Sayfa 6/7 İlkİlk ... 234567 SonSon
64 sonuçtan 51 ile 60 arası

  1. #51
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 404

    cilveleri olduğunun pek çok kuvvetli delilleri Risale-i Nur’da tafsilen izah edilmiş.

    Burada o burhanlardan üç tanesi, kısaca, gayet mâkul bir surette zikredilmiştir diye beyana başlar. Bu risaleyi gören herbir zevk-i selim ashabı hayrette kalmakla beraber, kendilerinin istifadelerinden başka, gayrılarının da istifadelerine çalışmayı lâzım buluyorlar. Hususan İkinci Burhanda beş nokta beyan ediliyor. Aklı çürük, kalbi bozuk olmayan, herhalde takdir ve tahsin ve tasviple “Mâşaallah, fetebârekâllah” diyecek; fakir, hakir görünen vücudunu teâli ettirecek harika bir mucize olduğunu derk ve tasdik edecek.

    ON BEŞİNCİ RİCA HAŞİYE-1

    Bir zaman Emirdağı’nda ikamete memur ve tek başıma, menzilde adeta bir haps-i münferit ve bana çok ağır gelen tarassutlar ve tahakkümlerle bana işkence vermelerinden, hayattan usandım, hapisten çıktığıma teessüf ettim. Ruh u canımla Denizli hapsini arzuladım ve kabre girmeyi istedim ve “Hapis ve kabir bu tarz-ı hayata müreccahtır” diye, ya hapse veya kabre girmeye karar verirken, inâyet-i İlâhiye imdada yetişti, kalemleri teksir makinesi olan Medresetü’z-Zehrâ şakirtlerinin ellerine yeni çıkan teksir makinesini verdi. Birden, Nurun kıymettar mecmualarından her tanesi, bir kalemle beş yüz nüsha meydana geldi. Fütuhata başlamaları, o sıkıntılı hayatı bana sevdirdi, “Hadsiz şükür olsun” dedirtti.

    Bir miktar sonra, Risale-i Nur’un gizli düşmanları, fütuhat-ı Nuriyeyi çekemediler, hükûmeti aleyhimize sevk ettiler. Yine hayat bana ağır gelmeye başladı. Birden inâyet-i Rabbâniye tecellî etti. En ziyade Nurlara muhtaç olan alâkadar



    Not
    Haşiye-1 Nurun telif zamanı üç sene evvel bitmiş olmasından, bu On Beşinci Rica, ileride bir Nurcu tarafından İhtiyarlar Lem’asının tekmiline, telifine mehaz olmak üzere yazıldı.





    Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli) Emirdağ: (bk. bilgiler)
    Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler) Mâşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış
    aleyhinde: karşısında alâkadar: alakalı, ilgili
    ashab: sahipler beyan etmek: açıklamak, anlatmak
    burhan: güçlü ve sarsılmaz delil cilve: görünme, yansıma
    derk etmek: anlamak, algılamak evvel: önce
    fetebârekâllah: şânı ne yücedir Allah’ın fütuhat: fetihler, zaferler
    fütuhat-ı Nuriye: Nur Risalelerinin yayılması gayr: başkası
    hadsiz: sonsuz hakir: küçük, değersiz
    haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi haşiye: dipnot
    hususan: özellikle hükûmet: idare, yönetim
    ikamet: yerleşme imdada yetişmek: yardım etmek
    inâyet-i Rabbâniye: bütün varlıkların Rabbi olan Allah’ın inayeti, yardımı inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı ve gözetmesi
    istifade: yararlanma, faydalanma izah etmek: açıklamak
    kıymettar: değerli lem’a: parıltı
    mecmua: benzer konularda yazılmış yazıların bir araya getirilmesiyle oluşan eser mehaz: kaynak
    menzil: ev, mekân mu’cize: insanların benzeri yapmakta âciz oldukları Allah’ın olağanüstü eseri
    mâkul: akla uygun müreccah: tercih edilen
    nüsha: kopya rica: ümit
    risale: Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi ruh u can: ruh ve can, büyük bir istek
    sevk etmek: yönlendirmek suret: biçim, şekil
    tafsilen: ayrıntılı olarak tahakküm: zorbalık etmek, baskı yapmak
    tahsin: beğenme, birşeyin güzelliğini ilân etme takdir: birşeyin değerini anlama ve ilân etme
    tarassut: gözetleme tarz-ı hayat: hayat tarzı
    tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak tasvip: uygun bulma
    tecellî etmek: görünmek, yansımak teessüf etmek: üzülmek
    tekmil: tamamlama teksir makinesi: yazıları çoğaltmak için kullanılan makine
    telif etmek: kitap yazma, yazılı eser ortaya koyma telif zamanı: bir kitabın yazılma zamanı
    teâli ettirmek: yüceltmek vücud: varlık
    zevk-i selim: en kusursuz, en yüksek derecedeki zevk zikredilmek: anılmak, belirtilmek
    ziyade: çok, fazla şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

  2. #52
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 405

    memurlar, vazifeleri itibarıyla, müsadere edilen Nur Risalelerini kemâl-i merak ve dikkatle mütalâa ettiler. Fakat Nurlar onların kalblerini kendine taraftar eyledi. Tenkit yerine takdire başlamalarıyla Nur dershanesi çok genişlendi, maddî zararımızdan yüz derece ziyade menfaat verdi, sıkıntılı telâşlarımızı hiçe indirdi.

    Sonra, gizli düşman münafıklar, hükûmetin nazar-ı dikkatini benim şahsıma çevirdiler. Eski siyasî hayatımı hatırlattırdılar. Hem adliyeyi, hem maarif dairesini, hem zabıtayı, hem Dahiliye Vekâletini evhamlandırdılar. Partilerin cereyanları ve komünistlerin perdesinde anarşistlerin tahrikâtıyla o evham genişlendi. Bizi tazyik ve tevkif ve ellerine geçen risaleleri müsadereye başladılar. Nur şakirtlerinin faaliyetine tevakkuf geldi. Benim şahsımı çürütmek fikriyle, bir kısım resmî memurlar, hiç kimsenin inanmayacağı isnatlarda bulundular, pek acip iftiraları işâaya çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar.

    Sonra, pek âdi bahanelerle, zemherîrin en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek, büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta, tecrid-i mutlak içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Şimdi, bu vaziyette, hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inâyet-i İlâhiye ile bir hakikat kalbimde inkişaf etti. Mânen, “Sen hapse medrese-i Yusufiye namı vermişsin. Hem Denizli’de, sıkıntınızdan bin derece ziyade hem ferah, hem mânevî kâr, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı gibi neticeler, size şekvâ yerinde binler şükrettirdi. Herbir saat hapsinizi ve sıkıntınızı on saat ibadet hükmüne getirdi, o fâni saatleri bâkileştirdi. İnşaallah, bu üçüncü medrese-i Yusufiyedeki musibetzedelerin Nurlardan istifadeleri ve teselli bulmaları, senin bu soğuk ve ağır sıkıntını hararetlendirip sevinçlere çevirecek. Ve hiddet ettiğin





    Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı Denizli: (bk. bilgiler)
    Nurlar: Risale-i Nur Külliyatı acip: hayret verici, tuhaf
    adliye: hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşu anarşist: anarşizm yanlısı, hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzene karşı
    bâkileştirmek: sürekli kılmak, kalıcı hale getirmek cereyan: akım
    evham: kuruntular, şüpheler evhamlandırmak: kuşkulandırmak
    ferah: rahat fâni: gelip geçici, ölümlü
    fütuhat: fetihler, yayılmalar hakikat: gerçek, sır
    hiddet: öfke hükûmet: idare, yönetim
    iftira: asılsız suçlama inkişaf etmek: ortaya çıkmak
    inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı ve gözetmesi inşaallah: Allah izin verirse
    isnat: dayandırma, suçlama istifade: yararlanma
    itibarıyla: bakımından işâa: bir haberi yayma, duyurma
    kemâl-i merak: merakın son derecesi komünist: komünizm yanlısı
    maarif dairesi: Millî Eğitim Bakanlığı mahpus: hapsedilen kişi
    medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane menfaat: fayda, yarar
    musibetzede: musibete uğrayan mânen: mânevî olarak
    mânevî: mânâya ait münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
    müsadere: toplatma, elden alma mütalâa etmek: okumak, incelemek
    nam: ad, isim nazar-ı dikkat: dikkatli bakış
    netice: son, sonuç risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    tahrikât: tahrikler, kışkırtmalar takdir: birşeyin değerini anlama ve ilân etme
    tazyik: baskı tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma
    tenkit: eleştiri tevakkuf: durgunluk
    tevkif etmek: tutuklamak vaziyet: durum, hâl
    zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük zabıta: polis
    zemherîr: 22 Aralık’tan 31 Ocak’a kadar olan şiddetli kış dönemi ziyade: çok, fazla
    âdi: basit, sıradan şakirt: öğrenci
    şekvâ: şikâyet şükretmek: teşekkür etmek, Allah’a karşı minnet duymak
    Yazar : Risale Forum

  3. #53
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 406

    adamlar, eğer aldanmışlarsa, bilmeyerek sana zulmediyorlar; onlar hiddete lâyık değiller. Eğer bilerek ve garazla ve dalâlet hesabına seni incitiyorlar ve işkence yapıyorlarsa, onlar pek yakın bir zamanda ölümün idam-ı ebedîsiyle kabrin haps-i münferidine girip daimî sıkıntılı azap çekecekler. Sen onların zulmü yüzünden hem sevap, hem fâni saatlerini bâkileştirmeyi, hem mânevî lezzetleri, hem vazife-i ilmiye ve diniyeyi ihlâsla yapmasını kazanıyorsun” diye ruhuma ihtar edildi.

    Ben de bütün kuvvetimle “Elhamdü lillâh” dedim. İnsaniyet damarıyla o zalimlere acıdım, “Yâ Rabbi, onları ıslah eyle” diye dua ettim. Bu yeni hadisede, ifademde Dahiliye Vekâletine yazdığım gibi, on vecihle kanunsuz olduğu ve kanun namına kanunsuzluk eden o zalimler, asıl suçlu onlar olması gibi, öyle bahaneleri aradılar, işitenleri güldürecek ve hakperestleri ağlattıracak iftiraları ve uydurmalarıyla ehl-i insafa gösterdiler ki, Risale-i Nur’a ve şakirtlerine ilişmeye, kanun ve hak cihetinde imkân bulamıyorlar, divaneliğe sapıyorlar.

    Ezcümle, bir ay bizi tecessüs eden memurlar birşey bahane bulamadıklarından, bir pusula yazıp ki, “Said’in hizmetkârı bir dükkândan rakı almış, ona götürmüş,” o pusulayı imza ettirmek için hiç kimseyi bulamayıp, sonra yabanî ve sarhoş bir adamı yakalamışlar, tehditkârâne “Gel bunu imza et” demişler. O da demiş: “Tövbeler tövbesi olsun, bu acip yalanı kim imza edebilir?” Onları, pusulayı yırtmaya mecbur etmiş.

    İkinci bir nümune: Bilmediğim ve şimdi dahi tanımadığım bir zat, atını, beni gezdirmek için vermiş. Ben de, rahatsızlığım için, teneffüs kastıyla, ekser günlerde, yazda bir iki saat gezerdim. O at ve araba sahibine elli liralık kitap vermeye söz vermiştim—tâ kaidem bozulmasın ve minnet altına girmeyeyim. Acaba bu işte hiçbir zarar ihtimali var mı? Halbuki, “O at kimindir?” diye, elli defa bizlerden hem vali, hem adliyeciler, hem zabıta ve polisler sordular. Güya büyük bir hâdise-i siyasiye ve âsâyişe temas eden bir vakıadır! Hattâ, bu mânâsız soruşların kesilmesi için, iki zat, hamiyeten, biri “At benimdir,” diğeri “Araba





    Dahili Vekâlet: İçişleri Bakanlığı Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    acip: tuhaf, şaşırtıcı bâki: devamlı olan, yok olmayan
    cihet: yön daimî: devamlı, sürekli
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkârcılık divanelik: akılsızlık
    ehl-i insaf: insaflı olanlar ekser: çok
    elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun! ezcümle: örnek olarak
    fâni: gelip geçici, ölümlü garaz: kötü kasıt
    hadise-i siyasiye: siyasî olay hak: adalet
    hakperest: doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri koruma gayreti
    haps-i münferid: hücre hapsi; tek başına hapsedilme hiddet: öfke
    hizmetkâr: hizmet yapan kimse idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihtar etmek: hatırlatmak
    insaniyet: insanlık kaide: kural
    kastıyla: amacıyla mecbur etmek: zorunlu kılmak
    minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetme namına: adına
    nümune: örnek pusula: küçük not kağıdı
    tecessüs eden: gizlice araştıran, casusluk yapan tehditkârâne: tehdit ederek
    temas eden: dokunan teneffüs: dinlenme, temiz hava alma
    vakıa: olay vazife-i ilmiye ve diniye: ilim ve din görevi
    vecih: yön yabanî: yabancı
    yâ Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ım zalim: acımasız ve haksız davranan
    zulüm: haksızlık âsâyiş: kanuna uygunluk
    ıslah etmek: iyileştirmek, düzeltmek şakirt: öğrenci, talebe
    Yazar : Risale Forum

  4. #54
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 407

    benimdir” dedikleri için, ikisini de benimle beraber tevkif ettiler. Bu nümunelere kıyasen, çok çocuk oyuncaklarına seyirci olup gülerek ağladık ve anladık ki, Risale‑i Nur’a ve şakirtlerine ilişenler maskara olurlar.

    O nümunelerden lâtif bir muhavere: Benim tevkif kâğıdımda sebep “emniyeti ihlâl” suçu yazıldığından, ben daha o pusulayı görmeden müddeiumuma dedim: “Seni geçen gece gıybet ettim. Emniyet müdürü hesabına beni konuşturan bir polise, ‘Eğer bin müddeiumumî ve bin emniyet müdürü kadar bu memlekette emniyet-i umumiyeye hizmet etmemişsem-üç defa-Allah beni kahretsin’ dedim.”

    Sonra, bu sırada, bu soğukta, en ziyade istirahate ve üşümemeye ve dünyayı düşünmemeye muhtaç olduğum bir hengâmda, garazı ve kastı ihsas eder bir tarzda, beni bu tahammülün fevkinde bu tehcir ve tecrit ve tevkif ve tazyike sevk edenlere, fevkalâde iğbirar ve kızmak geldi. Bir inâyet, imdada yetişti. Mânen kalbe ihtar edildi ki:

    “İnsanların sana ettikleri ayn-ı zulümlerinde, ayn-ı adalet olan kader-i İlâhînin büyük bir hissesi var.

    “Ve bu hapiste yiyecek rızkın var; o rızkın seni buraya çağırdı. Ona karşı rıza ve teslimle mukabele lâzım.

    “Hikmet ve rahmet-i Rabbâniyenin dahi büyük bir hissesi var ki, bu hapistekileri nurlandırmak ve teselli vermek ve size sevap kazandırmaktır. Bu hisseye karşı, sabır içinde binler şükretmek lâzımdır.

    “Hem senin nefsinin bilmediğin kusurlarıyla onda bir hissesi var. O hisseye karşı istiğfar ve tevbe ile, nefsine ‘Bu tokada müstehak oldun’ demelisin.

    “Hem gizli düşmanların desiseleriyle bazı safdil ve vehham memurları iğfal ile o zulme sevk etmek cihetiyle, onların da bir hissesi var. Ona karşı Risale-i





    ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi ayn-ı zulüm: zulüm ve haksızlığın ta kendisi
    cihet: yön, taraf desise: hile, aldatma
    emniyet: güven emniyet-i umumiye: genel güvenlik
    emniyeti ihlâl: güvenliği bozma fevkalâde: olağanüstü
    fevkinde: üstünde garaz: kötü kasıt
    gıybet: arkadan çekiştirmek, hazır olmayan birisinin aleyhinde konuşmak hengâm: zaman, dönem
    hikmet ve rahmet-i Rabbâniye: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın rahmet ve hikmeti ihsas etmek: hissettirmek
    ihtar edilmek: hatırlatılmak imdada yetişmek: yardım eli uzatmak
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik istirahat: dinlenme, rahatlama
    istiğfar: af dileme, tevbe etme iğbirar: gücenme, kırgınlık
    iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan bilip o şekilde belirlemesi
    kahretmek: perişan etmek kast: amaç
    lâtif: güzel, hoş maskara olmak: gülünç duruma düşmek
    muhavere: karşılıklı konuşma mukabele: karşılık verme
    mânen: mânevî olarak müddeiumumî: savcı
    müstehak: hak etmiş, lâyık nefs: kişinin kendisi
    nurlandırmak: aydınlatmak nümune: örnek
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler safdil: saf kalpli, kolay aldanan
    sevk etmek: yönlendirmek tahammül: dayanma, katlanma
    tazyik: baskı tecrit: yalnız başına bırakma
    tehcir: yurdundan çıkarma, sürgün etme teslim: her şeyiyle Allah’a bağlanma
    tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş tevkif etmek: tutuklamak
    vehham: aşırı derecede vehimli, kuruntulu ziyade: çok, fazla
    zulüm: haksızlık şakirt: öğrenci, talebe
    şükretmek: teşekkür etmek, Allah’a karşı minnet duymak
    Yazar : Risale Forum

  5. #55
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 408

    Nur’un o münafıklara vurduğu dehşetli mânevî tokatlar, senin intikamını tamamen onlardan almış. O, onlara yeter.

    “En son hisse, bilfiil vasıta olan resmî memurlardır. Bu hisseye karşı, onların Nurlara tenkit niyetiyle bakmalarında, ister istemez, şüphesiz, iman cihetinde istifadelerinin hatırı için,
    1
    وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ düsturuyla onları affetmek bir ulüvvücenaplıktır.”

    Ben de bu hakikatli ihtardan kemâl-i ferah ve şükürle, bu yeni medrese-i Yusufiyede durmaya, hattâ aleyhimde olanlara yardım etmek için, kendime mucib‑i ceza, zararsız bir suç yapmaya karar verdim. Hem benim gibi yetmiş beş yaşında ve alâkasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişten ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriyesini görecek yetmiş bin Nur nüshaları bâki kalıp serbest geziyorlar ve bir dile bedel binler dille hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, vârisleri bulunan benim gibi bir adama, kabir bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır. Ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faidelidir. Çünkü, haricinde, tek başıyla yüzer alâkadar memurların tahakkümlerini çekmeye mukabil, hapiste yüzer mahpuslarla beraber, yalnız müdür ve başgardiyan gibi bir iki zâtın, maslahata binaen hafif tahakkümlerini çekmeye mecbur olur. Ona mukabil, hapiste çok dostlardan kardeşâne taltifler, teselliler görür. Hem İslâmiyet şefkati ve insaniyet fıtratı bu vaziyette ihtiyarlara merhamete gelmesi, hapis zahmetini rahmete çeviriyor diye, hapse razı oldum.

    Bu üçüncü mahkemeye geldiğim sırada, zaafiyet ve ihtiyarlık ve rahatsızlıktan ayakta durmaya sıkıldığımdan, mahkeme kapısının haricinde, bir iskemlede oturdum. Birden bir hâkim geldi, hiddet etti, “Neden ayakta beklemiyor?” ihanetkârâne dedi. Ben de ihtiyarlık cihetinden bu merhametsizliğe kızdım. Birden baktım, pek çok Müslümanlar, kemâl-i şefkat ve uhuvvetle, merhametkârâne bakıp etrafımızda toplanmışlar, dağıtılmıyorlar. Birden iki hakikat ihtar edildi:


    Not
    Dipnot-1 “Öfkelerini yutanlar ve insanları affedenler...” Âl-i İmrân Sûresi, 3:134.





    alâkadar
    : alakalı, ilgili





    alâkasız
    : ilgisiz
    bilfiil: fiilen, uygulamalı olarak binaen: dayanarak
    bâki kalmak: geride kalmak, elde bulunmak cihet: yön, şekil
    dehşetli: korkunç, ürkütücü düstur: kural, prensip
    fıtrat: yaratılış, mizaç hakikat: gerçek, sır
    haricinde: dışında hiddet: öfke
    hisse: pay hizmet-i imaniye: iman hizmeti
    hâkim: yargıç hürriyet: özgürlük
    ihanetkârâne: haincesine ihtar: hatırlatma, uyarı
    kardeşâne: kardeşçesine kemâl-i ferah: tam bir rahatlama
    kemâl-i şefkat: tam ve mükemmel şefkat, acıma mahpus: tutuklu
    maslahat: fayda, gaye medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
    merhamete gelmek: acımak merhametkârâne: merhametli bir şekilde
    merhametsiz: acımasız mucib-i ceza: ceza gerektiren
    mukabil: karşılık münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen
    nüsha: kopya rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    serbestiyet: serbestlik tahakküm: baskı, zorbalık
    taltif: iyilik ve güzellikle muamele etmek uhuvvet: kardeşlik
    ulüvvücenaplık: büyüklük vasıta: aracı
    vazife-i Nuriye: Risale-i Nur yoluyla Kur’ân hizmetinde bulunma vaziyet: durum
    vâris: mirasçı zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük
    ziyade: çok, fazla şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  6. #56
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 409

    Birincisi: Benim ve Nurların gizli düşmanlarımız, benim istemediğim halde hakkımdaki teveccüh-ü âmmeyi kırmakla Nurun fütuhatına sed çekilir diye, bazı safdil resmî memurları kandırıp, şahsımı millet nazarında çürütmek fikriyle, ihanetkârâne böyle muameleye sevk etmişler. Buna karşı inâyet-i İlâhiye, Nurların iman hizmetine mukabil, bir ikram olarak, o birtek adamın ihanetine bedel bu yüz adama bak, hizmetinizi takdirle şefkatkârâne, acıyarak, alâkadarâne sizi istikbal ve teşyî ediyorlar. Hattâ, ikinci gün, ben müstantık dairesinde müddeiumumun suallerine cevap verirken, hükûmet avlusunda, mahkeme pencerelerine karşı bin kadar ahali kemâl-i alâka ile toplanıp lisan-ı hal ile “Bunları sıkmayınız” dediklerini, vaziyetleriyle ifade ediyorlar gibi göründüler. Polisler onları dağıtamıyordular. Kalbime ihtar edildi ki: Bu ahali, bu tehlikeli asırda tam bir teselli ve söndürülmez bir nur ve kuvvetli bir iman ve saadet-i bâkiyeye bir doğru müjde istiyorlar ve fıtraten arıyorlar ve Nur Risalelerinde aradıkları bulunuyor diye işitmişler ki, benim ehemmiyetsiz şahsıma, imana bir parça hizmetkârlığım için, haddimden çok ziyade iltifat gösteriyorlar.

    İkinci hakikat: Emniyeti ihlâl vehmiyle bize ihanet etmek ve teveccüh-ü âmmeyi kırmak kastıyla tahkirkârâne, aldanmış mahdut adamların bed muamelelerine mukabil, hadsiz ehl-i hakikatin ve nesl-i âtinin takdirkârâne alkışlamaları var diye ihtar edildi.

    Evet, komünist perdesi altında anarşistliğin emniyet-i umumiyeyi bozmaya dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve şakirtleri, iman-ı tahkikî kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müthiş ifsadı durduruyor ve kırıyor, emniyeti ve âsâyişi temine çalışıyor ki, pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur talebelerinden, bu yirmi senede alâkadar üç dört mahkeme ve on vilâyetin zabıtaları, emniyeti ihlâle dair bir vukuatlarını bulmamış ve kaydetmemiş.





    ahali: halk alâkadar: alakalı, ilgili
    alâkadarâne: ilgilenerek anarşist: hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı
    bed muamele: kötü uygulama bedel: karşılık
    dair: ilgili, ait ehemmiyet: önem, değer
    ehl-i hakikat: her şeyin hakikatini ve gerçeğini araştıran ve ulaşan kişiler emniyet: güven ortamı
    emniyet-i umumiye: genel güvenlik fütuhat: fetihler, zaferler
    fıtraten: yaratılış itibariyle had: seviye, derece
    hadsiz: sayısız hakikat: gerçek, esas
    hizmetkâr: hizmet yapan kimse ifsad: bozulma
    ihanet: hainlik ihanetkârâne: hainlik ederek
    ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak ihtar etmek: hatırlatmak
    ikram: bağış, ihsan iltifat göstermek: ilgilenmek
    iman hizmeti: iman hakikatlerini yayma hizmeti iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma
    inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı, lütfu istikbal: karşılamak
    kastıyla: amacıyla kemâl-i alâka: eksiksiz ilgi ve alâka
    kesret: çokluk komünist: Komünizm akımını benimseyen kişi
    lisan-ı hal: hâl ve beden dili mahdut: sınırlı
    muamele: davranış, tavır mukabil: karşılık
    müddeiumumî: savcı müstantık: mahkemede ilk ifadeyi alan sorgu hâkimi
    müthiş: dehşet veren nazar: bakış, görüş
    nesl-i âti: gelecek nesil saadet-i bâkiye: sonsuz mutluluk, âhiret hayatı
    safdil: saf kalpli, kolay aldanan sed çekmek: engellemek
    sevk etmek: yöneltmek tahkirkârâne: hakaret ederek, küçük düşürerek
    takdir etmek: bir şeye gerekli değeri göstermek takdirkârâne: takdir ederek
    teveccüh-ü âmme: halkın yönelişi, ilgi göstermesi teşyî: uğurlama, vefat eden kişinin defnedilmesi
    vaziyet: durum vehim: kuruntu, varsayım
    vilâyet: il vukuat: meydana gelen olaylar
    zabıta: polis ziyade: çok, fazla
    âsâyiş: emniyet ve güven ortamı şakirt: öğrenci
    şefkatkârâne: şefkat dolu
    Yazar : Risale Forum

  7. #57
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 410

    Ve üç vilâyetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: “Nur talebeleri mânevî bir zabıtadır. Âsâyişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkikî ile, Nuru okuyan her adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar, emniyeti temine çalışıyorlar.”

    Bunun bir nümunesi Denizli Hapishanesidir. Oraya Nurlar ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında iki yüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarâne bir salâh-ı hal aldılar ki, üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Tam merhametli, zararsız, vatana nâfi bir uzuv olmaya başladı. Hattâ resmî memurlar bu hale hayretle ve takdirle bakıyordular. Hem daha hüküm almadan bir kısım gençler dediler: “Nurcular hapiste kalsalar, biz kendimizi mahkûm ettireceğiz ve ceza almaya çalışacağız, tâ onlardan ders alıp onlar gibi olacağız, onların dersiyle kendimizi ıslah edeceğiz.”

    İşte bu mahiyette bulunan Nur talebelerini emniyeti ihlâl ile ittiham edenler, herhalde ve gayet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış veya bilerek veya bilmeyerek anarşistlik hesabına hükûmeti iğfal edip bizleri eziyetlerle ezmeye çalışıyorlar. Biz bunlara karşı deriz:

    “Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapanmıyor ve dünya misafirhanesinde yolcular gayet sür’at ve telâşla, kafile kafile arkasında toprak arkasına girip kayboluyorlar; elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Siz zulmünüzün cezasını dehşetli bir surette göreceksiniz. Hiç olmazsa mazlum ehl-i iman hakkında terhis tezkeresi olan ölümün, idam-ı ebedî darağacına çıkacaksınız. Sizin dünyada tevehhüm-ü ebediyetle aldığınız fâni zevkler bâki ve elîm elemlere dönecek.”

    Maatteessüf gizli münafık düşmanlarımız, bu dindar milletin yüzer milyon velî makamında olan şehidlerinin, kahraman gazilerinin kanıyla ve kılıcıyla kazanılan ve muhafaza edilen hakikat-i İslâmiyete bazan tarikat namını takıp ve o güneşin tek bir şuâı olan tarikat meşrebini o güneşin aynı gösterip, hükûmetin bazı dikkatsiz memurlarını aldatıp, hakikat-i Kur’âniyeye ve hakaik-i imaniyeye





    Denizli Hapishanesi: (bk. bilgiler - Denizli) anarşist: anarşizm yanlısı, hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzene karşı
    bâki: devamlı ve kalıcı olan, sonsuz dindarâne: dinine bağlı, dindarca
    ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler elem: acı, keder
    elîm: acı ve sıkıntı veren emniyet: güven
    fevkalâde: olağanüstü fâni: geçici olan, ölümlü
    hakaik-i imaniye: iman hakikatleri, esasları hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikati doğru gerçeği
    hakikat-i İslâmiyet: İslâm’ın doğru gerçeği hüküm: karar
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak
    iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma insaflı: vicdanlı
    itaatli: emirlere uyan ittiham etmek: suçlamak
    iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma kafile: grup, topluluk
    maatteessüf: ne yazık ki mahiyet: nitelik, özellik
    mahkûm etmek: hapis cezası vermek mahpus: tutuklu
    makam: derece mazlum: suçsuz, zulme uğrayan
    meşreb: hareket tarzı, metod muhafaza etmek: korumak
    münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen nam: isim, ünvan
    nâfi: faydalı nümune: örnek
    salâh-ı hâl: durumun düzelmesi suret: biçim, şekil
    takdir: övgü tarikat: mânevî ilerlemeye götüren yol
    terhis tezkeresi: görevin bittiğini gösteren belge tevehhüm-ü ebediyet: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak
    uzuv: organ velî: Allah dostu
    vilâyet: il zabıta: polis
    ziyade: çok, fazla âsâyiş: emniyet ve güven ortamı
    ıslah etmek: düzeltmek şuâ: ışık, parıltı
    Yazar : Risale Forum

  8. #58
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 411

    tesirli bir surette çalışan Nur talebelerine “tarikatçi” ve “siyasî cemiyetçi” namını vererek aleyhimize sevk etmek istiyorlar. Biz, hem onlara, hem onları aleyhimizde dinleyenlere, Denizli mahkeme-i âdilesinde dediğimiz gibi deriz:

    “Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşaallah!”

    İşte, ihtiyarlığımın sezgüzeştliğinden gelen ağrılara ve meyusiyetlere, imandan ve Kur’ân’dan imdada yetişen kudsî tesellilerle bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem. Hususan hapiste farz namazını kılan ve tevbe edenin herbir saati on saat ibadet hükmüne geçmesiyle ve hastalıkta ve mazlumiyette dahi herbir fâni gün, sevap cihetinde on gün bâki bir ömrü kazandırmasıyla, benim gibi kabir kapısında nöbetini bekleyen bir adama ne kadar medar-ı şükrandır, o mânevî ihtardan bildim, “Hadsiz şükür Rabbime” dedim, ihtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum. Çünkü ömür durmuyor, çabuk gidiyor. Lezzetle, ferahla gitse, lezzetin zevâli elem olmasından, hem teessüf, hem şükürsüzlükle, gafletle, bazı günahları yerinde bırakır, fâni olur, gider. Eğer hapis ve zahmetli gitse, zevâl-i elem bir mânevî lezzet olmasından, hem bir nevi ibadet sayıldığından, bir cihette bâki kalır ve hayırlı meyveleriyle bâki bir ömrü kazandırır. Geçmiş günahlara ve hapse sebebiyet veren hatalara kefaret olur, onları temizler. Bu nokta-i nazardan, mahpuslardan farzı kılanlar, sabır içinde şükretmelidirler.

    ON ALTINCI RİCA

    Bir zaman, ihtiyarlık vaktinde, Eskişehir hapsinden, bir sene cezayı çekip çıktım. Beni Kastamonu’ya nefyettiler. Polis karakolunda iki üç ay misafir ettiler. Benim gibi, sadık dostlarıyla görüşmekten sıkılan bir münzevî ve kıyafetinin tebdiline tahammül etmeyen bir adam, böyle yerlerde ne kadar azap çeker, anlaşılır.





    Eskişehir Hapsi: (bk. bilgiler) Kastamonu: (bk. bilgiler)
    Rab: Her bir varlığın her türlü ihtiyacını karşılayan, onları terbiye ve idare edip egemenliği altında tutan Allah azap: acı, sıkıntı
    bâki: devamlı ve kalıcı olan, sonsuz cemiyetçi: belli bir görüşe sahip olanların bir araya gelmelerini savunan
    cihet: taraf, yön elem: acı, keder
    farz: Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey ferah: rahatlık
    fâni: geçici olan, ölümlü gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
    hadsiz: sayısız hakikat: doğru gerçek
    hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikati, esası hayır: iyilik
    hususan: özellikle hüküm: karar
    ibadet: Allah’a kulluk etme ihtar: hatırlatma
    inşaallah: Allah’ın dilemesiyle kefaret: günahlardan ve hatalardan arınma vasıtası
    kudsî: kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak mahkeme-i âdile: adaletli mahkeme
    mahpus: tutuklu mazlumiyet: zulme uğramışlık
    medar-ı şükran: teşekkürün, şükrün kaynağı, sebebi meyusiyet: ümitsizlik
    münzevî: bir köşeye çekilip vaktini ibadetle geçiren nam: isim, ünvan
    nefyetmek: sürmek, sürgüne göndermek nevi: çeşit, tür
    nokta-i nazar: bakış açısı rica: ümit
    sergüzeşt: bir kimsenin başından geçen hâl ve olaylar sevk etmek: yöneltmek
    suret: biçim, şekil tahammül: dayanma, katlanma
    tebdil: değiştirme teessüf etmek: üzülmek
    tesirli: etkili teslim-i silâh etmek: yenilgiyi kabul edip silâhını teslim etmek
    vazife-i kudsiye: kutsal vazife zevâl: geçicilik, yokluk
    zevâl-i elem: acının bitmesi zındıka: dinsizlik
    şükretmek: teşekkür etmek, Allah’a karşı minnet duymak şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme


    Yazar : Risale Forum

  9. #59
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 412

    İşte ben bu meyusiyette iken, birden, inâyet-i İlâhiye ihtiyarlığımın imdadına geldi. O karakoldaki komiser, polislerle beraber, sadık dost hükmüne geçtiler. Hiçbir vakit şapkayı başıma koymayı ihtar etmedikleri gibi, benim hizmetçilerim misilli, istediğim zaman beni şehrin etrafında gezdiriyordular.

    Sonra, o karakolun karşısında, Kastamonu’nun medrese-i Nuriyesine girdim, Nurların telifine başladım. Feyzi, Emin, Hilmi, Sadık, Nazif, Salâhaddin gibi Nurun kahraman şakirtleri, Nurların neşri, teksiri için o medreseye devam ettiler. Gençlikte eski talebelerimle geçirdiğim kıymettar müzakere-i ilmiyeyi daha parlak bir surette gösterdiler.

    Sonra gizli düşmanlarımız bazı memurları ve bir kısım enaniyetli hocalar ve şeyhleri aleyhimize evhamlandırdılar. Bizi Denizli hapsine, beş altı vilâyetlerden gelen Nur talebelerini, o medrese-i Yusufiyede toplanmaya vesile oldular. Bu On Altıncı Ricanın tafsilâtı, Kastamonu’dan gönderip lâhikaya geçen ve Denizli hapsinde, oradaki kardeşlerime gizli gönderdiğim küçük mektuplar ve mahkemesindeki Müdafaa Risalesidir ki, bu Ricanın hakikatini parlak gösteriyorlar. Tafsilâtını lâhikaya, müdafaama havale edip, gayet kısa işaret edeceğiz.

    Ben, mahrem ve mühim mecmuaları, hususan Süfyâna ve Nurun kerametlerine dair risaleleri kömür ve odunlar altında sakladım, tâ benim vefatımdan veya baştaki başlar hakikati dinleyip akıllarını başlarına aldıktan sonra neşredilsinler diye müsterihâne dururken, birden taharrî memurları ve müddeiumumun muavini, menzilimi bastılar. O gizli ve ehemmiyetli risaleleri odunların altından çıkardılar. Hem beni tevkif edip Isparta Hapishanesine, sıhhatim muhtel bir halde gönderdiler. Ben pek çok müteellim ve Nurlara gelen o zarardan dehşetli müteessir iken, bir inâyet-i İlâhiye imdadımıza yetişti. O gizlenmiş ve ehl-i hükûmet





    Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli) Emin: (bk. bilgiler)
    Feyzi: (bk. bilgiler – Mehmed Feyzi) Hilmi: (bk. bilgiler)
    Isparta Hapishanesi: (bk. bilgiler – Isparta) Kastamonu: (bk. bilgiler)
    Müdafaa Risalesi: Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur talebelerinin çeşitli mahkemelere sundukları savunmaların yer aldığı risale Nazif: (bk. bilgiler – Ahmed Nazif Çelebi)
    Sadık: (bk. bilgiler – Sadık Demirelli) Salâhaddin: (bk. bilgiler)
    Süfyân: âhirzamanda geleceği ve İslâm dinini yıkmak için çalışacağı sahih hadislerde haber verilen dinsiz ve münâfık bir şahıs dair: ilgili, ait
    ehemmiyet: değer, önem ehl-i hükûmet: yöneticiler, hükûmette olanlar
    enaniyet: benlik, gurur evhamlandırmak: şüphelendirmek
    hakikat: doğru gerçek havale etmek: bir işi başka birine bırakmak, yönlendirmek
    hususan: özellikle ihtar etmek: uyarmak, hatırlatmak
    inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı, lütfu keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hâl ve hareket
    kıymettar: değerli lâhika: ek, ilave
    mahrem: gizliliği olan mecmua: belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser
    medrese-i Nuriye: Risale-i Nur’ların okunduğu yerler medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
    menzil: ev, mekân meyusiyet: ümitsizlik
    misilli: benzeri, gibi muavin: yardımcı
    muhtel: halel gelmiş, bozulmuş müdafaa: savunma
    müddeiumumî: iddia makamı, savcı mühim: önemli
    müsterihâne: içi rahat olarak, gönül rahatlığı ile müteellim: acı çeken
    müteessir: etkilenen, üzülen müzakere-i ilmiye: ilmî tartışmalar
    neşir: yayma neşretmek: yaymak
    rica: ümit risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    sadık: bağlı suret: biçim, şekil
    sıhhat: sağlık tafsilât: ayrıntılar
    taharrî memurları: araştırma memurları talebe: öğrenci
    teksir: çoğaltma telif: kitap yazma, yazılı eser ortaya koyma
    tevkif etmek: tutuklamak vesile: aracı
    vilâyet: il şakirt: öğrenci
    şeyh: bir tarikatın kurucusu ve başı
    Yazar : Risale Forum

  10. #60
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 413

    onları okumaya çok muhtaç olan o ehemmiyetli risaleleri kemâl-i merak ve dikkatle okumaya başlayıp, büyük resmî daireler adeta bir dershane-i Nuriye hükmüne geçti. Tenkit fikriyle takdire başladılar. Hattâ Denizli’de, hiç haberimiz yokken, fevkalâde perde altında, matbu Âyetü’l-Kübrâyı resmî ve gayr-ı resmî pek çok adamlar okudular, imanlarını kuvvetlendirdiler, bizim hapis musibetimizi hiçe indirdiler.

    Sonra bizi Denizli hapsine aldılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli, soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyarlık, hastalık ve benim yüzümden mâsum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nurların tatil ve müsaderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbâniye imdada yetişti. Birden o koca hapishaneyi bir dershane-i Nuriyeye çevirip bir medrese-i Yusufiye (a.s.) olduğunu ispat ederek, Medresetü’z-Zehrâ kahramanlarının elmas kalemleriyle Nurlar intişara başladı. Hattâ o ağır şerâit içinde Nurun kahramanı, üç dört ay zarfında yirmiden ziyade Meyve ve Müdafaat Risalesinden yazdı. Hem hapiste, hem hariçte fütuhata başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi.

    1 عَسٰۤى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrını tekrar gösterdi.

    Sonra birinci ehl-i vukufun yanlış ve sathî zabıtlara binaen aleyhimizde şiddetli tenkitleri ve Maarif Vekilinin dehşetli hücumuyla beraber, aleyhimizde bir beyanname neşretmesiyle, hattâ bazı haberlerle bir kısmımızın idamına çalışıldığı hengâmda, bir inâyet-i Rabbâniye imdadımıza yetişti. Başta Ankara ehl-i vukufunun şiddetli tenkitlerini beklerken, takdirkârâne raporları, hattâ beş sandık Nur Risalelerinde beş on sehiv buldukları halde, mahkemede onların sehiv ve yanlış gösterdikleri noktalar ayn-ı hakikat olduğunu ve onların sehiv ve yanlış dedikleri maddelerde kendileri sehiv ettiklerini ispat ettiğimiz gibi, beş yaprak raporlarında beş on sehiv ve yanlışlarını gösterdik. Ve yedi makamata gönderdiğimiz



    Not
    Dipnot-1 “Bakarsınız, sizin hoşlanmadığınız birşey, hakkınızda hayırlı olur.” Bakara Sûresi, 2:216.




    Denizli
    : (bk. bilgiler)




    Denizli Hapsi
    : (bk. bilgiler)
    Maarif Vekili: Milli Eğitim Bakanı Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler)
    Meyve Risalesi: On Birinci Şuâ Müdafaaname Risalesi: Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur talebelerinin çeşitli mahkemelere sundukları savunmaların yer aldığı risale
    Nurlar: Risale-i Nur Nurun kahramanı: Risale-i Nur’a hizmette çok fedakârlıkta bulunan
    ayn-ı hakikat: gerçeğin kendisi beyanname: açıklama belgesi
    binaen: dayanarak dershane-i Nuriye: Risale-i Nur’ların okunduğu yer
    ehemmiyetli: değerli, önemli ehl-i vukuf: bilirkişi heyeti
    fevkalâde: olağanüstü fütuhat: fetihler, yayılmalar
    gayr-ı resmî: resmi olmayan hariçte: dışarıda
    hengâm: zaman, dönem intişar: yayılma
    inâyet-i Rabbâniye: Allah’ın inâyeti, yardımı kemâl-i merak ve dikkatle: oldukça meraklı ve dikkatli bir şekilde
    makamat: makamlar, mertebeler matbu: basılmış
    medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer; hapishane menfaat: fayda, yarar
    musibet: belâ, büyük sıkıntı müsadere: toplama
    neşretmek: yayınlamak risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    sathî: sığ, yüzeysel sehiv: hata, yanılgı
    takdir etmek: bir şeye gerekli değeri göstermek takdirkârâne: takdir edercesine
    tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma teellüm: elem çekme
    teessüf etme: üzülme tenkit etmek: eleştirmek
    ufunetli: kötü ve pis kokulu zabıt: tutanak
    zarfında: içinde ziyade: çok, fazla
    Âyetü’l-Kübrâ: en büyük delil; Risale-i Nur’da Yedinci Şuâ adlı eser şerâit: şartlar
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 6/7 İlkİlk ... 234567 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •