Sayfa 1/7 12345 ... SonSon
64 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Yirmi Altıncı Lem'a

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>


    Yirmi Altıncı Lem'a

    İhtiyarlar Lem’ası

    Yirmi altı rica ve ziya ve teselliyi câmidir.HAŞİYE-1

    İHTAR: Herbir Ricanın başında, mânevî derdimi gayet elîm ve sizi müteessir edecek derecede yazdığımın sebebi, Kur’ân-ı Hakîmden gelen ilâcın fevkalâde tesirini göstermek içindir. İhtiyarlara ait bu Lem’a, üç dört cihetle hüsn-ü ifadeyi muhafaza edememiş.

    Birincisi: Sergüzeşt-i hayatıma ait olduğu için, o zamanlara hayalen gidip o hâlette yazıldığından, ifade, intizamını muhafaza edemedi.

    İkincisi: Sabah namazından sonra, gayet yorgunluk hissettiğim bir zamanda, hem sür’ate mecburiyet tahtında yazıldığından, ifadede müşevveşiyet düşmüş.

    Üçüncüsü: Yanımda dâim yazacak bulunmadığından, yanımda bulunan kâtibin de Risale-i Nura ait dört beş vazifesi olmakla tashihatına tam vakit bulamadığımızdan intizamsız kaldı.

    Dördüncüsü: Telifin akabinde ikimiz de yorgun olarak, mânâyı dikkatle düşünmeyerek, gayet sathî bir tashihle iktifâ edildiğinden, tarz-ı ifadede elbette kusurlar bulunacak. Âlicenap ihtiyarlardan, ifadedeki kusurlarıma nazar-ı müsamaha ile bakmak ve rahmet-i İlâhiye boş olarak döndürmediği mübarek ihtiyarlar ellerini dergâh-ı İlâhiyeye açtıkları vakit, bizi de dualarında dahil etsinler.




    Not
    Haşiye-1 Müellif-i muhtereminin tashihinden geçen yazma bir nüshada (Ilgazlı İsmail Merhumun defterinde), bu Lem’a hakkında, “Mütebâki kalan on dörtten tâ yirmi altıya kadar olan Ricalar, malûm musibet [Eskişehir Hapsi] yüzünden yazılmadı; onun mevsimi geçtiği için noksan kaldı” denilmektedir.





    Eşkişehir Hapsi: (bk. bilgiler) Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    akabinde: sonrasında cihet: taraf, yön
    câmi: kapsamlı, içine alan dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı
    dâim: devamlı elîm: acıklı, üzücü
    fevkalâde: olağanüstü haşiye: dipnot
    hâlet: hâl, durum hüsn-ü ifade: güzel ifade
    ihtar: hatırlatma, ikaz iktifâ etmek: yetinmek
    intizam: düzen, tertip kusur: eksiklik
    kâtib: yazar lem’a: parıltı
    malûm: bilinen mecburiyet: zorunluluk
    muhafaza etmek: korumak musibet: belâ, büyük sıkıntı
    mübarek: uğurlu, hayırlı müellif-i muhterem: saygıdeğer yazar
    mütebâki: geri kalan kısım müteessir etmek: üzmek
    müşevveşiyet: karışıklık nazar-ı müsamaha: hoşgörülü bakış
    nüsha: kopya rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
    rica: ümit sathî: yüzeysel
    sergüzeşt-i hayat: hayat serüveni, macerası sür’at: hız
    tahtında: altında tarz-ı ifade: ifade etme tarzı
    tashih: düzeltme tashihat: düzeltmeler
    telif: kitap kaleme alma, yazma tesir: etki
    ziya: ışık âlicenap: yüksek ahlâklı, şerefli

    Benzer Konular
    "Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Mesele" Osmanlıca Mekt
    "Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Mesele" Osmanlıca Mekt Devami...
    "Yirmi Altıncı Söz'ü ???? ???????? ?????? ????? ????? âyetlerini,???? ?????? ??
    "Yirmi Altıncı Söz'ü ???? ???????? ?????? ????? ?????  âyetlerini,???? ?????? ?? Devami...
    Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Altıncı Mesele'deki temsili izah eder misiniz?
    Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Altıncı Mesele'deki temsili izah eder misiniz? Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Altıncı Meseledeki temsili izah eder misiniz? Burada anlatılmak isenen nedir? Devami...
    Yirmi Altıncı Söz
    Yirmi Altıncı Söz Yirmi Altıncı Söz Kader Risalesi وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِل&
    Yirmi Altıncı Pencere
    Yirmi Altıncı Pencere Hazret-i Üstad, Otuz Üçüncü Sözün Yirmi Altıncı Penceresinde Allah’ın Sermediyetini ırmaktaki kabarcıklar ile ispat eder. Bu konuyu açıklar mısınız?” Yeryüzünün soğuk ve katı yüreğini ısıtan ve seviml
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 355

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>


    كۤهٰيٰعۤصۤ ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَاۤءً خَفِيًّا قَالَ رَبِّ اِنِّى وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّى وَاشْتَعَلَ الَّرأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَاۤئِكَ رَبِّ شَقِيًّا
    1




    Şu Lem’a Yirmi Altı Ricadır.

    BİRİNCİ RİCA

    Ey sinn-i kemâle gelen muhterem ihtiyar kardeşler ve ihtiyare hemşireler! Ben de sizin gibi ihtiyarım. İhtiyarlık zamanında ara sıra bulduğum ricaları ve o ricalardaki teselli nuruna sizi de teşrik etmek arzusuyla, başımdan geçen bazı hâlâtı yazacağım. Gördüğüm ziya ve rast geldiğim rica kapıları, elbette benim nâkıs ve müşevveş istidadıma göre görülmüş, açılmış. İnşaallah sizlerin sâfi ve hâlis istidatlarınız, gördüğüm ziyayı parlattıracak, bulduğum ricayı daha ziyade kuvvetleştirecek.

    İşte, gelecek o ricaların ve ziyaların menbaı, madeni, çeşmesi, imandır.

    İKİNCİ RİCA

    İhtiyarlığa girdiğim zaman, birgün güz mevsiminde, ikindi vaktinde, yüksek bir dağda dünyaya baktım. Birden, gayet rikkatli ve hazîn ve bir cihette karanlıklı bir hâlet bana geldi. Gördüm ki, ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.

    Birden, rahmet-i İlâhiye öyle bir surette inkişaf etti ki, o rikkatli hazîn firâkı, kuvvetli bir rica ve parlak bir teselli nuruna çevirdi. Evet, ey benim gibi ihtiyarlar! Kur’ân-ı Hakîmde yüz yerde “er-Rahmânü’r-Rahîm” sıfatlarıyla kendini bizlere takdim eden ve daima zeminin yüzünde merhamet isteyen zîhayatların




    Not
    Dipnot-1 “Kâf hâ yâ ayn sâd. Bu âyetler, kulu Zekeriya’ya Rabbinin rahmetini zikirdir. Hani o Rabbine gizlice niyaz ederek demişti ki: Ey Rabbim, artık benim kemiklerim yıprandı, başım ihtiyarlıkla tutuşup saçlarım aklandı. Sana ettiğim dualarımda da, ey Rabbim, ben hiç mahrum kalmadım.” Meryem Sûresi, 19:1-4.





    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân cihet: taraf, yön
    er-Rahmânü’r-Rahîm: bütün varlıklara olduğu gibi tek tek her bir varlığa şefkat gösteren sonsuz rahmet sahibi Allah firak: ayrılık
    güz: sonbahar hazîn: hüzün veren, acıklı
    hemşire: kız kardeş hâlet: hâl, durum
    hâlis: içten, katıksız, samimî hâlât: hâller, durumlar
    iftirak: ayrılma ihtiyare: yaşlı kadın
    inkişaf etmek: ortaya çıkmak, açılmak inşaallah: Allah’ın izniyle
    istidad: kabiliyet, yetenek lem’a: parıltı
    menba: kaynak merhamet: şefkat, acıma
    muhterem: hürmete layık, saygıdeğer müşevveş: düzensiz, karma karışık
    nâkıs: eksik rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
    rica: ümit rikkatli: acıklı
    sinn-i kemâl: olgunluk yaşı suret: biçim, şekil
    sâfi: pak, duru, temiz takdim etmek: sunmak
    teşrik etmek: ortak yapmak zemin: yer
    ziya: ışık ziyade: çok
    zîhayat: canlı
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 356

    <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>imdadına rahmetini gönderen ve gaybdan her sene baharı hadsiz nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bizlere yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nisbetinde rahmetinin cilvesini ziyade gösteren bir Hâlık-ı Rahîmimizin rahmeti, bu ihtiyarlığımızda en büyük bir rica ve en kuvvetli bir ziyadır. Bu rahmeti bulmak, iman ile o Rahmân’a intisap etmek ve ferâizi kılmakla Ona itaat etmektir.

    ÜÇÜNCÜ RİCA

    Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor. Niyazi-i Mısrî’nin

    Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,
    Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber

    dediği gibi, ruhumun hanesi olan cismimin de hergün bir taşı düşmekle yıpranıyor. Ve dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümitlerim, emellerim kopmaya başladılar. Hadsiz dostlarımdan ve sevdiklerimden mufarakat zamanının yakınlaştığını hissettim. O mânevî ve çok derin ve devâsız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım. Yine Niyazi-i Mısrî gibi dedim ki:

    Dil bekàsı, Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim,
    Bir devâsız derde düştüm, ah ki Lokman bîhaber.HAŞİYE-1

    O vakit birden merhamet-i İlâhiyenin lisanı, misali, timsali, dellâlı, mümessili olan Peygamber-i Zîşan Aleyhissalâtü Vesselâmın nuru ve şefaati ve beşere getirdiği hediye-i hidayeti, o dermansız, hadsiz zannettiğim yaraya güzel bir merhem ve tiryak oldu. Karanlıklı ye’simi, nurlu bir ricaya çevirdi.


    Not
    Haşiye-1 Yani, benim kalbim bütün kuvvetiyle beka istediği halde, hikmet-i İlâhiye cesedimin harabiyetini iktiza ediyor. Hekîm-i Lokman da çaresini bulamadığı, dermansız bir derde düştüm.





    Aleyhissalâtü Vesselâm
    : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun




    Hak
    : varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan
    Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah Lokman/Hekîm-i Lokman: (bk. bilgiler – Lokman Hekim)
    Niyazi-i Mısrî: (bk. bilgiler) Peygamber-i Zîşan: şan sahibi Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah acz: güçsüzlük
    bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk beşer: insan
    bina-yı ömür: ömür binası bîhaber: habersiz
    cesed: beden cilve: görünme, yansıma
    dellâl: ilan edici, duyurucu derman: ilâç, çâre, tedavi
    devâ: ilâç, çare emel: istek, beklenti
    fenâ: gelip geçicilik, ölümlülük ferâiz: farzlar, Allah’ın kesin emirleri
    gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan gayb: görünmeyen âlemler
    hadsiz: sınırsız, sayısız hane: ev
    harabiyet: yok oluş, yıkılış haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hediye-i hidayet: hak ve doğru yol hediyesi hikmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve yerli yerinde yaratması
    iktiza etmek: gerektirmek intisap etmek: bağlanmak, mensup olmak
    itaat etmek: emre uymak, boyun eğmek lisan: dil
    merhamet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlıklara yönelik şefkati merhem: ilaç
    misal: örnek mufarakat: ayrılık
    mülk-ü ten: insan vücudu mümessil: temsilci
    nimet: iyilik, lütuf, ihsan nisbetinde: ölçüsünde
    rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet rica: ümit
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler timsal: görüntü, örnek
    tiryak: ilâç, tedavi viran: yıkılmış, yerle bir olmuş
    ye’s: ümitsizlik zaaf: zayıflık
    ziya: ışık ziyade: çok
    şefaat: af için aracılık yapma

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 357

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Evet, ey benim gibi ihtiyarlığını hisseden muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar; sevkiyat var. Fakat gafletten ve kısmen de ehl-i dalâletten gelen zulümat evhamlarıyla bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbapların mecmaıdır. Başta şefîimiz olan Habibullah Aleyhissalâtü Vesselâm ile bütün dostlarımıza kavuşmak âlemidir.

    Evet, bin üç yüz elli senede, her sene üç yüz elli milyon insanların sultanı ve onların ruhlarının mürebbîsi ve akıllarının muallimi ve kalblerinin mahbubu ve her günde, es-sebebü ke’l-fâil sırrınca, bütün o ümmetinin işlediği hasenâtın bir misli, sahife-i hasenâtına ilâve edilen ve şu kâinattaki makasıd-ı âliye-i İlâhiyenin medarı ve mevcudatın kıymetlerinin teâlîsinin sebebi olan o zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyaya geldiği dakikada “Ümmetî, ümmetî” rivayet-i sahiha ile ve keşf-i sadıkla dediği gibi, mahşerde herkes “Nefsî, nefsî” dediği zaman, yine “Ümmetî, ümmetî” diyerek en kudsî ve en yüksek bir fedakârlıkla, yine şefaatiyle ümmetinin imdadına koşan bir zâtın gittiği âleme gidiyoruz. Ve o güneşin etrafında hadsiz asfiya ve evliya yıldızlarıyla ışıklanan öyle bir âleme gidiyoruz.

    İşte o zâtın şefaati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümat-ı berzahiyeden kurtulmanın çaresi, sünnet-i seniyyeye ittibâdır.

    DÖRDÜNCÜ RİCA

    Bir zaman ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idame ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini, bütün günahlar, hatîatlar gördüm. Niyazi-i Mısrî gibi feryad eyleyerek dedim:





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Niyazi-i Mısrî: (bk. bilgiler) ahbap: dostlar, sevgililer
    asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir hayatı
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler es-sebebü ke’l-fâil: sebeb olan yapan gibidir
    evham: vehimler, kuruntular evliya: Allah’ın dostları
    feryad eylemek: bağırıp çağırmak firak: ayrılık
    gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık hadsiz: sayısız
    hasenât: iyilikler, sevaplar hatîat: hatâlar, yanlışlar
    idame ettiren: devam ettiren ihtiyare: yaşlı kadın
    istifade etmek: faydalanmak ittibâ: tâbi olma, bağlanma
    keşf-i sadık: doğruluğundan şüphe olunmayan mânevî keşif kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak
    kâinat: evren, yaratılmış herşey mahbub: sevgili
    mahşer: haşir meydanı makasıd-ı âliye-i İlâhiye: Allah’ın kâinatı yaratmasındaki yüce maksatlar
    mecma: toplanılan yer medar: dayanak, vesile
    mevcudat: varlıklar misli: benzeri
    muallim: öğretmen muhterem: hürmete ve saygıya lâyık olan
    mürebbî: terbiye eden, eğiten, yetiştiren müttefikan: birleşerek
    nefsî, nefsî: nefsim, nefsim! rica: ümit
    rivâyet-ı sahiha: Hz. Peygamberden (a.s.m.) nakledildiği kesin olan hadis-i şerif sahife-i hasenât: sevap defteri
    sermaye-i ömür: ömür sermayesi sevkiyat: toplu halde gönderme
    sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler sıhhat-i beden: vücut sağlığı
    teâlî: yükselme, yücelme zayi etmek: kaybetmek
    zulümat: karanlıklar, inançsızlık karanlığı zulümat-ı berzahiye: kabir karanlıkları
    zât-ı Ahmedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in velî kişiliği âlem: dünya, evren
    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler ümmetî, ümmetî: ümmetim, ümmetim!
    şefaat: af için aracılıkta bulunma şefî: şefaat eden
    Yazar : Risale Forum
    S-Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
    C-
    Doğruluk.

    S-Daha.
    C-
    Yalan söylememek.

    S-Sonra.
    C-
    Sıdk,sadakat,ihlâs,sebat,tesanüddür.

    NOT : Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine çift Tıklayınız..

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 358

    Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.

    O vakit gurbetteydim. Me’yûsâne bir hüzün ve nedametkârâne bir teessüf ve istimdatkârâne bir hasret hissettim.

    Birden, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan imdada yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir rica kapısını açtı ve öyle hakikî bir teselli ziyasını verdi ki, o vaziyetimin yüz derece fevkindeki ye’si dahi izale eder ve o karanlıkları dağıtabilirdi.

    Evet, ey benim gibi dünya ile alâkaları kesilmeye başlayan ve dünya ile bağlanan ipleri kopmaya yüz tutan muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Bu dünyayı en mükemmel ve muntazam bir şehir, bir saray hükmünde halk eden bir Sâni-i Zülcelâl, mümkün müdür ki, o şehirde, o sarayda, en ehemmiyetli misafirleriyle ve dostlarıyla konuşmasın, görüşmesin? Madem bilerek bu sarayı yapmış ve irade ve ihtiyar ile tanzim ve tezyin etmiş; elbette nasıl ki yapan bilir, öyle de bilen konuşur. Madem bu sarayı, bu şehri bize güzel bir misafirhane ve ticaretgâh yapmış; elbette bize karşı münasebâtını ve bizden arzularını gösterecek bir defteri, bir kitabı bulunacaktır.

    İşte o kudsî defterin en mükemmeli, kırk vecihle mu’cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asgarî olarak on sevap ve on hasene ve bazan on bin ve bazan—Leyle-i Kadir sırrıyla—bir harfine otuz bin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u berzah veren Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyandır. Bu makamda ona rekabet edecek, kâinatta hiçbir kitap yoktur ve hiçbir kimse gösteremez. Madem bu elimizdeki Kur’ân, semâvat ve arzın Hâlık-ı Zülcelâlinin rububiyet-i mutlakası noktasından ve azamet-i ulûhiyeti






    Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
    Leyle-i Kadir: Kadir Gecesi Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
    arz: yeryüzü asgarî: en az
    azamet-i ulûhiyet: Allah’ın ilâhlığının büyüklük ve ihtişamı biryan: kavrulmuş
    bîhaber: habersiz dîde: göz
    ehemmiyet: değer, önem fevkinde: üstünde
    garip: yalnız, kimsesiz giryan: ağlayan
    gurbet: vatanından uzak hakikî: asıl, gerçek
    halk etmek: yaratmak hasene: iyilik
    hasret: özlem hayran: şaşkın
    hebâ: boşa gitme ihtiyar: isteme, seçme
    ihtiyare: yaşlı kadın irade: dileme, tercih etme ve seçme gücü
    istimdatkârâne: medet ve yardım istercesine izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak
    kudsî: kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak kâinat: evren
    lâkin: ama, fakat makam: konum, yer
    meyve-i Cennet: Cennet meyvesi me’yûsâne: ümitsiz bir şekilde
    muhterem: saygıdeğer muntazam: düzenli
    mu’cize: insanların benzerini yapmakta aciz kaldıkları olağanüstü şey münasebât: münasebetler, bağlantılar
    nakd-i ömür: ömür sermâyesi nedametkârâne: pişmanlık duyarak
    nur-u berzah: kabir hayatının aydınlığı nâlân etmek: inlemek, sızlamak
    rica: ümit rububiyet-i mutlaka: Allah’ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi
    semâvât: gökler sîne: göğüs
    tanzim: düzenleme, düzene koyma teessüf etme: üzülme
    tenhâ: tek başına tezyin etmek: süslemek
    ticaretgâh: alışveriş yeri vaziyet: durum
    vecih: şekil, yön ye’s: ümitsizlik
    ziya: ışık
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 359

    <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>cihetinden ve ihata-i rahmeti cânibinden gelen kelâmıdır, fermanıdır, bir maden-i rahmetidir. Ona yapış; her derde bir deva, her zulmete bir ziya, her ye’se bir rica, içinde vardır.

    İşte bu ebedî hazinenin anahtarı imandır ve teslimdir ve onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır.

    BEŞİNCİ RİCA

    Bir zaman, ihtiyarlığımın mebdeinde, bir inzivâ arzusuyla, İstanbul’un Boğaz tarafındaki Yûşâ Tepesinde, yalnızlıkla ruhum bir istirahat aradı. Birgün o yüksek tepede, daire-i ufka, etrafa baktım. Gayet hazîn ve rikkatli bir levha-i zeval ve firâkı, ihtiyarlığın ihtarıyla gördüm. Şecere-i ömrümün kırk beşinci senesi olan kırk beşinci dalındaki yüksek makamından, tâ hayatımın aşağı tabakalarına nazar gezdirdim. Gördüm ki, o aşağıda, herbir dalında, herbir senenin zarfında sevdiklerimden ve alâkadarlarımdan ve tanıştıklarımdan hadsiz cenazeler var. Ve o firak ve iftiraktan gelen gayet rikkatli bir mânevî teessürat içinde, Fuzûlî-i Bağdâdî gibi mufarakat eden dostları düşünerek enîn edip,

    Vaslını yâd eyledikçe ağlarım,
    Tâ nefes var ise kuru cismimde feryad eylerim

    diyerek bir teselli, bir nur, bir rica kapısını aradım. Birden, âhirete iman nuru imdada yetişti; hiç sönmez bir nur, hiç kırılmaz bir rica verdi.

    Evet, ey benim gibi ihtiyar kardeşler ve ihtiyare hemşireler! Madem âhiret var ve madem bâkidir ve madem dünyadan daha güzeldir. Ve madem bizi yaratan Zat hem Hakîm, hem Rahîmdir. İhtiyarlıktan şekvâ ve teessüf etmemeliyiz. Bilâkis, ihtiyarlık, iman ile ibadet içinde sinn-i kemâle gelip, vazife-i hayattan terhis ve âlem-i rahmete istirahat için gitmeye bir alâmet olduğu cihetle, ondan memnun olmalıyız.





    Fuzûlî-i Bağdâdî: (bk. bilgiler) Hakîm: herşeyi belirli maksat ve faydalara uygun ve tam yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah Yûşâ Tepesi: (bk. bilgiler)
    alâkadar: alakalı, ilgili alâmet: belirti, işaret
    bilâkis: tersine bâki: devamlı olan, sonsuz
    cihet: taraf, yön cânib: taraf, yön
    daire-i ufuk: ufuk dairesi devâ: ilaç
    ebedî: sonsuz enîn etmek: inlemek
    ferman: emirlerin yazılı olduğu şey feryad eylemek: bağırıp çağırmak
    firak: ayrılık hadsiz: sayısız
    hazîn: hüzünlü, acıklı hemşire: kız kardeş
    iftirak: ayrılma ihata-i rahmet: rahmetin kuşatıcılığı
    ihtar: hatırlatma ihtiyare: yaşlı kadın
    inzivâ: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama istirahat: dinlenme, rahatlama
    kelâm: ifade, söz levha-i zeval ve firak: her şeyin yok olup ayrıldığını gösteren tablo
    maden-i rahmet: rahmet kaynağı makam: konum, yer
    mebde: başlangıç mufarakat: ayrılık
    nazar gezdirmek: göz gezdirmek rica: ümit
    rikkatli: dokunaklı, acıklı sinn-i kemâl: olgunluk yaşı
    teessüf etme: üzülme teessürat: üzüntüler
    terhis: görevi tamamlayıp ayrılma teslim: her şeyiyle Allah’a bağlanma
    vasıl: ulaşma, kavuşma vazife-i hayat: hayat görevi
    ye’s: ümitsizlik yâd eylemek: anmak, hatırlamak
    zarfında: içinde ziya: ışık
    zulmet: karanlık âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âlem-i rahmet: Allah’ın sonsuz rahmetin yaşanacağı âlem İstanbul: (bk. bilgiler)
    şecere-i ömür: ömür ağacı şekvâ: şikâyet
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 360

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Evet, nass-ı hadisle, nev-i beşerin en mümtaz şahsiyetleri olan yüz yirmi dört bin enbiyanın 1 icmâ ve tevatürle, kısmen şuhuda ve kısmen hakkalyakine istinaden, müttefikan âhiretin vücudundan ve insanların oraya sevk edileceğinden ve bu kâinatın Hâlıkının kat’î vaad ettiği âhireti getireceğinden haber verdikleri gibi; onların verdikleri haberi keşif ve şuhud ile, ilmelyakin suretinde tasdik eden yüz yirmi dört milyon evliyanın o âhiretin vücuduna şehadetleriyle ve bu kâinatın Sâni-i Hakîminin bütün esmâsı bu dünyada gösterdikleri cilveleriyle bir âlem-i bekàyı bilbedâhe iktiza ettiklerinden, yine âhiretin vücuduna delâletiyle; ve her sene, baharda, rû-yi zeminde ayakta duran had ve hesaba gelmez ölmüş ağaçların cenazelerini emr-i 2 كُنْ فَيَكُونُ ile ihyâ edip ba’sü ba’delmevte mazhar eden ve haşir ve neşrin yüz binler nümunesi olarak nebâtat taifelerinden ve hayvânat milletlerinden üç yüz bin nevileri haşir ve neşreden hadsiz bir kudret-i ezeliye ve hesapsız ve israfsız bir hikmet-i ebediye ve rızka muhtaç bütün zîruhları kemâl-i şefkatle gayet harika bir tarzda iaşe ettiren ve her baharda az bir zamanda had ve hesaba gelmez envâ-ı ziynet ve mehâsini gösteren bir rahmet-i bâkiye ve bir inâyet-i daimenin bilbedâhe âhiretin vücudunu istilzam ile ve şu kâinatın en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Kâinatın en sevdiği masnuu ve kâinatın mevcudatıyla en ziyade alâkadar olan insandaki şedit, sarsılmaz, daimi



    Not
    Dipnot-1 Müsned, 5:266; Veliyyüddin Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:122; İbnü’l-Kayyım el-Cevzî, Zâdü’l-Meâd, (tahkik: el-Arnavud), 1:43-44.Dipnot-2 “(Allah birşeyin olmasını murad ettiği zaman, O sadece) ‘Ol’ der, o da oluverir.” Bakara Sûresi, 2:117; Yâsin Sûresi, 36:82.




    Hâlık
    : her şeyi yaratan Allah





    Hâlık-ı Kâinat
    : evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah
    Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah alâkadar: alakalı, ilgili
    ba’sü ba’delmevt: öldükten sonra diriltilmek bilbedâhe: apaçık bir şekilde
    cilve: görünme, yansıma daimî: sürekli
    delâlet etme: delil olma, işaret etme enbiya: nebiler, peygamberler
    envâ-ı ziynet ve mehâsin: süs ve güzelliklerin çeşitleri esmâ: Allah’ın isimleri
    evliya: Allah dostları had ve hesaba gelmemek: sınırsız ve sayısız olmak
    hadsiz: sınırsız hakkalyakin: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme
    hayvânat: hayvanlar haşir ve neşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma ve her şeyin ortaya çıkması
    hikmet-i ebediye: Allah’ın sonsuz hikmeti, Allah’ın sonsuza dek herşeyi bir fayda ve gayeye yönelik, anlamlı ve yerli yerinde yaratması iaşe etmek: beslemek, yedirip içirmek
    icmâ: fikir birliği ihyâ etmek: hayat vermek, canlandırmak
    iktiza etmek: gerektirmek ilmelyakin: ilim yoluyla elde edilen kesin bilgi
    inâyet-i daime: daimî yardım, iyilik ve bağış israfsız: boş yere harcamadan yapılan
    istilzam etme: gerekli kılma istinaden: dayanarak
    kat’î: kesin kemâl-i şefkat: tam bir şefkat
    keşif: mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme kudret-i ezeliye: Cenâb-ı Hakkın başlangıcı olmayan sonsuz kudreti
    kâinat: evren masnu: san’atlı şekilde yaratılmış varlık (b. ṣ-n-a)
    mazhar eden: eriştiren mevcudat: varlıklar
    mümtaz: seçkin müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle
    nass-ı hadis: hadisin metni ve kesin hükmü nebâtat: bitkiler
    nev-i beşer: insanlar nevi: tür
    nümune: örnek rahmet-i bâkiye: devamlı olan şefkat ve merhamet
    rû-yi zemin: yeryüzü rızık: maddî ve manevî ihtiyaç duyulan şeyler; yenip içilen şeyler
    sevk etme: gönderme suret: biçim, şekil
    taife: grup, topluluk tevatür: yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun bir hadisi veya haberi aktarması
    vaad etmek: söz vermek vücud: varlık; var olmak
    ziyade: çok, fazla zîruh: ruh sahibi
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    şahsiyet: kişi, şahıs şedit: şiddetli
    şehadet: şahitlik, tanıklık şuhud: görme, şahid olma


    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 361

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>olan aşk-ı bekà ve şevk-i ebediyet ve âmâl-i sermediyet, bilbedâhe işaret ve delâletiyle, bu âlem-i fâniden sonra bir âlem-i bâki ve bir dâr-ı âhiret ve bir dâr-ı saadet bulunduğunu o derece kat’î bir surette ispat ederler ki, dünyanın vücudu kadar, bilbedâhe âhiretin vücudunu kabul etmeyi istilzam ederler. HAŞİYE-1

    Madem Kur’ân-ı Hakîmin bize verdiği en mühim bir ders, iman-ı bil’âhirettir; ve o iman da bu derece kuvvetlidir; ve o imanda öyle bir rica ve bir teselli var ki, yüz bin ihtiyarlık birtek şahsa gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir. Biz ihtiyarlar “Elhamdü lillâhi alâ kemâli’l-îmân” deyip ihtiyarlığımıza sevinmeliyiz.

    ALTINCI RİCA

    Bir zaman, elîm bir esaretimde, insanlardan tevahhuş edip Barla Yaylasında, Çam dağının tepesinde yalnız kaldım. Yalnızlıkta bir nur arıyordum. Bir gece, o yüksek tepenin başındaki yüksek bir çam ağacının üstündeki üstü açık odacıkta idim. Üç dört gurbeti birbiri içinde ihtiyarlık bana ihtar etti. Altıncı Mektupta izah edildiği gibi, o gece, ıssız, sessiz, yalnız, ağaçların hışırtılarından ve hemhemelerinden gelen hazîn bir sadâ, bir ses, rikkatime, ihtiyarlığıma, gurbetime ziyade dokundu. İhtiyarlık bana ihtar etti ki: Gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi; öyle de, senin ömrünün gündüzü de geceye



    Not
    Haşiye-1 Evet, sübutî bir emri ihbar etmenin kolaylığı ve inkâr ve nefyetmenin gayet müşkül olduğu bu temsilden görünür. Şöyle ki: Biri dese, “Meyveleri süt konserveleri olan gayet harika bir bahçe küre-i arz üzerinde vardır”; diğeri dese, “Yoktur.” ispat eden, yalnız onun yerini veyahut bazı meyvelerini göstermekle, kolayca dâvâsını ispat eder. İnkâr eden adam, nefyini ispat etmek için bütün küre-i arzı görmek ve göstermekle dâvâsını ispat edebilir. Aynen öyle de, Cenneti ihbar edenler, yüz binler tereşşuhâtını, meyvelerini, âsârını gösterdiklerinden kat-ı nazar, iki şahid-i sadıkın sübutuna şehadetleri kâfi gelirken; onu inkâr eden, hadsiz bir kâinatı, hadsiz ebedî zamanı temâşâ etmek ve görmek ve eledikten sonra inkârını ispat edebilir, ademini gösterebilir. İşte, ey ihtiyar kardeşler, iman-ı âhiretin ne kadar kuvvetli olduğunu anlayınız.





    Barla Yaylası
    : (bk. bilgiler)





    Elhamdü lillâhi alâ kemâli’l-îmân
    : imanın kemâl derecesinde olmasından dolayı Allah’a hamd olsun
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    bilbedâhe: açık bir şekilde delâlet: delil olma
    dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret dâr-ı âhiret: âhiret yurdu
    dâvâ: iddia ebedî: sonsuz
    elîm: acı ve sıkıntı veren esaret: esirlik, tutsaklık
    gurbet: gariplik, yabancılık hadsiz: sınırsız
    hazîn: hüzün veren, acıklı haşiye: dipnot
    hemheme: rüzgârın esmesi ile ağaç yapraklarından çıkan sesler ihbar etmek: haber vermek
    ihtar etmek: hatırlatmak iman-ı bil’âhiret: âhirete iman
    iman-ı âhiret: âhirete inanma inkâr etmek: inanmamak
    istilzam etmek: gerekli görmek izah etmek: açıklamak
    kat-ı nazar: gözardı etme kat’î: kesin
    kâfi: yeterli kâinat: evren, yaratılan herşey
    küre-i arz: yerküre, dünya mukabil: karşılık
    mühim: önemli müşkül: zor
    nefy: inkâr nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek
    rica: ümit rikkat: ince yüreklilik
    sadâ: ses suret: biçim, şekil
    sübut: gerçeklik ve kesinlik sübutî: gerçek ve kesin
    tebeddül etmek: değişmek, dönüşmek temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme
    temâşâ etmek: seyretmek, gözlemlemek tereşşuhât: sızıntılar, izler
    tevahhuş etmek: korkmak, ürkmek vücud: varlık
    ziyade: çok, fazla Çam Dağı: (bk. bilgiler)
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat âlem-i bâki: devamlı ve kalıcı âlem
    âlem-i fâni: gelip geçici dünya âmâl-i sermediyet: sonsuz arzular ve emeller
    âsâr: eserler şahid-i sadık: doğru sözlü şahit
    şehadet: şahidlik, tanıklık şevk-i ebediyet: şiddetli sonsuzluk şevki, isteği


    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 362

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ve dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılâp edeceğini kalbimin kulağına söyledi. Nefsim bilmecburiye dedi:

    Evet, ben vatanımdan garip olduğum gibi, bu elli sene zarfındaki ömrümde zeval bulan sevdiklerimden ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan, bu vatan gurbetinden daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbettir. Ve bu gece ve dağın garibâne vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbete yakınlaşıyorum ki, bütün dünyadan birden mufarakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor. Bu gurbet gurbet içinde ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir rica, bir nur aradım. Birden, iman-ı billâh imdada yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki, bulunduğum muzaaf vahşet bin defa tezâuf etseydi, yine o teselli kâfi gelirdi.

    Evet, ey ihtiyar ve ihtiyareler! Madem Rahîm bir Hâlıkımız var; bizim için gurbet olamaz. Madem O var; bizim için herşey var. Madem O var; melâikeleri de var. Öyleyse bu dünya boş değil; hâli dağlar, boş sahrâlar Cenâb-ı Hakkın ibâdıyla doludur. Zîşuur ibâdından başka, Onun nuruyla, Onun hesabıyla taşı da, ağacı da birer mûnis arkadaş hükmüne geçer, lisan-ı halle bizimle konuşabilirler ve eğlendirirler.

    Evet, bu kâinatın mevcudatı adedince ve bu büyük kitab-ı âlemin harfleri sayısınca, vücuduna şehadet eden; ve zîruhların medar-ı şefkat ve rahmet ve inâyet olabilen cihazatı ve mat’ûmâtı ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler, bize Rahîm, Kerîm, Enîs, Vedûd olan Hâlıkımızın, Sâniimizin, Hâmîmizin dergâhını gösteriyorlar. O dergâhta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaaftır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da ihtiyarlıktır. Böyle bir dergâha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lâzımdır.

    YEDİNCİ RİCA

    Bir zaman, ihtiyarlığın başlangıcında, Eski Said’in gülmeleri Yeni Said’in ağlamalarına






    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Enîs: yarattığı varlıklara karşı çok yakın, dost olan Allah
    Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Hâmî: koruyan, sahip çıkan Allah Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
    Vedûd: kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    acz: güçsüzlük berzah: kabir âlemi
    bilmecburiye: zorunlu olarak cihazat: cihazlar, donanım
    dergâh: Allah’ın yüce katı elîm: acı ve sıkıntı veren
    garibâne: garip olarak garip: yalnız, kimsesiz
    gurbet: gariplik, yabancılık hazîn: hüzün veren, acıklı
    hâli: boş, ıssız hüzün: üzüntü
    ibâd: ibadet edenler, kullar ihtiyare: yaşlı kadın
    iman-ı billâh: Allah’a iman inkılâp etmek: dönüşmek
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat
    kâfi: yeterli kâinat: evren
    lisan-ı hâl: hâl ve beden dili makbul: kabul edilen
    mat’ûmât: yiyecekler medar-ı şefkat: şefkat sebebi
    melâike: melekler mevcudat: varlıklar
    mufarakat: ayrılık muzaaf: katmerli, kat kat
    mûnis: cana yakın, dost nimet: maddî ve manevî ihtiyaç duyulan şeyler; yenilip içilecek şeyler
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rica: ümit
    tezâuf etmek: katlanarak artmak vahşet: ürküntü
    vaziyet: durum vücud: varlık
    zeval bulan: gelip geçen, yok olan ziyade: çok, fazla
    zîruh: ruh sahibi zîşuur: şuur sahibi
    ünsiyet: dostluk, alışkanlık şefaatçi: af için aracılık eden
    şehadet eden: şahitlik, tanıklık eden
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 363

    inkılâp ettiği hengâmda, Ankara’daki ehl-i dünya beni Eski Said zannedip oraya istediler, gittim. Güz mevsiminin âhirlerinde Ankara’nın benden çok ziyade ihtiyarlanmış, yıpranmış, eskimiş kal’asının başına çıktım. O kale, tahaccür etmiş hâdisât-ı tarihiye suretinde bana göründü. Senenin ihtiyarlık mevsimiyle benim ihtiyarlığım, kalenin ihtiyarlığı, beşerin ihtiyarlığı, şanlı Osmanlı Devletinin ihtiyarlığı ve Hilâfet Saltanatının vefatı ve dünyanın ihtiyarlığı, bana gayet hazîn ve rikkatli ve firkatli bir hâlet içinde, o yüksek kal’ada geçmiş zamanın derelerine ve gelecek zamanın dağlarına baktırdı ve baktım. Birbiri içinde beni ihata eden dört beş ihtiyarlık karanlıkları içinde, Ankara’da en kara bir hâlet-i ruhiye hissettiğimden,HAŞİYE-1 bir nur, bir teselli, bir rica aradım.

    Sağa, yani, mazi olan geçmiş zamana bakıp teselli ararken, bana mazi, pederimin ve ecdadımın ve nev’imin bir mezar-ı ekberi suretinde göründü. Teselli yerine vahşet verdi.

    Sol tarafım olan istikbale, derman ararken baktım. Gördüm ki, benim ve emsalimin ve nesl-i âtinin büyük ve karanlıklı bir kabri suretinde göründü, ünsiyet yerine dehşet verdi.

    Sağ ile soldan tevahhuş edip hazır günüme baktım. O gafletli ve tarihvâri nazarıma o hazır gün, yarım ölmekte ve hareket-i mezbûhânedeki ıztırap çeken cismimin cenazesini taşıyan bir tabut suretinde göründü.

    Sonra bu cihetten dahi me’yus olunca, başımı kaldırıp, ömrümün ağacının başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek bir meyvesi var; o da benim cenazemdir, o ağaç üstünde duruyor, bana bakıyor.

    O cihetten dahi tevahhuş edip başımı aşağıya eğdim, o ömür ağacının aşağısına, köküne baktım. Gördüm ki, o aşağıda olan toprak, kemiklerimin toprağıyla mebde-i hilkatimin toprağı birbirine karışmış bir surette, ayaklar altında çiğneniyor gördüm. O da derman değil, belki derdime dert kattı.

    Sonra mecburiyetle arkama baktım. Gördüm ki, esassız, fâni olan dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk zulümatında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem ararken, zehir ilâve etti.



    Not
    Haşiye-1 O zaman bu hâlet-i ruhiye Fârisî bir münâcat suretinde kalbe geldi, yazdım. Ankara’da Hubab risalesinde tab edilmiştir






    Ankara: (bk. bilgiler) Fârisî: Farsça
    Hilâfet Saltanatı: hilafetin egemenliği Hubab Risalesi: Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir bölüm
    Osmanlı Devleti: (bk. bilgiler) beşer: insanlık
    cihet: yön, taraf derman: ilâç
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler emsal: benzer, akran
    esassız: temelsiz firkat: ayrılık
    fâni: geçici, ölümlü gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
    güz: sonbahar hareket-i mezbûhâne: can çekişme hareketi
    haşiye: dipnot hengâm: zaman, dönem
    hâdisât-ı tarihiye: tarihî olaylar hâlet: durum, hâl
    hâlet-i ruhiye: insanın ruh hâli, psikolojik durumu ihata etme: içine alma, kuşatma
    inkılâp etmek: dönüşmek istikbal: gelecek
    mazi: geçmiş zaman mebde-i hilkat: yaratılışın başlangıcı
    merhem: ilaç, çare mezar-ı ekber: çok büyük mezar
    me’yus: ümitsiz münâcat: dua, Allah’a yakarış
    nazar: bakış nesl-i âti: gelecek nesil
    nev’: tür, cins peder: baba
    rica: ümit rikkatli: dokunaklı, acıklı
    suret: biçim, görünüş tab edilmek: yazılmak
    tahaccür etmek: taşlaşmak tarihvâri: tarih tarzında
    tevahhuş etmek: yabanîlik çekmek vahşet: ürküntü, yabanîlik
    zulümat: karanlıklar âhir: son
    ünsiyet: dostluk, yakınlık

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/7 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •