Sayfa 3/8 İlkİlk 1234567 ... SonSon
77 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 496

    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى حَفِيظِيَّتِهِ تَعَالٰى بِعَدَدِ تَجَلِّياَتِ اِسْمِهِ [الْوَارِثِ]، وَبِعَدَدِ جَمِيعِ مَا بَقِىَ بَعْدَ فَوَاتِ اُصُولِهَا وَآبآئِهَا وَصَوَاحِبِهَا، وَبِعَدَدِ مَوجُودَاتِ دَارِ اْلآخِرَةِ، وَبِعَدَدِ آمَالِ الْبَشَرِ الْمَحْفُوظَةِ ِلاَجْلِ الْمُكَافَأَةِ اْلاُخْرَوِيَّةِ. إِذْ دَوَامُ النِّعْمَةِ اَعْظَمُ نِعْمَةً مِنْ نَفسِ النِّعْمَةِ؛ وَبَقَاءُ اللَّذَّةِ لَذَّةٌ أَعْلٰى لَذَّةً مِنْ نَفسِ اللَّذَّةِ؛ وَالْخُلودُ فِى الْجَنَّةِ نِعْمَةٌ فَوْقَ نَفْسِ الْجَنَّةِ. وَهَكَذَا. فَحَفِيظِيَّتُهُ تَعَالٰى تَتَضَمَّنُ نِعَماً اَكْثَرَ وَاَزْيدَ وَاَعْلٰى مِنْ جَمِيعِ النِّعَمِ عَلٰى الْمَوْجُودَاتِ فِى جَمِيعِ الْكَائِنَاتِ.

    وَهٰكَذَا، فَقِسْ عَلٰى اِسْمِ [الرَّحْمٰنِ وَالرَّحِيمِ وَالْحَكِيمِ وَالْحَفِيظِ] سآئِرَ أَسْمَائِهِ الْحُسْنىٰ. فَالْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى كُلِّ اسْمٍ مِنْ أَسْمآئِهِ تَعَالٰى حَمْداً بِلاَ نِهَايَةٍ. لِمَا أَنَّ فِى كُلِّ اسْمٍ مِنْهَا نِعَماً بِلاَ نِهَايَةٍ.

    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى الْقُرآنِ الَّذِى هُوَ تَرْجُمَانٌ لِكُلِّ مَا مَضٰى مِنْ جَمِيعِ اْلإِنْعَامَاتِ الَّتِى لاَ نِهَايَةَ لَهَا حَمْداً بِلاَ نِهَايَةٍ. اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى مُحَمَّدٍ عَليْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ حَمْداً بِلاَ نِهَايَةٍ. إِذْ هُوَ الْوَسِيلَةُ لِلاِيمَانِ الَّذِى فِيهِ جَمِيعُ الْمَفَاتِيحِ لِجَمِيعِ خَزَائِنِ النِّعمِ الَّتِى أَشَرْناَ إِلَيْهَا فِى هٰذَا الْباَبِ الثَّانِى آنِفاً. اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نِعْمَةِ اْلاِسْلاَمِيَّةِ الَّتِى هِىَ مَرْضِيَّاتُ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَفِهْرِسْتَةٌ ِلاَنْوَاعِ نِعَمِهِ الْمَادِّيةِ وَالْمَعْنَوِيَّةِ، حَمْداً بِلاَ نِهَايَةٍ.1




    Not
    Dipnot-1
    Ve kezâ, Esmâ-i Hüsnâdan “Vâris” isminin tecelliyatı adedince ve babalar gibi usulün zevâlinden sonra bâki kalan fürûatın sayısınca ve âlem-i âhiretin mevcudatı adedince ve uhrevî mükâfatları almaya medar olmak üzere hıfzedilen beşerin amelleri sayısınca, sadâsı ile şu fezayı dolduracak kadar büyük bir “Elhamdü lillâh” ile hamd edilecek hafîziyet nimetidir. Çünkü, nimetin devamı, nimetin zâtından daha kıymetlidir. Lezzetin bekàsı, lezzetten daha lezizdir. Cennette devam, cennetin fevkindedir. Ve hâkeza... Binaenaleyh, Cenâb-ı Hakkın hafîziyeti tazammun ettiği nimetler, bütün kâinatta mevcut, bütün nimetlerden daha çok ve daha üstündedir. Bu itibarla dünya dolusu ile bir “Elhamdü lillâh” ister.
    Şu zikredilen dört isme, bâki kalan Esmâ-i Hüsnâyı kıyas et ki, herbir isimde sonsuz nimetler bulunduğu için sonsuz hamdleri, şükürleri istilzam eder.
    Ve kezâ, bütün nimet hazinelerini açmak salâhiyetinde olan, nimet-i imana vesile olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm dahi öyle bir nimettir ki, nev-i beşer ilelebed o zâtı (a.s.m.) medh ü senâ etmeye borçludur. Ve kezâ, maddî ve mânevî bütün nimetlerin envâına fihriste ve kaynak olan İslâmiyet ve Kur’ân nimeti de gayr-ı mütenâhi hamdleri bil’istihkak istilzam eder.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
    Vâris: Bâkî olan, herşeyin kendisine döneceği, varislerin en hayırlısı Allah amel: iş, davranış
    bekà: devamlılık, kalıcılık beşer: insan
    bil'istihkak: hak etmek suretiyle binaenaleyh: bundan dolayı
    bâki: devamlı olan, yok olmayan bâki kalan: geride kalan
    elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur” envâ: türler, çeşitler
    fevkinde: üstünde feza: uzay
    fihriste: liste, muhteva fürûat: sonraki nesiller
    gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz hafîziyet: Allah’ın herşeyi koruyup saklaması
    hamd: övgü ve şükür hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak
    hâkeza: bunun gibi hıfzedilmek: korunmak, muhafaza edilmek
    ilelebed: sonsuza kadar istilzam etmek: gerektirmek
    kezâ: bunun gibi kıyas etmek: karşılaştırmak
    leziz: lezzetli medar olmak: sebep olmak
    medh ü senâ etmek: överek, yüceltmek mevcudat: varlıklar
    mevcut: var mükâfat: ödül
    nev-i beşer: insanlık nimet: iyilik, lütuf, ihsan
    nimet-i iman: iman nimeti sadâ: ses
    salâhiyet: yetki tazammun etmek: içine almak, kapsamak
    tecelliyât: görünümler, yansımalar, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi uhrevî: ahirete ait
    usul: asıllar, atalar zevâl: geçicilik, yokluk
    zikretmek: anmak, hatırlatmak âlem-i âhiret: öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi




    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 497

    اَلنُّقْطَةُ الثَّامِنَةُ

    اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى يَحْمَدُ لَهُ وَيُثنِى عَلَيْهِ بِإِظْهَارِ أَوْصَافِ جَمَالِهِ وَكَمَالِهِ، هٰذَا الْكِتَابُ الْكَبِيرُ الْمُسَمّٰى بِـ[الْكَائِنَاتِ] بِجَمِيعِ اََبْوَابِهِ وَفصُولِهَا، وَبِجَمِيعِ صَحَائِفِهِ وَسُطُورِهَا، وَبِجَمِيعِ كَلِمَاتِهِ وَحُرُوفِهَا،

    كُلٌّ بِقَدَرِ نِسْبَتِهِ يَحْمَدُهُ تَعَالٰى وَيُسَبِّحُهُ بِإِظْهَارِ بَوَارِقِ اَوْصَافِ جَلاَلِ نَقَّاشِهِ اْلاَحَدِ الصَّمَدِ بِمَظْهَرِيَّةِ كُلٌّ بِقَدَرِ نِسْبَتِهِ ِلأضْوَاءِ أَوْصَافِ جَمَالِ كَاتِبِهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ، وَبِمَظْهَرِيَّةِ كُلٌ بِقَدَرِ نِسْبَتِهِ ِلأَنْوَارِ أَوْصَافِ كَمَالِ مُنْشِِئِهَا وَمُنْشِدِهَا الْقَدِيرِ الْعَلِيمِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ، وَبِمِرْآتِيَّةِ كُلٍّ بِقَدَرِ نِسْبَتِهِ ِلاَشِعَّةِ تَجَلِّياَتِ أَسْمَاءِ مَنْ لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنىٰ. جَلَّ جَلاَلهُ وَلاَ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ.1



    Not
    Dipnot-1
    Sekizinci nokta
    Öyle bir Allah’a hamd olsun ki, kâinat ile tâbir edilen şu kitab-ı kebîr ve onun tefsiri olan Kur’ân-ı Azîmüşşanın beyanına göre bütün babları ile fasılları ve bütün sayfaları ile satırları ve bütün kelimatı ile harfleri, o Zât-ı Akdese, sıfât-ı cemâliye ve kemâliyesini izhar ile hamd ü senâhandır. Şöyle ki:

    O kitab-ı kebîrin herbir nakşı, küçük olsun, büyük olsun, karınca kaderince, Vâhid ve Samed olan Nakkaşının evsaf-ı celâliyesini izhar ile hamd-ü senâlar eder. Ve kezâ, o kitabın herbir yazısı, Rahmân ve Rahîm olan Kâtibinin evsâf-ı cemâlini göstermekle senâhan oluyor. Ve kezâ, o kitabın bütün yazıları noktaları, nakışları, Esmâ-i Hüsnânın tecelliyat ve cilvelerine mâkes ve mazhar olmak cihetiyle, o Zât-ı Akdesi takdis, tahmid, temcid ile senâhandır. Ve kezâ, o kitabın her bir nazmı, kasidesi, Kadîr, Alîm olan Nâzımını takdis ile tahmid eyler
    .





    Alîm: herşeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan, sonsuz ilim sahibi Allah Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri
    Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Kur'ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi büyük olan Kur’ân
    Kâtib: bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde işleyen Allah
    Nâzım: nazmeden, düzenleyen, tanzim eden Rahmân: rahmeti sonsuz, yaratıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah (r- ḥ-m)
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah Samed: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olması
    Vâhid: Zâtında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı, benzeri ve dengi olmayan ve herşeyi birliğiyle kuşatan Allah Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah
    bab: kısım, bölüm beyan: açıklama
    cihet: yön, şekil cilve: görünme, yansıma
    evsaf-ı celâliye: Cenâb-ı Allah’ın haşmetine ait vasıfları evsâf-ı cemâl: Cenâb-ı Allah’ın güzelliğine ait sıfatları
    fasıl: bölüm, ara hamd: övgü ve şükür
    hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak hamd ü senâhan: Cenâb-ı Hakka şükür ve övgüde bulunan
    izhar: göstermek, ortaya çıkarmak karınca kaderince: az da olsa, elden geldiği kadar
    kaside: övgü şiiri kelimat: kelimeler, sözler
    kezâ: bunun gibi kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat
    kâinat: evren makes olmak: ayna olmak
    mazhar olmak: elde etmek, erişmek nazm: kafiyeli, vezinli söz; şiir
    senâ etmek: yüceltmek senâhan: senâ eden, öven
    sıfât-ı cemâliye: Cenâb-ı Hakkın güzellik sıfatları sıfât-ı kemâliye: Allah’ın bütün kusur ve eksiklerden uzak olduğunu ifade eden sıfatı; mükemmellik sıfatı
    tahmid: Allah’ı övme ve Ona teşekkürlerini sunma takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
    tecelliyât: görünümler, yansımalar, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi tefsir: açıklama, yorum
    temcid: yüceltme tâbir: ifade, adlandırma


    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 498

    اَلنُّقْطَةُ التَّاسِعَةُ
    1
    HAŞİYE-1


    اَلْحَمْدُ
    -مِنَ اللهِ بِاللهِ عَلَى اللهِ- ِللهِ بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ الْكَائِنَاتِ مِنْ أَوَّلِ الدُّنيَا اِلٰى آخِرِ الْخِلْقَةِ فىِ عَاشِرَاتِ دَقاَئِقِ اْلأَزْمِنَةِ مِنَ اْلأَزَلِ اِلٰى اْلأَبدِ. اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلَى [الْحَمْدُ ِللهِ] بِدَوْرٍ دآئِرٍ فِى تَسَلْسُلٍ HAŞİYE-2 يَتَسَلْسَلُُ إِلٰى مَالاَ يَتَنَاهىٰ. اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نِعْمَةِ الْقُرْآنِ وَاْلاِيمَانِ عَلَيَّ وَعَلٰى إِخْوَانِى بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ وُجُودِى فِى عَاشِرَاتِِ دَقَائِقِ عُمْرِى فِى الدُّنْياَ، وَبَقَائِى وَبقَائِهِمْ فِى اْلآخِرَةِ.

    [سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ] [اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى هَديٰنَا لِهٰذَا وَمَا كُناَّ لِنَهْتَدِىَ لَوْلاَ أَنْ هَديٰنَا اللهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبناَ بِالْحَقِّ]. اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ
    اُمَّتِهِ وَعَلٰى آلهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ آمِينَ. وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.
    1





    Not

    Dipnot-1
    Dokuzuncu noktaHAŞİYE 1
    Hamd Allah’tan gelir, Allah ile kaimdir, Allah için ve Onun vücudu sebebiyledir. Dünyanın evvelinden hilkatin âhirine kadar bütün zerrât-ı kâinatın, ezelden ebede bütün zamanlardaki dakikaların âşirelerine darbı adedince, Allah’a hamd olsun. “Elhamdü lillâh” nimeti için dahi, nâmütenâhi bir devir ve teselsülleHAŞİYE 2 Allah’a hamd olsun. Bana ve kardeşlerime ihsan ettiği Kur’ân nimeti için, zerrât-ı vücudumun, dünyadaki ömrümün dakikalarının âşireleriyle ve âhirette benim ve kardeşlerimin bekàlarıyla darbı adedince hamd olsun.
    “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” (Bakara Sûresi, 2:32.) “Bizi bu saâdete eriştiren Allah’a hamd olsun. Yoksa Allah hidâyet etmeseydi biz kendiliğimizden buna erişemezdik.” (A’râf Sûresi, 7:43.) Allahım, ümmetinin hasenâtı adedince, Efendimiz Muhammed’e ve âl ve ashabına salât ve selâm et. Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

    Haşiye-1
    Bu gibi şifrelerin anahtarı bende yoktur ki açayım. Maahâzâ, oruçlu bir kafa, ne o şifreleri açabilir ve o darbları yapabilir. Kusura bakmayınız, bu kadarı da, ancak müellifinin mânevî yardımıyla ve Leyle-i Kadrin bereketiyle ve Mevlânâ’nın komşuluğundan istifade ile yapabildim. Mütercim
    Abdülmecid Nursî
    Haşiye-2
    Devir ve teselsül, mümkinat dairesinde muhaldirler. Çünkü ikisi nihayetsizlik iktiza ettiklerinden ve mümkinat dairesi mütenahi olduğundan, gayr-ı mütenâhi yerleşmez. Fakat daire-i vücuba taallûk eden hamd ise, o gayr-ı mütenâhidir. Devir ve teselsülle gayr-ı mütenâhi bir daireye girer, yerleşir.






    Abdülmecid Nursî: (bk. bilgiler) Leyle-i Kadir: Kadir Gecesi
    Mevlânâ: (bk. bilgiler-Mevlana Celaleddin-i Rumi) Rab: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    ahir: son al ve ashab: aile ve arkadaşlar
    amin: “Allah’ım kabul eyle” bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
    daire-i vücub: hiç değişikliğe uğramayan varlığı zorunlu olan İlâhlık dairesi darb: çarpma işlemi
    devir: dönüp dolaşıp başlangıç noktasına gelme ebed: sonu olmayan sonsuzluk
    elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur” ezel: başlangıcı olmayan
    gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz gayr-ı mütenâhi daire: sınırsız, sonsuz daire
    hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak hasenât: iyilikler, sevaplar
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hilkat: yaratılış
    ihsan etmek: ikramda bulunmak, bağışlamak iktiza etmek: gerektirmek
    istifade: faydalanma kaim: var olan
    maahâzâ: bununla birlikte muhal: imkansız
    müellif: yazar mümkinat dairesi: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan daire
    mütenahi: sona eren, biten mütercim: tercüme eden
    nihayetsiz: sonsuz, sınırsız nimet: iyilik, lütuf, ihsan
    nâmütenâhi: sonsuz salât ve selâm: Peygamberimiz için yapılan dua ve niyaz
    taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak teselsül: zincirleme devam etme, ard arda gelme
    vücud: varlık, var oluş zerrât-ı kâinat: evrendeki atomlar
    zerrât-ı vücud: beden zerreleri âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    âşire: saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 499

    اَلْباَبُ الثَّالِثُ

    فِى مَرَاتِبِ (اَللهُ اَكْبَرُ )

    اَلْمَرْتَبَةُ اْلاوُلٰى

    [وَقُلِ الْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى لَمْ يَتَّخّذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِى الْمُلْكِ وَلمْ يَكُنْ لَهُ وَلِىٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبّرْهُ تَكْبِيراً ] لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ

    جَلَّ جَلاَلهُ اَللهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْماً، اِذْ هُوَ الْخَالِقُ الْباَرِئُ الْمُصَوِّرُ الَّذِى صَنَعَ اْلاِنْسَانَ
    بِقُدْرَتِهِ كَالْكَائِنَاتِ، وَكَتَبَ الْكَائِنَاتِ بِقَلَمِ قَدَرِهِ كَمَا كَتَبَ اْلاِنْسَانَ بِذَلِكَ الْقَلَمِ. اِذْ ذاَكَ الْعَالَمُ الْكَبِيرُ كَهٰذَا الْعَالَمِ الصَّغِيرِ مَصْنوعُ قُدْرَتِهِ مَكْتُوبُ قَدَرِهِ. اِبْدَاعُهُ لِذَاكَ صَيَّرَهُ مَسْجِداً. اِيجَادُهُ لِهٰذَا صَيَّرَهُ سَاجِداً. اِنْشَاؤُهُ لِذَاكَ صَيَّرَ ذاَكَ مُلْكًا. بِنَاؤُهُ لِهٰذَا صَيَّرَهُ مَمْلُوكًا. صَنْعَتُهُ فِى ذَاكَ تَظَاهَرَتْ كِتَاباً. صِبْغَتُهُ فِى هٰذَا تَزَاهَرَتْ خِطَاباً.

    قُدْرَتهُ فِى ذَاكَ تُظْهِرُ حِشْمَتَهُ. رَحْمَتُهُ فِى هٰذَا تَنْظِمُ نِعْمَتَهُ. حِشْمَتُهُ فِى ذَاكَ تَشْهَدُ هُوَ الْوَاحِدُ. نِعْمَتُهُ فِى هٰذَا تُعْلِنُ هُوَ اْلاَحَدُ. سِكَّتُهُ فِى ذَاكَ فِى الْكُلِّ وَاْلاَجْزَاءِ سُكُونًا حَرَكَةً. خَاتَمُهُ فِى هٰذَا فِى الْجِسْمِ وَاْلاَعْضَاءِ حُجَيْرَةً ذَرَّةً.1




    Not
    Dipnot-1 ÜÇÜNCÜ BAB
    Allahu Ekber’in mertebelerine dairdir.
    [Otuz üç mertebesinden yedi mertebeyi zikredeceğiz. O mertebelerden mühim bir kısmı Yirminci Mektubun İkinci Makamında ve Otuz İkinci Sözün İkinci Mevkıfının âhirinde ve Üçüncü Mevkıfının evvelinde izah edilmiştir. Şu mertebelerin hakikatini anlamak isteyenler o iki Söze müracaat etsinler.]
    Birinci Mertebe
    “De ki: ‘Hamd olsun o Allah’a ki, evlât edinmekten münezzehtir, mülkünde ortağı bulunmaz ve hiçbir şeyden de âciz değildir ki yardımcıya ihtiyacı olsun.’ Ve hürmet ve tâzimle Onun yüceliğini an.” (İsrâ Sûresi, 17:111).
    Emret Allah’ım, emrini yerine getirmeye hazırız. Celâli (haşmeti) yüce olan Allah, ilmi ve kudretiyle herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira O herşeyi yaratan öyle bir Hâlık ve yarattığı varlıklara birbirinden ayrı ve lâyık şekiller veren öyle bir Bâri’ ve o varlıkları en güzel suretlere kavuşturan Musavvirdir ki, kudretiyle insanı bir kâinat gibi san’atlı yaratmış; ve insanı nasıl kader kalemiyle yazmışsa, kâinatı da aynen o kalemle yazmıştır. Çünkü şu büyük âlem olan kâinat, aynen bu küçük âlem olan insan gibi, Onun kudretinin san’at eseri ve kaderinin mektubudur. Herşeyi sonsuz san’at ve hikmetle yapan Sâni-i Hakîm şu büyük âlemi öyle bir surette yoktan var etmiştir ki, onu bir mescid şekline döndürmüş; ve bu küçük âlemi de öyle bir surette icad etmiştir ki, onu secde eden bir kul yapmıştır. Şu büyük âlemi bir mülk şeklinde inşa etmiş, bu küçük âlemi de bütün mülke muhtaç bir memlük olarak bina etmiştir. Onun büyük âlemdeki san’atı bir kitap şeklinde kendini göstermiş, insandaki sıbğası (boyası) ise hitap çiçekleri açmıştır. Onun kudreti, büyük âlemde rubûbiyetinin (rablığının) haşmetini gösterirken, küçük âlem olan insanda da nimetleri tanzim ediyor. Onun haşmeti büyük âlemde vahdâniyetine (zâtının birliğine) şehadet ederken, rahmeti de küçük âlemde Onun ehadiyetini (her bir varlıkta tecelli eden birliğini) ilân ediyor. O celâl (haşmet) sahibi San’atkâr, büyük âlemin tamamına ve nevilerin ve fertlerin hareket ve sükûnetlerine birer sikke-i vahdet (birlik mührü) koyduğu gibi, şu insanın cisim ve organlarına ve hücre ve zerrelerine dahi öylece birer hâtem-i vahdet (birlik mührü) basmıştır.
    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 500

    فَانْظُرْ اِلٰى آثاَرِهِ الْمُتَّسِقَةِ كَيْفَ تَرٰى كَالْفَلَقِ سَخَاوَةً مُطْلَقَةً مَعَ اِنْتِظَامٍ مُطْلَقٍ، فِى سُرْعَةٍ مُطْلَقَةٍ مَعَ اِتِّزَانٍ مُطْلَقٍ، فِى سُهُولَةٍ مُطْلَقَةٍ مَعَ اِتْقَانٍ مُطْلَقٍ ، فِى وُسْعَةٍ مُطْلَقَةٍ مَعَ حُسْنِ صُنْعٍ مُطْلَقٍ، فِى بُعْدَةٍ مُطْلَقَةٍ مَعَ اِتِّفَاقٍ مُطْلَقٍ، فِى خِلْطَةٍ مُطْلَقَةٍ مَعَ اِمْتِيَازٍ مُطْلَقٍ، فِى رُخْصَةٍ مُطْلَقَةٍ مَعَ غُلُوٍّ مُطْلَقٍ.

    فَهَذِهِ الْكَيْفِيَّةُ الْمَشْهُودَةُ شَاهِدَةٌ لِلْعَاقِلِ الْمُحَقِّقِ، مُجْبِرَةٌ لِلاَحْمَقِ الْمُنَافِقِ عَلٰى قَبُولِ الصّنْعَةِ وَالْوَحْدَةِ لِلْحَقِّ ذِى الْقُدْرَةِ الْمُطْلَقَةِ، وَهُوَ الْعَليِمُ الْمُطْلَقُ.

    و َفِى الْوَحْدَةِ سُهُولَةٌ مُطْلَقَةٌ، وَفِى الْكَثْرَةِ وَالشِّرْكَةِ صُعُوبَةٌ مُنْغَلِقَةٌ:

    اِنْ اُسْنِدَ كُلُّ اْلاَشْيَاءِ لِلْوَاحِدِ، فَالْكَائِنَاتُ كَالنَّخْلَةِ، وَالنَّخْلَةُ كَالثَّمَرَةِ سُهُولَةً فِى اْلاِبْتِدَاعِ.

    وَإِنْ اُسْنِدَ لِلْكَثْرَةِ فَالنَّخْلَةُ كَالْكَائِنَاتِ، وَالثَّمَرَةُ كَالشَّجَرَاتِ صُعُوبَةً فِى اْلاِمْتِنَاعِ. اِذْ اَلْوَاحِدُ بِالْفَعْلِ الْوَاحِدِ يُحَصِّلُ نَتِيجَةً وَوَضْعِيَّةً لِلْكَثِيرِ بِلاَ كُلْفَةٍ وَلاَ مُباَشَرَةٍ؛ وَلوْ اُحِيلَتْ تِلْكَ الْوَضْعِيَّةُ وَالنَّتيِجَةُ اِلٰى الْكَثْرَةِ لاَ يُمْكِنُ اَنْ تَصِلَ اِلَيْهَا اِلاَّ بِتَكَلُّفَاتٍ وَمُباَشَرَاتٍ وَمُشَاجَرَاتٍ كَاْلاَمِيرِ مَعَ النَّفَرَاتِ، وَالْبَانِى مَعَ الْحَجَراتِ، وَاْلاَرْضِ مَعَ السَّيَّارَاتِ، والْفَوَّارَةِ مَعَ الْقَطَرَاتِ، وَنقْطَةِ الْمَرْكَزِ مَعَ النُّقَطِ فِى الدَّائِرَةِ.

    بِسِرِّ اَنَّ فِى الْوَحْدَةِ يَقُومُ اْلاِنْتِسَابُ مَقَامَ قُدْرَةٍ غَيْرِ مَحْدُودَةٍ. وَلاَ يَضْطَرُّ السَّبَبُ لِحَمْلِ مَنَابِعِ قُوَّتِهِ وَيَتَعَاظَمُ اْلاَثَرُ بِالنّسْبَةِ اِلٰى الْمُسْنَدِ اِلَيْهِ.1




    Not
    Dipnot-1
    Şimdi Onun eserlerine toplu bir halde bak: Nasıl gün gibi âşikâr bir şekilde, sehavet-i mutlaka (sınırsız bir cömertlik) ile beraber mutlak bir intizam (düzenlilik) göreceksin. Onu da mutlak bir sür’at ile beraber mutlak bir ittizan (ölçü ve denge) içinde göreceksin. Onu da mutlak bir itkanla (kusursuzlukla) beraber mutlak kolaylık içinde göreceksin. Onu da mutlak güzel san’atla beraber mutlak bir genişlik içinde göreceksin. Onu da mutlak bir uzaklıkla beraber mutlak bir ittifak (beraberlik) içinde bulacaksın. Onu da mutlak bir ihtilât (iç içe bir vaziyet) ile beraber mutlak bir imtiyaz (ayrılmış bir vaziyet) içinde göreceksin. Onu da, yüksek değerlilikle beraber mutlak bolluk ve kolaylıkla hadsiz mahlûkatın istifadesine arz edilmiş bir şekilde bulacaksın.
    İşte bu gözle görünen keyfiyet, akıl sahibi bir ehl-i tahkik (araştırmacı) için bir şahit olduğu gibi, ahmak bir münafığı dahi, bütün bunların herşeyi bilen bir mutlak kudret sahibinin birlik eseri olduğunu kabul etmek zorunda bırakır.
    Vahdette (birlikte) mutlak bir kolaylık, şirk ve kesrette (çoklukta) ise içinden çıkılması imkânsız bir zorluk vardır.
    Eğer bütün varlıklar tek bir zâta verilse, kâinatı hiç yoktan icad etmek, bir hurma fidanı icad etmek kadar, bir hurma fidanı da bir meyve kadar kolay olur. Kesrete (çokluğa) dayandırıldığında ise, meyveyi ağaç kadar, ağacı ise kâinat kadar zorlaştıran bir imkânsızlık ortaya çıkar. Zira birtek zât, pek çok şey için birtek sonucu ve durumu, birtek fiil ile, külfetsiz ve temassız (bizzat uğraşmayacak) bir şekilde elde eder. Eğer bu durum ve sonuç kesrete (çokluğa) havale edilse, o sonuca ancak pek çok zorluklar, bizzat sergilediği uğraşılar ve çekişmeler ile ulaşılabilir: bir subayın görevini erlere, ustanın görevini binanın taşlarına, dünyanın kendi etrafındaki dönüşüyle meydana gelen yıldız ve gezegenlerin yerlerinin değişmelerini o yıldız ve gezegenlerin hareketlerine, daire merkezinin görevini o dairenin çevresindeki noktalara bırakmak gibi...
    Vahdette (birlikte), intisap (bağlanma) sırrıyla, sonsuz bir kudret bulunur. Bu suretle, bir sebep bütün kuvvet kaynaklarını kendisi taşımak zorunda kalmaz ve o sebepten meydana gelen eser, onun dayandığı şey oranında büyük olur.
    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 501

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>وَفِى الشّرْكَةِ يَضْطَرُّ كُلُّ سَبَبٍ لِحَمْلِ مَناَبعِ قُوَّتِهِ؛ فَيَتَصَاغَرُ اْلاَثَرُ بِنِسْبَةِ جِرْمِهِ. وَمِنْ هُناَ غَلَبَتِ النَّمْلَةُ وَالذُّباَبَةُ عَلٰى الْجَباَبِرَةِ، وَحَمَلَتِ النُّوَاةُ الصَّغِيرَةُ شَجَرَةً عَظِيمَةً.

    وَبِسِرِّ اَنَّ فِى اِسْناَدِ كُلِّ اْلاَشْياَءِ اِلٰى الْوَاحِدِ لاَ يَكُونُ اْلاِيجَادُ مِنَ الْعَدَمِ الْمُطْلَقِ. بَلْ يَكُونُ اْلاِيجَادُ عَيْنَ نَقْلِ الْمَوْجُودِ الْعِلْمِىِّ اِلٰى الْوُجُودِ الْخَارِجِيِّ، كَنَقْلِ الصُّورَةِ الْمُتَمَثّلَةِ فِى الْمِرْآةِ اِلٰى الصَّحِيفَةِ الْفُوطُوغْرافِيَّةِ لِتَثْبِيتِ وُجُودٍ خَارِجِىٍِّ لَهَا بِكَمَالِ السُّهُولَةِ، اَوْ اِظْهَارِ الْخَطِّ الْمَكْتُوبِ بِمِدَادٍ لا يُرىٰ، بِوَاسِطَةِ مَادَّةٍ مُظْهِرَةٍ لِلْكِتَابَةِ الْمَسْتُورَةِ.


    وَفِى اِسْناَدِ اْلاَشْياَءِ اِلٰى اْلاَسْباَبِ وَالْكَثْرَةِ يَلْزَمُ اْلاِيجَادُ مِنَ الْعَدَمِ الْمُطْلَقِ، وَهُوَ اِنْ لَمْ يَكُنْ مُحَالاً يَكُونُ اَصْعَبَ اْلاَشْيَاءِ. فَالسُّهُولَةُ فِى الْوَحْدَةِ وَاصِلَةٌ اِلٰى دَرَجَةِ الْوُجُوبِ، وَالصُّعُوبَةُ فِى الْكَثْرَةِ وَاصِلَةٌ اِلٰى دَرَجَةِ اْلاِمْتِنَاعِ.


    وَبِحِكْمَةِ اَنَّ فِى الْوَحْدَةِ يُمْكِنُ اْلاِبْدَاعُ وَاِيجَادُ [اْلاَيْسِ مِنَ اللَّيْسِ] يَعْنِى اِبْدَاعَ الْمَوْجُودِ مِنَ الْعَدَمِ الصّرْفِ بِلاَ مُدَّةٍ وَلاَ مَادَّةٍ، وَإِفْرَاغَ الذَّرَّاتِ فِى الْقَالَبِ الْعِلْمِىِّ بِلاَ كُلْفَةٍ وَلاَ خِلْطَةٍ. وَفِى الشِّرْكَةِ وَالْكَثْرَةِ لاَ يُمْكِنُ اْلاِبْدَاعُ مِنَ الْعَدَمِ بِاتّفَاقِ كُلِّ اَهْلِ الْعَقْلِ. فَلاَ بُدَّ لِوُجوُدِ ذِى حَياَةٍ جَمْعُ ذَرَّاتٍ مُنْتَشِرَةٍ فِى اْلاَرْضِ وَالْعَناَصِرِ؛ وَبِعَدَمِ الْقَالِبِ الْعِلْمِىِّ يَلْزَمُ لِمُحَافَظَةِ الذَّرَّاتِ فِى جِسْمِ ذِى الْحَياَةِ وُجُودُ عِلْمٍ كُلّىٍِّ، وَإِرَادَةٍ مُطْلَقَةٍ فِى كُلِّ ذَرَّةٍ. وَمَعَ ذَلِكَ اِنَّ الشُّرَكَاءَ مُسْتَغْنِيَةٌ عَنْهَا وَمُمْتَنِعَةٌ بِالذَّاتِ وَتحَكُّمِيَّةٌ مَحْضَةٌ، لاَ اَمَارَةَ عَلَيْهاَ وَلاَ اِشَارَةَ اِلَيْهَا فِى شَىْءٍ مِنَ الْمَوْجُودَاتِ. اِذْ خِلْقَةُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ تَسْتَلْزِمُ قُدْرَةً كَامِلَةً غَيْرَ مُتَناَهِيَةٍ باِلضَّرُورَةِ. فَاسْتُغْنِىَ عَنِ الشُّرَكَاءِ؛1


    Not
    Dipnot-1
    Not
    Şirkte ise, herbir sebep, kendi kuvvet kaynaklarını kendi belinde taşımaya mecburdur; eseri de kendi cirmi kadar küçük olur. Bir karınca ve bir sinek, işte bu intisap (bağ) kuvvetiyle büyüklük taslayan zalimlere galip gelir; bir küçük çekirdek, bu sırla koca bir ağacı üzerinde taşır.

    Herşey birtek zâta verildiği takdirde, icad etmek, “mutlak yokluktan çıkarmak” mânâsına gelmez. Birtek zâtın herşeyi icadı, tıpkı camdaki misalî sureti gayet kolaylıkla fotoğraf kâğıdına aksettirerek ona bir haricî vücud vermek (varlık âlemine çıkarmak) gibi, yahut görünmez bir mürekkeple yazılmış bir yazıyı, gizli yazıları ortaya çıkaran bir madde vasıtasıyla görünür hale getirmek gibi, bir ilmî varlığı haricî vücuda çıkarmak mânâsını taşır. Eşyanın sebeplere ve kesrete (çokluğa) havale edilmesi halinde ise, birşeyi var etmek için, o şeyi mutlak yokluktan çıkarmak gerekir. Bu ise, eğer muhal olmazsa, zorluğun en son mertebesi olur. Demek, vahdette (birlikte) zorunluluk derecesine varan bir kolaylık, kesrette (çoklukta) ise imkânsızlık derecesinde bir zorluk vardır.

    Vahdette (birlikte), maddeye ve zamana ihtiyaç olmadan, bir varlığı tam bir yokluktan ibda’ (yaratmak) ve icad etmek mümkün olur ki, o varlığın zerreleri külfetsiz bir şekilde ve hiçbir karışıklığa meydan vermeden bir ilmî kalıba dökülür. Şirkte ve kesrette (ortaklıkta ve çoklukta) yoktan var etmek ise, bütün akıl sahiplerinin ittifakıyla, imkân dışıdır. Çünkü bir canlının vücudu için, yeryüzüne yayılmış zerrelerin ve unsurların toplanması kaçınılmaz olur; ayrıca, ilmî bir kalıbın var olmayışı sebebiyle, o canlının cismindeki zerrelerin korunması için, her zerrede küllî bir ilmin ve mutlak bir iradenin bulunması gerekecektir. Bununla beraber, şerikler “müstağniyetün anhâ” ve “mümteniatün bizzat”, yani hiç onlara ihtiyaç olmadığı gibi ve var olmaları da imkansız oldukları halde, onları dâvâ etmek (şirk var demek) hiçbir dayanağı olmayan bir iddiadır ve varlıklardan hiçbir şeyde böyle bir ihtimal için ne bir emare, ne bir işaret mevcut değildir.Zira kâinatın yaratılışı, zorunlu olarak, sonsuz bir mükemmel kudretin varlığını gerektirir; ortaklara hiç ihtiyaç yoktur.



    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 502

    وَ اِلاَّ لَزِمَ تَحْدِيدُ وَانْتِهَاءُ قُدْرَةٍ كَامِلَةٍ غَيْرِ مُتَناَهِيَةٍ فِى وَقْتِ عَدَمِ التَّناَهِى بِقُوَّةٍ مُتَناَهِيَةٍ بِلاَ ضَرُورَةٍ، مَعَ الضَّرُورَةِ فِى عَكْسِهِ ؛ وَهُوَ مُحَالٌ فِى خَمْسَةِ اَوْجُهٍ . فَامْتَنَعَتِ الشُّرَكَاءُ، مَعَ اَنَّ الشُّرَكَاءَ الْمُمْتَنِعَةَ بِتِلْكَ الْوُجوُهِ لاَ اِشَارَةَ اِلٰى وُجوُدِهَا، وَلاَ اَمَارَةَ عَلٰى تَحَقُّقِهَا فِى شَىْءٍ مِنَ الْمَوْجُودَاتِ. فَقَدِ اسْتَفْسَرْناَ هَذِهِ الْمَسْأَلةَ فِى [الْمَوْقِفِ اْلاَوَّلِ مِنَ الرِسَالَةِ الثَّانِيةِ وَالثَّلاَثِينَ] مِنَ الذَّرَّاتِ اِلٰى السَّيَّارَاتِ وَفِى [الْمَوْقِفِ الثَّانِى] مِنَ السَّمٰوَاتِ اِلٰى التَّشَخُّصَاتِ الْوَجْهِيَّةِ فَاَعْطَتْ جَمِيعُهَا جَوَابَ رَدِّ الشّرْكِ بِاِرَاءَةِ سِكَّةِ التَّوْحِيدِ.



    فَكَمَا لاَ شُرَكَاءَ لَهُ؛ كَذَلِكَ لاَ مُعِينَ وَلاَ وُزَرَاءَ لَهُ. وَمَا اْلاَسْبَابُ اِلاَّ حِجَابٌ رَقِيقٌ عَلٰى تَصَرُّفِ الْقُدْرَةِ اْلاَزَلِيَّةِ، لَيْسَ لَهَا تَأْثِيرٌ إِيجَادِيٌّ فِى نَفْسِ اْلاَمْرِ. اِذْ أَشْرَفُ اْلاَسْبَابِ وَ اَوْسَعُهَا اِخْتِيَاراً هُوَ اْلاِنْسَانُ؛ مَعَ اَنهُ لَيْسَ فِى يَدِهِ مِنْ اَظْهَرِ اَفْعَالِهِ اْلاِخْتِيَارِيَّةِ كَـ[اْلاَكْلِ وَالْكَلاَمِ وَالْفِكْرِ] مِنْ مِئَاتِ اَجْزاَءٍ اِلاَّ جُزْءٌ وَاحِدٌ مَشْكُوكٌ. فَاِذَا كَانَ السَّبَبُ اْلاَشْرَفُ وَاْلاَوْسَعُ اِختِيَاراً مَغْلُولَ اْلاَيدِى عَنِ التَّصَرُّفِ الْحَقِيقىِّ كَمَا تَرىٰ؛ فَكَيْفَ يُمْكِنُ اَنْ تَكُونَ الْبَهِيمَاتُ وَالْجَمَادَاتُ شَرِيكَةً فِى اْلاِيجَادِ وَالرُّبوبِيَّةِ لِخَالِقِ اْلاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتِ. فَكَمَا لاَ يُمْكِنُ اَنْ يَكُونَ الظَّرْفُ الَّذِى وَضَعَ السُّلْطَانُ فِيهِ الْهَدِيَّةَ، اَوِ الْمَنْدِيلُ الَّذِى لَفَّ فِيهِ الْعَطِيَّةَ، اَوِ النَّفَرُ الَّذِى اَرْسَلَ عَلٰى يَدِهِ النِّعْمَةَ اِلَيْكَ، شُرَكَاءَ لِلسُّلْطَانِ فِى سَلْطَنَتِهِ؛ كَذَلِكَ لاَ يُمْكِنُ اَنْ يَكُونَ اْلاَسْباَبُ الْمُرْسَلَةُ عَلٰى اَيْديِهِمُ النّعَمُ اِلَيْنَا، وَالظُّرُوفُ الَّتِى هِىَ صَناَدِيقُ لِلنّعَمِ الْمُدَّخَّرَةِ لَنَا، وَاْلاَسْبَابُ الَّتِى الْتَفَّتْ عَلٰى عَطَايَا اِلٰهِيَّةٍ مُهْدَاةٍ اِلَيْناَ، شُرَكَاءَ اَعْوَاناً اَوْ وَسَائِطَ مُؤَثِّرَةً.1




    Not
    Dipnot-1 Eğer şerik (ortak) bulunsa, sınırlı diğer bir kuvvet, hiçbir zorunluluk olmadan, hattâ zorunluluk bunun tam zıddı iken, o sonsuz ve sınırsız mükemmellikteki kudreti, sonsuz olduğu bir vakitte sınırlayıp ona son vermek lâzım gelir ki, bu, beş yönden muhaldir (olması mümkün değildir). İşte, şeriklerin (ortakların) olması böylece imkân dışıdırlar; ve kâinatın varlıklarından hiçbir şeyde, adı geçen sebeplerle olması asla mümkün olmayan ortakların varlığına dair bir işaret, yahut gerçekleşebileceğine dair bir belirti yoktur.Bu mesele, Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfında zerrattan seyyârâta, İkinci Mevkıfta semâvattan teşahhusât-ı veçhiyeye (yüzlerdeki kişiye özel şahsiyetlere) kadar, hepsi de üzerlerindeki sikke-i tevhidi (birlik mührünü) göstererek şirki (ortaklığı) reddeden mevcudatın (varlıkların) cevaplarıyla izah edilmiştir.


    Onun şeriki (ortağı) olmadığı gibi, yardımcısı ve veziri de yoktur. Sebepler ise, ezelî Kudretin tasarrufuna ince bir perdeden ibarettir, hakikatte icad açısından bir tesir sahibi değildir. Zira, sebepler içinde, en şerefli ve iradesi en geniş olan insan olduğu halde, yemek ve içmek ve düşünmek gibi irade dahilindeki en açık fiillerden onun elinde bulunan, ancak yüz parçadan bir şüpheli parçadır. En şerefli ve en geniş ihtiyar (seçme gücü) sahibi bir sebebin eli, böyle gördüğün gibi hakikî tasarruftan bağlanmış olursa, diğer hayvanlar ve canlılar, yerin ve göklerin Yaratıcısına icad ve rububiyette (yani idare, terbiye ve egemenlik konusunda) nasıl ortak olabilirler? Nasıl ki bir padişahın içine hediyesini koyduğu zarf yahut hediyesini sardığı mendil yahut hediyesini eline verip sana gönderdiği nefer o padişahın saltanatına ortak olamaz. Öyle de, elleriyle bize nimetlerin gönderildiği sebepler ve bizim için depolanmış nimetlerin sandukçalarından ibaret olan zarflar ve bize hediye gönderilmiş İlâhî ikramların sarıldığı sebepler, ortak veya yardımcı veya gerçek tesir sahibi birer vasıta olamazlar.



    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 503

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }.listlevel1WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel2WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel3WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel4WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel5WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel6WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel7WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel8WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel9WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }</style>اَلْمَرْتَبَةُ الثَّانِيَةُ

    جَلَّ جَلاَلهُ اَللهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْمًا،


    اِذْ هُوَ الْخَلاَّقُ الْعَلِيمُ الصَّانِعُ الْحَكِيمُ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ الَّذِى هَذِهِ الْمَوْجُودَاتُ اْلاَرْضِيَّةُ وَاْلاَجْرَامُ الْعُلْوِيَّةُ فِى بُسْتَانِ الْكَائِنَاتِ مُعْجِزَاتُ قُدْرَةِ خَلاَّقٍ عَليِمٍ بِالْبَدَاهَةِ، وَهَذِهِ النَّبَاتَاتُ الْمُتَلَوِّنةُ الْمُتَزَيّنَةُ الْمَنْثُورَةُ، وَهَذِهِ الْحَيْوَناَتُ الْمُتَنَوِّعَةُ الْمُتَبَرِّجَةُ الْمَنْشُورَةُ فِى حَدِيقَةِ اْلاَرْضِ خَوَارِقُ صَنْعَةِ صَانِعٍ حَكِيمٍ بِِالضَّرُورَةِ، وَهَذِهِ اْلاَزْهَارُ الْمُتَبَسّمَةُ وَاْلاَثْمَارُ الْمُتَزَيّنَةُ فِى جِنَانِ هَذِهِ الْحَدِيقَةِ هَدَايَا رَحْمَةِ رَحْمٰنٍ رَحيِمٍ بِالْمُشَاهَدَةِ. تَشْهَدُ هَاتِيكَ وَ تُناَدِى تَاكَ وَتعْلِنُ هَذِهِ بِاَنَّ خَلاَّقَ هَاتيِكَ وَمُصَوِّرَ تَاكَ وَوَاهِبَ هَذِهِ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَبِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ قَدْ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً، تَتَسَاوٰى بِالنِّسْبَةِ اِلٰى قُدْرَتِهِ الذَّرَّاتُ وَالنُّجُومُ وَالْقَلِيلُ وَالْكَثِيرُ وَالصَّغِيرُ وَالْكَبِيرُ وَالْمُتَناَهِى وَغَيرُ الْمُتَناَهِى. وَكُلُّ الْوُقوعَاتِ الْمَاضِيَةِ وَغَراَئِبِهَا مُعْجِزَاتُ صَنْعَةِ صَانِعٍ حَكِيمٍ تَشْهَدُ عَلٰى اَنَّ ذَلِكَ الصَّانِعَ قَدِيرٌ عَلٰى كُلِّ اْلاِمْكَانَاتِ اْلاِسْتِقْبَالِيَّةِ وَعَجَائِبِهَا، اِذْ هُوَ الْخَلاَّقُ الْعَلِيمُ وَالْعَزِيزُ الْحَكيِمُ.


    فَسُبْحَانَ مَنْ جَعَلَ حَدِيقَةَ اَرْضِهِ مَشْهَرَ صَنْعَتِهِ. مَحْشَرَ فِطْرَتِهِ. مَظْهَرَ قُدْرَتِهِ. مَدَارَ حِكْمَتِهِ. مَزْهَرَ رَحْمَتِهِ. مَزْرَعَ جَنَّتِهِ. مَمَرَّ الْمَخْلُوقَاتِ. مَسِيلَ الْمَوجُودَاتِ. مَكِيلَ الْمَصْنُوعَاتِ. فَمُزَيّنُ الْحَيْوَانَاتِ مُنَقَّشُ الطُّيوُراَتِ مُثَمَّرُ الشَّجَراَتِ مُزَهَّرُ النَّباَتاَتِ مُعْجِزَاتُ عِلْمِهِ. خَوَارِقُ صُنْعِهِ. هَدَايَا جُودِهِ. بَرَاهِينُ لُطْفِهِ.1


    Not
    Dipnot-1
    İkinci Mertebe


    Celâli (haşmeti) yüce olan Allah, ilmi ve kudretiyle herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira O herşeyi bilen ve herşeyi yaratan öyle bir Hallâk-ı Alîm ve herşeyi san’atla ve hikmetle yapan öyle bir Sâni-i Hakîm ve rahmeti bütün varlıkları kuşattığı gibi her bir varlığa da hususî rahmet tecellileri olan öyle bir Rahmânü’r-Rahîmdir ki, kâinat bostanındaki şu dünya varlıkları ve gök cisimleri, apaçık, o herşeyi yaratan ve bilen Hallâk-ı Alîmin kudretinin mucizeleridir. Ve şu yeryüzü bağında serilmiş rengârenk süslü bitkiler ve açılıp saçılmış ve yayılmış çeşitli hayvanlar, zorunlu olarak, o herşeyi san’atla ve hikmetle yapan Sâni-i Hakîmin san’atının harikalarıdır. Ve bu bağın bahçelerindeki şu tebessüm eden çiçekler ve süslenmiş meyveler, gözler önünde, o rahmeti bütün varlıkları kuşatan ve her bir varlığa da hususî rahmet tecellileri olan Rahmânü’r-Rahîmin rahmetinin hediyeleridir. O kudret mucizeleri şehadet ediyor; şu san’at harikaları sesleniyor; ve bu rahmet hediyeleri ilân ediyor ki: Evvelkinin Hallâkı (Yaratıcısı) ve diğerinin Musavviri (Şekillendiricisi) ve sonuncusunun Vâhibi (ihtiyaçlarının Vericisi) olan Zâtın kudreti herşeye yeter, ilmi herşeyi kuşatır. Onun rahmeti ve ilmi herşeyi kuşatmıştır. Kudretine nisbeten zerreler ve yıldızlar, az ve çok, küçük ve büyük, sonlu ve sonsuz, herşey eşittir. O Sâni-i Hakîmin mucizeleri olan geçmişin bütün olayları ve garip şeyleri şehadet eder ki, o Sâni (San’atkâr), Hallâk-ı Alîm (herşeyi Yaratan ve herşeyi Bilen) ve Azîz-i Hakîm (kudreti herşeye galip ve her işi hikmetle yapan) olduğundan, geleceğin bütün şaşırtıcı şeylerini yapmaya kàdirdir.


    Her türlü noksandan ve kusurdan münezzehtir o Zât ki,
    • ilminin mucizeleri, san’atının harikaları, cûd ve sehâsının (cömertliğinin) hediyeleri ve lûtfunun delilleri olan
    • müzeyyen (süslü) hayvanları, münakkaş (nakışlı) kuşları, meyveli ağaçları ve çiçekli bitkileri ile;
    • yeryüzü bahçesini san’atının sergisi, mahluklarının mahşeri (toplantı yeri), kudretinin mahzarı (aynası), hikmetinin medarı (vesilesi), rahmetinin çiçekliği, Cennetinin tarlası, mahlûkatının resmi-geçit meydanı, varlıklarının akıp gittiği yer, san’at eserlerinin ölçeği yapmıştır.


    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 504

    تَبَسُّمُ اْلاَزْهَارِ مِنْ زِينَةِ اْلاَثْمَارِ، تَسَجُّعُ اْلاَطْيَارِ فِى نَسْمَةِ اْلاَسْحَارِ، تَهَزُّجُ اْلاَمْطَارِ عَلٰى خُدُودِ اْلاَزْهَارِ، تَرَحُّمُ الْوَالِدَاتِ عَلٰى اْلاَطْفَالِ الصّغَارِ. تَعَرُّفُ وَدُودٍ، تَوَدُّدِ رَحْمٰنٍ، تَرَحُّمُ حَنَّانٍ، تَحَنُّنُ مَنَّانٍ لِلْجِنِّ وَ اْلاِنْسَانِ وَالرُّوحِ وَالْحَيْوَانِ وَالْمَلَكِ وَالْجَانِّ. وَالْبُذُورُ وَاْلاَثْمَارُ، وَالْحُبوبُ وَاْلاَزْهَارُ، مُعْجِزَاتُ الْحِكْمَةِ، خَوَارِقُ الصَّنْعَةِ، هَدَايَا الرَّحْمَةِ، بَرَاهِينُ الْوَحْدَةِ، شَوَاهِدُ لُطْفِهِ فِى دَارِ اْلآخِرَةِ. شَوَاهِدُ صَادِقَةٌ بِاَنَّ خَلاَّقَهَا عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ. وَبِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ. قَدْ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ بِالرَّحْمَةِ وَالعِلْمِ وَالْخَلْقِ وَالتَّدْبِيرِ وَالصُّنْعِ وَالتَّصْوِيرِ. فَالشَّمْسُ كَالْبَذْرَةِ وَالنَّجْمُ كَالزَّهْرَةِ واْلاَرْضُ كَالْحَبَّةِ لاَ تَثْقُلُ عَلَيْهِ بِالْخَلْقِ وَالتَّدْبِيرِ وَالصُّنْعِ وَالتَّصْوِيرِ. فَالْبُذُورُ وَاْلاَثْمَارُ مَرَايَا الْوَحْدَةِ فِى اَقْطَارِ الْكَثْرَةِ. اِشَارَاتُ الْقَدَرِ. رُمُوزَاتُ الْقُدْرَةِ بِاَنَّ تِلْكَ الْكَثْرَةَ مِنْ مَنْبَعِ الْوَحْدَةِ، تَصْدُرُ شَاهِدَةً لِوَحْدَةِ الْفَاطِرِ فِى الصُّنْعِ وَالتَّصْوِيرِ. ثُمَّ اِلٰى الْوَحْدَةِ تَنْتَهِى ذَاكِرَةً لِحِكْمَةِ الصَّانِعِ فِى الْخَلْقِ وَالتَّدْبِيرِ. وَتَلْوِيحَاتُ الْحِكْمَةِ بِاَنَّ خَالِقَ الْكُلِّ بِكُلّيَّةِ النَّظَرِ اِلَى الْجُزْئِىِِّ يَنْظُرُ، ثَمَّ اِلٰى جُزْئِهِ. اِذْ اِنْ كاَنَ ثَمَراً فَهُوَ الْمَقْصُودُ اْلاَظْهَرُ مِنْ خَلْقِ هٰذَا الشَّجَرِ. فَالْبَشَرُ ثَمَرٌ لِهَذِهِ الْكَائِنَاتِ، فَهُوَ الْمَقْصُودُ اْلاَظْهَرُ لِخَالِقِ الْمَوْجُودَاتِ. وَالْقَلْبُ كَالنُّوَاةِ، فَهُوَ الْمِرآةُ اْلاَنْوَرُ لِصَانِعِ الْمَخْلُوقَاتِ. وَمِنْ هَذِهِ الْحِكْمَةِ فَاْلاِنْسَانُ اْلاَصْغَرُ فِى هَذِٰهِ الْكَائِنَاتِِ هُوَ الْمَدَارُ اْلاَظْهَرُ لِلنَّشْرِ وَالْمَحْشَرِ فِى هَذِهِ الْمَوْجُودَاتِ، وَالتَّخْرِيبِ وَالتَّبْدِيلِ وَالتَّحْوِيلِ وَالتَّجْدِيدِ لِهَذِهِ الْكَائِنَاتِ.1


    Not
    Dipnot-1
    Bu yeryüzü bahçelerinde,
    • meyvelerin ziynetiyle (süsleriyle) gülen çiçeklerin tebessümü, seher yeliyle şakıyan kuşların sec’aları (ötmeleri), çiçeklerin yaprakçıklarındaki damlaların şıpıltısı ve annelerin küçük yavrulara olan merhameti;
    • cinlere, insanlara, hayvanlara, ruhanîlere ve meleklere, seven ve sevdiren bir Vedûd’un kendisini tanıttırması, rahmeti bütün varlıkları kuşatan bir Rahmân’ın kendini sevdirmesi, eserlerinde sonsuz rahmetinin en lâtif cilvelerini gösteren sınırsız şefkat sahibi bir Hannân’ın merhameti, bitmez tükenmez ikramlarıyla ve nimetleriyle, varlıkları besleyen bir Mennân’ın en uygun ve şirin rahmet cilvelerini göstermesidir.

    Bütün meyve ve tohumlar, birer hikmet mucizesi, birer san’at harikası, birer rahmet hediyesi, birer vahdet (birlik) delili, âhiret yurdundaki İlâhî lütufların birer şahididir. Onlar birer doğru şahid olarak ilân ederler ki, kendilerinin Yaratıcısı herşeye gücü yeten Kadîr ve herşeyi bilen Alîmdir. Onun rahmeti ve ilmi ve yaratması ve tedbiri ve san’at ve tasviri herşeyi kaplamıştır. Onun yaratma ve tedbirine ve san’at ve tasvirine oranla güneş bir tohumcuk gibi, yıldız bir çiçek gibi, yerküre bir tane gibidir; hiçbir şey Ona ağır gelmez. Meyve ve tohumlar, kesret (çokluk) âleminin her tarafında vahdetin (birliğin) aynaları, kaderin işaretleri, kudretin remizleridir ki, bu kesretli (çoklu) varlıkların kaynaklarının vahdetini (birliğini) gösterirler. Onlar, bir kaynaktan çıkmaları sırasında yoktan benzersiz şekilde var eden Fâtırlarının san’at ve tedbirdeki birliğine şehadet ettikleri gibi, tekrar birlikte son bulmalarıyla da san’atkârlarının yaratma ve tedbirindeki hikmetini zikrederler.Hem o meyve ve tohumlar Rabbânî hikmetin işaretleridir ki, herşeyin Yaratıcısı olan Allah’ın, o cüz’î varlıklara yönelik kapsamlı bakışı, onların cüzlerine dahi baktığını gösterir. Çünkü o ağacın yaratılmasının asıl gayesi, onun meyvesidir. İşte, insan da şu kâinatın meyvesidir ve kâinatın Yaratıcısının nazarında en açık gaye odur. Kalb de bir tohumcuk gibidir ve varlıkları yaratan San’atkârın en münevver aynası odur. İşte şu hikmettendir ki, bu kâinattaki şu küçücük insan, bu varlıklar âleminde haşir ve neşir gibi büyük inkılâplara ve kâinatın tahrip edilip değiştirilmesine, başka şekle sokulup yenilenmesine en güçlü gerekçe olur.
    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 505

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }.listlevel1WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel2WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel3WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel4WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel5WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel6WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel7WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel8WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel9WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }</style>اَللهُ اَكْبَرُ يَا كَبِيرُ اَنْتَ الَّذِى لاَ تَهْدِى الْعُقُولُ لِكُنْهِ عَظَمَتِهِ. كِه لاَِإلٰهَ إلاَّ هُوَ بَرَابَرْمى زَنَنْدْ هَرْشئ دَمَادَمْ جُو يَدَنْدْ: [ياحَقْ] سَرَاسَرْ گُوَيَدَنْدْ: [يَا حَىّ ]1 اَلْمَرْتَبَةُ الثَّالِثَةُ: HAŞİYE-1اِيضَاحُهَا فِى رَأْسِ [الْمَوْقِفِ الثَّالِثِ] مِنَ [الرِّسَالَةِ الثَّانِيَةِ وَالثَّلاَثِينَ]. اَللهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْماً اِذْ هُوَ الْقَدِيرُ الْمُقَدِّرُ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ الْمُصَوِّرُ الْكَرِيمُ اللَّطِيفُ الْمُزَيّنُ الْمُنْعِمُ الْوَدُودُ الْمُتَعَرِّفُ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ الْمُتَحَنّنُ الْجَمِيلُ ذُو الْجَلاَلِ وَالْكَمَالِ الْمُطْلَقِ النَّقَّاشُ اْلاَزَليُّ الَّذِى مَا حَقَائِقُ هَذِهِ الْكَائِنَاتِ كُلاًّ وَ اَجْزَاءً وَصَحَائِفَ وَطَبَقَاتٍ، وَمَا حَقَائِقُ هَذِهِ الْمَوْجُودَاتِ كُلّيّاً وَجُزئِيّاً وَوُجُوداً وَبقَاءً: اِلاَّ خُطُوطُ قَلَمِ قَضَائِهِ وَقَدَرِهِ بِتَنْظِيمٍ وَتَقدِيرٍ وَعِلْمٍ وَحِكْمَةٍ. واِلاَّ نُقُوشُ بَرْكَارِ عِلْمِهِ وَحِكْمَتِهِ بِصُنْعٍ وَتَصْوِيرٍ.1


    Not
    Dipnot-1 “Allahu Ekber” (Allah en yücedir). Sen, akılların yüzde bir bile büyüklüğünü kavrayamadığı bir celâl (haşmet) sahibisin, ey herşeyden daha büyük olan Kebîr!Çünkü: Bütün eşya Lâilâhe illallah (Allah’tan başka ilâh yoktur) deyip kâinatın büyük zikir halkasında beraber zikrederek çalışıyorlar.Her zaman devamlı istidat diliyle Cenâb-ı Haktan hayat hakkını “Yâ Hak” deyip rahmet hazinesinden istiyorlar. Baştan başa da hayata kavuşmaları diliyle de “Yâ Hayy” (Bütün canlılara hayatlarını veren ezelî hayat sahibi Hayy diyerek) ismini zikrediyorlar.

    Üçüncü Mertebe
    HAŞİYE
    İzahı, Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başındadır.Allah Teâlâ ilim ve kudretiyle herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira o öyle herşeye gücü yeten bir Kadîr, herşeyin ölçü ve miktarlarını takdir eden Mukaddir, herşeyi bilen Alîm, heyşeyi hikmetle yapan Hakîm, herşeye gayet güzel şekiller veren Musavvir, her bir varlığa ikramlarda bulunan Kerîm, bütün ihsanları ve ilminin nüfuzu hoş ve şirin olan Lâtif, herşeyi en güzel şekillerle süsleyen Müzeyyin, her varlığa en münasip nimetleri veren Mün’im, varlıklara sevgi duygusunu veren Vedûd, sayısız yollarla kendisini yarattığı varlıklara tanıttıran Mütearrif, rahmeti bütün varlıkları kaplayan Rahmân, her bir varlığa bizzat rahmet tecellileri olan Rahîm, sonsuz şefkatiyle varlıkları kendine müştak eden Mütehannin, sonsuz haşmet sahibi ve sınırsız güzelliği olan Cemîl-i Zülcelâl, sınırsız kemâl ve mükemmellik sahibi olan Kâmil-i Mutlak ve herşeyi en güzel şekillerle nakış nakış işleyen Ezelî Nakkaş ki, bu kâinatın sayfaları ve tabakalarıyla, küll (bütün) ve cüz (parça) olarak hakikati ve bu varlıklar âleminin külliyet (genel) ve cüz’iyet (ferd, birey) ve vücut (varlık) ve bekà (devamlılık) itibarıyla hakikati,
    • Onun kazâ (tatbik, uygulama) ve kader (plân, program) kaleminin ilim ve hikmetle tanzim (düzenlediği) ve takdir ettiği hatları;
    • ilim ve hikmet pergelinin san’at ile tasvir ettiği nakışları;

    Haşiye-1 Bu Üçüncü Mertebe, cüz’î bir çiçeği ve güzel bir kadını nazara alıyor. Koca bahar bir çiçektir. Cennet dahi bir çiçek gibidir. O mertebenin mazharlarıdırlar. Ve âlem, güzel ve büyük bir insan; ve huriler nev’i ve ruhanîler taifesi ve hayvanlar cinsi ve insan sınıfı, herbiri mânen güzel bir insan hükmünde, bu mertebenin gösterdiği esmâyı safahâtıyla gösteriyor.




    cüz'î: küçük, ferdî esmâ: Allah’ın isimleri
    huri: Cennet kızı hâşiye: dipnot, açıklayıcı not
    mazhar: bir nimete ulaşan, o nimeti üzerinde yansıtan mânen: mânevî olarak
    nazara almak: dikkate almak nev'i: tür
    ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık safahât: safhalar, gelişmeler
    taife: topluluk
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/8 İlkİlk 1234567 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •