarıyla bana yeter.

    Yazar : Risale Forum

  7. #67
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 543

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>وَكَذَا حَسْبِى بِمَعْكَسِيَّتِى بِجُزْئِيَّاتِ صِفَاتِى مِنَ الْعِلْمِ وَاْلاِرَادَةِ وَالْقُدْرَةِ الْجُزْئِيَّةِ لِفَهْمِ الصِّفَاتِ الْمُحِيطَةِ لِخَالِقِى. فَأَفْهَمُ عِلْمَهُ الْمُحِيطَ بِمِيزَانٍ عِلْمِىَ الْجُزْئِيِّ. وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْكَمَالِ، عِلْمِى بِأَنَّ إِلهِى هُوَ الْكَامِلُ الْمُطْلَقُ، فَكُلُّ مَافِِى الْكَوْنِ مِنَ الْكَمَالِ، مِنْ ايَاتِ كَمَالِهِ اِشَارَاتٌ اِلٰى كَمَالِهِ.

    وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْكَمَالِ فِى نَفْسِى، اْلاِيمَانُ بِاللهِ، اِذِ اْلاِيمَانُ لِلْبَشَرِ مَنْبَعٌ لِكُلِّ كَمَالاَتِهِ. وَكَذَا حَسْبِى مِنْ كُلِّ شَيْءٍ ِلاَنْوَاعِ حَاجَاتِىَ الْمُطْلُوبَةِ بِاَنْوَاعِ أَلْسِنَةِ جِهَازَاتِىَ الْمُخْتَلِفَةِ، إِلَهِى وَرَبّى وَخَالِقِى وَمُصَوِّرِىَ الَّذِى لَهُ اْلأَسْمَاۤءُ الْحُسْنٰى اَلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِى وَيُرَبِّينِى وَيُدَبِّرُنِى وَيُكَمِّلُنِى جَلَّ جَلاَلُهُ وَعَمَّ نَوَالُهُ

    اَلنُّكْتَةُ الْرَّابِعَةُ :


    حَسْبِى لِكُلِّ مَطَالِبِى مَنْ فَتَحَ صُورَتِى وَصُورَةَ اَمْثَالِى مِنْ ذَوِى الْحَيَاةِ فِى الْمآءِ بِلَطِيفِ صُنْعِهِ وَلَطِيفِ قُدْرَتِهِ وَحِكْمَتِهِ وَلَطِيفِ رُبُوبِيَّتِهِ.وَكَذَا حَسْبِى لِكُلِّ مَقَاصِدِى مَنْ اَنْشَأَنِى وَشَقَّ سَمْعِى وَبَصَرِى، وَأَدْرَجَ فِى جِسْمِى لِسَانًا وَجَنَانًا، وَاَوْدَعَ فِيهَا وَفِى جِهَازَاتِى مَوَازِينَ حَسَّاسَةٍ لاَتُعَدُّ لِوَزْنِ مُدَّخَّرَاتِ اَنْوَاعِ خَزآئِنِ رَحْمَتِهِ. وَكَذَا أَدْمَجَ فِى لِسَانِى وَجَنَانِى وَفِطْرَتِِى اٰلآتٍ جَسَّاسَةً لاَتُحْصٰى لِفَهْمِ اَنْوَاعِ كُنُوزِ اَسْمآئِهِ.

    وَكَذَا حَسْبِى مَنْ اَدْرَجَ فِى شَخْصِىَ الصَّغِيرِ الْحَقِيرِ، وَاَدْمَجَ فِى وُجُودِىَ الضَّعِيفِ الْفَقِيرِ هَذِهِ اْلاَعْضآءَ وَاْلاٰلاٰتِ وَهَذِهِ الْجَوَارِحَ وَالْجِهَازَاتِ وَهَذِهِ الْحَوَاسَّ وَالْحِسِّيَاتِ وَهَذِهِ اللَّطآئِفَ وَالْمَعْنَوِيَّاتِ، ِلإِحْسَاسِ جَمِيعِ اَنْوَاعِ نِعَمِهِ وَلإِذَاقَةِ اَكْثَرِ تَجَلِّيَاتِ اَسْمَائِهِ بِجَلِيلِ اُلُوهِيَّتِهِ وَجَمِيلِ رَحْمَتِهِ وَبِكَبِيرِ رُبُوبِيَّتِهِ وَكَرِيمِ رَأْفَتِهِ وَبِعَظِيمِ قُدْرَتِهِ وَلَطِيفِ حِكْمَتِهِ.1



    Not
    Dipnot-1:Kezâ, cüz’î ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarımın cüz’îliğinin ölçüsüyle Yaratıcımın ihata edici sıfatlarını anlamam bana yeter. Nitekim benim cüz’î ilmimin ölçüsüyle Onun ihata edici ilmini anlarım. Hâkezâ, benim İlâhımın mükemmelliğin sonsuz mertebelerine sahip bir Kâmil-i Mutlak olduğuna ve kâinatta kemâlât olarak ne varsa Onun kemâlinin âyetlerinden bir âyet ve Onun kemâlinin işaretlerinden bir işaret olduğuna dair bilgim, kemal olarak bana yeter.Kezâ, nefsimde kemâlât olarak Allah’a iman bana yeter; çünkü insanoğlu için iman bütün kemâlâtın kaynağıdır.

    Kezâ, çeşitli organ ve cihazlarımın lisanıyla istenilen çeşitli ihtiyaçlarımın hepsi için, bütün Esmâ-i Hüsnânın müsemmâsı (sahibi) olan, beni yediren ve içiren ve terbiye ve tedbir eden ve beni kemâle erdiren, celâli (haşmeti) herşeyden sonsuz derecede yüce olan ve lütuf ve ihsanı herşeyi kuşatan İlâhım ve Rabbim ve Hâlıkım (Yaratıcım) ve Musavvirim (Şekillendirenim) bana yeter.

    Dördüncü Nükte

    Benim suretimi ve emsalim olan hayat sahiplerinin suretlerini basit bir sudan lâtif san’atıyla ve herşeye nüfuz eden kudreti ve hikmetiyle ve herşeyi her şe’niyle kaplayan rububiyetiyle (rablığıyla) açan Zât, bütün taleplerim için bana yeter.

    Kezâ, beni inşa eden, kulağımı ve gözümü açan, cismime lisanımı ve kalbimi yerleştiren, vücuduma ve organlarıma, rahmet hazinelerinin çeşit çeşit müddeharatını (depolarını) tartacak hesapsız ölçüler yerleştiren ve kezâ lisanıma ve kalbime ve yaratılışıma, isimlerinin çeşit çeşit definelerini anlamaya yarayacak hesapsız hassas âletler yerleştiren Zât, benim bütün maksatlarıma yeter.

    Kezâ, bana bütün enva-ı nimetini ihsas etmek ve ekser isimlerinin tecellilerini tattırmak için, celîl ulûhiyetiyle (haşmetli İlâhlığıyla) ve cemîl (güzel) rahmetiyle ve kebîr rububiyetiyle (büyük rablığıyla) ve kerîm re’fetiyle ve büyük kudretiyle ve lâtif hikmetiyle benim küçük ve hakir şahsımda ve zayıf ve fakir vücudumda bu organ ve âletleri ve bu cevher ve cihazları ve bu havâss ve hissiyatı ve bu lâtifeleri ve maneviyatı yerleştiren Zât bana yeter.





    Yazar : Risale Forum

  8. #68
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 544

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>اَلنُّكْتَةُ الْخَامِسَةُ :

    لاَبُدَّ لِى وَلِكُلِّ اَحَدٍ اَنْ يَقُولَ حَالاً وَقَالاً وَمُتَشَكِّراً وَمُفْتَخِراً:

    حَسْبِى مَنْ خَلَقَنِى، وَاَخْرَجَنِى مِنْ ظُلْمَةِ الْعَدَمِ وَأَنْعَمَ عَلَىَّ بِنُورِ الْوُجُودِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى حَيًّا فَأَنْعَمَ عَلَىَّ نِعْمَةَ الْحَيَاةِ الَّتِى تُعْطِى لِصَاحِبِهَا كُلَّ شَىْءٍ وَتُمَدُّ يَدَ صَاحِبِهَا اِلٰى كُلِّ شَىْءٍ.


    وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى اِنْسَاناً فَأَنْعَمَ عَلَيَّ بِنِعْمَةِ اْلاِنْسَانِيَّةِ الَّتِى صَيَّرَتِ اْلاِنْسَانَ عَالَماً صَغِيرًا اَكْبَرَ مَعْنىً مِنَ الْعَالَمِ الْكَبِيرِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى مُؤْمِناً فَأَنْعَمَ عَلَيَّ نِعْمَةَ اْلاِيمَانِ الَّذِى يُصَيِّرُ الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةَ كَسُفْرَتَيْنِ مَمْلُوءَتَيْنِ مِنَ النِّعَمِ يُقَدِّمُهُمَا اِلٰى الْمُؤْمِنِ بِيَدِ اْلاِيمَانِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى مِنْ اُمَّةِ حَبِيبِهِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ، فَأَنْعَمَ عَلَيَّ بِمَا فِى اْلاِيمَانِ مِنَ الْمَحَبَّةِ وَالْمَحْبُوبِيَّةِ اْلإِلَهِيَّةِ، اَلَّتِى هِىَ مِنْ أَعْلٰى مَرَاتِبِ الْكَمَالاَتِ الْبَشَرِيَّةِ، وَبِتِلْكَ الْمَحَبَّةِ اْلاِيمَانِيَّةِ تَمْتَدُّ اَيَادِى اِسْتِفَادَةِ الْمُؤْمِنِ اِلٰى مَا لاَيَتَنَاهٰى مِنْ مُشْتَمِلاَتِ دآئِرَةِ اْلاِمْكَانِ وَالْوُجُوبِ.

    وَكَذَا حَسْبِى مَنْ فَضَّلَنِى جِنْساً وَنَوْعاً وَدِيناً وَاِيمَاناً عَلٰى كَثِيرٍ مِنْ مَخْلُوقَاتِهِ، فَلَمْ يَجْعَلْنِى جَامِداً وَلاَحَيَوَاناً وَلاَضآلاًّ، فَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الشُّكْرُ.

    وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى مَظْهَراً جَامِعاً لِتَجَلِّيَاتِ اَسْمآئِهِ وَاَنْعَمَ عَلَيَّ بِنِعْمَةٍ لاَتَسَعُهَا الْكآئِنَاتُ بِسِرِّ حَدِيثِ: (لاَيَسَعُنِى اَرْضِى وَلاَسَمآئِى وَيَسَعُنِى قَلْبُ عَبْدِىَ الْمُؤْمِنِ) يَعْنِى اِنَّ الْمَاهِيَّةَ اْلاِنْسَانِيَّةَ مَظْهَرٌ جَامِعٌ لِجَمِيعِ تَجَلِّيَاتِ اْلاَسْمآءِ الْمُتَجَلِّيَةِ فِى جَمِيعِ الْكآئِنَاتِ.1





    Not
    Dipnot-1:Beşinci Nükte
    Ben ve herbir fert, halen ve kàlen, müteşekkir ve müftehir olarak, şöyle demeliyiz:

    Beni yaratan ve yokluk karanlıklarından çıkararak bana varlık nurunu nimet olarak veren Zât bana yeter.Kezâ, sahibine herşeyi veren ve onun elini herşeye uzatan hayat nimetini bana bağışlayarak beni hayat sahibi yapan Zât bana yeter.Kezâ, insanı, büyük âlemden mânen daha büyük bir küçük âlem yapan insaniyet nimetini bana bağışlayarak beni insan yapan Zât bana yeter.Kezâ, dünya ve âhireti nimetlerle dolu iki sofra haline getirerek iman eliyle mü’mine takdim eden iman nimetini bana bağışlayarak beni mü’min yapan Zât bana yeter.

    Kezâ, beni habibi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmeti yaparak, imanda bulunan ve bütün kemâlât-ı beşeriye mertebelerinin üstünde olan muhabbet ve İlâhî muhabbet nimetini bana bağışlayan ve bu imânî muhabbet ile, mü’minin istifadesini imkân (kâinat) ve vücub (Cenâb-ı Hakkın zâtı) dairelerinin sonsuz müştemilâtına (kapsamına) kadar genişleten Zât bana yeter.

    Kezâ, beni cansız kılmayıp, hayvan yapmayıp, dalâlette bırakmayarak, cins ve nevi ve din ve iman itibarıyla mahlûklarının pek çoğundan üstün kılan Zât bana yeter ki, hamd de Ona, şükür de Ona mahsustur.

    Kezâ, “Ne yere, ne de göğe sığmadım; Ben bir mü’min kulumun kalbine sığdım” meâlindeki hadisin sırrıyla, yani, bütün kâinatta tecellî eden İlâhî isimlerin bütün tecellilerine insanın câmi bir mazhar (ayna) olması sırrıyla, kâinata sığmayan bir nimeti bana bağışlayarak beni isimlerinin tecellilerine içine alan bir ayna yapan Zât bana yeter.


    Yazar : Risale Forum

  9. #69
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 545

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>وَكَذَا حَسْبِى مَنِ اشْتَرٰى مُلْكَهُ الَّذِى عِنْدِى مِنِّى، لِيَحْفَظَهُ لِى ثُمَّ يُعِيدَهُ اِلَيَّ، وَاَعْطَانَا ثَمَنَهُ الْجَنَّةَ، فَلَهُ الشُّكْرُ وَلَهُ الْحَمْدُ بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ وُجُودِى فِى ذَرَّاتِ الْكَآئِنَاتِ.
    حَسْبِى رَبِّى جَلَّ اللهُ

    نُورْ مُحَمَّدْ صَلّى اللهُ


    لاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُ

    حَسْبِى رَبِّى جَلَّ اللهُ


    سِرُّ قَلْبِى ذِكْرُ اللهُِ

    ذِكْرُ اَحْمَدْ صَلَّى اللهُ

    لاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُ1






    Not
    Dipnot-1:Kezâ, bende bulunan mülkünü muhafaza etmek üzere benden satın alarak sonra bana iade eden ve karşılığında bize Cenneti veren Zât bana yeter. Vücudumun zerrelerinin kâinatın zerreleriyle çarpımı sayısınca Ona şükür ve hamd olsun.
    Hasbî Rabbî Cellallah.

    Nûr Muhammed Sallallah.

    Lâilâhe illallah.

    Hasbî Rabbî Cellallah.

    Sirru kalbî zikrullah.

    Zikrü Ahmed Sallallah.

    Lâilâhe illallah.





    Yazar : Risale Forum

  10. #70
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 546

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    اَلْباَبُ السّادِسُ1
    فِى [لاَ حَوْلَ وَلاَقوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ] HAŞİYE-1 وَهٰذِهِ الْكَلِمَةُ الطَّيّبَةُ الْمُباَرَكَةُ خَامِسَةٌ مِنَ الْخَمْسِ الْباَقِيَاتِ الصَّالِحَاتِ الْمَشْهُورَاتِ الَّتِى هِىَ: [سُبْحَانَ اللهِ. وَالْحَمْدُ ِللهِ، وَلاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ، وَاللهُ اَكْبَرُ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَقُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ].



    إِلٰهِى وَسَيّدِى وَمَالِكِى!

    لِى فَقْرٌ بِلاَ نِهَايَةٍ، مَعَ أَنَّ حَاجَاتِى وَمَطَالِبِى لاَ تُعَدُّ وَلاَتحْصىٰ، وَتَقْصُرُ يَدِى عَنْ أَدْنٰى مَطَالِبِى. فَلاَ حَوْلَ وَلاَقوَّةَ إِلاَّ بِكَ يَا رَبِّىَ الرَّحِيمَ! وَياَ خَالِقِىَ الْكَريِمَ! يَا حَسِيبُ يَا وَكِيلُ يَا كَافِى.1



    Not
    Dipnot-1:ALTINCI BABلاَحَوْلَ وَلاَقُوَّةَ اِلاّٰ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ Hakkındadır.HAŞİYE
    Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

    Ey İlâhım ve Seyyidim ve Mâlikim,

    Fakrım sınırsızdır. İhtiyaçlarım ve isteklerim had ve hesaba gelmez. Benim elim ise, isteklerimin en küçüğüne bile yetişmez. Kudret ve kuvvet ancak Senindir, ey her bir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Rabb-i Rahîmim ve ey herşeyi yoktan yaratan ve ikramı bol olan Hâlık-ı Kerîmim! Ey varlıkların bütün amellerini kaydedip muhasebelerini bir anda gören ve onların her türlü ihtiyaçlarını görüp gözeten Hasîb, ey Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en güzel şekliyle üstlenen, isteklerine en güzel şekilde cevap veren ve bütün dertlerini en güzel şekilde gideren Vekîl, ey isimlerinin tecellileri varlıkların her türlü ihtiyaçlarına yeten Kâfi!


    Haşiye-1 Çok risalelerde beyan etmişiz ki, insanın fıtratında hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bulunmakla beraber, hadsiz a’dâsı ve nihayetsiz metalibi vardır. İnsan, bu acz, bu fakrdan fıtraten bir Kadîr, bir Rahîme ilticaya muhtaçtır. Nasıl ki, Hasbünallahü ve ni’me’l-Vekîl birinci cümlesini aczine merhem ve bütün a’dâsına karşı bir melce gösterir. Ve ni’me’l-Vekîl cümlesi de fakrına deva ve bütün metalibine bir vesileyi gösterdiği gibi, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm dahi başka bir surette, aynen Hasbünallah gibi, acz ve fakr-ı beşerînin ilâcı, ve lâ havle kelimesi a’dâsına karşı nokta-i istinadı kendi kuvvetinden teberrî etmekle kuvve-i İlâhiyeye iltica, ve lâ kuvvete kelimesiyle metalibine, hâcâtına vesile-i mutlak tevekkül ile kudret-i İlâhiyeye itimaddır. Bu lâ havle ve lâ kuvvete cümlesinin pek çok meratibini kendimde tecrübeyle hissetmiştim. O mertebeleri birer birer kısa kelimelerle işaretler koymuşum. O işaretler vasıtasıyla o meratipleri mülâhaza ediyorum. Bu babda kısmen o mertebeleri remzeden kelimeler aynen zikredilecektir.





    Hasbünallah: Allah bize yeter Hasbünallahü ve ni'me'l-Vekîl: Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.
    Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Rahîm: her bir varlığa şefkat ve merhamet gösteren Allah
    Ve ni'me'l-Vekîl: O ne güzel vekildir a'dâ: düşmanlar
    acz: güçsüzlük bab: kısım, bölüm
    beyan etmek: açıklamak devâ: ilâç, çare
    fakr: fakirlik, ihtiyaç hali fakr-ı beşerî: insandaki fakirlik, her şeye muhtaç olma özelliği
    fıtrat: yaratılış fıtraten: yaratılış itibarıyla
    hadsiz: sınırsız hâcât: ihtiyaçlar
    hâşiye: dipnot, açıklayıcı not iltica: sığınma
    itimad: güvenme kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    kuvve-i İlâhiye: İlâhî kuvvet melce: sığınak
    meratib: mertebeler, dereceler metâlib: istekler, arzular
    mülâhaza etmek: değerlendirme yapmak nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    nokta-i istinad: dayanak noktası remzetmek: işaret etmek
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi surette: şekilde
    teberrî etmek: uzaklaşmak tevekkül: Allah’a güvenme ve Onu vekil kabul etme
    vesile-i mutlak: kesin aracı zikredilmek: belirtilmek, söylenilmek


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 7/8 İlkİlk ... 345678 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •