Sayfa 5/7 İlkİlk 1234567 SonSon
64 sonuçtan 41 ile 50 arası

  1. #41
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 394

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>şöyle aydınlattırdı ki, “Ahbabın gittikleri âlem karanlıklı değil. Yalnız yerlerini değiştirdiler; yine görüşeceksiniz” diye ihtar etti. Ağlamayı tamamen kestirdi. Ve dünyada onların yerine geçecek ve benzeyecek olanları bulacağımı ifham etti.

    Evet, lillâhilhamd, hem vefat eden Van medresesini Isparta medresesiyle ihyâ edip, oradaki ahbapları dahi, daha çok, daha kıymettar talebeler ve ahbaplarla mânen ihyâ etti. Hem bildirdi ki, dünya boş, hâlî olmadığını ve harap olmuş bir memleket suretini yanlış tasavvur ettiğimi, belki Mâlik-i Hakikî hikmetinin iktizasıyla, sun’î insanların levhasını değiştiriyor, mektubunu tazelendiriyor. Bir ağacın bir kısım meyvelerini kopardıkça yerine yine başka meyvelerin geldiği gibi, nev-i beşerde bu zeval ve firak dahi bir teceddüddür, tazelenmektir. İman noktasında, ahbapsızlıktan gelen elîmâne bir hüzün değil, belki başka, güzel bir yerde görüşmek üzere ayrılmaktan gelen lezizâne bir hüzün veren bir tazelenmektir.

    Hem o dehşetli vaziyetten, kâinatın mevcudatının karanlıklı görünen yüzünü aydınlattı. Ben de o vakit o hâlete şükretmek istedim. Arabî şu fıkra geldi, tam o hakikati tasvir etti. Şöyle ki, dedim:

    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نُورِ اْلاِيمَانِ الْمُصَوِّرِ مَا يُتَوَهَّمُ اَجَانِبَ اَعْدَاۤءً اَمْوَاتًا مُوَحِّشِينَ اَيْتَامًا بَاكِينَ، اَوِدَّاۤءَ اِخْوَانًا اَحْيَاۤءً مُونِسيِنَ مُرَخَّصِينَ مَسْرُورِينَ ذَاكِرِينَ مُسَبِّحِينَ

    Yani, “O şiddetli hâletin tesirinden gelen gafletle, kâinatın mevcudatı, bir kısmı düşman ve ecnebî, HAŞİYE-1 bir kısmı müthiş cenazeler, diğer kısmı ise kimsesizlikten ağlayan yetimler suretinde, gafil nefsime tevehhümle gösterilen bu korkunç levhayı, nur-u imanla aynelyakin gördüm ki: O ecnebî, düşman görünenler



    Not
    Haşiye-1 Yani zelzele, fırtına, tufan, tâun, ateş gibi.






    Arabî
    : Arapça





    Isparta
    : (bk. bilgiler)
    Mâlik-i Hakikî: herşeyin gerçek sahibi olan Allah Van: (bk. bilgiler)
    ahbap: dostlar, sevilenler aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme
    dehşetli: ürkütücü, korkunç ecnebî: yabancı
    elîmâne: acı çektiren, elem veren firak: ayrılık
    fıkra: ifade, cümle gafil: gaflet içinde, duyarsız hareket eden
    gaflet: duyarsız olma, göz ardı etme hakikat: gerçek
    harap olmak: yıkılmak haşiye: dipnot
    hikmet: fayda, gaye hâlet: durum, hâl
    hâlî: ıssız hüzün: üzüntü
    ifham etmek: anlatmak ihtar etmek: hatırlatmak
    ihyâ etmek: hayat vermek iktiza eden: gerektiren
    kâinat: evren kıymettar: değerli
    lezizâne: lezzet verici lillâhilhamd: Allah’a hamd olsun!
    medrese: din eğitimi veren yüksek okul mevcudat: varlıklar
    mânen: mânevî olarak müthiş: dehşet veren
    nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden güç nev-i beşer: insanlar
    nur-u iman: iman aydınlığı sun’î: el yapımı
    suret: biçim, görünüş talebe: öğrenci
    tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek tasvir etmek: göz önünde canlandırmak
    teceddüd: yenilenme tesir: etki
    tevehhüm: vehimlenme, kuruntuya kapılma tufan: her tarafın sular altında kalması
    tâun: veba, bulaşıcı ve ölümcül hastalık vaziyet: durum
    yetim: babası ölmüş olan çocuk, kimsesiz zelzele: deprem
    zeval: yok olma âlem: dünya
    şükretmek: Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek

    Yazar : Risale Forum

  2. #42
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 395

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>birer dost, kardeştirler. Ve o müthiş cenazeler ise, kısmen hayattar ve ünsiyetkâr ve kısmen vazifeden terhis edilenlerdir. Ve o ağlayan yetimlerin vâveylâları ise, zikir ve tesbihin zemzemeleri olduğunu nur-u imanla gördüğümden, o hadsiz nimetlerin menbaı olan imanı bana veren Hâlık-ı Zülcelâle hadsiz hamd ediyorum. Ve bu dünyada, bu dünya kadar büyük, hususî dünyamdaki bütün mevcudatı, hamd ve tesbihât-ı İlâhiyede tasavvur ve niyetimle istimal etmek bir hakkım olduğu nokta-i nazarından, bütün o mevcudatın herbirisinin ve umumunun lisan-ı halleriyle beraber, “Elhamdü lillâhi alâ nûri’l-îmân deriz” demektir.

    Hem o gafletkârâne hâlet-i müthişeden hiçe inen ezvâk-ı hayat ve bütün bütün çekilip kuruyan emeller ve en dar bir daire içinde sıkışıp kalan, belki mahvolan şahsıma ait nimetler, lezzetler, birden—başka risalelerde kat’î bir surette ispat ettiğimiz gibi—nur-u imanla, kalbin etrafındaki o dar daireyi öyle genişlettirdi ki, kâinatı içine aldı ve o Horhor bahçesinde kurumuş ve lezzetini kaçırmış nimetler yerinde, dâr-ı dünya ve dâr-ı âhireti birer sofra-i nimet ve birer tabla-i rahmet şekline getirdi. Göz, kulak, kalb gibi on değil, yüz cihazat-ı insaniyenin herbirini, gayet uzun bir el suretinde, her mü’minin derecesi nisbetinde o iki sofra-i Rahmân’a uzatıp, her tarafından nimetleri toplayacak bir tarzda gösterdiğinden, hem bu ulvî hakikati ifade, hem o hadsiz nimete şükür için, o vakit böyle demiştim:

    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نُورِ اْلاِيمَانِ الْمُصَوِّرِ لِلدَّارَيْنِ مَمْلُوئَتَيْنِ مِنَ النِّعْمَةِ وَالرَّحْمَةِ، لِكُلِّ مُؤْمِنٍ حَقاً يَسْتَفِيدُ مِنْهُمَا بِحَوَاسِّهِ الْكَثِيرَةِ الْمُنْكَشِفَةِ بِاِذْن ِخَالِقِهِ


    Yani, “Dünya ve âhireti nimet ve rahmetle doldurmuş bir surette, hakikî mü’minlerin nur-u iman ve İslâmiyetle inkişaf ve inbisat etmiş bütün hasselerinin





    Elhamdü lillâhi alâ nûri’l-îmân: iman nurunu nasip eden Allah’a hamd olsun Horhor: (bk. bilgiler – Van)
    Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah cihazat-ı insaniye: insana ait cihazlar, organlar
    dâr-ı dünya: dünya yurdu dâr-ı âhiret: âhiret yurdu, öteki dünya
    emel: arzu, istek ezvâk-ı hayat: hayatın lezzetleri, zevkleri
    gafletkârâne: umursamaz ve duyarsız bir şekilde hadsiz: sayısız
    hakikat: esas, gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hamd: övgü ve şükür hasse: duyu, his
    hayattar: canlı hususî: özel
    hâlet-i müthişe: dehşet verici durum inbisat etmek: genişlemek, yayılmak
    inkişaf etmek: açığa çıkmak istimal etmek: kullanmak
    kat’î: kesin kâinat: evren
    lisan-ı hal: hâl ve beden dili menba: kaynak
    mevcudat: varlıklar müthiş: dehşet veren
    mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan nimet: iyilik, lütuf
    nisbetinde: ölçüsünde niyet: bir işi yapmayı önceden düşünme, maksat
    nokta-i nazar: bakış açısı nur-u iman: iman nuru, aydınlığı
    rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    sofra-i Rahmân: dünya ve âhirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Allah’ın sofrası sofra-i nimet: nimet sofrası
    suret: biçim, görünüş tabla-i rahmet: rahmet tablası, tezgâhı
    tasavvur etmek: düşünmek, hayal etmek terhis etmek: göreve son vermek, serbest bırakmak
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tesbihât-ı İlâhiye: Allah’ı zikir ve tesbih etmek
    ulvî: yüce umum: bütün, genel
    vâveylâ: çığlık, feryat yetim: babası ölmüş olan çocuk, kimsesiz
    zemzeme: nağme, hoş ses zikir: Allah’ı anma
    âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat ünsiyetkâr: dostça, cana yakın bir şekilde
    şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma
    Yazar : Risale Forum

  3. #43
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 396

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>elleriyle o iki muazzam sofradan istifadeyi temin eden ve gösteren nur-u iman nimetinin mukabiline, o imanı bana veren Hâlıkıma, bütün zerrât-ı vücudumla, dünya ve âhiret dolusu hamd ve şükür, elimden gelse yaparım” demektir. Madem iman bu âlemde bu tesirât-ı azîmeyi yapar; elbette dâr-ı bekàda öyle semerat ve füyuzâtı olacak ki, bu dünyadaki akılla onlar ihata edilmez ve tarif edilmez.

    İşte, ey benim gibi ihtiyarlık münasebetiyle pek çok dostların firak acılarını çeken ihtiyar ve ihtiyareler! Sizin en ihtiyarınız her ne kadar zâhiren benden yaşlı ise de, mânen ben onlardan daha ziyade ihtiyarlığımı tahmin ediyorum. Çünkü fıtratımda rikkat-i cinsiye ile acımak hissi ziyade bulunduğundan, kendi elemimden başka, binler kardeşlerimin elemlerini de o şefkat sırrıyla çektiğimden, yüzler sene yaşamış gibi ihtiyarım. Ve siz ne kadar firak belâsını çekmişseniz, benim kadar o belâya mâruz kalmamışsınız. Çünkü oğlum yoktur ki yalnız oğlumu düşüneyim. Bendeki fıtrî olan bu ziyade acımaklık ve şefkat, binler Müslüman evlâtlarının, hattâ mâsum hayvanların teellümlerine karşı dahi bir rikkat, bir elem, o sırr-ı şefkatle hissediyordum. Hususî bir hanem yoktur ki fikrimi yalnız ona hasredeyim. Belki bu memleketle ve belki âlem-i İslâmın kıt’asıyla, hanem gibi, hamiyet-i İslâmiye noktasında alâkadarım. Ve o iki büyük hanedeki dindaşlarımın elemleriyle müteellim ve firaklarıyla mahzun oluyorum.

    İşte bütün ihtiyarlığımdan ve firak belâlarından gelen teessürâtıma, bana nur-u iman tam kâfi geldi; kırılmaz bir rica, kopmaz bir ümit, sönmez bir ziya, bitmez bir teselli verdi. Elbette sizlere ihtiyarlıktan gelen karanlık ve gaflet ve teessürat ve teellümâta, iman kâfi ve vâfidir. Asıl en karanlıklı ve en nursuz ve tesellisiz ihtiyarlık ve en elîm ve müthiş firak, ehl-i dalâletin ve ehl-i sefahetin ihtiyarlıklarıdır ve firaklarıdır. O rica ve ziya ve teselli veren imanı zevk etmek ve tesirâtını




    Hâlık: her şeyi yaratan Allah alâkadar: alakalı, ilgili
    belâ: büyük sıkıntı dâr-ı bekà: sonsuzluk âlemi, âhiret
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler ehl-i sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkün olanlar
    elem: acı, keder elîm: acı ve sıkıntı veren
    evlât: çocuk firak: ayrılık
    füyuzât: feyizler, mânevî bolluk ve bereketler fıtrat: yaratılış, mizaç
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
    hamd: övgü ve şükür hamiyet-i İslâmiye: İslâmiyeti savunma gayreti
    hane: ev hasretmek: yöneltmek, özgü kılmak
    hususî: özel ihata etmek: kuşatmak kapsamak
    ihtiyare: yaşlı kadın istifade etmek: faydalanmak
    kâfi: yeterli kâfi ve vâfi: yeterli
    kıt’a: dünyanın kara parçalarından her biri, bölge, kara parçası mahzun: hüzünlü
    muazzam: azametli, çok büyük mukabil: karşılık
    mânen: mânevî olarak mâruz kalmak: bir şeyle yüzyüze gelmek
    mâsum: suçsuz, günahsız münasebetiyle: sebebiyle
    müteellim: acı çeken müthiş: dehşet veren
    nimet: lütuf, iyilik nur-u iman: iman nuru, aydınlığı
    rica: ümit rikkat: acıma, yufka yüreklilik
    rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması semerat: meyveler, neticeler
    sırr-ı şefkat: şefkatin içinde gizli olan sır teellüm: acı çekme
    teellümât: elemler, acılar teessürât: üzüntüler
    tesirât: tesirler, etkiler tesirât-ı azîme: büyük etkiler
    zerrât-ı vücud: bedenî oluşturan atomlar zevk etmek: tatmak, zevk almak
    ziya: ışık ziyade: çok, fazla
    zâhiren: dış görünüş itibariyle âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âlem: dünya, evren âlem-i İslâm: İslâm dünyası
    şefkat: karşılıksız sevgi ve merhamet şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme


    Yazar : Risale Forum

  4. #44
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 397

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>hissetmek için, ihtiyarlığa lâyık ve İslâmiyete muvafık ubudiyetkârâne bir tavr-ı şuurdârâne takınmakla olur. Yoksa, gençlere benzemeye çalışmak ve onların sarhoşça gafletlerine başını sokup ihtiyarlığını unutmakla değildir.

    خَيْرُ شَبَابِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِكُهُولِكُمْ وَشَرُّ كُهُولِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِشَبَابِكُمْ 1


    (ev kemâ kàl) meâlindeki hadisi düşününüz. Yani, “Gençlerinizin en iyisi, temkinde ve sefahetlerden çekilmekte ihtiyarlara benzeyenlerdir. Ve ihtiyarlarınızın en fenası, sefahette ve başını gaflete sokmakta gençlere benzeyenlerdir.”

    Ey kardeşlerim ihtiyarlar ve hemşire ihtiyareler! Hadis-i şerifte vardır ki, “Altmış yetmiş yaşlarında ihtiyar bir mü’min dergâh-ı İlâhiyeye elini kaldırıp dua ederken, rahmet-i İlâhiye onun elini boş döndürmeye hicap ediyor.” 2 Madem rahmet size karşı böyle hürmet ediyor; siz de rahmetin bu hürmetini, ubudiyetinizle ihtiram ediniz.

    ON DÖRDÜNCÜ RİCA

    Dördüncü Şua olan Âyet-i Nuriye-i Hasbiyenin başının hülâsası diyor ki:

    Bir zaman, ehl-i dünya beni herşeyden tecrid ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli verici ve medet edici nurlarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayet kuvvetli bir aşk-ı bekà ve şedit bir muhabbet-i vücut ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, bende hükmediyordu. Halbuki müthiş bir fenâ, o bekàyı söndürüyor. O hâletimde, yanık bir şairin dediği gibi dedim:

    Dil bekàsı, Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim,
    Bir devâsız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.



    Not
    Dipnot-1 Ali Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, s. 27; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 1:142; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:487.Dipnot-2 el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:244; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10:149.






    Hak
    : varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah




    Lokman
    : (bk. bilgiler – Lokman Hekim)
    acz: güçsüzlük aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    bekà: sonsuzluk bîhaber: habersiz
    dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı devâ: ilâç, çare
    dil: gönül ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
    ev kemâ kâl: veya söylediği gibi fakr: fakirlik
    fenâ: gelip geçicilik gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
    gurbet: yabancılık, vatanından uzak olma hâli hadis/hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hadsiz: sayısız, sınırsız hemşire: kız kardeş
    hicap etme: utanma, çekinme hâlet: durum, hâl
    hükmetmek: hakim olmak hülâsa: özet
    ihtiram etmek: saygı göstermek ihtiyare: yaşlı kadın
    iştiyak-ı hayat: yaşama şevki, şiddetli yaşama arzusu meâl: açıklama, anlam
    muhabbet-i vücut: var olma sevgisi muvafık: uygun
    mülk-ü ten: beden mülkü müthiş: dehşet verici, ürkütücü
    mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan nihayetsiz: sınırsız
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti, merhameti
    rica: ümit sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük
    tavr-ı şuurdârâne: şuurlu hareket tecrid etmek: soyutlamak, insanlardan uzak tutmak
    temkin: ağırbaşlılık, ihtiyatlı hareket etme ubudiyet: kulluk
    ubudiyetkârâne: kulluk ederek Âyet-i Nuriye-i Hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebeleri, nurları
    şedit: şiddetli şua: ışık, parıltı


    Yazar : Risale Forum

  5. #45
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 398

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Meyusâne başımı eğdim. Birden, 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ imdadıma geldi, “Beni dikkatle oku” dedi. Ben de günde beş yüz defa okudum. Okudukça, yalnız ilmelyakin ile değil, aynelyakin ile çok kıymettar envârından dokuz mertebe-i hasbiye bana inkişaf etti.

    BİRİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Bendeki aşk-ı bekà, bendeki bekàya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcelâlin bir isminin bir cilvesinin, mahiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın varlığına ve kemâline ve bekàsına müteveccih olan muhabbet-i fıtriye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, âyinenin bekàsına âşık olmuştu. حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ geldi, perdeyi kaldırdı. Gördüm ve hissettim ve hakkalyakin zevk ettim ki, bekàmın lezzeti ve saadeti, aynen ve daha mükemmel bir tarzda Bâkî-i Zülkemâlin bekàsına ve benim Rabbim ve İlâhım olduğuna tasdik ve imanımda ve iz’ânımda vardır. Bunun edillesi, zevi’l-ihsâsı hayrette bırakacak gayet derin ve dakik on iki hemhemler ve şuur-u imanlarla Risale-i Hasbiyede beyan edilmiştir.

    İKİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Fıtratımdaki hadsiz aczimle beraber, ihtiyarlık ve gurbet ve kimsesizlik ve tecridim içinde, ehl-i dünya desiseleriyle, casuslarıyla bana hücum ettikleri hengâmda kalbime dedim: “Elleri bağlı, zayıf ve hasta birtek adama ordular taarruz ediyor. Benim için bir nokta-i istinad yok mu?” diye, حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Bana o âyet bildirdi ki:


    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.






    Bâkî-i Zülkemâl
    : sonsuz olan ve sınırsız mükemmellik sahibi Allah





    Kâmil-i Mutlak
    : sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah
    Rab: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Risale-i Hasbiye: “Hasbünallahü ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter O ne güzel vekildir.)” âyetinin sırlarını ve mertebelerini anlatan risale
    Zât-ı Zülkemâl ve Zülcelâl: sonsuz mükemmellik ve büyüklük ve haşmet sahibi Zât, Allah acz: güçsüzlük
    aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk beyan edilmek: açıklanmak
    bizzat: doğrudan cilve: görüntü, yansıma
    dakik: ince desise: hile, aldatma
    edille: deliller ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
    envâr: nurlar fıtrat: yaratılış, mizaç
    gaflet: sorumsuzluk, duyarsızlık gurbet: yabancılık, vatanından uzak olma
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kesin bilgiye ulaşma
    hemheme: rüzgârın ağaçların yapraklarında çıkardığı sesler, uğultu hengâm: zaman, dönem
    ilmelyakîn: ilim yoluyla bir konuda kesin bilgi edinme imdada gelmek: yardıma gelmek
    inkişaf etmek: açılmak, ortaya çıkmak iz’ân: kesin anlama, idrak
    kemâl: kusursuzluk, mükemmellik kıymettar: değerli
    mahbub: sevgili mahiyet: esas nitelik, içyapı
    mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi meyusâne: ümitsizce
    muhabbet-i fıtriye: yaratılıştan var olan sevgi müracaat etmek: başvurmak
    müteveccih olan: yönelen nokta-i istinad: dayanak noktası
    saadet: mutluluk taarruz etmek: saldırmak
    tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama tecrid: soyutlanma, insanlardan uzaklaştırılma
    zevi’l-ihsâs: his sahipleri zevk etmek: zevk almak
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle İlâh: kendisine ibadet edilen, Allah
    şuur-u iman: iman şuuru, bilinci

    Yazar : Risale Forum

  6. #46
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 399

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İntisab-ı imanî vesikasıyla, kadîr-i mutlak öyle bir Sultana intisap edersin ki, zemin yüzünde, her baharda dört yüz bin milletten mürekkep nebâtat ve hayvânat ordularının bütün cihazatlarını kemâl-i intizamla vermekle beraber, başta insan olarak, hayvânâtın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil, medenî insanların son zamanlarda keşfettikleri et ve şeker ve sair taamların hülâsaları gibi, belki yüz derece o medenî hülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev’inden tohum ve çekirdek denilen Rahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dair kaderî tarifeler içinde sarıp, muhafaza için küçük sandukçalara koyup tevdi eder. O sandukçaların icadı, كُنْ emrinde bulunan ك-ن fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukla olur ki, Kur’ân der: “Hâlık emreder, meydana gelir.” Madem sen intisab-ı imanî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinad bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin.Ben de âyetten bu dersimi aldıkça öyle bir kuvve-i mâneviyeyi buldum ki, değil şimdiki düşmanlarıma, belki dünyaya meydan okuyabilir bir iktidar-ı imanî hissederek, bütün ruhumla beraber 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.

    ÜÇÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette daimî bir saadete namzet olduğumu iman telkin ettiği hengâmda, tahassür akıtan of, oftan vazgeçip, beşâşet izhar eden oh, oh dedim. Fakat bu gaye-i hayal ve hedef-i ruh ve netice-i fıtratın tahakkuku, ancak



    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.




    Hâlık
    : her şeyi yaratan Allah




    Rahmânî
    : Rahmân olan Allah’a ait
    Sultan: her şeyin hâkimi olan Allah beşâşet: güler yüzlülük
    bâki: sonsuz, devamlı ve kalıcı cihazat: cihazlar, organlar
    daimî: devamlı, sürekli dair: ilgili, ait
    ebedî: sonsuz erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
    gaye-i hayal: hayal edilen gaye, hedef gurbet: vatanından uzak olma
    hadsiz: sınırsız hayvânat: hayvanlar
    hedef-i ruh: ruhun hedefi hengâm: zaman, dönem
    hülâsa: öz olarak hazırlanmış besin maddesi icad: var etme, yaratma
    iktidar-ı imanî: imandaki iktidar ve güç inbisat: genişleme, büyüme
    intisab-ı imanî: iman ederek Allah’a bağlanma intisap etmek: bağlanmak
    izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak kaderî: kaderle belirlenmiş
    kadîr-i mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi kemâl-i intizam: mükemmel ve eksiksiz düzen
    keşfetmek: gizli olan bir şeyi ortaya çıkarmak kudret: Allah’ın bütün âlemleri kuşatan güç ve iktidarı
    kuvve-i mâneviye: mânevi güç, moral mazlumiyet: zulme uğramışlık
    medenî: çağdaş mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi
    muazzam: azametli, çok büyük muhafaza: koruma, saklama
    mükemmel: eksiksiz mürekkep: oluşmuş
    namzet olmak: aday olmak nebâtat: bitkiler
    netice-i fıtrat: yaratılışın gaye ve neticesi nev’i: çeşit, tür
    nokta-i istinad: dayanak noktası saadet: mutluluk
    sair: diğer, başka sandukça: küçük sandık
    taam: yiyecek tahakkuk: gerçekleşme
    tahassür: özlem, hasret çekme tarife: bir işlemin nasıl gerçekleştirileceğini gösteren belge
    tazyik: baskı telkin etmek: fikir aşılamak, öğüt vermek
    tevdi etmek: vermek tezkere: belge
    vesika: belge zemin: yer
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle

    Yazar : Risale Forum

  7. #47
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 400

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ve ancak bütün mahlûkatının bütün harekâtlarını ve sekenatlarını ve ahvâl ve a’mallerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak nev-i insanı kendine dost ve muhatap eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle ve insana nihayetsiz inâyet ve ehemmiyet vermesiyle olabilir diye düşünürken, bu iki noktada, yani, böyle bir kudretin faaliyeti ve zâhiren bu ehemmiyetsiz insanın hakikatli ehemmiyeti hakkında imanın inkişafını ve kalbin itminânını veren bir izah istedim. Yine o âyete müracaat ettim. Dedi ki: “حَسْبُنَا’daki نَا’ya dikkat edip, seninle beraber lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile حَسْبُنَا’yı kimler söylüyorlar, dinle” emretti.

    Birden baktım ki, hadsiz kuşlar ve kuşçuklar olan sinekler ve hesapsız hayvanlar ve nihayetsiz nebatlar ve gayetsiz ağaçlar dahi benim gibi lisan-ı hal ile 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ mânâsını yad ediyorlar. Ve herkesin yâdına getiriyorlar ki, bütün şerâit-i hayatiyetlerini tekeffül eden öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve maddeleri bir olan yumurtalar ve birbirinin misli gibi katreler ve birbirinin aynı gibi habbeler ve birbirine müşabih çekirdeklerden, kuşların yüz bin çeşitlerini, hayvanların yüz bin tarzlarını, nebâtâtın yüz bin nev’ini ve ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, iltibassız, süslü, mizanlı, intizamlı, birbirinden ayrı fârikalı bir surette, gözümüz önünde, hususan her baharda, gayet çok, gayet kolay, gayet geniş bir dairede, gayet çoklukla halk eder, yapar bir kudretin azamet ve haşmeti içinde, beraberlik ve benzeyişlik ve birbiri içinde ve bir tarzda yapılmalarıyla vahdetini ve ehadiyetini bize gösterir. Ve böyle hadsiz mucizâtı ibraz eden bir fiil-i rububiyete, bir tasarruf-u hallâkıyete müdahale ve


    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.




    Kadîr-i Mutlak
    : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah



    ahvâl
    : hâller, davranışlar
    azamet: büyüklük, yücelik a’mal: davranışlar, işler
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı görünmesi ehemmiyet: değer, önem
    fiil-i rububiyet: Cenâb-ı Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili fârikalı: birbirinden farklı
    gayetsiz: sayısız habbe: dane, tohum
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakikat: asıl, esas, gerçek
    halk etmek: yaratmak harekât: hareketler
    haşmet: görkem hususan: özellikle
    ibraz eden: gösteren iltibassız: birbirine karışmayan
    inkişaf: gelişme, açılma intizamlı: düzenli, tertipli
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik itminân: tatmin olma
    izah: açıklama katre: damla
    kavlen ve fiilen: sözle ve davranışla kudret: Allah’ın bütün âlemleri kuşatan güç ve iktidarı
    lisan-ı hal: hâl ve beden dili lisan-ı kàl: söz ile anlatım
    mahlûkat: varlıklar makam: derece, konum
    misl: benzer mizanlı: ölçülü
    muhatap: hitap edilen mu’cizât: mu’cizeler, bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler
    müdahale: karışma müracaat etmek: başvurmak
    müşabih: benzer nebat: bitki
    nebâtât: bitkiler nev-i insan: insan türü, insanlık
    nev’i: çeşit, tür nihayetsiz: sınırsız
    noksansız: eksiksiz sekenat: sakinlik, hareketsiz oluş
    suret: biçim, şekil tasarruf-u hallâkıyet: Allah’ın yaratıcılığını dilediği şekilde göstermesi
    tekeffül eden: kefil olan vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi
    vekil: sözcü, temsilci yad etmek: anmak
    yâdına getirmek: hatırına getirmek zâhiren: görünürde
    âciz-i mutlak: son derece güçsüz âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
    şerâit-i hayatiyet: hayat şartları

    Yazar : Risale Forum

  8. #48
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 401

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>iştirak mümkün olmadığını bildirir diye anladım. Her mü’min gibi benim hüviyet-i şahsiyemi ve mahiyet-i insaniyemi anlamak isteyenler ve benim gibi olmak arzu edenler, حَسْبُنَا ’daki نَا cemiyetinde bulunan ene’nin, yani nefsimin tefsirine baksınlar. Ehemmiyetsiz, hakir ve fakir görünen vücudum—her mü’minin vücudu gibi—neymiş, hayat neymiş, insaniyet neymiş, İslâmiyet neymiş, iman-ı tahkikî neymiş, marifetullah neymiş, muhabbet nasıl olacakmış, anlasınlar, dersini alsınlar.

    DÖRDÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücudumu sarsan arızalar, bir gaflet zamanıma rast gelip, şiddetle alâkadar ve meftun olduğum vücudumu, belki mahlûkatın vücutlarını ademe gidiyor diye elîm endişe verirken, yine bu âyet-i hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Mânâma dikkat et ve iman dürbünüyle bak.”

    Ben de baktım ve iman gözüyle gördüm ki, bu zerrecik vücudum, her mü’minin vücudu gibi, hadsiz bir vücudun âyinesi ve nihayetsiz bir inbisatla hadsiz vücutları kazanmasına bir vesile ve kendinden daha kıymettar, bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet bulunduğunu ve mensubiyet cihetiyle bir an yaşaması, ebedî bir vücut kadar kıymettar olduğunu ilmelyakin ile bildim. Çünkü, şuur-u imanla bu vücudum Vâcibü’l-Vücudun eseri ve san’atı ve cilvesi olduğunu anlamakla, vahşî evhamdan ve hadsiz firaklardan ve hadsiz mufarakat ve firakların elemlerinden kurtulup, mevcudata, hususan zîhayatlara taallûk eden ef’âl ve esmâ-i İlâhiye adedince uhuvvet rabıtalarıyla münasebet peydâ eylediğim, bütün sevdiğim mevcudata, muvakkat bir firak içinde daimî bir visal var olduğunu bildim. İşte, iman ile ve imandaki intisap ile, her mü’min gibi, bu





    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah adem: yokluk, hiçlik
    alâkadar: alakalı, ilgili bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz
    cemiyet: çoğul olma anlamı cihet: yön
    cilve: görüntü, yansıma daimî: devamlı, sürekli
    ebedî: sonsuz ef’âl: fiiler, davranışlar
    ehemmiyetsiz: önemsiz elem: acı, keder
    elîm: acı ve sıkıntı veren ene: Arapça’da “ben” anlamına gelen kelime
    esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri evham: kuruntular, şüpheler
    firak: ayrılık gaflet: umursamazlık, dalgınlık
    gurbet: yabancılık, vatanından uzak olma hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakir: küçük, ehemmiyetsiz hususan: özellikle
    hüviyet-i şahsiye: kişinin şahsî hüviyeti, kimliği ilmelyakîn: ilim yoluyla kesin bilgi sahibi olma
    iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma inbisat: genişleme, yayılma
    insaniyet: insanlık intisap: bağlanma
    iştirak: ortak olma, katılma kelime-i hikmet: hikmet ifade eden kelime
    kıymettar: değerli mahiyet-i insaniye: insana ait özellikler, insanın içyapısı
    mahlûkat: varlıklar marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma
    mağlûbiyet: yenilgi meftun: düşkün
    mensubiyet: mensup olmak, bağlı ve ait olmak mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi
    mevcudat: varlıklar mufarakat: ayrılık
    muhabbet: sevgi muvakkat: geçici
    münasebet peydâ etmek: bağlantı kurmak müracaat etmek: başvurmak
    müteaddit: bir çok, çeşitli mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nefs: kişinin kendisi nihayetsiz: sınırsız
    rabıta: bağlantı taallûk eden: ilgilendiren, ait olan
    tefsir: açıklama, yorum uhuvvet: kardeşlik
    vahşî: ilkel, korkutucu vesile: aracı
    visal: kavuşma vücud: varlık
    zerrecik: atom, maddenin en küçük parçası zîhayat: canlı
    âyet-i hasbiye: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” mânâsındaki “Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl” âyeti şuur-u iman: iman şuuru, bilinci
    Yazar : Risale Forum

  9. #49
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 402

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>vücudum dahi hadsiz vücutların firaksız envârını kazanır. Kendi gitse de onlar arkada kaldığından, kendisi kalmış gibi memnun olur.Hülâsa, ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekândır, bâki bir meyveyi sümbül vermektir.

    BEŞİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Yine bir vakit hayatım çok ağır şerâitle sarsıldı ve nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm ki, ömrüm koşarak gidiyor, âhirete yakınlaşmış; hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş. Halbuki, Hayy ismine dair risalede izah edilen hayatın mühim vazifeleri ve büyük meziyetleri ve kıymettar faideleri böyle çabuk sönmeye değil, belki uzun yaşamaya lâyıktır diye müteellimâne düşündüm. Yine üstadım olan 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Dedi: “Sana hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak.”

    Ben de baktım, gördüm ki: Hayatımın bana bakması bir ise, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma bakması yüzdür. Ve bana ait neticesi bir ise, Hâlıkıma ait bindir. Şu halde, marzî-i İlâhî dairesinde bir an yaşaması kâfidir, uzun zaman istemez.

    Bu hakikat dört mesele ile beyan ediliyor. Ölü olmayanlar veyahut diri olmak isteyenler, hayatın mahiyetini ve hakikatini ve hakikî hukukunu o dört mesele içinde arasınlar, bulsunlar ve dirilsinler. Hülâsası şudur ki:

    Hayat, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma baktıkça ve iman dahi hayata hayat ve ruh oldukça bekà bulur, hem bâki meyveler verir. Hem öyle yükseklenir ki, sermediyet cilvesini alır; daha ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmaz.

    ALTINCI MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Mufarakat-i umumiye hengâmında olan harab-ı dünyadan haber veren âhirzaman hâdisâtı içinde mufarakat-i hususiyemi ihtar eden ihtiyarlık ve âhir ömrümde bir hassasiyet-i fevkalâde ile


    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.





    Hayy
    : gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah





    Hayy-ı Kayyûm
    : her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah
    bekà: sonsuzluk, devamlılık ve kalıcılık beyan etmek: açıklamak
    bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz cilve: görüntü, yansıma
    dair: ilgili, ait envâr: nurlar
    firak: ayrılık hadsiz: sayısız
    hakikat: gerçek, esas hakikî: gerçek
    harab-ı dünya: dünyanın sonu, kıyametin kopması hassasiyet-i fevkalâde: olağanüstü hassasiyet, duyarlılık
    hengâm: zaman, dönem hukuk: haklar
    hâdisât: hadiseler, olaylar hülâsa: özet olarak
    ihtar etmek: hatırlatmak izah etmek: açıklamak
    kâfi: yeterli kıymettar: değerli
    mahiyet: temel özellik marzî-i İlâhî: Allah’ın rızasına uygun olan işler
    mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi meziyet: üstün özellik
    mufarakat-i hususiye: özel ayrılık mufarakat-i umumi: geniş çaplı ayrılık
    mühim: önemli müracaat etmek: başvurmak
    müteellimâne: elem duyarak, kederlenerek nazar-ı dikkat: dikkatli bakış
    netice: son, sonuç risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    sermediyet: daimîlik, süreklilik tazyikat: baskılar, sıkıntılar
    tebdil-i mekân: yer değiştirme visal: kavuşma
    vücud: varlık âhir: son
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat âhirzaman: dünya hayatının kıyamete yakın son devresi
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle üstad: hoca, öğretmen
    şerâit: şartlar

    Yazar : Risale Forum

  10. #50
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Altıncı Lem'a - Sayfa 403

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>fıtratımdaki cemalperestlik ve güzellik sevdası ve kemâlâta meftuniyet hisleri inkişaf ettikleri bir zamanda, daimî tahribatçı olan zeval ve fenâ ve mütemadî tefrik edici olan mevt ve adem, dehşetli bir surette bu güzel dünyayı ve bu güzel mahlûkatı hırpaladığını, parça parça edip güzelliklerini bozduğunu, fevkalâde bir şuur ve teessürle gördüm. Fıtratımdaki aşk-ı mecazî bu hale karşı şiddetli galeyan ve isyan ettiği zamanda bir medar-ı teselli bulmak için, yine bu âyet-i hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Beni oku ve dikkatle mânâma bak.”

    Ben de Sûre-i Nur’daki 1 اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَ اْلاَرْضِ (ilâ âhir) âyetinin rasathanesine girip, imanın dürbünüyle bu âyet-i hasbiyenin en uzak tabakalarına ve şuur-u imanî hurdebiniyle en ince esrarına baktım, gördüm:

    Nasıl ki âyineler, şişeler, şeffaf şeyler, hattâ kabarcıklar, güneş ziyasının gizli ve çeşit çeşit cemâlini ve o ziyanın elvân-ı seb’a denilen yedi renginin mütenevvi güzelliklerini gösteriyorlar; ve teceddüd ve taharrükleriyle ve ayrı ayrı kabiliyetleriyle ve inkisaratlarıyla o cemal ve o güzellikleri tazeleştiriyorlar; ve inkisaratlarıyla güneşin ve ziyasının ve elvân-ı seb’asının gizli güzelliklerini güzel izhar ediyorlar. Aynen öyle de, Şems-i Ezel ve Ebed olan Cemîl-i Zülcelâlin cemâl-i kudsîsine ve nihayetsiz güzel Esmâ-i Hüsnâsının sermedî güzelliklerine âyinedarlık edip cilvelerinin tazelenmesi için, bu güzel masnular, bu tatlı mahlûklar, bu cemalli mevcudat, hiç durmayarak gelip gidiyorlar. Kendilerinde görünen güzellikler ve cemaller kendilerinin malı olmadığını, belki tezahür etmek isteyen sermedî ve mukaddes bir cemâlin ve daimî tecellî eden ve görünmek isteyen mücerret ve münezzeh bir hüsnün işaretleri ve alâmetleri ve lem’aları ve



    Not
    Dipnot-1 “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.




    Cemîl-i Zülcelâl: heybet ve yücelik sahibi, güzelliği sonsuz olan Allah Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri
    Sûre-i Nur: Nur Sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 24. sûresi adem: yokluk, hiçlik
    alâmet: belirti, işaret ayinedarlık: bir şeyin özelliklerini yansıtan, ayna olan
    aşk-ı mecazî: gerçek olmayan aşk, geçici şeylere âşık olma cemalperestlik: güzelliğe düşkünlük
    cemâl: güzellik cemâl-i kudsî: Cenâb-ı Allah’ın her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh güzelliği
    cilve: görünme, yansıma daimî: devamlı, sürekli
    dehşetli: korkunç, ürkütücü elvân-ı seb’a: yedi renk
    esrar: sırlar fena: gelip geçicilik, yok oluş
    fevkalâde: olağanüstü fıtrat: yaratılış, mizaç
    galeyan: coşup taşma, öfkelenme hurdebin: mikroskop
    hüsün: güzellik ilâ âhir: sonuna kadar
    inkisarat: kırılmalar inkişaf etmek: açılmak, ortaya çıkmak
    izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak kabiliyet: yetenek
    kemâlât: mükemmel özellikler lem’a: parıltı
    mahlûk: varlık mahlûkat: varlıklar
    masnu: sanatla yapılmış, sanat değeri yüksek medar-ı teselli: teselli kaynağı
    meftuniyet: tutkunluk, düşkünlük mevcudat: varlıklar
    mevt: ölüm mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak
    mücerret: soyutlanmış münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
    müracaat etmek: başvurmak mütemadî: sürekli bir şekilde
    mütenevvi: çeşit çeşit nihayetsiz: sınırsız
    rasathane: gözlem evi sermedî: daimi, sürekli
    suret: biçim, şekil taharrük: hareket etme
    tahribatçı: her şeyi yıkan, dağıtan teceddüd: yenilenme
    tecellî etmek: görünmek, yansımak teessür: üzüntü
    tefrik edici: ayırıcı tezahür etmek: görünmek
    zeval: yok olma, gelip geçicilik ziya: ışık
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle âyet-i hasbiye: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” mânasındaki “Hasbünallahü ve ni’me’l-vekîl” âyeti
    Şems-i Ezel ve Ebed: Ezel ve Ebed Güneşi; bu tabir ezelden ebede bütün varlık âlemini aydınlatan Cenâb-ı Hak için bir benzetme olarak kullanılır şeffaf: saydam, parlak
    şuur: bilinç şuur-u imanî: iman şuuru, bilinci

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 5/7 İlkİlk 1234567 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •